Bilgi İçin Tıklayınız!
Şu an KozanBilgi.Net 'de 0 Üye 39 Misafir Bulunmaktadır. Buraya Tıklayarak Görebilirsiniz...
Anasayfan YapFavorilerine EkleE PostaPlayerHarita
KozanBilgi.Net - Türkiye'nin Bilgi Paylaşım Portalı
Bugün 02.09.2014 
          
Ana Sayfa
          
Forumlar
          
Yazılar
          
Resimler
          
Videolar
        
Kozan
          
Şiirler
          
Dosyalar
          
Hesabım
          
Gizlilik Bildirimi
          
Forum Kuralları
  Üyelik      Hatırla    Yeni Kayıt - Şifremi Unuttum -      Aklından Neler Geçiyor ? Canlı Destek
Bilgi İçin Tıklayınız!...
» Konu Açan sancakbeyi   
 KozanBilgi.Net Forumları
 Coğrafya - Çevre Bilimleri
       TÜRKİYE’DE NÜFUS

TÜRKİYE’DE NÜFUS

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Nüfusun tanımını yapınız.
2. Türkiye’de ilk nüfus sayımı ne zaman yapılmıştır? Araştırınız.
3. Türkiye’de nüfus hareketleri nasıl gelişmiştir? Araştırınız.
4. Nüfus artışının ülke ekonomisi üzerindeki etkilerini araştırınız.

1.BÖLÜM: TÜRKİYE’DE NÜFUS
Bir ülkede veya bölgede bulunan insanların sayısına nüfus denir. Nüfusun niceliği, artış hızı, yaş grupları, doğum-ölüm, ortalama yaşam süresi, bağlılık oranı, cinsiyet durumu, okur-yazarlık kentleşme vb. nüfusun yapısını oluşturan temel taşlardır.
Günümüz nüfus Yapısının özelliklerini ifade ederken, bu ifadelerin daha önceki sayım yılları ile ayrıca diğer kıta ve ülkelerle mukayese edilmesi, nüfusumuzun karakteristik özelliklerini tanıtmada bize yardımcı olacaktır .
1.1. Cumhuriyetten Önce Nüfusun Durumu
Türkiye tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen 1071 tarihinden 'başlayarak hatta bu tarihten evvel, doğudan boylar halinde ülkemize sokulan göç dalgaları Anadolu'yu bir yerleşme alanı haline getirmiştir. Bu yerleşme: dolayısı ile nüfuslanma, Doğu Anadolu'dan başlayarak kademeli bir şekilde batıya doğru yüzyıllarca devam etmiştir. Bu devirdeki nüfusumuz fetihler ve doğudan gelen göçlerin de etkisiyle sürekli çoğalmış, 18. asırda (Gerileme Devrinde) fethedilen toprakların tekrar kaybedilmesine bağlı olarak, hem nüfusumuz azalmaya başlamış, hem de tekrar doğuya doğru hareketlenmiştir. Bu nüfus akımı (Balkanlardan Anadoluya) günümüze kadar devam edegelmiştir.
Selçuklular ve Beylikler dönemine ait nüfusumuzun Nicel ve Nitelik yönleri pek bilinmemektedir.
Osmanlılar devrinde, bugünkü anlamda nüfusumuzun sosyo-ekonomik yönleri en ince ayrıntısına kadar incelenmemiş, dolayısıyla periyodik nüfus sayımlan yapılamamıştır. Bununla birlikte bazı demografik bilgilere rastlayabiliriz. Ömer Lütfi Barkan; 1445 yılından bu yana 30-40 yıl aralıklarla nüfus ve arazi tahminlerinin yapıldığını ve bunların zamanın birer istatistik kütüğü özelliğini gösterdiğini ve bu defterler incelendiğinde; 1520-1530 yılları arasında Mısır, Irak, Tuna nehri ve öteki Avrupa toprakları hariç nüfusumuzun 11.3 milyon olduğunu ifade etmektedir. Reşat Aktan'a göre ise aynı dönemde nüfusun 60 milyon olduğu ifade edilmektedir.
Osmanlılar döneminde: 1831-1844-1856 ve 1878 yıllarında askerî ve vergi gücünün tespiti maksadı ile sayımlar yapılmış fakat yapılan bu sayımlar ya sınırlı alanları kapsamış veya sadece erkek nüfusu dikkate alınmıştır. Bu sebeple demografik ihtiyaçlar tam karşılanamadığı için genel olarak bilimsel bir anlam ifade etmemektedir. 1844'de nüfusun 36.5 milyon, 1884 yılında ise 28.9 milyon olduğu Ö. Celal Şart, tarafından ifade edilmektedir .
1.2. Cumhuriyet Döneminde Nüfus Artışı Ve Hızı
Ülkemizde ilmî esaslara göre nüfus sayımları ilk defa Cumhuriyet döneminde yapılmıştır. Türkiye'de ilk nüfus sayımı 1927 yılında, ikincisi 1935 yılında ve diğer sayımlar ise her beş yılda bir olmak üzere kanun gereği yapılmaktadır. 1990 yılındaki sayımdan sonraki sayımların her on yılda bir yapılacağı kanun hükmüne bağlanmıştır.
Yıl Nüfus Artış (%0) 
1927 13.648.200 
1935 16.158.000 21 
1940 17.820.900 19 
1945 18.790.200 10.
1950 20.947.200 22 
1955 24.754.800 28 
1960 27.754.800 28 
1965 31.391400 25 
1970 35.605.100 25 
1975 40.347.700 25 
1980 44.734.900 20 
1985 50.664.400 25 
1990 56.473.035 21 
1997 62.865.574 15 

Türkiye'de Sayım Yıllarına Göre Nüfus ve Artış Miktarı
1927 yılından 1997 yılma kadar Türkiye'de yapılan nüfus sayımı sonuçları Tablo l' de görüldüğü gibi 1927 nüfus sayımı ile 1997 sayımı arasındaki 70 yıllık zaman zarfında Türkiye nüfusu 13.648.200 kişiden 62.865.574 yükselerek kişiye yükselerek 49.217.374 kişilik bir artış göstermektedir . 
1.3. Nüfus Hareketleri
Türkiye'de nüfusun artışına etki eden geçici ve sürekli sebepler vardır. Bunlardan birincisi; memleketimiz dış ülkelerden zaman zaman Türk göçmenler almıştır. Bu göçler; Yunanistan, Kıbrıs, Eski S.S.C.B Afganistan, Romanya, Eski Yugoslavya, Bulgaristan, 1991 de Irak ve Bosna-Hersek'ten olmuştur. İstiklâl savaşından sonra, Yunanistan'da yaşayan Türklerden 350.000 kadarı Türkiye'deki Rumlarla mübadele edilerek memleketimize yerleştirilmişlerdir. 1950-1951 kış mevsiminde Bulgaristan, ülkesindeki Türklerden 250.000 kadarını, 1990 yılında da 250.000 kadarını Türkiye'ye göndermiştir. 1927-1965 yılları arasında büyük bir kısmı Bulgaristan Yugoslavya ve Yunanistan olmak üzere Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 850.000'den fazladır. 1939 yılında Hatay'ın Anavatan'a katılması ile 200.000 kadar nüfus Türkiye nüfusuna eklenmiştir. Fakat göç yoluyla nüfusumuza katılanların miktarı 1927-1960 yılları arasında %4'ü geçmemektedir.
Nüfus artışının %96'ya varan en büyük kısmı doğum sayısının ölüm sayısından fazla olmasından gelmektedir. Fakat son zamanlara kadar ülkemizin tümü için kullanılabilecek doğum ve ölüm istatistikleri yapılamamış olduğundan, Türkiye'de her yıl ne kadar insanın doğduğunu, ne kadar insanın öldüğünü ve doğum fazlası (tabii artış) diyeceğimiz aradaki farkın ne olduğunu bilemiyoruz.
Bu noktada bir fikir edinmek için birbiri ardından gelen iki sayım arasındaki artış sayısını alıp, bundan yukarıda söylenen geçici olayların payı çıkarıldıktan sonra geri kalan sayı, geçen süre (5 yıl) içindeki doğum fazlasından ileri gelmiş farz edilebilir. Bu sayı 5'e bölünecek olursa adı geçen devre içinde her yıla düşen ortalama doğum fazlasına eşit diyebileceğimiz bir sayı elde edilir. Bu sayı binde (%o 0) olarak söylenen bir oran ile de gösterilebilir .
Şimdiye kadar Türkiye'de yapılan nüfus sayımlarında birbirinden çok farklı doğum fazlası oranları elde edilmiştir. 1935 de doğum fazlasının yıllık ortalama oranı % 021 idi. Bu oran 1940 yılında biraz azalarak % 019 olmuş, 1945'de büsbütün azalarak % 010'a düşmüş, fakat 1950'de birden bire yükselerek % 022, 1955 yılında % 028'e yükselmiş fakat 1960-yılmda % 028 olarak kalmıştır. Daha sonraki devrelerde: 1965 % 025, 1970'de % 025, 1975'de % 025, 1980'de % 020 1985 % 025, 1990'de % 021 1997 de % 15'e düşmüştür.
1940-1945.yıllan arasında nüfus artışında görülen ağırlaşmanın en etkili sebebi, o yıllarda Türkiye'de ana-baba olacak yaştaki nüfus sayısının az oluşudur ki; bu azlık l. Dünya Savaşı ile İstiklâl savaşına rastlayan ölüm-kalım devresinde Türkiye'de doğum oranlarının azalmasından ileri gelmiştir. İşte bu yüzden 1940-1945 arasındaki devrede doğum sayısı azalmış, fakat 1945 "den sonraki devrede artık harpler sona ermiş bulunduğundan ana-baba say ısı artmış ve bu yüzden doğumlar fazlasıyla çoğalmıştır.

Türkiye’de 1927-2000 yılları arası nüfus değişimi

1960-1965 yılları arasında bir evvelki dönemde yükselen artış hızına az da olsa düşme görülmektedir (% 024,6). Bu düşüşte dış ülkelere çalışmaya giden işçi sayılarının fazlalığı yanında doğurgan yaş grubunun bir evvelki döneme göre az olmasının yaş yapısında yaptığı değişme ile ilgilidir .
Normal şartlarda artış oranının önümüzdeki yıllarda da yüksek kalacağı veya çok yavaş bir yükselme göstereceği söylenebilir. Bir taraftan bütün dünyada olduğu gibi, genel sağlık şartları düzelmekte, hastalıklara karşı evvelce bilinmeyen kuvvetli karşı koyma vasıtaları bulunmaktadır. Öte taraftan da her ülkede şehir nüfusu oranının artması ile kendini gösteren doğum azalmasının Türkiye'de de etkisini duyurmak için epeyce zaman geçecek gibi görünmektedir. İleriki konularda göreceğimiz gibi, Türkiye'de 'şehir nüfusu oranı ancak azar azar yükselmekte, nüfus plânlamasının etkileri zamanla kendini göstermektedir.
1.4. Nüfus Artışının Ekonomik Coğrafya Bakımından Önemi
Bilindiği gibi ülkemizde nüfusun hızla artması, bir yandan ölüm oranı azalırken, öte yandan doğum oranı normal seyrini takip ederek kendini göstermektedir. Bu durum son yıllarda uzun süren harplerin sebep olduğu boşlukları doldurmak, tarım ve sanayi alanındaki iş gücü eksikliklerini kapatmak gibi faydalar sağlamışsa da şimdi ekonomik kalkınma çabalarımızı kösteklemek suretiyle ağır bir problem yaratmaktır.
Ekonomik kalkınmanın en sade ifadesi, fert başına düşen yıllık millî gelirin artması demektir. Millî gelir belli bir hızla artarken nüfus da hızlı artıyorsa, fert başına düşen gelir seviyesinde hiç değişiklik olmaz. Nüfusun hızla artması, tarımsal üretimi kısmak gibi tedbirlerle önlemek mümkün olmadığı için ülkemizdeki düşük hayat seviyesini yükseltebilmek üzere büyük çabalar gerekir. Hükümetin ilk 5 yıllık planında millî gelir için her yıl %7 gibi yüksek sayılabilecek bir artma hızı kabul edildiği halde, sağlanması büyük fedakârlıklar isteyen bu oranı elde etmek için, nüfusun % 3'e yakın bir hızla artmakta olması yüzünden, fert başına ancak yıllık % 4'lük bir gelir artışı aksedecektir Bu durum ise buna yakın bir artış hızı ile gelişmekte olan batı ülkeleri ile aramızdaki açığın kapatılmasını son derece güçleştirecektir .
Yakın zamanlara kadar, artan nüfusu ile ülkemiz, ürünlerinin bir kısmını dış piyasaya arz edebilirken şimdi bunların hemen hemen tamamını kendisi tüketmekte, hatta evvelce ihraç edebildiği bazı maddelerin eksikliğini şimdi ithalat yoluyla kapatmak zorunda kalmaktadır. Hızla artan nüfus, iş bulmakta güçlük çeken sınıfa katılmaktadır. Tarım işlerinin sınırlı hacmi karşısında, toprakla geçinen büyük kitle arasında ekonomistlerin "gizli işsizlik" dedikleri durum meydana gelmekte, bu ise daha iyi yaşama şartları umudu ile köylerden şehirlere doğru akına sebep olmakta ve şehirlerde de işsiz grubu yaratmaktadır. Bütün bu fazla nüfus grubunu yaşatmak ve biraz olsun yaşama seviyesini yükseltmek için çok büyük çabalara ihtiyaç olduğu böylelikle görülmektedir.
Bulunduğumuz şartlar içinde nüfusumuzun hızlı artışına ancak uzun vadeli bir nüfus politikası ile etki yapmak düşünülebilir. Vatandaşları daha sağlam ve daha uzun ömürlü yapmak için bu politikada ölüm sebeplerine karşı mücadele devam etmektedir. Doğumlara gelince; bunu kısmak üzere devlet tarafından herhangi bir müdahale değil, ancak fertlerin sağlık şartları korunmak suretiyle istedikleri zaman ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olmaları söz konusu olabilir. Bu yolla doğurganlık seviyesinde kısmî bir azalma göstermesinin önemli etkileri olacağı tahmin edilmektedir .
2. BÖLÜM: NÜFUSUN YAPISI
2.1. Cinsiyet Durumu 
Türkiye nüfusu hemen hemen eşit oranlarda kadın ve erkeklerden meydana gelmektedir. Ülkemizde ve diğer toplumlarda her yüz kız çocuğuna karşılık 103 veya 115 arasında değişen erkek çocuğu olmaktadır. Doğuştan sayı bakımından erkeklerin lehine olan bu durum daha sonraları çeşitli sosyal olaylar, özellikle iş kazaları, savaşlar ve erken ölümler sonucu biraz daha kız çocukları lehine olmaktadır. 1927 sayımında kadın oranı % 51.9, erkeklerin oranı % 48.1'idi. Çünkü yakın zamanda; Balkan, Trablus, 1. Dünya ve İstiklâl Savaşı ülkemizde erkek nüfusunu azaltan, kadın nüfusunu ise artıran başlıca unsur olmuştur. Benzeri durumları sadece yurdumuzda değil, uzun savaşlardan çıkmış komşumuz İran ve Irak gibi ülkelerde de görmekteyiz. 1927'den sonraki sayımlarda doğal olarak kadınların yüzde oranı düşerken, erkeklerin yüzde oranlarında bir artma görülmektedir. Örneğin 1997 yılında erkek nüfusu % 50,7 ve kadın nüfusu ise % 49,3 oranındadır.



Türkiye Nüfus Piramidi (DİE-1990)
Türkiye genelinde kadın-erkek dağılımı farklılıklar göstermektedir. Büyük şehirlerimizde özellikle (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Konya vb.) erkek nüfusunun daha yoğun olduğu, kırsal alanlarda ise kadın nüfusunun unlukta bulunduğu görülür. Bunun nedeni erkeklerin büyük şehirlere okumak ve iş bulmak maksadıyla gelmiş olmalarıdır .

Yıl Erkek Nüfus (%) Kadın Nüfus (%)
1927 48.1 51.9
1935 49.1 50.9
1940 49.9 50.1
1945 50.3 49.7
1950 50.8 49.7
1955 50.8 49.2
1960 51 49
1965 51 49
1970 50.6 49.4
1975 51.4 48.6
1980 50.7 49.3
1985 50.7 49.3
1990 50.7 49.8
1997 50.7 49.3
Türkiye’de nüfusun cinsiyet oranları
2.2.Nüfusun İktisadî Faaliyetlere Göre Gruplanması
Türkiye nüfusunun yarıya yakınım hayatını çalışarak kazanan insanlar teşkil etmektedir. Geriye kalanı ise meslekleri belirsiz veya muayyen bir meslek sahibi olmayanlarla, ev kadınları ve çocuklardan oluşur.

Çalışan Nüfusun Sektörel Dağılımı (1997)
1997 sayım sonuçlarına göre faal nüfusun;
% 53.7 Tarım (Ziraat, Hayvancılık, Ormancılık, Balıkçılık)
% 17.8 Sanayi (İmalât, Maden, İnşaat vb. .)
% 24,5 Ticaret ve Hizmet, sektörlerinde çalışmaktadır.
Az gelişmiş ülkelerde, toplam çalışan nüfusun %90’a yakını tarımsal nüfus özelliği taşır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus %10 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde, hizmet ve sanayide çalışanların oranı oldukça fazladır. 
ÇALIŞANLARIN FAALİYET KOLU TOPLAM SAYISI YÜZDE ORANI
TARIM SEKTÖRÜ
Ziraat, Ormancılık, Avcılık, Balıkçılık, Hayvancılık 8.219.000 %40
SANAYİ SEKTÖRÜ
Maden Sanayi, İmalat Sanayi,
Elektrik, Gaz Ve Su, İnşaat Ve Bayındırlık 176.000
3.602.000
111.000
1.323.000 %25
TİCARET SEKTÖRÜ
Toptan Ve Perakende, Ticaret, Lokanta Ve Oteller 2.916.000 %14
ULAŞIM SEKTÖRÜ
Ulaştırma, Haberleşme, Depolama 926.000 %4
Hizmet Sektörü
Mali Kurumlar, Sigorta, Taşınmaz Mallara Ait İşler Ve Kurumları, Yardımcı İş Hizmetleri Toplum Hizmetleri Sosyal Ve Kişisel Hizmetler 516.000
3.024.000 %17
İyi Tanımlanmamış Faaliyetler 20.813.000 %100

İktisadi faaliyet kollarına göre nüfusun dağılımı (1992)

Türkiye’de 1927 yılında nüfusun %90’ı tarım, %10’u sanayi ve hizmet sektöründe çalışmaktaydı. 1950-1960’lı yıllarda tarım sektöründeki nüfus azalmaya başlamıştır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra, sanayileşme hızının artmasıyla tarım sektöründeki nüfus %50’nin altına düşmüştür . 
2.3. Doğum - Ölüm Oranları Ve Doğurganlık Hızı
Doğurganlık hızı: Bir kadının 15-49 yaşları arasında doğurduğu ortalama çocuk sayısıdır. Aşağıdaki tabloda sayım yıllarına göre bu durum gözlenmektedir.
Yıllar Ölüm Oranı % Doğum Oranı % Doğurganlık Hızı %
1940-1945 27.2 37.1 …………………
1945-1950 17.6 38.7 ………………..
1950-1955 14.1 42.2 ……………….
1955-1960 12.6 44.0 6.8
1960-1965 15.3 41.3 6.2
1965-1970 13.5 40.8 5.3
1970-1975 10.1 34.2 5.0
1975-1980 10.0 32.2 4.3
1980-1985 ? ? ?
1980-1990 7.29 27.69 3.4

Doğum-ölüm oranları ve doğurganlık hızı

Bilindiği gibi Sosyo-Ekonomik gelişme ile doğurganlık arasında ters bir orantı mevcuttur. Diğer yandan kadın nüfusun evlenme oranı da şüphesiz doğum oranını etkileyen bir başka faktördür. Bireysel hayatın görüldüğü ülke, bölge ve yörelerde ise yükselebilmektedir.
Ülkemizde ekonomik ve kültürel gelişmenin daha fazla, evlenmelerin ise daha az görüldüğü kentlerde doğurganlık hızı minimumu bulurken, coğrafî bölgelerimiz içinde ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş olanlar (Marmara, Ege) az doğurgan, gelişmemiş olanlar ise (Doğu-Güneydoğu) daha çok doğurgandır. Türkiye 1997 verilerine göre gelişmiş ülkelerin yaklaşık iki misli daha fazla doğurgan olduğu (% 032.2) gelişmemiş ülkelerden ise daha düşük doğurganlık değerlerine sahiptir.

Bölgeler (Kır-Kent) Doğurganlık Hızı (%)
Ege ve Marmara 2.9
Akdeniz 3,8
İç Anadolu 4,3
Karadeniz 5,0
Doğu ve Güney Doğu Anadolu 6,3
Türkiye Ortalaması 4,3
Kırsal Kesim 5,1
Kent 3,7

Türkiye’de Doğurganlık Hızının Dağılışı (1997)
2.4. Ortalama Yaşam Süresi
Yurdumuzda ölüm oranlan sürekli bir azalma göstermektedir. Bu azalmaya paralel olarak insan ömrü her geçen dönem biraz daha uzamaktadır.
Bu olumlu gelişme Türkiye genelinde insanlarımızın 45 yıl gibi bir zaman zarfında 15 yıllık bir ömre sahip olduğunu gösterir. İnsan ömrünün uzamasında; beslenme, sağlık hizmetleri ve diğer çeşitli ihtiyaçların yeterince karşılanması etkili olmaktadır. Türkiye'de iktisadî ve sosyal kalkınma ile sağlık hizmetlerinin gelişmesi insan ömrünün uzayacağı sonucunu göstermektedir.
Ortalama hayat sürelerinin kadın ve erkekler arasında fazlalık gösterdiğini görmekteyiz. Bir çok ülkede kadınların erkeklerden daha fazla yaşadığı görülmektedir. Ülkemizde de aynı durum gözlenmektedir . 
2.5. Nüfusun Yaş Yapısı 
Her hangi bir ülkenin yaş yapısı denildiğinde: 0-14, 15-64, 65 yaşından büyük nüfus gruplarının toplam nüfus içindeki oranı anlaşılır. Sosyal yapının değerlendirilmesinde nüfusun yaş bakımından yapı tarzını bilmek önem kazanmaktadır. Nüfusun yaş durumu ve bunda meydana gelen değişiklikler, sosyal yapı tahlillerinde kıymetli bir göstergedir.
0-14 arası yaş grubunun maksimum değeri 1960 yılında aldığını, bu devreden sonra genç nüfusumuzun kademeli bir şekilde azaldığını, dolayısıyla nüfus artış hızının düştüğünü görmekteyiz. Ekonomik ve sosyal yönden gelişmesini gerçekleştirmiş, buna paralel olarak ortalama yaşam süresi artmış (76 yaş üstü) ülke ve kıtalarda; 15-64 yaş grubu bir artış, 0-14 grubunda ise azalma olduğu, 65 sonrası yaşlarda sadece ülkemizde azalma, diğerlerinde bir yükselme olduğu bilinmektedir.
Ekonomik ve kültürel gelişmesini gerçekleştirememiş ülkelerde ise yaş grupları yukarıdaki yapının tersini göstermektedir. Türkiye yaş yapısı ile dünya ülkeleri arasındaki durumuna göre daha çok gelişmekte olan ülkelere yakınlık göstermektedir.
Yaş yapısından faydalanılarak ülkelerin, bölgelerin, kır ve kentlerin "Bağlılık Oranlan" hesaplanmaktadır. Türkiye'nin yaş yapısı açısından Bağlılık oram 1980 yılına göre şöyledir.
0-14 yaş arası : 17.243.000 (Bağlanan Nüfus) 
15-64 yaş arası : 25.328.000 (Bağlanan Nüfus) 
65+sonrası : 2.166.000 (Bağlanan Nüfus)
(0-14)+ (65) x 100 = 64,4 Bağlılık oranı (15-64)

 


KozanBilgi.Net 'Türkiyenin Bilgi Paylaşım Portalı'

"Ne mutlu Türk'üm diyene"

False
sancakbeyi
Ulu Üye


Durumu Dışarıda
» Etiketler     türkİye’de,nüfus,
» Benzer BaşlıklarHit...
Yeni Libya Yönetimi ve Türkiye’den Beklentileri: T
506
Unilever 36 ülkeyi Türkiye’den yönetecek
186
Türkiye’deki Teröre Avrupa’nın Yaklaşımı
480
Türkiye’deki Kaplıcalar ve Maden Suları
459
Türkiye’deki Barajlar.....
224
» Cevap Veren TurkesManga   

3. BÖLÜM: NÜFUS YOĞUNLUĞU 
Türkiye'de nüfusun gelişmesi ve bu gelişmenin doğurduğu problemden sonra, Türkiye'de nüfusun dağılışı konusuna girmeden önce nüfus yoğunluğu kavramına girmek gerekir. Daha önceki konularda görmüş olduğumuz nüfus artışı problemi sıkı sıkıya nüfus yoğunluğuna bağlı olduğu gibi; nüfusun dağılışı da nüfusun sayısal ifadesi olan nüfus yoğunluğu kavramından ayrılamaz ve bu kavram iyice aydınlanmadan anlaşılamaz.
3.1 Aritmetik Yoğunluk (Global Yoğunluk)
Herhangi bir yerleşme biriminde genel nüfusun toplam alana oranı ile bulunan değere aritmetik yoğunluk, mutlak veya global yoğunluk adı verilir.
Toplam Nüfus Miktarı 
Aritmetik Nüfus Yoğunluğu = 
Toplam Alan

Çeşitli nüfus yoğunluklarının (Aritmetik, Ziraî, Fizyolojik) hesaplanmasında bir alışkanlığın sonucu, çoğu kez alanlar km2'ye düşen insan sayısı olarak ifade edilmektedir.
1997 nüfus sayımı sonuçlarına göre Türkiye aritmetik nüfus yoğunluğunun 81 olduğu görülmektedir Bu ortalama yoğunluk Türkiye'nin izdüşüm alanı (779.452 km2) dikkate alınarak hesaplanmıştır. Türkiye'nin gerçek alanına göre (814.578 km2) yoğunluğu ise biraz daha düşüktür. 
Yoğunluk ister gerçek ve isterse izdüşüm alanlarına göre bulunsun Türkiye'nin aritmetik nüfus yoğunluğu Dünya ortalamasından 52 kişi daha fazladır. Ancak sayısal bir gerçeği işaret eden bu karşılaştırma oldukça da yanıltıcıdır. Çünkü dünya ortalama nüfus yoğunluğu hesaplanırken çok geniş bölgeleri kapsayan ve genellikle sürekli yerleşmeye uygun bulunmayan kutup takkeleri ve çöller de dikkate alındığından, dünya ortalaması gerçek değerinden daha da düşük çıkmıştır.
Türkiye'den çok daha yüksek aritmetik yoğunluklar; Batı ve Orta Avrupa, Akdeniz'in kuzey ülkeleri ve Güney Asya ülkelerinde görülmektedir. Ortadoğu, Afrika (Nijerya hariç) Kuzey ve Güney Amerika ve Okyanusya, ülkemizden daha az nüfus yoğunluğuna sahip kıta ve bölgelerdir.
Doğu komşularımız (B.D.T) 12, İran 22, Irak 29 ve güney komşumuz Suriye 45 (Türkiye'den daha tenha), Batı komşularımız (Yunanistan 78, Bulgaristan 81) ise daha çok nüfusludur. Bu değer Japonya 322, Almanya 220 ve Hollanda'da 429'dur .
3.1.1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğunun Dağılışı 
1997 yılı sayım sonuçlarına göre 81 olan nüfus yoğunluğumuz coğrafî bölgelerimiz arasında da dengesiz bir dağılış göstermekte, hatta her coğrafî bölge, bölüm, yöre ile her mülkî idare biriminde de her il, kendi sınırlan içinde (il, ilçe, bucak, köy) çok farklı yoğunluklara sahip yöreleri ihtiva etmektedir.


Türkiye’de sayım yıllarına göre nüfus yoğunluğu


Türkiye’de Nüfus Yoğunluğunun İllere Göre Dağılışı


Nüfusun Alanlara Göre Dağılışı

Bölgeler Gerçek Alan (km2) % Toplam Nüfus Nüfus Yoğunluğu
Marmara Bölgesi 67.300 8,5 15.452.306 229,6
Ege Bölgesi 85.000 11 8.260.741 97,1
Akdeniz Bölgesi 122.100 15 9.049.781 74,1
Güneydoğu Anadolu Bölgesi 61.000 7,5 4.940.686 81
Doğu Anadolu Bölgesi 171.000 21 6.779.847 39,6
İç Anadolu Bölgesi 162.000 20 9.960.902 61,4
Karadeniz Bölgesi 146.178 18 8.421.311 57,6
Toplam 814.578 100 62.865.574 81

Tablo 7: Coğrafi Bölgelerimizin Alanlara Göre Toplam Nüfusu ve Nüfus Yoğunlukları 
(1997)
Bu tablodaki sıralamaya dikkat edecek olursak; Marmara ve Ege bölgeleri Türkiye ortalamasının üstünde bir değer gösterirken İç Anadolu, Doğu Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz bölgeleri Türkiye'nin en tenha bölgeleri olma özelliğini göstermektedir. Güneydoğu Anadolu bölgesi ise Türkiye ortalaması ile aynıdır. Kıyı bölgelerimizin çok, iç bölgelerimizin az nüfuslanmış olmasını çeşitli sebeplere bağlayarak açıklayabiliriz. Bu nedenlerin başında iklim ve toprak şartlan bakımından elverişli bir ortam meydana getiren sahil bölgelerimizin kıyı ovalarının geniş alanlar kaplamasıdır .
Nüfus yoğunluğunun bu farklı dağılımı sadece Türkiye'de görülen bir durum değildir. A.B. D., Çin, B.D.T. gibi geniş alanlar kaplayan ülkelerde farklı yoğunluktaki nüfus dağılışı daha da bariz bir duruma gelmiş ve dengesizlik büyümüştür.
Yurdumuzda ve diğer dünya ülkelerinde, nüfusun bazı yerlerde fazla, bazı yerlerde ise seyrek olması tesadüflerin eseri değildir. Bir yerin nüfuslanması özel bir takım şartlara bağlı olabileceği gibi, bir takım ortak özelliklere de bağlıdır. Yurdumuzdaki nüfusun dağılışını etkileyen bir takım faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Ziraat alanlarının genişliği ve verimlilik düzeyi,
2. Başta sıcaklık ve yağış olmak üzere, klimatik şartların elverişliliği,
3. Önem sırasına göre: Karayolları, demiryolları, denizyolu ve havayolu ulaşımının gelişmesi ve süresi,
4. Turizm imkanları ve bunların değerlendirilebilirle ölçüsü,
5. Tarihi birikim,
6. Yeraltı kaynaklarının rezervi ve tenoru,
7. Doğal bitki örtüsünün (ormanlar) yaygınlığı, sıklığı ve kalitesi
8. Çeşitli amaçla yatırımların yeteri kadar gerçekleştirilebilmesi vb.
Çeşitli bölge ve yörelerimizde görülen farklı aritmetik nüfus yoğunlukları, arz-talep ilişkileri sonucu yurt düzeyinde farklı yatırımlara, dolayısıyla farklı ekonomik gelişmelere neden olmaktadır. Başka bir deyişle Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinin diğer bölgelerimize nazaran daha az gelişmiş bulunmaları, bir noktaya kadar az nüfuslanma ile ilgilidir.
3.2. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu
Her hangi bir yerleşme biriminde (ülke, köy, kent vs. )yaşayan toplam nüfusun (Tarım + tarım dışı nüfus) o birimde bulunan ekili-dikili alana oranıdır. Fizyolojik nüfus yoğunluğu: genel nüfusun tarım toprakları üzerindeki baskısını göstermesi açısından "Aritmetik Nüfus Yoğunluğuna" oranla daha anlamlıdır.
Toplam Nüfus
Fizyolojik nüfus yoğunluğu = 
Tarım Alanı

Fizyolojik nüfus yoğunluğu toplam nüfusun beslenebilirle derecesini bir ölçüye kadar ifade etmekle birlikte, tarım yapılmayan fakat ekonomik değerleri bulunan orman, çayır-mera alanlarını kapsamadığı için soyut bir kavram olarak nitelendirilmektedir. Diğer taraftan tarım dışındaki ulaşım, endüstri, ticaret ve turizm gibi ekonomik faaliyetlerin bu yoğunluğun tanımında bulunmaması sonucunu doğurmaktadır.
1997 sonuçlarına göre nüfusumuz 62.865.574, ekili ve dikili alanlarımız ise nadas hariç 270.000 km2 olduğundan
62.865.574
Fizyolojik nüfus yoğunluğumuz = =233 dır.
270.000

Türkiye'de 80.000 km2'yi bulan nadas alanları dikkate alınırsa ortalama fizyolojik nüfus yoğunluğu azalabilecektir (180 kişi). Bu yoğunluğun düşmemesi toplam nüfusumuzun ekili-dikili yerler üzerindeki baskısını azaltacağından, ekonomimiz açısından rahatlık sağlayabilecek, başka bir deyişle daha az nüfus daha çok tarım alanından yararlanabilecektir.

ÜLKE NÜFUS (bin) TARAIM ALANI (km2) FİZYOLOJİK YOĞUNLUK
Türkiye 62.865.574 270.000 233
Danimarka 5.146.000 29.200 176
Macaristan 10.375.000 55.819 186
Kanada 27.297.000 390.500 70
A.B.D. 248.710.000 1.967.400 126

Tablo 8: Bazı Dünya Ülkelerinin Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu (1997)

A.B.D ve Kanada gibi geniş tarım alanlarına sahip bulunan ülkeler işe, Türkiye'den hem daha çok tarım ürünü almakta ve hem de daha az beslenme sıkıntısı çekmekte, düşük fizyolojik yoğunlukları taşımaktadır.
3.2.1. Türkiye'de Fizyolojik Nüfus Yoğunluğunun Dağılışı
Aritmetik nüfus yoğunluğunda olduğu gibi fizyolojik nüfus yoğunluğunda da Türkiye genelinde düzenli olmayan bir dağılış göze çarpmaktadır.

YIL NÜFUSU TARIM ALANI (km2) FİZYOLOJİK YOĞUNLUK
1950 20.947.200 154.470 136
1960 27.754.800 253.240 110
1970 35.605.100 273.390 130
1980 44.736.900 275.750 162
1990 56.473.035 280.000 202
1997 62.865.574 270.000 233

Tablo 9: Sayım Yıllarına Göre Fizyolojik Nüfus Yoğunlukları (1997)
Fizyolojik nüfus yoğunluğunun 1950 yılındaki değerinin 1960 ve 1970 yıllardaki değerden fazla olduğu dikkati çekmektedir. Bunun nedeni meraların tarım arazisi ne dönüştürülmesidir.
İç Anadolu Bölgesinde; (Ankara) hariç Türkiye ortalamasının (233) altında bulunmaktadır.Güneydoğu Anadolu Bölgesi Adıyaman,Şanlıurfa,Mardin Türkiye ortalamasının altındadır.Marmara Bölgesi Türkiye ortalamasından iki kat daha fazla yoğunluk göstermektedir.Karadeniz Bölgesinde tüm illerde Türkiye ortalamasının altındadır.Ege ve Akdeniz Bölgeleri Türkiye ortalamasından fazla bir yoğunluğa sahiptir . 
3.3. Ziraî Nüfus Yoğunluğu
Geçimini topraktan sağlayan çiftçi nüfusunun, ekili-dikili alanlara oranıyla elde edilen değere "Ziraî Nüfus Yoğunluğu" denir.
Ziraî yoğunluk, bir birim alandan geçimini sağlayan çiftçi nüfus sayısını belirlediğinden, bu yoğunluk ne kadar az olursa, o ülke veya bölgedeki çiftçilerin yaşam düzeyi teorik olarak yükselebilecektir. Şüphesiz çiftçilerin yaşam düzeylerinin yükselmesinde yalnız tarım alanlarının artışı değil, verimliliğin de yükselmesi etkili olacaktır.
Kırsal Nüfus Miktarı 
Zirai Nüfus Yoğunluğu = 
Tarım Alanlarının Yüzölçümü

Türkiye'nin 1997 sayımı sonuçlarına göre köy ve bucak nüfusu 21.983.217'dir. Nadas hariç ekili-dikili alanlar ise 270.000 km2'dir. Bu tanıma göre;

21 989 217 
Ziraî Nüfus Yoğunluğu = =81’dir.
270.000
Türkiye ortalaması olan bu yoğunluk gerçeğe yakın olmakla beraber, pek de sağlıklı değildir. Çünkü zirâatle geçimini sağlayan nüfusun gerçek sayısı tam olarak bilinememektedir. 
3.3.1.Ziraî Yoğunluğun Dağılışı
Türkiye genelinde Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesi diğer bölgelerimiz arasında en yüksek ziraî yoğunluklara sahip bulunmaktadır. Bu iki bölgemizde çiftçi nüfusun tarım toprakları üzerindeki baskısı diğer bölgelerimizden daha fazladır.
Bu baskı her ne kadar Karadeniz bölgesinde coğrafî şartların elverişliliği sonucu, hem ekonomik değeri yüksek kültür bitkileri yetiştirmekte hem de tarım topraklarından sağlanan verimlilik fazla olmaktadır. Buna karşılık Doğu Anadolu'da ise verimlilik düşük gerçekleştiği gibi, ekonomik değeri az olan tahıl zirâati yaygın bulunmaktadır. Karadeniz ve Doğu Anadolu'da ziraî yoğunlukların yüksek olması, yani topraktan geçinebilme zorlukları bu iki bölgeden diğer bölgelere zaman zaman nüfusun göç etmesine neden olmaktadır.
3.4. Ekonomik Nüfus Yoğunluğu
Bir ülkede yaşayan insanların geçim kaynaklan çeşitlidir. Zirâat, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık, endüstri, ulaşım, iç ve dış ticaret bunların başlıcalarıdır. Buna bağlı olarak da gelirleri de farklıdır. Herhangi bir ülkede bütün kaynaklardan elde edilen gelirin millî gelir miktarına göre orada yaşayan insan sayısına çok veya uygun miktarda olduğu hakkında bir fikir edinilebilir. Mesela gelir kaynakları çok az olan bir yerde l km2 genişliğindeki bir alanın verimi, ancak 5 kişiyi geçindiriyorsa ve burada 10 kişi bulunuyorsa bu alanda nüfus sıklığı var demektir.
Milli Gelir 
Ekonomik Değer Taşıyan Alan
Ekonomik Nüfus Yoğunluğu = 
Nüfus
X Geçim Endeksi
Ekonomik Değer Taşıyan Alan

Bu nüfus yoğunluğunun bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye çok değişmesi doğaldır. Geçim endeksinin çeşitli bölgelerde birbirinden farklı olduğu açık bir gerçektir. Bu sebeple ekonomik nüfus yoğunluğunu tespit edebilmek çok zordur .

DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Cumhuriyetten önce ülkemizdeki nüfus durumunu anlatınız.
2. Cumhuriyet döneminde sayım yıllarına göre nüfus artışını tablo ile gösteriniz.
3. Nüfusun Türkiye’deki cinsiyet durumu hakkında bilgi veriniz.
4. Çalışan nüfusun sektörel dağılımını şekil üzerinde göstererek açıklayınız.
5. Türkiye’de bölgelere göre doğurganlık hızı hakkında bilgi veriniz.
6. Aritmetik nüfus yoğunluğu hakkında bilgi veriniz.
7. Fizyolojik nüfus yoğunluğu hakkında bilgi veriniz.
8. Zirai nüfus yoğunluğu hakkında bilgi veriniz.


SÖZLÜK
A
Aritmetik: Matematiğin, konusu sayılar, bunların özellikleri ve işlemler olan kolu
D
Doğurgan: Çok doğuran.
F
Faktör: Etken, etmen:
Fizyoloji: Canlıların hücre, doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl yerine geldiklerini inceleyen bilim dalı.
H
Hizmet : Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma:
İ
İktisat: Ekonomi.
Milli gelir: Bir yıllık toplumsal üretimde, üretim araçları için harcananların düşülmesinden sonra kalan bölüm, ulusal gelir.
N
Nüfus: Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı.
O
Oran: Büyüklük, nicelik, derece bakımından iki şey arasında veya parça ile bütün arasında bulunan bağıntı, nispet:
P
Plan: Bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi için uyulması tasarlanan düzen:
S
Sayım: Saymak işi, tadat.
Sanayi: Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü, endüstri.
Y
Yoğunluk: Bir alanda insan sayısının fazla olması.

KAYNAKLAR
1. GÜNGÖRDÜ, H., 2001, Türkiye’nin Beşeri ve Ekonomik Coğrafyası, Nobel Yayıncılık, 1. Basım, Ankara.
2. ŞAHİN, C., DOĞANAY, H., 1999, Türkiye Coğrafyası, Gündüz Eğitim Yayıncılık, Ankara
3. KARADAĞ, S., ŞAHİN, S., 2003, Türkiye Beşeri ve Ekonomik Coğrafyası, Gündüz Eğitim ve Yayıncılık, Ankara
4. ATALAY, İ., 2001, Genel Fiziki Coğrafya, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir, 5. Baskı, s.170.
5. TANRIVERDİ, S., 2003, Sosyal Bilgiler, Kozan Yayınları, Ankara
6. KUNT, G., 1975, Türkiye’de Nüfus, Ofset Yayınları, Ankara
7. TÜMERTEKİN, E., ÖZGÜÇ, N., 1998, Beşeri Coğrafya, Çantay Kitapevi, İstanbul
8. AYDIN, C., 1986, Coğrafya, Doğan Yayıncılık, Ankara


İÇİNDEKİLER
ÜNİTE 1 
TÜRKİYE’DE NÜFUS

1.BÖLÜM: TÜRKİYE’DE NÜFUS 1
1.1. Cumhuriyetten Önce Nüfusun Durumu 1
1.2. Cumhuriyet Döneminde Nüfus Artışı Ve Hızı 2
1.3. Nüfus Hareketleri 3
1.4. Nüfus Artışının Ekonomik Coğrafya Bakımından Önemi 5
2. BÖLÜM: NÜFUSUN YAPISI 6
2.1. Cinsiyet Durumu 6
2.2.Nüfusun İktisadî Faaliyetlere Göre Gruplanması 7
2.3. Doğum - Ölüm Oranları Ve Doğurganlık Hızı 9
2.4. Ortalama Yaşam Süresi 10
2.5. Nüfusun Yaş Yapısı 10
3. BÖLÜM: NÜFUS YOĞUNLUĞU 11
3.1 Aritmetik Yoğunluk (Global Yoğunluk) 11
3.1.1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğunun Dağılışı 12
3.2. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu 15
3.2.1. Türkiye'de Fizyolojik Nüfus Yoğunluğunun Dağılışı 16
3.3. Ziraî Nüfus Yoğunluğu 17
3.3.1.Ziraî Yoğunluğun Dağılışı 17
3.4. Ekonomik Nüfus Yoğunluğu 18
DEĞERLENDİRME SORULARI 19
SÖZLÜK 20
KAYNAKLAR 21


KozanBilgi.Net 'Türkiyenin Bilgi Paylaşım Portalı'

Resimler Sadece üyeler içindir!

"Bende bir elma, Sende de bir elma varsa;
Ben sana bir elma verirsem, Sen de bana bir elma verirsen:
İkimizin de de birer elması olur.
Fakat, bende bir bilgi, Sende bir bilgi varsa;
Ben sana bir bilgi verirsem, Sen de bana bir bilgi verirsen:
Bende iki bilgi, Sende de iki bilgi olur!" [Konfiçyüs]

 

BİZ BATIDA ÇOCUKLARIMIZ İÇİN SAVAŞIRKEN,
BAZILARI DOĞUDA BİZİMLE SAVAŞSIN DİYE ÇOCUK YAPIYOR!..
BU ÜLKEYİ UCUZA ALMADIK BEDAVAYA DA VERMEYİZ !

 

TurkesManga
Genel Yayın
Yönetmeni


Durumu Dışarıda
Bu konuda 1 Sayfa 1 Cevap Var
» Son Konular İstatistik Forumda Ara
Kozan Ticaret Odası Temmuz Ayı Meclıs Toplantısı Y...
Gaziköy Jandarmadan Uyuşturucuya Geçit Yok...
DOHAYKO’dan Kozan Belediyesi’ne teşekkür...
Çeşitli dernek ve kurumlardan Başkan Musa Öztürk’e...
Hukuksuz Kıyıma ve Ön Yargıya Hayır...
Üst Kategori (13)
Alt Kategori (160)
Konular (30080)
Cevaplar (3877)
Toplam Adettir

Başlık : Konu : Cevap :
» Bugün Giren Üyeler : 0
|#Genel Sorumlu|@Site Yöneticisi|*Bölüm Editörü|+Forum Editörü|!Sohbet Editörü|Gezici Üye|Normal Üye|Hevesli Üye|Azimli Üye|
|Çalışkan Üye|Verimli Üye|Bağımlı Üye|Abone Üye|Tiryaki Üye|Yıldız Üye|Bilgin Üye|Prof Üye|Üstad Üye|Süper Üye|Altın Üye|Ulu Üye|
» CopyrightYukarı Git
2oo6-2o14 © KozanBilgi.Net - Türkiye'nin Bilgi Paylaşım Portalı
KozanBilgi.Net © Türkeş Manga Tarafından Kurulmuştur. Bu sitede yer alan bilgiler KozanBilgi.Net adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
ÖNEMLİ NOT: Sitemizde, 5651 Sayılı Kanunun 8. Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine Göre, Tüm Üyelerimiz Yazdıkları Mesajlar ve Konulardan Kendileri Sorumludur.
Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildiriniz. İletişim Adresimiz : turkesmanga@windowslive.com