Şu an KozanBilgi.Net 'de 0 Üye 33 Misafir Bulunmaktadır. Buraya Tıklayarak Görebilirsiniz...
Anasayfan YapFavorilerine EkleE PostaPlayerHarita
KozanBilgi.Net - Türkiye'nin Bilgi Paylaşım Portalı
Bugün 20.04.2014 
          
Ana Sayfa
          
Forumlar
          
Yazılar
          
Resimler
          
Videolar
        
Kozan
          
Şiirler
          
Dosyalar
          
Hesabım
          
Gizlilik Bildirimi
          
Forum Kuralları
  Üyelik      Hatırla    Yeni Kayıt - Şifremi Unuttum -      Aklından Neler Geçiyor ? Canlı Destek
» Konu Açan sancakbeyi   
 Forum
 Sosyal Bilgiler
       Bebek ve Çocuk Piskolojisi

BEBEK PSİKOLOJİSİ

 

UYKU BOZUKLUKLARI                                                                                               01

BEBEKLİKTE YEME BOZUKLUKLARI                                                                    01

TRAVMA SONRASI OLABİLECEK DURUMLAR                                                     01

UYUM BOZUKLUKLARI                                                                                   02

BEBEKLİKTE KAYGI BOZUKLUKLARI                                                                   03

BEBEKLİKTE CİNSEL KİMLİK BOZUKLUKLARI                                                  03

BEBEKLİKTE ve ERKEN ÇOCUKLUKTA OTİSTİK BOZUKLUKLARI  03

BEBEKLİKTE REAKTİF BAĞLANMA BOZUKLUĞU                                            04

BEBEĞİ ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL STRES FAKTÖRLERİ                                04

ANNE BABA İLE BEBEK ARASINDAKİ KARŞILIKLI İLİŞKİNİN

DEĞERLENDİRİLMESİ ve DERECELENDİRİLMESİ                                              05

 

BÖLÜM-2:

 ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

 

ZEKA SORUNLARI                                                                                                         07

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ                                                                                                  09

KEKELEME BOZUKLUĞU                                                                                          10

FONOLOJİK BOZUKLUKLAR                                                                                     11

OTİSTİK BOZUKLUĞUN GÖRÜNÜMÜ                                                                    12

HİPERAKTİF ÇOCUKLAR                                                                                            14

YEME PROBLEMLERİ                                                                                                   16

TİK PROBLEMLERİ                                                                                                        17

ALTINI ISLATMA ve ALTINI KİRLETME PROBLEMLERİNİN

GÖRÜNÜMÜ                                                                                                                    17

AYRILMA KAYGISI PROBLEMİ                                                                                   19

SEÇİCİ KONUŞAMAMAZLIK PROBLEMİ                                                                 20

TEPKİSEL BAĞLANMA BOZUKLUĞU                                                                     20

DEPRESYONLARIN GÖRÜNÜMÜ                                                                             21

PSİKOTİK DURUMLAR                                                                                                 22

SOSYAL FOBİNİN GÖRÜNÜMÜ                                                                                 23

ÖZGÜL FOBİNİN GÖRÜNÜMÜ                                                                                  24

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU                                                                25

UYKU PROBLEMLERİ                                                                                                   26

DÜRTÜ KONTROL PROBLEMLERİ                                                                           27

UYUM BOZUKLUKLARININ ÇOCUKLARDAKİ DURUMU                                 28

PSİKOSOSYAL STRES ETKİNLİKLERİNİN GÖRÜNÜMÜ                         29

OKULLA İLGİLİ SORUNLAR                                                                                       30

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ                                                    30

MADDE BAĞIMLILIKLARININ ÇOCUKLARDAKİ DURUMU                            31

BÖLÜM-3:

GENÇLİK PSİKOLOJİSİ

 

DEPRESYONUN GÖRÜNÜMÜ                                                                                    32

MANİ VE BİPOLAR HASTALIKLAR                                                                           34

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ                          35

PANİK BOZUKLUĞU ve PANİK ATAKLAR                                                            36

AKUT ve POST TRAVMATİK STRES BOZUKLUĞUNUN TANIMI                      37

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUNUN TANIMI                                               38

SOSYAL FOBİ ve GENÇLER                                                                                         39

ÖZGÜL FOBİ ve GENÇLER                                                                                          40

SOMATOFORM BOZUKLUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ                                     40

PSİKOTİK BOZUKLUKLAR ve ŞİZOFRENİ                                                  41

DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR                                                                                 42

YEME BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ                                                              43

UYKU BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ                                                             44

DÜRTÜ KONTROL BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ                         45

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI ve GENÇLİK                                                                    46

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM-1

BEBEK PSİKOLOJİSİ

1-UYKU BOZUKLUKLARI

2-BEBEKLİKTE YEME BOZUKLUKLARI

3-TRAVMA SONRASI OLABİLECEK DURUMLAR                            

Genelde bebeklik yıllarında insanın travma ve önemli zararlı olaylara karşı bedensel savunma mekanizmaları işlemez . Bebek travmanın bütün etkisini ve şiddetini yaşar. Toplum olarak bebeklerin anneleri ve babaları ile güven ve sevgi ortamında büyümeleri sağlanmaya çalışılır. ama bazen anne babaların elinde olmadan minik bedenler bazı travmalara maruz kalabilir. bu travmalar onların o andaki ve sonraki dönemde hatta bütün hayatları boyunca etkilerini devam ettirebilmekte ve bir çok psikolojik sorunun doğmasına zemin hazırlamaktadır. genelde bebeklerin bir şey hissetmediği ve olayların farkında olmadığı gibi yanlış bir kanaat vardır ama bu son derece yanlış bir anlayıştır. Daha anne karnında iken çocuğun dış dünya ile psikolojik etkileşimi başlar . Bu nedenlerden dolayı çocuğun anne karnından itibaren travmatik olaylardan uzak kalması ve bu türlü olayları hiç yaşamaması çok önemlidir.

Bu zaman olarak hayatın kısa ama çok önemli evresinde yani bebeklik döneminde insanın karşılaştığı olaylara tepkisi de elbette ki erişkinlerden farklı olmaktadır. Travma olarak bazen anne babaların haricinde gelişen olaylar yaşanmak ile birlikte , bazı durumlarda ise bizzat o minik canlının dünyaya gelmesine vesile olan ve seçme şansı olmadığı anne babası tarafından çocuğa yapılan yanlış veya kasıtlı davranışlar onlarda travmatik yaşantıların oluşmasına ve psikolojik durumların bozulmasına neden olur.

Travmatik yaşantı bizzat çocuğa yönelik olabileceği gibi çocuğun şahit olduğu bir olay ile de  olabilir. Genelde bu travmatik yaşantı sıra dışı , şiddetli , tehdit edici , kişiyi çaresiz bırakan ve o kişi için çok sıkıntı vericidir. Ve bu olay ile birlikte bebekte bazı belirtiler ortaya çıkar . Bu belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz ; genelde yaşanan olaydan sonra o olayı tekrar tekrar yaşama durumu olur bu yaşama durumu, oyunlarda , rüyalarda , göz önüne gelen görüntülerde olabilir. Bebek normal gelişim dönemi ve mevcut kişilik yapısından beklenmeyecek derecede hissizleşme belirtileri  (içe çekilme , duygusal kısıtlılık , kazanılmış becerilerde geçici kayıp , oyun oynamada ve hoşça geçirilen vakitlerde azalma ) olabilir. Daha önce olmayan bazı belirtilerin ( sevdiklerinden ayrılmak istememe , yalnız başına kalmak istememe , kızgın ve öfke dolu davranışlar , daha önce olmayan korkular ) ortaya çıkması. Bebeğin aşırı tedirgin ve tetikte olması ( uykuda bozukluklar ,yeme bozuklukları,  dikkat toplamakta zorluklar , çabuk irkilme ) gibi.

Yukarıda saydığımız belirtiler genelde travmadan hemen sonra yavaş yavaş belirgin hale gelmeye başlayabilir. Travmadan aylar sonra bile travmayı hatırlatan bir olay veya başka nedenler ile ortaya çıkabilir. Yapılması gerekenler olarak öncelikle çocuğun bu durumunun farkına varılması ve bir an önce bir çocuk psikiyatristi ile durumun değerlendirilmesi önemlidir. Bu durumun çocukta olabilecek diğer durumlar ile ayırıcı tanısının yapılması gerekir. Anne babanın sevgi ve güven mesajları kuvvetlendirilmelidir. Çocuğun travması ile ilgili oyun terapisi , psikoterapi (yaşa göre) , gerekirse de ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Eşlik eden belirtilere göre tedavi ve destek bir an önce ön plana çıkarılmalıdır.

    4-UYUM BOZUKLUKLARI

Uyum bozuklukları genelde geçici ve hafif durumlar için söz konusudur. Yani bebeğin normal gelişimi içinde karşılaştığı stres faktörlerine geçici ve hafif şekilde verdiği cevabı gösterir. Bu durum travma oluşturacak kadar şiddetli değildir ve hiç önemsenmeyecek kadarda belirsiz değildir . Yani bu iki uç kutup arasında kalır. Uyum güçlüğü var diyebilmemiz için çocuğun yaşına uygun gelişimi , çevre şartları , açık stres faktörleri  göz önüne alınmalıdır.

Uyum güçlüğü bebek veya küçük çocuğun kendi kişilik özellikleri , aile yapısı ve çevre şartlarının durumuna göre değişen derecelerde gösterdiği geçici bir reaksiyondur. Uyum güçlüğünde bebekte görülen sıkıntılar hiçbir zaman dört aydan uzun sürmez. Dört aydan uzun sürer ise o zaman başka psikiyatrik tanıların ve sıkıntıların olduğunu düşünmek gerekir.

Çocukta görülebilecek belirtiler olarak sessizleşme , yavaşlama , hareketlilikte azalma veya artma , hırçınlık,  üzgün bakış , karşı gelme , uyumaya karşı koyma , öfke krizleri veya çabuk sinirlenme , tuvalet eğitimi ve alışkanlığında zorluk ve problemler , uyku sorunları , iştah değişiklikleri ve problemleri sayılabilir.

Uyum bozukluğu oluşturabilecek nedenler arasında bebeğin bakım vereninin değişmesi , annenin işe başlaması , anne baba arasındaki ilişki bozuklukları , bir evden diğerine taşınma , çocukta olabilecek hastalıklar , ailedeki fertlerde değişik psikiyatrik ve bedensel hastalıklar vb gibi durumlar sayılabilir.

Uyum bozuklukları durumunda bebeğin gösterdiği belirtilerin geçmemesi ve giderek ağırlaşması durumunda bebek ve bakım verenin bir çocuk psikiyatristine giderek durumu değerlendirmeleri ileride olabilecek psikopatolojileri önleme açısından önemlidir.

5- BEBEKLİKTE KAYGI BOZUKLUKLARI

6- BEBEKLİKTE CİNSEL KİMLİK BOZUKLUKLARI

7- BEBEKLİKTE VE ERKEN ÇOCUKLUKTA OTİSTİK BOZUKLUK

Otistik bozukluk genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın bazı durumlarda anne babalar tarafından geç fark edilebilmektedir. Otistik bozukluk genel olarak  hayatın ilk 36 ayında bazı belirtiler vererek yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin gelişim dönemleri içerisinde bebeklerin anne veya diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim şekli önemlidir. Bebek ilk doğduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim  göz ile nesneleri ve insanları takip ederek , agulama ile sinyal vererek  , karşısındakine gülümsemede bulunarak , göz kontağı kurarak   olabilir. Otistik bozukluğun başlangıcı ilk 36 ayda  belli bir normal gelişim dönemi olduktan sonra olmakla beraber doğumdan itibaren bazı belirtiler ile birlikte de görülebilir.

Otistik bozukluğu olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma , jest ve mimikler vb araçlar ile etraf ile iletişimin olmaması veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır. Aileler çoğunlukla çocuklarını ''konuşmuyor'' diye Kulak burun boğaz hekimine veya Çocuk  hastalıkları hekimine götürürler. Daha sonrada orada yapılan tetkiklerin normal çıkması ile Çocuk Psikiyatristlerine gelirler.

İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile  etkileşim alanıdır. Yani çocuk başkaları ile duygularını , başarılarını , sevinçlerini paylaşmaz ve etrafındaki insanlar ile herhangi bir karşılıklı etkileşime girmek istemez , zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak  '' kendi halinde , kendi kabuğunda '' davranır. İnsanların duygusal değişiklikleri ve sinyalleri onları etkilemez veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının yanına gitmez onlar ile ilgilenmezler .Üçüncü temel bozulma alanı ise ısrarla tekrarlayan davranışlar ( dönme ,sallanma , zıplama vb.) ve çok sınırlı olan ilgi alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının dönen merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir veya bir arabanın tekerleğini saatlerce çevirebilir veya bir eşyanın parçası ile saatlerce oturup uğraşabilir.

Ek olarak ayak ucunda yürüme , yandan bakış , ağrıya dayanıklılık, yemek konusunda gıda seçimi vb belirtiler ile otistik çocuk diğer çocuklardan kolaylıkla ayırt edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte erken tanı ve başka sorunların eşlik edip etmediği önemlidir. Önemli olan anne babaların bu konuda uyanık olarak erken tanı ve tedavi açısından bilgili olmalarıdır.

8-BEBEKLİKTE REAKTİF BAĞLANMA BOZUKLUĞU  

9- BEBEĞİ ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL STRES FAKTÖRLERİ

Bebekler ve dolayısıyla çocuklar stresten en çok etkilenen ve en savunmasız durumda olan varlıklardır. Özellikle ailenin üzerindeki stres baskısında en kolay bir şekilde belirti vererek belirti gösteren , psikiyatrik semptomlar gösteren kişi genelde evin en küçük bireyidir. Erişkinler kendi sıkıntılarını gizleme eğiliminde iken bebekler ve çocuklar çok farklı belirtiler ile stres etkenlerini çabucak yansıtırlar.

Bebeğin stres faktörleri genelde ailenin ve bakım verenin stres faktörleri ile aynıdır. Daha ego adaptasyonu gelişmemiş çocukta bu stres etkenlerinin gelişmesinde daha çok çevresel faktörler önemlidir. Ayrıca bakım veren -bebek ilişkisi de başlı başına stres etkeni olabilmektedir.

 Stres etkeni kısa zaman içinde etkileyip geçen   veya sürekli olabilir. Aynı zamanda bir tane stres etkeni olabileceği gibi birden fazlada stres etkeni olabilir ( örneğin depresyondaki baba hem çocuğu ile ilgilenmez hem tahammülsüzlükten dolayı anne ile kavga eder bu iki durumda bebeği etkiler ). Stres etkeni direk çocuğa yönelik (çocuğun hastalanarak hastaneye yatırılması ) olabileceği gibi dolaylı olarak da olabilir (annenin çalışmaya başlaması).

Bazı stres faktörleri arasında annenin işe dönmesi , fiziksel istismar , taşınma , kaçırılma , duygusal ihmal , kardeş doğumu , hastaneye yatma , tıbbi hastalıklar , anne baba hastalığı , aileyi etkileyen her türlü stres etkeni , yoksulluk , tıbbi bakımın olmaması , doğal felaketler , çevreden şiddet , boşanma , ayrılık , anne baba yada bakım verenin ölümü veya değişmesi  , anne baba madde kullanımı , cinsel istismar , sözel istismar vb. sayılabilir.

Stres faktörleri olduğu zaman vakit geçirilmeden çocuk bu olumsuz etkiden korunmaya çalışılmalıdır. Yeterli ve zamanında müdahale olmadığı zaman çocuğa bu stresin etki süresi ve etki şiddeti giderek artacaktır. Stresten elbette ki her çocuk aynı derecede etkilenmemektedir. Bu etkilenmede çocuğun kişisel özellikleri, kişilik farklılıkları , destek faktörleri , çevre şartları etkili olmaktadır.  Özellikle fazla etkilenmesi muhtemel çocuklara gerekli ve etkili müdahale geciktirilmemelidir.

Stres sonucunda çocukta görülebilecek bazı değişiklikler arasında , uyku bozuklukları , gece kabusları , gece terörleri , çabuk sinirlenme , çabuk ağlama , hırçınlık , iştah bozuklukları , hareketlilik artışı , hareketlilik azalması , depresif durum , ilgi ve meşguliyetlerde isteksizlik , anne ve babadan ayrılamama , kreşe gitmek istememe , karşı gelme , yatıştırılamayan ağlamalar , aşırı gerginlik , iletişimi kesip içe çekilme , yalnız kalmaktan korku , kişiler arası ilişkilere girmek istememe gibi belirtiler sayılabilir.

ANNE - BABA ile  BEBEK ARASINDAKİ   KARŞILIKLI  İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLME VE DERECELENDİRİLMESİ

         90-100 (mükemmel uyumlu ilişki)  Hemen her konuda bebek ve anne-baba birlikte vakit geçirmekten çok mutludur ve karşılıklı olarak çok olumlu bir bakış vardır. Karşılıklı ilişkide olağan üstü derecede uyumlu ve karşılıklı anlayış vardır. Arada çok nadir olarak çatışma alanları mevcut olup , anne - baba çocuk ile birlikte çok güzel ve eğlenceli vakit geçirir. Çocukta herhangi bir uyku- yeme - davranış sorunu (psikolojik kaynaklı)   yaşansa bile son derece hafiftir. Bakım verene karşı bağlanması tamdır.

         70-90 (çok iyi uyumlu ilişki) Çoğunlukla anne-baba bebek ile uyumlu ve olumlu bakış açısındadır. Anne-baba bebek ile genellikle çok iyi vakit geçirir , anlamlı derecede karşılıklı vakit geçirmeden ve meşguliyetten hoşnutluk vardır. Bebeğin uyku -yeme-davranış sorunu (psikolojik kaynaklı ) bir miktar yaşanır ama kısa süreli olarak sorunlar oluşur , genel olarak karşılıklı anlayış içerisinde problemler halledilir. Çocuğun bakım verene bağlanması tamdır.

         50-70 ( orta derecede iyi  uyumlu ilişki ) Çoğunlukla anne-baba bebek ile iyi anlaşır ve uyumludur. Olumlu bakış genele göre ağırlıktadır fakat bazı zamanlarda anne-baba ile bebek arasında önemli sorunlar yaşanır ( önemli davranış sorunları , uyku , yemek sorunları ) bu sorunlar ara sıra olmasına karşın önemli şiddette ve geçici olarak ilişki bozulmalarına yol açmaktadır. Ama bu problemler uzun sürmez kısa sürede çözülür , karşılıklı olumlu bakış ve uyum devam eder. Çocuğun bağlanmasında sorun yoktur.

           30-50 ( orta derecede bozuk uyum gösteren ilişki) burada çoğunlukla anne-baba ile bebek arasında sorunlar yaşanır , olumlu bakış ve karşılıklı uyumda bozulmalar belli dönemlerde krizlere yol açar. Anne-baba bebek ile bir arada olmaktan genelde hoşlanmamamakla birlikte karşılıklı ilişkinin iyi olduğu dönemlerde vardır ama genele göre azınlıktadır. Zamanın çoğu ilişkinin bozuk olduğu durum veya vakitlerdir.  Anne-baba bebek arasında   uyum bozulmuştur ve karşılıklı ilişki kurarak birlikte hoşça vakit geçirme zamanları azalmıştır. Davranış-uyku-yeme konusunda çoğu zaman sorun yaşanır. Anne-baba bebekleri ile ilgi konusunda eksiklikler göstermektedir. Çocukta bağlanma sorunu olabilir.

         10-30 (ileri derecede  uyumsuzluk gösteren ilişki ) Burada anne baba ile bebeğin ilişkisi bozulmuştur. Anne baba bebeği ihmal etmekte , ilgi ve sevgide ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bebeğe yönelik sözel -fiziksel istismar ara ara yaşanmaktadır. Bebek anne-baba yanında durmakta iken gergin ve kaygılıdır. Anne-baba bebeğin bakımını yapmak istemez  , bebek ile bir arada olmaktan hoşlanmaz. Uyku-yeme-davranışlar konusunda çok ileri derecede krizler yaşanır ve düzen bozulmuştur. Çocuğun duygusal ve fiziksel bakımı konusunda ihmal durumu ağırlıklı olmaktadır.  Birbirine karşı olumsuz bakış her iki tarafta da yoğundur. Çocukta bağlanma sorunu yaşanma ihtimali çok artmıştır.

0-10 ( kopmuş ilişki ) Anne-baba bebek ile hiç ilgilenmez , sözel ve fiziksel istismar vardır. Bebekte hemen her alanda sorunlar vardır. İleri derecede psikiyatrik sorunlar yaşanır. Anne-baba bebeği istemez , sevmez , ihtiyaçları ile ilgilenmez. Çocuğun uyku-yeme- davranış olarak ileri derecede sorunları ve krizleri vardır. Çocuğun tıbbi bakımı ihmal edilir. Anne -baba çocuğun varlığından rahatsızdır. İleri sorunların yaşanabilirliği artmıştır. Çocukta ciddi derecede bağlanma sorunu vardır.

BÖLÜM-2

ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!1- ZEKA SORUNLARI

Çocukların zeka ve mental kapasiteleri ,doğumdan itibaren belli bir yaşa kadar devamlı gelişme sürecindedir. Çocuklarda meydana gelen mental motor gelişim geriliğinin bir çok nedeni olduğu gibi en başta gelen nedeni Merkezi Sinir Sistemini etkileyen hastalıklar , travmalar ve doğum komplikasyonlarıdır.

        Çocukta belirli bir mental kapasite olsa bile çocuğun büyüme gelişme döneminde yetersiz situmulasyona maruz kalması ve gerekli eğitim ve öğretimin tam olarak verilememesi, çocuğun zihinsel gelişimini sağlayacak ortamın hazırlanamaması , değişik stres etkenlerinin anne babayı ve aileyi etkilemesi , çocuğa ilginin az olması , nedeni ile de suni bir mental motor gelişim geriliği veya var olan kapasitenin gelişmemesi olabilmektedir.

        Çocukların zeka problemlerinin farkına varılması önemli olmaktadır. Belli bir hayat aşamasında aile ve toplumun beklentileri de bu mental kapasiteye göre olmalıdır. Zeka probleminin farkına varılması eğer başka nedenler yok ise çocuğun yaşına uygun gelişimine ve sosyal konumuna ulaşamaması veya kendi kendine tam olarak yetememesi ile gözlenebilir.

       Zeka Geriliğinin Tanımı ; Genel psikososyal  işlevselliğin yaşına uygun beklenen durumun önemli derecede altında olması ile beraber ,insanlar arası   iletişim , kendine bakım , ev yaşamı , toplumsal ve kişiler arası becerilerde ,kendi kendini yönetip yönlendirme ,toplumsal ve kişiye sunulan  olanaklardan yararlanma becerilerinin bazılarında yetersizlik görülmesidir.

       Çocukta zeka problemi olmadığı halde , yaşına uygun zeka kapasitesini ortaya koyamamasının bir nedeni de çocukta olabilecek psikiyatrik rahatsızlıklardır. Bu psikiyatrik rahatsızlıklar içinde çocukluk çağı depresyonları , uyum güçlükleri , reaktif bağlanma bozukluğu , dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu , özel öğrenme güçlükleri sayılabilir. Bu hastalıklarda çocukta suni olarak mental motor gelişim geriliği görülebilmektedir. Bu durumda neden olan durum ortadan kaldırıldığında zeka kapasitesinin belli bir ölçüde tekrar ortaya çıktığı gözlenmektedir.

Zeka testleri (IQ) ile çocukların zeka düzeyi hesap edilebilir . IQ düzeyi 0-25 arası çok ağır zeka geriliği , 25-40 arası  ağır zeka geriliği , 40-55 arası orta zeka geriliği , 55-70 arası ise hafif zeka geriliği olarak belirlenmektedir . Zeka testleri sonucuna göre zamanında yapılacak  gerekli eğitim ile çocukların mevcut kapasiteleri artırılabilir. Zeka gerilikleri hafiften şiddetliye göre sıralanabilir. Toplumda görülen zeka gerililikleri içinde ; çok ağır zeka geriliği  , toplam zeka geriliğinin ortalama %1 kadarını , ağır zeka geriliği %4 kadarını  ,orta derecede zeka geriliği %10 , hafif derecede zeka geriliği ise %85 kadarını oluşturur .Yani toplumda görülen zeka geriliklerinin büyük kısmı hafif derecede zeka geriliği kapsamındadır.

        Tedavi: Zeka problemi olan çocukların bu problemlerinin tedavisi mevcut kapasitenin tamamının kullanılmasına yönelik eğitimin verilmesi ,çocuğun kendi kendine bakabilmesi ve yetersiz kaldığı noktalarda gerekli becerilerin eğitim ile sağlanması ve ailelere yönelik gerekli pedagojik danışmanlıktır. Zeka problemi olan çocuklarda ek olarak bazı bedensel  hastalıklar eşlik etmektedir . Bu hastalıkların varlığı durumunda ek tedavi yaklaşımları olmalıdır. Özellikle merkezi sinir sistemi hastalıkları konusunda gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmalıdır .İlaç tedavisi olarak ise çocuğun semptomlarına yönelik tedavi yaklaşımları   mümkün olabilmektedir.

        Zeka problemi olan çocukların anne babalarına sosyoekonomik desteğin sağlanması çok önemli bir noktadır. Ailenin bu durumda çocuğun bakım ve eğitimi konusunda çabaları uzun zaman gerektirmektedir. Bu nedenle gerek ekonomik gerek psikososyal açıdan bu ailelerin desteklenmesi çok önemli bir noktadır. Bu çocuklara yönelik zamanında müdahale önemlidir. Bu nedenle mevcut eğitim öğretim sisteminde bu çocuklara daha fazla imkan tanınması önemlidir. Gelişimin çok hızlı olduğu çocukluk çağında gerekli müdahaleler ile çok rahat bir şekilde çocukların eğitim ve öğretimi belli bir seviyeye getirilebilme imkanı varken , en değerli yıllar bazı eksikliklerden dolayı boşa geçmektedir.Bu konuda özeli ekip ve profesyonel yaklaşımlara ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır.Ailenin ve toplumun bilinçlenmesi giderek daha da önem kazanmaktadır.

2- ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Çocuklardaki öğrenme güçlüğü bazı alanlarda çocuğun zeka düzeyi ve yaşına uygun gelişim düzeyinin çok altında başarı göstermesi ile karakterizedir. Bu alanlar  matematik öğrenme güçlüğü , yazılı anlatım güçlüğü ,okuma güçlüğü şeklinde özetlenebilir

        Özel öğrenme güçlüklerinin görünümü çocuğun zeka seviyesi normal olmasına rağmen yukarıda bahsedilen alanlarda gerekli performansı- başka bir psikiyatrik veya organik bir neden olmadan-gösterememesidir.

        Özel öğrenme güçlüklerinin tanısı klinik görünüm ve yapılan testlerle belli olmaktadır.Özel öğrenme güçlüğünün ayrıcı tanısında okullardaki normal olarak gelişen sapmalar ,eğitim ve öğretimde  fırsat eksikliği , çocuğa verilen yetersiz öğrenim durumu göz önüne alınmalıdır. Ayrıca görme ve işitme veya herhangi bir duyu bozukluklarında , zeka problemi olan çocuklarda , yaygın gelişimsel geriliği olan çocuklarda görülen o bozukluğa bağlı öğrenme güçlüğünden bu mevcut durum ayırt edilmelidir.

        Okuma bozukluğunda çocuğun zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önüne alındığında çocuğun ondan beklenen seviyenin  önemli derecede altında okuma becerisi göstermesidir. Okuma bozukluğu olan çocuklarda sesli okumada çarpıklıklar , yanlış sözcük kullanma  ve sözcük atlamaları olur. Okuma bozukluğu yüksek IQ ile beraberse , erken tanı ve tedavi ile sonuç iyi olmaktadır.

        Matematik ve yazılı anlatım bozukluğunda da okuma bozukluğunda olduğu gibi IQ seviyesi ve aldığı eğitim göz önüne alındığında önemli derecede yetersizlik görülür.Bu durum çocuğun okul performansını ders başarısını önemli derecede etkiler , Aileler normalde çocuklarının zeka düzeyine baktıklarında belli bir başarı beklemelerine karşın çocuklardan yukarıda bahsedilen alanlarda önemli derecede sıkıntı olmaktadır. Bu durumda çocuğun kendi özgüveni bozulmakta , aile ile olan ilişkilerde sorunlar yaşanmaktadır.

        Özel öğrenme güçlüklerine başka psikiyatrik durumlar da eşlik edebilir. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile sık bir şekilde bir arada olabilir. Bu iki durumun ayırıcı tanısı bazı standart testler ve çocuğun klinik durumu ile kesinleştirilmektedir.   Tedavide özel öğrenme güçlüğüne yönelik eğitimin verilmesi ile tedavi gerçekleşebilir. Ancak bu durumun tedavisi uzun bir süre almakta , bazı problemler yaşam boyu devam edebilmektedir.

3- KEKELEME BOZUKLUĞU

Çocuğun konuşmasının zamanlamasında ve akıcılığında bozulma söz konusudur, seslerin ve hecelerin sık uzatılması ve tekrar edilmesi olabilir. Hece ve kelimeleri söylerken duraklama olabilir .Bazen söyleyemediği kelimeyi konuşmamak için kişi başka kelimeler kullanmaya çalışabilir. Kelime yinelemeleri olabileceği gibi hece yinelemeleri de olabilir.

        Genelde 2-4 yaşları arasında olan kekemelik normal olarak karşılanır . Kekemeliğin %90 geçici olmakla beraber %10 kadarı kalıcı olabilir . Israr eden kekemeliklerde gerekli müdahalenin yapılması gerekir.Bazı durumlarda kekemelik dalgalanmalar şeklinde değişik dönemlerde görülebilir.

         Ailenin çocuğun kekemeliğine dikkat çekmemesi gerekir . Çocuk kekelemeye başladığında sanki normal konuşuyormuş gibi davranmak önemli bir noktadır .Eğer dikkat çekerse , uyarırsa çocuğun anksiyetesi daha da artar , bu da konuşmanın daha da bozulmasına neden olur . Kekemelik durumunu değişik stres etkenlerinin , kaygı durumlarının , aşırı kontrolcü ebeveyn davranışlarının , yeni hayat aşamasında ( kardeş doğumu , okula başlama gibi ) uyum güçlüklerinin kekemeliğin şiddetini artırdığı konusunda klinik veriler mevcuttur . Kekemelik belli bir süre geçmez ise anne babaların zaman kaybetmeden çocuklarını çocuk psikiyatristine getirmeleri gerekir. Belli bir yaştan sonra kekeleme için konuşma , nefes ve ritim egzersizleri verilir . Bu egzersizler ile çocuğun durumuna eşlik eden kaygı durumlarını azaltmak amacı ile ilaç tedavisi de uygulanabilir. Yurt dışında konuşma terapisti yetiştiren dört senelik fakülteler olmasına karşın ülkemizde kekemelik profesyonel anlamda ele alınmamaktadır .

        Bu arada kekemelikten dolayı çocukta gelişebilecek özgüvenin zedelenmesi , sosyal ortamlara girmek istememe ile birlikte sosyal fobi , etrafta konuşmaktan kaçınma , arkadaş ilişkilerinde bozulmalar , ders ve okulda konuşmak istemediği için uyum güçlükleri , içe çekilme , kendini ifade etmekte zorluk , kronik depresyon gibi durumlar görülebilir. Bu nedenle eşlik eden bazı psikiyatrik sıkıntılar için psikoterapi ve ek ilaç desteği yapılmalıdır.

 

4- FONOLOJİK BOZUKLUKLAR

Fonolojik bozukluğu kekelemeden ayırt etmek gerekir, Fonolojik bozuklukta bazı harflerin ve hecelerin telaffuz edilmesinde problem vardır. Fonolojik bozukluğun tedavisi de kekelemeye benzerdir. Ancak burada yaklaşım ve altta yatan psikopatoloji farklıdır.

        Fonolojik bozukluğu olan çocuklarda bu durum zeka gerilikleri , işitme ve duysal sorunlar ,konuşma ile ilgili motor bozukluklardan , merkezi sinir sistemi sorunlarından ayırt edilmelidir.

       Hafif dereceli fonolojik bozuklukta çocuğun konuşması aile üyeleri tarafından anlaşılmasına rağmen çevre tarafından anlaşılmaz. Ağır derecede fonolojik bozuklukta ise aile üyeleri tarafından da konuşma anlaşılamaz.

        Fonolojik bozuklukta en sık r-s-k-ş gibi harflerin telaffuz edilmesinde sorunlar vardır. Bu sorunlardan dolayı çocuk yaşıtları arasında uyum güçlükleri ile karşılaşabilir .Özellikle bu durumu fazla olan çocukların sosyalleşmelerinde sorun olabilir. Çocuk konuşma sorunundan dolayı çok fazla sosyal ortamlara girmek istemez , kendini toplum içerisinde ifade etmekten çekinir , bildiği halde derste kalkıp soruları cevaplamak istemez , kronik depresyon gelişebilir , arkadaş ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir , kendine olan özgüveninde azalma olabilir. Bütün bu nedenlerden dolayı fonolojik bozukluğu olan çocukların gerekli psikososyal desteğe ihtiyaçları vardır. Gerekirse sıkıntının fazla olduğu durumlarda ilaç tedavisi kullanılabilir.

        Fonolojik bozukluğun tedavisinde çocuğun yaşına uygun olan önerilerde bulunulur . Temel tedavi yöntemi ses çıkarma ,konuşma ve telaffuz konusunda  eğitim v egzersizdir.

5- OTİSTİK BOZUKLUĞUN GÖRÜNÜMÜ

Çocukların normal gelişim süreci içerisinde toplumsal etkileşimi ,iletişimi ve sosyal becerileri gelişme gösterir. Çocuklar her yaş seviyesinde kendilerine göre belli bir ölçüde iletişim ve etkileşim gösterirler. İletişim ve etkileşim sosyal hayatın ve bireyin çevre ile uyumunda gereklidir.Aynı zamanda çocuğun normal zeka gelişimi ve psikomotor gelişimi içinde gerekli ve önemli bir unsurdur.

        Otizmde çocukta iletişim ve etkileşim eksikliği ve tekrar eden davranışlar ile beraber çok sınırlanmış bir ilgi alanı görülür. Doğumdan sonra çocukta görülen göz takibi , göz kontağı ,gülümseme,etraftaki insanların farkında olma iletişimin ve etkileşimin göstergesidir. Bu özellikler her yaş seviyesine göre faklılık gösterir. Konuşmanın gelişmesi , göz kontağı , duygu alışverişi , etrafa karşı ilgi , özellikle insanlara ve kendi yaşıtlarına karşı olan sosyal ve duygusal ilgi çocuğun aile ve toplum içerisinde sağlıklı bir şekilde gelişmesi için gereklidir.

        Otizmde belli bir şekliyle içe çekilme ,sınırlı davranışlar ve ilgiler içerisinde kalma söz konusudur. Çocuğun kendi kendini belli bir alana sınırlaması , kendi dünyasını kurması ve bu dünyanın ritüelleri ve kendine has davranışları ile hayatına devam etmek istemesi söz konusudur. İçe çekilme ile beraber insanlara olan ilgi azalmakta sosyal alanda gerekli olan iletişim ve etkileşim becerileri geri kalmakta , birey otistik çerçevede nesnelerin dünyasına kendisini hapsetmektedir . Bu durum onun normal gelişimini bozmaktadır.

        Otistik bireyin kendine has belli özellikleri vardır .Bu belirtiler genelde ilk 30 ayda kendini gösterir.Belli bir süre ilk 30 ayda hiçbir şikayet olmayabilir . Normal bir gelişme dönemi olabilir. Otistik bir çocukta olan belirtiler arasında , yaşına uygun konuşmanın gelişmemesi , tekrar eden hareketler , insanlara karşı ilgisizlik , göz kontağı kurmama , nesnelere karşı aşırı ilgi, dönen cisimlere ilgi , kendine özgü törensel davranışlar , eskiye karşı sıkı sıkıya bağlılık ile beraber yeniliğe karşı direnç , kendi etrafında dönme , sallanma , saatlerce belli bir hareketi tekrar edebilme , beslenme konusunda düzensizlik , ağrıya karşı dayanıklılık , etraftaki duygusal değişime ilgisizlik ,yaşıtlarına karşı ilgisizlik ,parmak ucunda yürüme , yandan bakış , taklit gerektiren oyunları oynamama , TV ve müziğe aşırı ilgi vb . belirtileri sayabiliriz. Otistik çocukta bunların hepsi olmayabilir ama yukarıdaki özelliklerin bir kısmı ile birlikte çocuğun gelişiminin normalden sapması dikkat çeker.

        Otistik bozukluğun tedavisi gerekli eğitim ile gelişmemiş sosyal becerilerin kazandırılmasına ve eksik kalmış iletişim becerilerinin takviyesine  yöneliktir. Eğer eşlik eden semptomlar varsa ona yönelik ilaç tedavisi yapılabilir. Çocukların prognozu , erken müdahale , eşlik eden merkezi sinir sistemi problemlerinin olup olmaması , verilen eğitime cevap, 4-5 yaşına kadar oluşan kelime sayısı  ile belli olabilmektedir. Yüksek fonksiyonlu otistiklerde prognoz daha iyi olabilmektedir. Eşlik eden merkezi sinir sistemi problemlerine yönelik müdahalenin yapılması gerekir. Yurt dışında farklı tedavi yaklaşımlarından bazıları vitamin tedavisi , diet, sekretin tedavisi ,Naltrekson tedavisi vb tedavi usulleridir. Ancak bu tedavi usulleri ülkemizde yaygın olarak kullanılmamaktadır ve tedavi ediciliği konusunda kesin veriler bulunmamaktadır.

        Otistik bozuklukta hiperaktivite , kendine zarar verici davranışlar, hırçınlık, eğitime uyumsuzluk, zeka sorunları gibi ek belirtiler olursa bunlara yönelik tedavi yaklaşımları uygulanmalıdır.

        Temel tedavi özellikle anne baba tarafından ısrarla eğitimin devam ettirilmesidir . Tedavide temel unsur eğitimin sürekliliğidir. Çocukların eğitime başlama yaşı önemlidir. Ne kadar erken müdahale edilirse o kadar iyi olmaktadır. Otistik belirtileri olan çocukların mümkün olan en kısa zamanda tedavi ekibi ile irtibat kurması ve tanı kesinleştikten sonra gerekli tedavi planının hemen işlemeye başlaması gerekir.

        Anne babanın psikolojik durumu , genetik etkenler , çevresel etkenler çocuğun bu belirtiler göstermesinde etkilidir. Tedavinin uzun olması , otistik çocukları idare etmenin güç olması nedeni ile anne babalara yönelik aile terapileri , motivasyon ve yönlendirme çok önemlidir. Bu konuda anne babaya danışmanlık ve psikososyal destek çok önemlidir..

        Son olarak şunu belirtmek gerekir doğumsal işitme ve görme kaybı reaktif bağlanma bozukluğu , mental retardasyon , duygusal sitümülasyondan uzak kalmış çocuklarda otistik belirtiler görülmekle beraber, ayrıcı tanının bu hastalıklar göz önünde bulundurularak yapılması gerekir.

6- HİPERAKTİF ÇOCUKLAR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun üç şekli bulunmaktadır. Birincisinde dikkat eksikliği ön planda ,ikinci tipinde hiperaktivite ön planda ,diğer tipinde ise ikisi birlikte görülmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu toplumda sık görülmektedir. Bu çocuklarda sürekli hareketlilik ile beraber dikkat eksikliği ve fevri olma durumu  sıktır. Bu belirtilerin görünümü tanının geçerli olması için 7 yaşından önce başlamalıdır.

        Dikkat eksikliği belirtileri -başka nedenler yok ise - :Dikkatlerini uzun süre toparlayamazlar , başladıkları işlerin sonunu getirmekte güçlük çekerler , dikkat gerektiren günlük işlerden kaçınırlar, eşyalarını sık sık kaybederler , günlük işlerde unutkanlıkları vardır, işlerini düzensiz ve dağınık yaparlar , genelde bir işten diğerine çok sık geçiş yaparlar, karşısındakini dinlememe sık sık konu değiştirme görülür, dikkatleri ilgisiz uyaranlarla sık sık dağılır, çalışmaları plansızdır , emirleri anlamakta güçlük çekerler, yaptıkları işlerde dikkatsizce hatalar yaparlar.

        Hiperaktivite belirtileri-başka nedenler yok ise- :Yerinde duramama hali vardır, devamlı kıpır kıpır haldedirler, kendi yaşıtlarına göre belirgin farklılık ile sürekli hareket halindedirler, Her şeye karışma , mobilyaların üzerinde gezme , ev içinde koşuşturma , bir iş yaparken sık sık ayağa kalkma gezinme halindedirler, konuşmanın sonu gelmeden araya girerler, başkaları onların sözünü kesememekten yakınır,elleri ayakları kıpır kıpırdır, ellerinde sürekli bir şeylerle oynarlar, olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli işlere girme görülür, sakinlik isteyen grup içi etkinliklere katılmakta zorlanırlar, etraftaki insanlar tarafından sık sık hareketlilik konusunda uyarılırlar.

        Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan çocuklarda okul çağından önce ve okul çağında hareketlilik ve dikkat eksikliği belirgin olarak göze çarpar. Bu dikkat eksikliği ve hiperaktivite  özellikleri sadece bir ortamda değil birkaç ortamda kendini belli eder . Hiperaktif çocukların işlevselliği belirgin olarak bozulur , özellikle okul döneminde göreceli bir başarısızlık ve sık sık öğretmeninden uyarı alma görülür. Derse konsantre olamadığı ve dikkat eksikliği olduğu için , çoğu zaman zeka normal hatta normalin üstünde olmasına rağmen derslerde başarısızlık görülür.

        Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ek diğer psikiyatrik durumlar olabilir. Bu psikiyatrik durumlar arasında öğrenme güçlükleri , karşı gelme bozukluğu , davranış bozukluğu , anksiyete bozuklukları sayılabilir .Önemli olan bu tanının psikiyatrik muayene ve testler ile kesinleştirilmesi gerekir.

        Tedavi konusunda ilaç tedavisi ön plandadır. Türkiye’de mevcut ilaçlar ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite semptomları büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir. Gerekirse ilaç tedavisinin yanı sıra ek olarak pedagojik eğitim ile dikkat süresini artırma ve davranışçı yaklaşımlar vardır. İlaç tedavisinin ne kadar devam edeceği klinik görünüm ve semptomların devam etmesine göre tespit edilir.

        Hiperaktif çocuğun ailesinin yönlendirilmesi önemlidir. Ailenin bu türlü bir çocuğu idare etmesi güç olur , Genelde çocuğun sosyal ilişkileri bozulur ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşanır . Ders başarısızlığı da bu duruma eklenince çocuğun kendine olan özgüveni azalır , alınganlığı artar. Bu nedenle ailenin ve çocuğun psikososyal açıdan desteklenmesi çok önemli bir konudur.

        Diğer yandan çocuğun okul içerisindeki durumu öğretmenin yönlendirmesi ve davranışları önemli olmaktadır. Yanlış tutumlar çocukların hareketliliğini daha da artırmakta , mevcut problemlerin çözümünü güçleştirmektedir. Okul -aile - doktor işbirliği bu durumda çok önemlidir.

7- YEME PROBLEMLERİ

Pika: Yenilebilir olmayan maddelerin bebek yada küçük çocuklar tarafından yenilmesi ile karakterizedir . Bunlar boya , saç ,sıva , kil ,kum , elbise kumaşı , vb olabilir. Tanı diğer psikiyatrik ve bedensel durumlarda göz önüne alınarak kesinleştirildikten sonra gerekli tedavi yapılmalıdır.Pika durumunda eşlik eden bazı bedensel hastalıklar olabilir. Çocuklardaki zeka sorunları , yaygın gelişimsel gerilikler gibi hastalıklarla birlikte pika durumu beraber görülebilir. Bu durumda nedene yönelik tedavi yapılmalıdır.

        Ruminasyon Bozukluğu: Belli bir gelişme döneminden sonra bebek yada küçük çocukların yiyecekleri yedikten sonra aynı yiyeceği mideden tekrar ağıza getirerek  tekrar çiğnemesi ile karakterizedir. Bu durumda çocuk kafasını arkaya doğru bırakır ve yiyeceği ağzına getirir . Bu   durumdaki çocukların bazı psikiyatrik problemleri olabilir. Genelde kendi haline bırakılan uyarı ve sevgi yönünden yeteri destek alamayan çocuklarda daha sıktır .Tanı kesinleştikten sonra gerekli tedavi yapılmalıdır.

        Beslenme Bozukluğu: Belirgin bir kilo alamama yada kilo aldıktan sonra kilo kaybı ile giden bir durumdur. Bu durumda bedensel hastalıkların olup olmadığı  ayrıntılı olarak  incelenmelidir . Beslenme problemi olan çocuklarda anne babanın yanlış yemek eğitimi , bu konuda çocuğa çok ısrarcı ve müdahaleci davranılması , zamanında anne sütünden katı gıdalara geçilmemesi, çocuklukta görülen depresyon ve kaygı durumları  gibi bir çok etken ile birlikte olabilir. Diğer nedenler yok ise psikiyatrik olarak gerekli tedavi yapılmalıdır.

        Anoreksiya Nervoza : Belli bir beden imajı kaygısını takiben özellikle ergenlik dönemindeki kız çocuklarının sürekli olarak yemeyi reddetme ve belirgin kilo kaybı ile giden bir hastalığıdır. Anoreksiyada kişi kendi kilosunu fazla bulur ve vücut görünümü konusunda aşırı kaygılıdır. Bu durumda depresyon gibi durumlar çok sık eşlik edebilir . İlerleyen kilo kaybı ile birlikte bazı problemler oluşabilir. Çocuğun kilo durumunun düzenli takip edilmesi önemlidir. Kilo kaybı durdurulamadığı durumda hastaneye yatma durumu kaçınılmaz olabilir.  Adet düzensizlikleri bir çok hastada bu durum ile birlikte vardır. Ek olarak başka psikiyatrik rahatsızlıklar söz konusu olabilir. Tedavide ilaç ve psikoterapi yaklaşımı vardır.

8- TİK PROBLEMLERİ

Tik birden ortaya çıkan ,hızlı , yineleyici bir motor hareket ya da ses çıkarma şeklinde olabilir. Tik stres ile alevlenebilir , kaygı ile artar. Uykuda veya oyalayıcı etkinlikler sırasında azalır. Tik durumu olan çocuklar sosyal ve aile çevrelerinde ciddi sıkıntılara maruz kalabilirler. Bu nedenle kaygının daha da artması nedeni ile tikler çocukta giderek artabilir. Yapılan bazı çalışmalarda çok aşırı kontrolcü , çocuğunun her hareketine müdahalede bulunan , çok titiz davranan annelerin çocuklarında daha sık görüldüğü gösterilmiştir.

        Bu tikler Motor Tikler Olarak : Göz kırpma , omuz silkme , öksürme , basit yüz hareketleri, değişik yüz mimikleri  olarak görülebilir.

        Ses Tikleri ise burun çekme , hırlama , boğaz temizleme ve başka olarak farklı  bir sesi çıkarma şeklinde  olabilir.

        Kompleks tiklerde ise hem motor hem ses tikleri birlikte vardır.

        Çocuklarda gelip geçici tikleri kalıcı ve kronik tiklerden ve tourette sendromundan ayırt etmek gerekir. Tourette sondromu ile beraber başka psikiyatrik durumlar (özellikle obsesif kompulsif bozukluk ) birlikte görülebilir.

        Tik ortaya çıkan çocuklarda tike bağlı kaygıyı artırmamak için çocuğun dikkati o yöne çekilmemeye çalışılır. Ayrıca mevcut tikler için ilaç tedavisi mümkün olabilir. Ancak tiklerin tamamen geçip geçmeyeceği ilerleyen süreç içerisinde belli olmaktadır. Eşlik eden başka psikiyatrik durumların olup olmadığı kontrol edilmelidir.Aileye gereken danışmanlığın yapılması önemlidir. Çocuğa sağlanacak psikososyal destek ile birlikte aileye gerekli tavsiyelerin bulunulması tiklerin kalıcı olup olmaması açısından önemlidir.

9- ALTINI ISLATMA VE ALTINI KİRLETME PROBLEMLERİNİN GÖRÜNÜMÜ

Altını ıslatma : Altını ıslatma gece ve gündüz olabilmektedir. Bu durum  tuvalet kontrolü beş yaşından sonra hala sağlanamamışsa  ve haftada en az iki kez oluyorsa bu problemden yani altını ıslatma probleminden bahsedebiliriz. Altını ıslatma birincil ve ikincil olabilmektedir.

        Birincil olan altını ıslatma durumunda , çocuk hiç tuvalet kontrolü sağlayamamıştır ve  daha çok bedensel ve genetik etkenler ön plandadır. Yani altını ıslatan çocukların anne ve babalarında da bu durum belli bir yaşa kada bulunabilmektedir . Aynı zamanda çocuğun altını ıslatması ile birlikte dirençli bazı mikroorganizmalar ile infeksiyon o bölgede gelişebilir.

        İkincil olanda ise çocuğun belli bir dönem tuvalet kontrolü sağlamasına rağmen daha sonradan bu kontrolünün kaybolması ile karakterizedir . Daha çok psikolojik faktörler etkilidir.

        Altını ıslatma erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülmektedir. Altını ıslatmanın özellikle ikincil olan tipinde çocukta stres faktörleri bulunabilir. Genelde çocuklar karşılaştıkları stres faktörlerine karşı hayatın daha eski dönemlerine geri dönerek cevap verirler. Bu nedenle sonradan altını ıslatmaya başlayan çocuklarda muhakkak olabilecek ek psikiyatrik sorunlar gözden geçirilmelidir.

        Altını ıslatma olayı psikiyatrik muayene yapıldıktan ve diğer faktörler ekarte edildikten sonra öncelikle davranışçı tedaviler daha sonra ilaç tedavileri ile tedavi edilmektedir. Yanlış tuvalet eğitimi , zamansız tuvalet eğitimi bu konuda önemli hazırlayıcı etkenlerdir.

        Altını kirletme :Altını kirletme gece ve gündüz olabilir. Dört yaşından sonra tuvalet kontrolü sağlanmamışsa ve en az ayda bir kez tekrarlıyorsa bu problemden bahsedebiliriz. Genelde sindirim sistemi rahatsızlıkları primer ve sekonder yerleşebilir. Psikiyatrik muayene yapıldıktan sonra eşlik eden durumlar varsa müdahale edilmelidir. Davranışçı tedavi ve ilaç tedavisi ile bu problem halledilebilir. Çocuğu altına bez bağlamak , çocuğun bu yaşına uygun olmayan davranışı karşısında sessiz kalmak , aşırı cezalandırma yoluna gitmek , çocuğun probleminin artmasına neden olur.

        Altını kirletme ve altını ıslatma problemlerinde çocukta mevcut olabilecek psikiyatrik problemlerin ele alınarak halledilmesi gerekir . Bu türlü problemler başka türlü problemlerin habercisi olabilir. Bu yönü nedeni ile anne babaların bu durumları küçümsememeleri gerekir.

        Altını ıslatma ve altını kirletme zamanında  tedavi edilmez ise , çocuğun yaşına uygun normal psikososyal gelişimi bozulur , anne baba -çocuk ilişkilerinde problemler yaşanır, çocuğun sosyal çevresinde  (okul , arkadaş vb )  uyum problemlerine yol açar , çocuğun stres olayına uygun tepki ortaya koymamasını pekiştirir, ikincil olarak bazı bedensel problemlerin gelişmesine yol açar .

10- AYRILMA KAYGISI PROBLEMİ

Bu bozukluğun temel özelliği çocuğun bağlandığı kişilerden veya evden ayrılık durumu olduğunda aşırı kaygı ve endişe duymasıdır. Bu kaygı durumu çocuğun yaşı ve durumu göz önüne alındığında çok aşırı miktarda görülmektedir. Ayrıldıkları zaman aşırı derecede kaygılı ve sıkıntılı gözükürler ağlamaklı halleri olabilir, evden ayrıldıklarında sevdiklerinin başına önemli zararlar geleceğine inanırlar . Sık sık irtibat kurmak isterler . Bu yüzden sevdiklerinden ve evlerinden ayrılmak istemezler . Anne babalarından ayrı bir şekilde herhangi bir  sosyal ortamda bulunmak istemezler .

        Anne babalarından ayrılmak istemedikleri gibi yalnız başlarına kalmak istemezler. Okula gittiklerinde veya başka ayrı ortamlarda sıkıntıları artar. Annelerini gölge gibi takip etmek isterler. Uyku zamanı zorlanırlar , anne babalarından ayrı uyumak istemezler, gece onların başına gelebilecek kötü şeylerle alakalı kabus görebilirler. Herhangi bir şekilde ayrılacakları zaman karın ağrısı , baş ağrısı gibi belirtileri gösterebilirler.

        Özellikle çocuğun okula  veya anaokuluna başladığı dönemlerde bu durum belirgin olarak ortaya çıkar ve çocuk kesinlikle okula veya başka herhangi bir benzer kuruma gitmek istemez ve bu konuda elinden geleni yapar.

        Psikoterapi ve ilaç tedavisi ile tedavi edilmeye çalışılır.  Çocuğun yaşına uygun psikolojik gelişimi açısından bu türlü problemlerin halledilmesi çok önemlidir. Annelerin çocuklarının bu türlü durumunu daha önceden farkına vardıklarında gerekli önlemleri ( onu sosyal ortamlara alıştırmaya çalışmak , bazen yalnız bırakmak , ufak ayrılıklara alıştırmaya çalışmak vb.) almaları uygun olur. Eşlik eden başka problemlerin olup olmadığı araştırılmalıdır. Çocukluk çağı depresyonlarında , sosyal fobilerde , kaygı durumlarında , travma sonrası stres bozukluğunda , aileyi etkilemeye devam eden stres faktörlerinde , bu türlü bir duruma daha fazla rastlanır ve ayrılma kaygısı durumunun şiddetini bu türlü durumlar artırır.

11- SEÇİCİ KONUŞAMAMAZLIK PROBLEMİ

        Çocuk normal olarak konuşmasına rağmen , başka diğer sosyal ortamlarda konuşmama ile karakterize bir durumdur. Çocuğun bu durumu en az bir ay süre ile devam etmelidir. Bu çocuklar aşırı utangaç , sessiz sakin yapıda olabildikleri gibi evde normal olarak görülebilirler . Bu durumun başlangıcı genelde beş yaşından öncedir. Bu durumda olan çocuklarda ek olarak çocukluk çağı depresyonu , aşırı katı , titiz ve yargılayıcı anne baba tutumu , ayrılık kaygısı gibi durumlar birlikte görülme olasılığı fazladır . Bu bozukluğun tedavisi başka psikiyatrik durumun eşlik edip etmemesine göre ilaç ve psikoterapi yaklaşımı ile ele alınabilir. Çocuğun böyle bir durumunun farkına varılması durumunda anne babanın bazı önlemler alarak çocuğun psikososyal gelişimini yönlendirmeleri gerekir. Bu durumda onun özgüvenini artıracak önlemler alınmalıdır.

12- TEPKİSEL BAĞLANMA BOZUKLUĞU

Beş yaşından önce gelişen ve tek nedeni sağlıksız çocuk bakımı ile ilgili bir bağlanma ve iletişim problemidir. Çocukta mevcut ilişki kurma ve bağlanma probleminin tek nedeni çocuğa doğumun ilk yıllarından itibaren yetersiz bakım , sağlıksız ilişki ile beraber gelişir. Çocuk toplumsal iletişim ve yaşında uygun tepki verme konusunda yetersizdir. Çocuk seçici olmayan bağlanmalar ve uygunsuz toplumsal ilişkiler sergiler.Çocuğun gelişimini gösterdiği ortamda bakım veren kişinin sürekli değişmesi ile de böyle bir durum gelişebilir.

        Çocukta ilişki kurmada duygusal yakınlık göstermede belli bir bozukluk vardır. Çocuğun gelişim süreci içerisinde içe çekilme , konuşma gecikmesi , insanlara karşı ilgisizlik , çevreye karşı duyarsızlık olabilir. Ek olarak bu çocuklar otistik belirtiler de gösterebilirler . Bu belirtiler arasında insanlara ve yaşıtlarına ilgisizlik ,yaşına uygun konuşmanın gelişmemesi , tekrar eden hareketler , insanlara karşı ilgisizlik , göz kontağı kurmama , nesnelere karşı aşırı ilgi, dönen cisimlere ilgi , kendine özgü törensel davranışlar , kendi etrafında dönme , sallanma , saatlerce belli bir hareketi tekrar edebilme , beslenme konusunda düzensizlik , lık , etraftaki duygusal değişime ilgisizlik ,yaşıtlarına karşı ilgisizlik ,parmak ucunda yürüme , yandan bakış , taklit gerektiren oyunları oynamama , TV ve müziğe aşırı ilgi vb

        Gerekli pedagojik müdahalenin yapılması ve sebep olan nedenlerin ortadan kaldırılması ile gerekli tedavi düzenlenmelidir. Çocuğun gelişim dönemindeki böyle bir inhibisyon çocuğun mental motor gelişmini kötü yönde etkiler. Başka psikiyatrik nedenler ve eşlik eden durumlar araştırılmalıdır. Ne kadar erken müdahale yapılırsa o kadar iyi sonuç alınır. Çocuğun bu durumu genelde çocuğun aşırı TV izlemesi ile karakterize olabilir . Bu çocuklara TV izlemenin engellenmesi gerekir . aynı zamanda mümkün olduğu kadar çok insanlar ile birlikte olmaları , onlara yönelik duygusal yakınlık kurulması , onun  ile günün belirli saatlerinde birlikte sadece ona ayrılmış olarak vakit geçirme , mümkünse kreşe veya anaokuluna gitmelerini sağlama gibi önlemler bir an önce alınmalıdır . Otistik   bozukluk ile karışabileceğinden ayırıcı tanının yapılması ile beraber bir an önce eğitime başlanmalıdır .

        Bu türlü bir durumun hiç olmaması içinde anne babaların çocuğun doğumundan itibaren onun duygusal ihtiyaçlarını karşılamaları ile engellenebilir. Çok sık bakıcı değişmesi , çalışan annelerin işte yorulduktan sonra çocuk ile duygusal yakınlık kuramaması , aile içi stres faktörleri nedeni ile çocukların ihmal olması , anne veya babanın kendilerine ait psikiyatrik problemlerinden dolayı çocuk ile ilgilenememeleri , çocuğun gün içerisinde saatlerce TV karşısında kalması ,  gibi nedenler ile bu durum oluşabilir.

13- DEPRESYONLARIN GÖRÜNÜMÜ

Çocuklarda görülen depresyonlar erişkinlerden değişik farklılıklar gösterir. Çocukların depresyonlarını tespit etmek kolay olmayabilir. Depresif çocuklarda depresyon faklı klinik görünümler ve farklı semptomlar ile kendini gösterebilir. Özellikle kronik deprese çocukların bu durumu zor fark edilebilir. Psikososyal stres faktörleri ile beraber aile ortamı ve çocuğu etkileyebilecek diğer nedenler ile çocuklar depresyona girebilirler.

        Çocuklardaki depresyonun görünümü aşırı sinirlilik , içe çekilme , üzgün bakış , daha öncesinden zevk aldığı uğraşlardan zevk alamama , kazanılmış işlevsellikte geriye dönüş , çabuk sinirlenme ,gün içerisinde ara sıra ağlama , aşırı hareketlilik , okul başarısındaki düşüş, uyku ve iştah problemleri , kendine güvensizlik , olayları olumsuz değerlendirme , olaylar karşısında kendini suçlama , ara sıra ölüm düşünceleri, içe çekilme , arkadaş ve sosyal çevresinde uyum güçlükleri , okul ve ailede bazı problemler  şeklinde görülebilir.

        Çocuklardaki depresyonun saptanabilmesi için anne babaların yukarıda sayılan durumlara karşı uyanık olmaları gerekir. Aynı zamanda çocukça depresyon ile birlikte gelişebilecek Madde bağımlılığı , okuldan atılma , davranış problemleri gibi sorunlar oluşmadan tedavi için bir an önce devreye girilmelidir.

        Özellikle çocuğu etkileyen stres etkenleri araştırılmalıdır. Bu stres etkenleri arasında ( yakın veya arkadaş ölümü , göç , anne baba geçimsizliği , aile içi stres faktörleri , çocuğa yönelik cinsel ve fiziksel istismar , tabii afetler , çocukta bulunan tıbbi bir hastalık , aile üyelerinden herhangi birinde hastalık , anne baba veya aile üyelerinden birinde madde bağımlılığı , ekonomik sorunlar , anne veya babada psikiyatrik bir rahatsızlık sayılabilir.

        Çocukluk çağı depresyonlarının tedavisinde ilaç ve psikoterapi yaklaşımı gereklidir. Özellikle eşlik edebilecek diğer psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması gerekir. Çocuğun depresif döneminde ciddi bir psikososyal desteğe ihtiyacı vardır. Öğretmen ve okul ile de görüşülerek bu konuda yönlendirilmeleri gerekir. Bu dönemde özellikle anne babanın rolü çok önemlidir.

        Çocukluk çağı depresyonları çocuğun kişilik ve sosyal gelişimini doğrudan etkileyeceğinden tedavisi çok önemli olmaktadır.

14- PSİKOTİK DURUMLAR

Çocuklardaki psikotik bozuklukların başlangıcı çok erken dönemde olabildiği gibi gelişme döneminin her safhasında görülebilir. Psikotik bozuklukların görünümü değişik şekillerde olabilir. Belli bir fonksiyonellik kaybı yada içe çekilmenin ardından görülebileceği gibi birden bire de başlayabilir.

        Klinik görünümünde çocukların normal gelişim ve yaşlarına uygun davranışların dışına çıkma söz konusudur. Çocuklar görsel ve işitsel olarak gördükleri ve işittikleri bazı şeylerden bahsedebilirler, hiç bahsetmedikleri halde bazı şeyler görüyormuş gibi davranabilirler. Veya çok değişik şekliyle garip davranışlar , uygunsuz gülme ve ağlamalar görülebilir. Çocukların bu durumu normal çocukluğun hayali oyun arkadaşlarından ve düşünce dünyasından ayırt edilmelidir. Psikotik bozukluklarda gidişat genelde ilerleyici ve süreğendir.

        Çocuklarda işlev kaybı , içe çekilme, garip davranışlar ile beraber bu durum anne babalar tarafından kolaylıkla fark edilebilir. Başlangıcı birden bire olabileceği gibi sinsi de olabilir. Tedavi de ilaç ve psikoterapi etkilidir. Ancak ayırıcı tanı açısından çocukluk çağında görülebilen diğer hastalıklardan ayırt edilmelidir.

15- SOSYAL FOBİNİN GÖRÜNÜMÜ

Çocuklardaki sosyal fobinin görünümünde , genellikle belli bir yaştan sonra çocuğun sosyal ortamlarda gösterdiği belirtiler ile tanı kesinleştirilir. Çocuk alışık olduğu ortamların dışındaki ortamlarda (okul , arkadaş çevresi, misafir olduğu yer vb) aşırı derecede sıkılganlık ile beraber konuşmama , kaygı belirtileri gösterebilir. Bu görünüm küçük düşme , rezil olma korkusu ile beraber olabilir. Sınıfında söz almak istemeyebilir veya söz aldığında ve sosyal ortamlarda aşırı endişeli ve kaygılı olabilir. Seçici konuşmamazlığın değişik bir görünümü de bu duruma eşlik edebilir. Kalabalık içinde rahat davranamama ve yaşıtları ile kolay sosyal iletişim kuramamada birlikte görülebilir. Bu durum ev içerisinde çok fazla yargılama ve eleştiriye maruz kalan , aşırı inhibe çocukların durumu ile karıştırılmamalıdır. Aynı zamanda depresyon , travma sonrası stres bozukluğu , çekingen kişilik durumu , psikotik bozukluğun öncesindeki içe çekilme dönemi ile bu durum karıştırılmamalıdır.

        Sosyal fobi okul çağındaki çocukların işlevselliğini önemli ölçüde bozabilir. Çocuğun normal psikososyal gelişiminde ciddi sıkıntılara yol açabilir.  Tedavi tanı kesinleştirildikten sonra ve diğer psikiyatrik durumlar ile ayrıcı tanısı yapıldıktan sonra çocuğun yaşına göre ayarlanabilir. İlaç tedavisi ve psikoterapi aynı zamanda davranışçı yaklaşımlarda bu konuda etkili olabilir. Anne babalara çocuklarının özgüvenlerini artıracak önlemler almaları tavsiye edilir. Çocuklardaki sosyal fobinin görünümünde , genellikle belli bir yaştan sonra çocuğun sosyal ortamlarda gösterdiği belirtiler ile tanı kesinleştirilir. Çocuk alışık olduğu ortamların dışındaki ortamlarda (okul , arkadaş çevresi, misafir olduğu yer vb) aşırı derecede sıkılganlık ile beraber konuşmama , kaygı belirtileri gösterebilir. Bu görünüm küçük düşme , rezil olma korkusu ile beraber olabilir. Sınıfında söz almak istemeyebilir veya söz aldığında ve sosyal ortamlarda aşırı endişeli ve kaygılı olabilir. Seçici konuşmamazlığın değişik bir görünümü de bu duruma eşlik edebilir. Kalabalık içinde rahat davranamama ve yaşıtları ile kolay sosyal iletişim kuramamada birlikte görülebilir. Bu durum ev içerisinde çok fazla yargılama ve eleştiriye maruz kalan , aşırı inhibe çocukların durumu ile karıştırılmamalıdır. Aynı zamanda depresyon , travma sonrası stres bozukluğu , çekingen kişilik durumu , psikotik bozukluğun öncesindeki içe çekilme dönemi ile bu durum karıştırılmamalıdır.

        Sosyal fobi okul çağındaki çocukların işlevselliğini önemli ölçüde bozabilir. Çocuğun normal psikososyal gelişiminde ciddi sıkıntılara yol açabilir.  Tedavi tanı kesinleştirildikten sonra ve diğer psikiyatrik durumlar ile ayrıcı tanısı yapıldıktan sonra çocuğun yaşına göre ayarlanabilir. İlaç tedavisi ve psikoterapi aynı zamanda davranışçı yaklaşımlarda bu konuda etkili olabilir. Anne babalara çocuklarının özgüvenlerini artıracak önlemler almaları tavsiye edilir.

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!16- ÖZGÜL FOBİNİN GÖRÜNÜMÜ

        Özgül fobinin çocuklardaki görünümü erişkinlerden çok farklı değildir. Çocuğun herhangi bir şeye karşı fobik yakınmaları olabilir. Genelde fobik yakınmalar hayvanlara karşı , kapalı yerlere karşı , suya , yüksekliğe , gök gürültüsüne karşı olabilir.

        Özgül fobinin belirtileri korkulan nesneye yaklaşıldığında veya maruz kalındığında gösterilen kaygı belirtileridir. Bu yüzden korkulan şeyden genelde çocuklar uzak durmayı tercih ederler

        Tedavi olarak genelde yakınmaların şiddetine göre psikoterapi ve davranışçı tedaviler uygulanır .Belirtiler çok ağır ise veya eşlik eden başka semptomlar var ise ilaç tedavisi de uygulanabilir. Özgül fobinin çok ağır olduğu durumlarda çocuklarda psikososyal sıkıntılar ortaya çıkabilir. Bu durum çocuğun uyku , iştah gibi durumlarına etki edebilir. Çocuğun işlevselliğinin azalmaya başlaması durum olabilir.

17- TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Genelde kişinin başına gelen veya şahit olduğu hayatı tehdit edici bir olaydan sonra gelişen kaygı belirtielri , olaya bağlı kaçınma davranışları  ve korku reaksiyonlarını içerir. Bu herhangi bir ölüm olayı , tabii afet , herhangi bir kaza ve buna benzer kişiyi ve hayatı tehdit edici bir olaydan sonra yıllar içerisinde gelişebilir. Çocuk böyle bir durum karşısında tepkisiz ve çaresiz kalmış olabilir.

        Genelde maruz kalınan olay ile ilgili kabuslar , yaşanılan olayın yeri , yıldönümü ve onu hatırlatan şeylerden kaçış ve onunla ilgili korkular , uyku bozuklukları , depresif düşünceler , kaygı belirtileri , o olayın aniden tekrar yaşanıyor gibi olması , kişiyi düşünce olarak da o olayla ilgili rahatsız eden düşünceler şeklinde yakınmalar olur.

        Çocuklar genelde oyunlarında ve oyuncaklarında o olayı tekrar tekrar canlandırarak bir tür rahatlama sağlamaya çalışırlar. Yine çocukların resimlerinde , sordukları sorularda o olayla ilgili çok şey olabilir. Genelde uyku bozuklukları ve gece kabuslar gelişir. Anne babadan ayrılmak istememe veya onların başına kötü bir şey geleceği endişesi olabilir.

        Travma sonrası stres bozukluğu olay yaşandıktan sonra yıllar içerisinde gelişebilir . Eğer olayın yaşanmasından hemen sonra şikayetler başlar ve bir ay içinde şikayetler geçer ise bu durumda akut stres bozukluğundan bahsederiz.

        Tedavi olarak çocuğun yaşına göre psikoterapi , oyun terapisi , ilaç tedavisi yapılabilir.

        Travma sonrası stres bozukluğu durumu çocuk için gerçekten çok sıkıntılı ve belirgin işlev kaybına yol açan bir durumdur. Çocukta bu durumda depresyon , okul başarısızlıkları , sosyal fobi , içe çekilme , arkadaşlardan uzak kalma , hayata ve geleceği yönelik ümitsizlik görülebilir. Bu durumda olan her çocuğa aile - hekim - okul üçgeni içerisinde belirgin bir psikososyal destek sağlanmalıdır.

18- UYKU PROBLEMLERİ

Çocuklardaki uyku problemleri yaşa göre farklılıklar gösterir. Çocukların genelde uykuya dalma , uykuyu devam ettirme , yeterli uyku alma , uykunun kalitesi , açısından problemler yaşanabilir. Uyku bozuklukları genelde kişinin psikososyal stres faktörlerine ve kaygı durumlarına gösterdiği bir reaksiyondur. Özellikle çocuklarda bu kaygı durumu ile ilgili uyku problemlerine sık bir şekilde rastlanır.

       Gece Kabusları: Gece kabusları genelde uykunun ikinci yarısında meydana gelir . Çocuk etkisinde kaldığı bir olayı veya kaygılarını rüyasında yaşayabilir. Gece kabuslarında çocuk genelde ağlayarak uyanır ve sakinleştirildikten sonra tekrar uykuya dalabilir. Ertesi gün ise gece olan olayı hatırlar, kabusu size anlatabilir.

        Gece Terörü (uyku terörü) : Gece teröründe çocuk genelde gecenin ilk yarısında veya ilk üçte birlik kısmında , yarı uyanık bir halde dolaşma , ağlama , konuşma olabilir . Çocuk kendinde değildir. Sabah olup bitenleri hatırlamaz ve uyandırılmaya çalışıldığında kolaylıkla uyanmaz . Üç beş dakikadan sonra tekrar uykuya dalar. O sırada herhangi bir şekilde kendini bir yere çarparak veya yataktan düşerek yaralanma olabilir.

        Uyurgezerlik : Uyurgezer çocuklar genelde gecenin ilk yarısında kalkıp gezerler , sabah olup biteni hatırlamazlar . Hatta evinden çıkıp gidebilir veya pencereyi dahi açabilirler. Kendiliklerinden uyanabildikleri gibi hiç uyanmadan tekrar uykuya dalabilirler. Yine gece teröründe olduğu gibi , o sırada herhangi bir şekilde kendini bir yere çarparak veya yataktan düşerek yaralanma olabilir.

        Özellikle gece terörü ve uyurgezerlikte kapı ve pencereler kapalı olmalı . Çocuğun kendini yaralamasına izin vermeyecek şekilde yatak ve oda dizayn edilmeli. Yapılan psikiyatrik muayene sonrası uyku bozukluğunu kötüleştiren nedenler varsa onlar kontrol edilmeli ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Uyku bozukluğu şiddetli boyutta ise ilaç kullanımı uygun olabilir. Çocuğun kaygılarına yönelik psikoterapi yapılabilir.

19- DÜRTÜ KONTROL PROBLEMLERİ

        Dürtü kontrol bozukluklarının çocuklar ve gençlerdeki görünümü erişkinden bir kısım farklılıklar gösterir. Bu spektrumda ele alınacak dürtü kontrol bozuklukları ; Öfke patlamaları  , kleptomani , piromani , patolojik kumar oynama , trikotillomani sayılabilir. Özellikle çocukluk döneminde görülenler aralıklı patlayıcı bozukluk , piromani ve trikotillomani önemlidir.

Öfke patlamaları  : Çocuklarda başka psikiyatrik durumlarında eşlik edebildiği bu bozuklukta , çocuklar normalden daha sık olarak ufak tefek sebeplerle dahi olsa , olaylar karşısında büyük tepki koyabilirler. Bu durum , aniden ve çok şiddetli bir cevap şeklinde olabilir. Bu durum engellenme eşiğinin çok düştüğü , irritabilite ve depresif duygudurumun eşlik ettiği durumlar ile karıştırılmamalıdır. Öfke patlamaları bir çok psikiyatrik durumun kendi doğasında görülebileceği için eşlik eden psikiyatrik bir durum varsa , gözden geçirilmelidir.

Piromani : Bu bozuklukta patolojik olarak yangın çıkarma ve ateş yakma vardır. Genelde ebeveynin olmadığı zamanlar olmak üzere çocuk olur olmaz ateş yakıp yangın çıkarmaktan kendini alamaz . Bu durum normal gelişim esnasında görülen çocukların ateşe olan ilgisinden çok şiddetli derecededir. Çocuk herhangi bir  neden olmadan ve sonucunu düşünmeden bu türlü bir şey yapabilir. Bu durumun davranım bozukluğundaki görünümünden ayırt etmek gerekir.

Trikotillomani : Bu durum patolojik olarak vücutta bulunan saç kirpik gibi yerlerden kıl koparmak şeklinde özetlenebilir. Bu durum bir çok psikiyatrik rahatsızlıkta görülmekle beraber yalnız başka semptom olmadığı zamanlar trikotillomaniden söz edebiliriz. Genelde bu türlü saç ve kirpik koparma bir kaygı işaretinin ve altta yatan agresyonun işaretçisi olabilir. Bu durumun ayırıcı tanısı iyi yapılmalıdır.

Kleptomani: Patolojik hırsızlık diyebileceğimiz bu durum davranım bozukluğunda görülebilir. Başka semptomlar olmadan sadece dürtü kontrol eksikliğinden kaynaklanan bir durum varsa kleptomaniden bahsedebiliriz. Çocuklarda sadece kleptomani görülmesi nadir olmakla beraber daha çok diğer psikiyatrik rahatsızlıklar ile birlikte  görülmesi sıktır. Bu durumun görüldüğü çocukların ailelerinin maddi  düzeyi ile kleptomai ilişkisi belirgin olarak gösterilememiş olmakla beraber ,davranım bozukluğu ile birlikte görülme sıklığı fazladır.

Patolojik Kumar Oynama: Bu durum genelde başka psikiyatrik rahatsızlıklarla beraber görülmekle beraber , sadece kumar oynamaktan kendini alamama şeklinde ise bu tür bir dürtü kontrol bozukluğundan bahsedebilriz . Davranım bozukluğunun eşlik ettiği şekliyle çocuklarda daha çok görülür.

Dürtü kontrol bozuklukarının tedavisi genelde içgörü kazandırmaya yönelik psikoterapi şeklinde uygulanabilir . Bu durumun şiddetine göre gerekirse ilaç tedavisi yapılmalıdır. Eşlik eden psikiyatrik bir durumun tedavisi önemlidir. Aynı zamanda okul ile işbirliği önemlidir. Anne babalara yapılacak danışmanlık ile çocukların bu durumdan kurtulmaları kolaylaşmaktadır.

20- UYUM BOZUKLUKLARININ ÇOCUKLARDAKİ DURUMU

Uyum bozukluklarının sebepleri ve semptomları çocuklarda farklılıklar arzeder. Uyum bozukluğu değişik özelliklerle birlikte gider. Depresyon ile giden uyum güçlüğü , kaygı ile giden uyum güçlüğü en çok görülen şekilleridir. Genelde zorlanılan bir yaşam olayından sonra bir psikososyal stres faktöründen sonra görülebilir. Şiddeti depresyon yada yaygın kaygı bozukluğu kadar olmamakla beraber kişinin işlevselliğini ve ruh sağlığını etkiler.

        Çocuklarda okula başlama , yakın veya arkadaş kaybı , tabii afetler , aile içi problemler , kardeş doğumu , göç , aile bireylerinden birini   etkileyen herhangi bir olaydan sonra uyum güçlüğü gelişebilir. Uyum güçlüğü gelişen çocuklarda uyum güçlüğünün şiddetine göre değişik belirtiler görülebilir. Uyku ,iştah problemleri , dikkat ve konsantrasyonda bozulmalar ,tedirginlik , aşırı sinirlilik , içe kapanma , arkadaş ve sosyal ilişkilerde bozulmalar , anne babaya karşı davranışın değişmesi , okul içinde uyumsuzlukların artması , kendi halinde olmaya çalışma , sıkıntı atakları , başına gelen önemli olay ile ilgili sorular , üzgün bakış ve buna benzer problemler oluşabilir.

        Uyum güçlüğü gelişen çocuklarda nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Psikoterapi ve durumun şiddetine göre ilaç tedavisi uygulanabilir.

 

21- PSİKOSOSYAL STRES ETKİNLİKLERİNİN GÖRÜNÜMÜ

        Psikososyal stres faktörleri çocukları erişkinlerden daha fazla etkiler. Genel görünüm olarak çocukların bazıları bu stres faktörlerini dışa yansıtmayabilir ama değişik belirtiler ile bu stres faktörlerinin etkisi belli olur. Genelde erişkini etkileyen hemen hemen her şey çocukları da etkiler, hatta erişkinlerden daha fazla olarak çocukların etkileneceği ek bazı stres faktörleri vardır.

        Çocuğun psikosostal stres faktörlerine verdiği cevap uyum bozukluklarına benzer. Genelde çocuklar bu stres etkenine maruz kalındıktan hemen sonra veya bir süre sonra bazı belirtiler gösterebilirler. Anne babaların bu durumun farkına varması ve çocukta olabilecek değişiklikleri gözlemlemesi gerekmektedir. Genelde aile içindeki etkilelerin farkına varamayan erişkinler çocukların durumlarını göz ardı edebilirler .

        Psikososyal stres faktörleri arasında  yakın veya arkadaş ölümü , göç , anne baba geçimsizliği , aile içi stres faktörleri , çocuğa yönelik cinsel ve fiziksel istismar , tabii afetler , çocukta bulunan tıbbi bir hastalık , aile üyelerinden herhangi birinde hastalık , anne baba veya aile üyelerinden birinde madde bağımlılığı , ekonomik sorunlar , anne veya babada psikiyatrik bir rahatsızlık , babanın işten çıkarılması , çocuktan aşırı ders beklentisi , okul içinde yaşanabilecek eğitim ile ilgili sorunlar vb. durumlar sayılabilir.

        Psikososyal stres faktörlerinin etkisi ve ortaya çıkan semptomların şiddetine göre psikoterapi ve gerekirse ilaç tedavisi yapılabilir. Bu stres etkenlerinin şiddeti ve maruz kalınan sürenin uzunluğu çocuktaki durumun şiddetini belirler. Çocuğun normal psikososyal gelişimi esnasında olabilecek bu stres etkenleri , bu gelişimi negatif yönde etkileyerek, çocukta bazı stres belirtilerine ( altını ıslatma , altını kirletme , tırnak yeme , parmak emme , kekeleme , tik başlangıcı , uyku sorunları , iştah sorunları vb) yol açabilir. Aynı zamanda Depresyon , uyum güçlükleri , kaygı belirtileri , sosyal fobi , kaygı bozuklukları  gibi psikiyatrik problemlere yol açabilir.

22- OKULLA İLGİLİ SORUNLAR

Çocukların okul ile ilgili problemleri önem arz etmektedir. Okul ile ilgili sorunlar ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu sonuçların ele alınmasında vakit kaybedilmemelidir. Belli bir yaştan sonra çocukların psikososyal gelişiminde okulun etkisi çok büyüktür. Okul da olan herhangi bir problem çocuğun genel olarak ruh sağlığına ve psikososyal gelişimine direk etki eder.

        Çocukların zeka kapasiteleri , kişilik yapıları , ailenin sosyo ekonomik ve sosyokültürel durumu, okulun kalitatif ve kantitatif özellikleri, öğretmenlerin tutumu , okuldaki arkadaşlarının özellikleri vb etkenler çocuğun okul ile ilgili konumunu belli eder. Ve bu etkenlerden herhangi biri ile ilgili sorun çocuğun okul sorunu olarak karşımıza çıkar.

        Okul sorunlarının zamanında tespiti ve tedavisi çocuğun işlevsellik kaybını ve öğrenme performansındaki zararı en aza indirir. Belli bir zeka seviyesine rağmen ders başarısındaki ilerleyen düşme okul sorunlarının en temel göstergesidir. Çocuğun okula gitmek istememesi okul ile ilgili değişik bahaneler söylemesi ,bedensel yakınmalar ile aileye yakınması , ders çalışmak istememesi , son zamanlarda okul arkadaşlarından uzaklaşması , sabah okula gitmek için kalkmakta zorlanması , okula gitmemek için sıradan bahaneler sunması ,okul ile ilgili bazı sorunların olduğunun göstergesidir.

        Bu durum bazı psikiyatrik rahatsızlıklardan da kaynaklanıyor olabilir. Ayrıntılı psikiyatrik muayene ile bu tür bir ayrıcı tanı yapılmalıdır. Zaman geçirmeden soruna müdahale edilmelidir. Aileden , okuldan veya çocuğun kendinden kaynaklanan problem çözülmeye çalışılmalıdır.

23- DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ

Davranım bozukluğu genelde çocuklarda görülür. Bu durumun çocukluğun ilk dönemlerinden başlamak üzere değişik belirtileri vardır. Bu belirtiler genelde aileleri erken dönemde psikiyatriste getirir. Davranım bozukluğu olan çocuklarda görülen başlıca belirtiler şunlardır ; insanlara zarar verme , hayvanlara zarar verme , hırsızlık , yalan söyleme , başkalarını tehdit etme , başkalarına karşı kabadayılık etme , çoğu zaman kavga döğüş başlatma , birisini cinsel etkinlikte bulunması için zorlama  , isteyerek yangın çıkarma , isteyerek başkalarının mülküne zarar verme , ailenin yasaklarına karşı gelme , toplum kurallarına karşı gelme  ve buna benzer belirtiler görülür.

        Davranım bozukluğunun şiddeti hafif , orta , ağır olabilir . Davranım bozukluğu olan çocuklarda normalden daha fazla bir şekilde bu belirtiler ısrarlı bir biçimde görülür. Davranım bozukluğunda bozuk arkadaş çevresi , anne baba ilgisizliği , okul -aile iletişim peoblemleri ,anne baba madde kullanımı , parçalanmış aileler , depresyonun birlikte olması , aile içi anlaşmazlıklar , ailede madde bağımlılığı , çocuklar için uygun olmayan medyanın yayınları , düşük sosyoekonomik durum , anne veya babadan birinde sabıka durumu , çocuğun herhangi bir suçtan sabıka almış olması , anne babanın herhangi birinde psikiyatrik hastalıklar , dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu gibi durumların eşlik etmesi mevcut tabloyu daha da artırır.

        Davranım bozukluğu olan çocukların tedavisinde psikoterapi ve ilaç genelde birlikte kullanılır.Diğer eşlik eden psikiyatrik durumlar varsa , onlarda tedavi planına alınmalıdır. Erken müdahale çocukların bu belirtilerinin kendisi , ailesi ve toplum için  çok ciddi sonuçlar doğurmadan önlenebilmesi  için önemlidir.

24- MADDE BAĞIMLILIKLARININ ÇOCUKLARDAKİ DURUMU

Madde bağımlılığı çocuklarda genelde kullanılan maddenin farklılığı ile erişkinlerden ayrılır . Çocuklarda madde kullanımı bazı psikiyatrik durumlara eşlik edebilir bunun ayırıcı tanısının yapılması gerekmektedir. Çocuklardaki   madde kullanımı genelde uçucu maddeler ,bağımlılık yapabilecek kimyasal maddeler , alkol olmaktadır.

        Madde bağımlılığına erken müdahale olası kötü sonuçları önlemede önem taşımaktadır . Madde kullanımı son zamanlarda artış göstermektedir. Ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekmektedir.

        Ailesinde madde bağımlılığı olan çocuklarda bu türlü problemler daha fazla olmaktadır. Ayrıca madde bağımlılığını , çocukluk çağı depresyonları , psikososyal stres etkenlerine maruz kalma ,bozuk arkadaş çevresi , anne baba ilgisizliği , okul -aile iletişim peoblemleri ,anne baba madde kullanımı , parçalanmış aileler , depresyonun birlikte olması , aile içi anlaşmazlıklar , ailede madde bağımlılığı , çocuklar için uygun olmayan medyanın yayınları , düşük sosyoekonomik durum , anne veya babadan birinde sabıka durumu , çocuğun herhangi bir suçtan sabıka almış olması , anne babanın herhangi birinde psikiyatrik hastalıklar , dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu gibi durumların eşlik etmesi madde bağımlılığının şiddetini daha da artırır.

        Madde bağımlılığının tedavisinde genelde psikoterapi yaklaşını ve kullanılan maddenin çeşidine göre ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Çocuğun psikososyal işlevselliği bozulmadan , madde bağımlılığının bir an önce tedavi edilmesi gerekir.

BÖLÜM-3

GENÇLİK PSİKOLOJİSİ

1- DEPRESYONUN GÖRÜNÜMÜ

Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, tanımı Hipokrat dönemine dayanır . Depresyonun çeşitli tipleri mevcuttur . Depresif insanda genelde hayattan zevk alamama ve kederli duygular görülür. Son on beş gün içerisinde sürekli gün boyu veya günün büyük çoğunluğunda bu  durum var ise klinik anlamda depresyondan söz edebiliriz aksi takdirde  günlük veya gelip geçici duygusal çökkünlükler , klinik anlamda depresyon sayılmamaktadır. Depresyonda kişinin işlevselliği sosyal durumu bozulur . Depresyon her bakımdan ciddi bir biçimde psikososyal ve işlevsellik açısından anlamlı sıkıntılara neden olabilir .

        Depresyondaki bir kişide bazı belirtiler mevcuttur hatta kişi bunun bir depresyon olduğunun farkına varamayabilir . Bu durumu yolda araba ile giderken sis bulutunun içine girmeye benzetebiliriz . Görüş açısı daralır bazı şeyler yanlış görülür ve değerlendirilebilir , aynı zamanda kaza riski artar .Depresyondaki insanda bulunan belirtiler  arasında şunları sayılabilir : Önceden zevk aldığı şeylerden zevk alamama , gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli olma , gençlerde ve çocuklarda daha çok  çok sinirli olma  şeklinde duygudurum değişikliği ,  uyku azalması , sık sık uyanma , erken uyanma veya çok fazla uyuma , iştahsızlık veya çok aşırı yeme , dikkat dağınıklığı ve konsantre olamama ve bununla beraber ders başarısızlığı   , cinsel istekte azalma , çabuk yorulma , akla gelen ölüm düşünceleri , kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz - beceriksiz - suçlu görme , olayları olumsuz değerlendirme , geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi , önemli bir kısmıda bulunabilir.

        Depresyondaki birey çaresizlik ve sıkıntı   duyguları içerisinde zaman geçirir , gençlerde riskli davranışlar ve madde bağımlılığı bu dönem içerisinde fazla miktarda görülür. Gencin arkadaş ilişkileri , ders başarısı , sosyal gelişimi ve aile ilişkileri bu dönemde bozulur. Kişiler arası ilişkilerde ve kendini değerlendirmede hep olumsuz ayrıntılar göze çarpmaya başlar .Bu nedenlerden dolayı depresyon tedavisi önem kazanır.

        Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı , aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak ,  uyku ve iştah artışı ön plandadır.

        Depresyona genetik yatkınlığın çok fazla olduğu bu gün daha iyi bilinmektedir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda  anne babadan herhangi birinde depresyon öyküsü olduğunda , depresyon riskinin fazla  olduğu açıkça gösterilmiştir.

        Depresyondaki kişi somatik şikayetler diyebileceğimiz   ; baş ağrısı , kas ağrıları , sindirim sistemi rahatsızlıkları , kalp şikayetleri ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.

        Depresyon, başka psikiyatrik rahatsızlıklar ile birlikte olabilir .Bunlar arasında şunları sayabiliriz : Panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, madde bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, şizofreni, dissosiyatif bozukluklar,  davranım bozukluğu, mental retardasyon, özel öğrenme güçlükleri vb. psikiyatrik bozukluklarda eşlik edebilir.

        Depresyon tedavisinde genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı antidepresan tedavidir . Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak  için psikoterapiye de ihtiyaç vardır.  Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır.

2- MANİ VE BİPOLAR HASTALIKLAR

Mani ve bipolar hastalığın gençlerdeki görünümü erişkine benzer. Gençlerde ki mani diğer bazı psikiyatrik rahatsızlıklar ile fazla miktarda karışabilir. Bu yüzden tanı aşamasında dikkatli olunmalıdır. Mani genellikle çok gürültülü bir tablo ile kendini gösterir . Ancak maniye girmiş bir genç kendi hastalığının farkında olmaz ,genelde hastalıklarına karşı içgörü denen kendi durumunun farkında olma durumu  pek yoktur . Bulundukları durumu kendileri fark etmesede , ailelerin veya sosyal çevrenin mani veya hipomaniye girmiş genci fark etmeleri genellikle zor olmaz. Mani belirtilerinin klinik anlamda tanı konulması için bir hafta kadar bulunması gerekir veya hastaneye yatıracak kadar şiddetli olması gerekir.

        Manide ki belirtileri hemen belirtmek istiyorum : Genellikle aşırı sinirli ve kavgacı ruh hali ile beraber, kendini büyük görme , aşırı coşkulu olma diyebileceğimiz bir ruh hali vardır. Buna ek olarak azalmış uyku ihtiyacı (günde 1-2 saatle bile idare edebilirler ) , etrafı küçümseme , konuşmada aşırı artış , fikir uçuşması diyebileceğimiz konudan konuya geçen düşünceler , amaca yönelik değişik aktivitelerin artması ( hiç yeri ve zamanı değilken daha önce olmayan veya biraz olan ilgi ve etkinliklerin artması , bu konuda abartılı faaliyetler ), hiç yeri yokken sonradan oluşmuş abartılı merak ve yapılmak istenen işler ,bol para harcama  , zevk veren etkinliklerde artma , aşırı derecede gezme dolaşma isteği vb.

        Bu belirtileri olan gençler zaman geçirmeden hekime getirilmelidir . Çünkü etrafa ve kendine zarar verecek riskli davranışlar olabilir . Yukarıdaki belirtilerin çoğu var ise genelde hastanede yatarak tedavi edilmeleri uygun olmaktadır.

        Mani tedavisi genelde ilaç tedavisi ile birliktedir. İlaç tedavisi ile birlikte genelde bu durum kısa süre sonra yerini normal duyguduruma bırakır.

        Bipolar dediğimiz olgularda ise mani veya depresyon dönemleri vardır . Genelde bu dönemler birbirini izler . Kişi hayatın bazı dönemlerinde depresyon içerisinde bunu takip eden dönemde belli bir dönem mani halinde olabilir. Bu dalgalanmalar şeklinde devam eden  duygudurumu stabil olarak tutabilecek ilaçlar kullanılarak , kişinin bu iniş çıkış şeklinde seyreden duygudurumu sabit tutulmaya çalışılır.

        Manide psikotik boyut diyebileceğimiz hezeyanlarda olabilir bunlar genelde kişinin ruh hali ile uyumlu büyüklük hezeyanlarıdır. Bu durumda kişinin gerçeği değerlendirme yetisi hastalık ile beraber bozulmuştur. Tedavi ile başarılı bir şekilde  genelde iyi sonuç alınır.

3- YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ

Yaygın anksiyete bozukluğunda günlük yaşamda , iş , okul ve aile hayatında  her an kötü bir şeyler olacakmış gibi endişeli , huzursuz ve tedirgin bir ruh hali vardır. Aynı zamanda kişi kaygılarını kontrol edemez. Bu durum en az altı aydır ve hemen hemen gün boyu  sürüyorsa klinik anlamda yaygın anksiyete bozukluğundan söz edebiliyoruz.  Yaygın anksiyete bozukluğunda şu belirtilerin bir kısmı  bulunur : Devam eden ve süreğen kaygı hali , Huzursuzluk hissi ile beraber tedirginlik, uykusuzluk ve uyku bozukluğu , yorgunluk , halsizlik , dikkat ve konsantrasyonu toplayamama , çabuk tepki verme , sinirlilik , kas gerginliği ,aşırı uyarılmışlık ,  endişeli bekleyiş , ek olarak bedensel şikayetler vb. 

        Yaygın anksiyete bozukluğunda depresyon , panik bozukluğu , obsesif kompulsif bozukluk gibi hastalıklar eşlik edebilir . Kişinin kaygıları ve endişeleri günlük işlevselliğini ve rahatını bozar. Kapı çalması , telefon çalması veya o gün için herhangi bir sıradan olay , gibi günlük olağan hadiseler  o insan için kötü bir haber beklentisi şeklinde tedirginlik ile karşılanır.

        Yaygın anksiyete bozukluğu tedavisi genelde ilaç tedavisi ile mümkün olur . Aynı zamanda psikoterapi desteği de gerekmektedir. Gencin bu hali onun sosyal , okul , arkadaş ilişkilerini bozar ve işlev kaybı olur. Anksiyete bozukluğu olan gençlerde madde kullanımı da gözden geçirilmelidir.

4- PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAKLAR

Panik bozukluğu , panik ataklarının tekrarlaması ve buna bağlı endişeli beklenti ile oluşur . Panik atakları gerçekten tahammül edilmesi zor bir durumdur . O anda kişi gerek bedensel gerek düşünce olarak çok şiddetli kaygı  belirtileri gösterir. Panik atağı bir kaç belirtinin bir arada olduğu sınırlı semptom atakları ile de görülebilir. Panik bozukluğu denmesi için en az 2 tane beklenmedik bir zamanda  panik atağı ve buna bağlı   olarak en az bir ay süre ile tekrar bu kaygı atağı  olacak korkusu olmalıdır.

        Panik atağını tarif etmek gerekirse , çarpıntı , terleme , titreme , nefes darlığı , soluğun kesilmesi , göğüs sıkışması , delirme korkusu , bayılma hissi , kendisini olağan dışı hissetme , o an için ölme korkusu , kontrolünü kaybetme korkusu , ürperme , üşüme , kollarda veya   uzuvlarda güçsüzlük hissi vb. gibi bir çok belirtinin eşlik ettiği bir durumdur. Bu belirtilerin hepsinin olması gerekmez , en az dördünün olması klinik olarak panik atağı denmesi için yeterlidir. Bu durum yoğun bir şekilde belli bir süre yaşandıktan sonra geçer.

        Panik atakları bazı hastalıklara eşlik edebilir  . Panik atağı yaygın anksiyete bozukluğu , agorafobi , depresyon,madde bağımlılığı , ayrılma kaygısı bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk , özgül fobi gibi durumlar ile birlikte görülebilir.

        Panik atağının tedavisinde genellikle ilaçlar kullanılır . Panik ataklarının düşünce boyutuna psikoterapi ile müdahale edilebilir.  Davranışçı tedavi yaklaşımlarıda nedene yönelik denenebilir.

        Panik atağı aynı zamanda bir çok bedensel hastalık ile karıştırılabilr. Genelde acile başvuran hastalar öncelikle Kalp krizi , astım krizi veya başka bir hastalık düşüncesi ile öncelikle dahiliye acil kısmına başvururlar. Ancak yapılan tetkikler ve fiziksel muayene sonucu bunu oluşturabilecek herhangi bir nedene rastlanmaz. Bu nedenle bu durumun iyi bilinmesi ve diğer hastalıklar ile ayırıcı tanısının yapılması çok önemlidir.

5- AKUT VE POSTTRAVMATİK STRES BOZUKLUĞUNUN TANIMI

       Akut Stres Bozukluğu: Akut stres bozukluğunda kişi çok travmatik bir olay ile karşılaşmıştır. Bu   belirtiler bu olay ile karşılaştıktan  sonra bir ay içinde belirmeye başlar . Olaydan sonra günler içinde veya saatler içinde de kendini gösterebilir. Akut stres bozukluğunda durum çok gürültülü olmaktadır. Genelde kişi kendisini tehdit eden gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidi , fizik bütünlüğe bir zarar gibi  önemli bir olay yaşamış veya böyle bir olaya şahit olmuştur. Kişi bu olay esnasında aşırı derecede  korku , çaresizlik  ve endişeli duygular yaşar .

        Bu olay yaşandıktan sonra afallama , uyuşukluk , dalgınlık , tepkisizlik , kendisini ve çevreyi olağandışı hissetme , olayın belli bir bölümünü hatırlayamama gibi yaşanan travmaya yönelik unutkanlık görülür. Aynı zamanda kişi bu korkunç olayı rüyalarında , düşüncelerde , göz önüne gelen görüntüler ile tekrar tekrar yaşamaya başlar . Özellikle olayı çağrıştıran ve anımsatan yerler , zamanlar , kişilerden kaçınmalar şeklinde fobik yakınmalar görülür. Kişinin bu olayı yaşadıktan sonra kişiye has huzursuzluk hissi , endişe hali , kaygı belirtileride oluşmaya başlar. Bu belirtiler ile kişinin işlevselliği belirgin bir şekilde bozulur.

        Akut stres bozukluğu bir an önce tedavi edilmelidir. Özellikle akut dönemde kişinin ilaç tedavisi ile rahatlatılması gerekir. Doğal afetlerden sonrada bu türlü rahatsızlıklar çok fazla miktarda görülür. Adapazarında depremin 15. gününde gördüğüm hastaların %90 gibi büyük bir kısmında bu türlü bir sıkıntı mevcut idi. Bu zaman içinde psikososyal destek sağlanmasıda önemlidir. Akut stres bozukluğu sırasında kişide kendine ve çevresine zarar verme davranışları görülebileceğinden dikkatli olunmalıdır. Bu dönemde genç için okul -hekim-aile işbirliği çok önemlidir.

        Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Travma sonrası stres bozukluğuda akut stres bozukluğuna benzer . Burada çıkış zamanı olarak olay meydana geldikten sonra  bir ay gibi bir süre geçmesi gerekmektedir. Belirtiler yine aynıdır ancak afallama , olaya bağlı unutkanlıklar , kendini olağandışı hissetme durumu görülmeyebilir. Kişi yine kendini tehdit eden bir olay ile karşılaşmıştır yada başkasının bu durumuna şahit olmuştur. Travma sonrası stres bozukluğu durumuna bu türlü bir durum ile karşılaşan her bireyde   oluşmaz . Bazı kişilerde bu türlü bir durum gerçekleşebilir.

        Kişide uyku bozukluğu , iştah bozukluğu , sese ve olaylara karşı aşırı uyarılmışlık , çabuk sinirlenme , aşırı irkilme tepkisi , geleceğe ait beklentinin kalmaması , yaşadığı olay ile ilgili yer zaman ve kişilerden kaçınma , duygulanımda kısıtlılık, yaşadığı olayı rüyalarda veya gözünün önüne istemsiz gelme şeklinde tekrar tekrar yaşama şeklinde belirtiler de  görülür.

        Posttravmatik stres bozukluğu da kişinin işlevselliğini önemli ölçüde bozar  . Bununla beraber depresyon gibi durumlar da sıklıkla eşlik eder . Zaman geçirilmeden tedavi edilmelidir. Genelde tedavi ilaç tedavisi şeklindedir. Aynı zamanda psikoterapi desteği gerekir.

        Travma sonrası stres bozukluğu kişi için gerçekten zor bir durumdur . Eşlik eden belirtiler ile birlikte bir an önce tedavi edilmesi gerekir. Aksi durumda kişide psikososyal problemlerin oluşması ve yerleşmesi durumu olabilir. Kişinin okul , aile ve mesleki başarısı ve işlevsellik durumu önemli ölçüde bozulabilir.

 

False
sancakbeyi
Üye Silindi


Durumu 
» Cevap Veren 24654   

6- OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUNUN TANIMI

Obsesif kompulsif bozuklukta önlenemeyen obsesyonlar(saplantı ve takıntılar ) ve bunlara bağlı kompulsyonlar ( kendini yapmaktan  alamadığı ,obsesyonlarının verdiği kaygıyı gidermek için yaptığı davranışlar , ritüeller ) olur. Bu durum kişi için önemli derecede zaman ve işlev kaybına neden olur. Klinik olarak tanı koymak için bu obsesyon ve kompulsyonlara günde en az bir saat harcamalıdır. Aynı zamanda kişi bütün bu yapmak zorunda olduğu şeyleri saçma olarak kabul etmelidir. Kişi için bütün bunlar genellikle rahatsızlık verici niteliktedir.

        Obsesyonlar ve kompulsyonlar çok çeşitli olabilir bunlara bir kaç örnek verecek olursa: temizlik ,kapı pencere kontrolü ,   sayı sayma , aşırı düzen , simetrik olma , tekil olma , dokunma , akla gelen istenmeyen düşünceler , gözünün önüne gelen görüntüler vb. gibi bir çok saplantı ve bunlar ile ilgili zorlantı  olabilir. Kişi bunları tekrar tekrar yapıp karşı koyamayınca bütün bunları kabullenebilir.

        Obsesif kompulsif bozukluk genelde hayatı yavaşlatır ve belirgin işlev ve zaman kaybına neden olur. Aynı zamanda kişi belirgin sıkıntı ve kaygı içindedir. Obsesif kompulsif bozukluğa sıklıkla depresyon , anksiyete bozukluğu , uyku bozukluğu gibi durumlar eşlik eder.

        Obsesif kompulsif bozukluğu obsesif kişilik yapısından ayırmak gerekir . Bu kişiler biraz titiz olmak ile beraber obsesif kompulsif bozukluk tanısı almazlar ve genelde hayatta başarılı olan kişilerdir. Özellikle anne babaları obsesif olan çocuklar ve gençler için sıkıntı çok fazla olmakta bu durumda o aile içerisindeki bireylerde bazı psikiyatrik sorunlar oluşabilmekte , onlar içinde hayat çok zor hale gelebilmektedir.

        Obsesif kompulsif bozuklukta da ilaç kullanılır .İlaç tedavisi ile belirgin bir şekilde bu durumunun tedavisi kolaylaşır.  Aynı zamanda davranışçı tedavilerinde etkinliği kanıtlanmıştır. Kişide bulunan saplantılar ve bunlara karşı gelişen zorlantılar için içgörü kazandırmaya yönelik psikoterapi yaklaşımları da önemlidir.

7- SOSYAL FOBİ VE GENÇLER

 

Sosyal fobi kişinin sosyal ortamlarda belirgin sıkıntı duyması ,  buna bağlı o ortamlara girmek istememesi ve işlev kaybına uğraması ile karakterizedir. Sınıfta öğrenci söz almak istemez , tahtaya kalkınca veya söz alınca rezil olacağından yanlış yapacağından ve küçük düşeceğinden endişe eder . Aynı zamanda tahtaya kalkınca yüzü kızarır , kalbi hızla çarpmaya başlar , terleme olabilir . Hatta panik atağı benzeri bir durumda oluşabilir .Kişi bu kaygısını sınırlayamaz ve belirgin endişe duyar. Buna bağlı olarak özellikle toplu ortamlardaz uzak kalmaya çalışır. Arkadaş ve sosyal ilişkileri bozulabilir. Bu durumun saçma olduğunun kabul edilmesi ve gençler için en az altı aydır bu durumun bulunması şartı,  klinik tanı koymak için gereklidir.

        Sosyal fobiye genelde çekingen kişilik yapısı eşlik eder. Genelde sosyal fobi bulunan kişiler içe dönük yapıdadırlar. Kişide sosyal fobi olduğunda buna bağlı kaçınma davranışlarıda , tanımadık insanların olduğu yerler ve sosyal ortamlar için  vardır.

        Sosyal fobi tedavisi  genelde ilaç tedavisi ile beraber davranış tedavisi ve psikoterapiyi içerir. Başka psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik edip etmediği de araştırılmalıdır.

 

8- ÖZGÜL FOBİ VE GENÇLER

       Özgül fobide gencin belli bir şeye karşı örn: kapalı yerler , yükseklik , çeşitli hayvanlar , yükseklik , gök  gürültüsü, kan , sağlık müdahaleleri ,fırtına ve tabiat olayları  vb. fobisi gelişebilir. Bu durumda kişi korku duyduğu şey ile karşı karşıya gelmemek için belirgin bir çaba   sarfeder . Bu durum gencin işlevselliğini belirgin bir biçimde bozar . Kişi o duruma maruz kalmamak için belirgin bir biçimde kaçınma davranışları gösterir. Hatta gençler  bu durum ile karşılaştığı durumda panik atağı dahi oluşabilir.

        Kişi bu korkularının anlamsız olduğunu kabul etmesine rağmen bu tür korkular devam eder.  Bu durumun süresi en az altı ay kadar olmalıdır. Gelip geçici kaçınma davranışlarından ayırt etmek önemlidir.

        Özgül fobide ki bu durum bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda görülen durumlardan ayırt edilmelidir. O tür durumlarda da özgül fobi benzeri kaçınma davranışları olabilir (posttravmatik stres bozukluğu , obsesif kompulsif bozukluk gibi )

9- SOMATOform BOZUKLUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ

Herhangi bir tıbbi durum ile veya zeka problemleri ile veya madde kullanımı ile açıklanamayan bedensel şikayetlerin süregitmesidir. Somatoform bozuklukların başlangıcı 30 yaşından öncedir. Somatoform bozukluğun en büyük bölümünü somatizasyon bozukluğu oluşturur. Kişinin bu durumu belirgin bir şekilde işlev kaybına neden olur.

        Somatizasyon bozukluğu : Somatizasyon bozukluğunda başlangıç otuz yaşın altındadır. Bir kaç yıl önce başlayan ve yapılan tetkikler ile belirgin bir neden bulunamayan bir çok fiziksel yakınma vardır. Bu yakınmalar  ağrı yakınması (baş , kol , bacak, sırt, idrar yapma esnasında, cinsel ilişki esnasında vb) ,  sindirim sistemi şikayeti (bulantı , kusma , ishal , hazımsızlık , vb) ,  cinsel organlar ile ilgili belirti ( cinsel işlev bozukluğu, menstrasyon problemleri , vb),  nörolojik bir durum (uzuvlarda güç azalması , bayılma , çift görme , duyu yitimi , koordinasyon problemleri vb.) . Bu belirtiler ile beraber işlev kaybıda belirgin bir şekilde  olmaktadır.

        Tedavi noktasında değişik yaklaşımlar olmasına rağmen genelde ilaç ile birlikte psikoterapi tedavisi uygulanır.

        Gencin bu durumda tedavisi davranışçı tedaviler ile mümkün olabilir. Israr eden durumlarda ise ilaç tedavisi uygulanabilir. Tedavi beliren semptomların şiddetine göre belirlenir.

 

10- PSİKOTİK BOZUKLUKLAR VE ŞİZOFRENİ

Psikotik bozukluklar erkeklerde genelde onlu yaşların sonunda , bayanlarda ise yirmili yaşların sonunda başlar . Bunun dışında 4-5 yaşlarında başlayan olgular bildirildiği gibi , geç yaşlarda da ortaya çıkabilir. Psikotik bozuklukların genelde ilk yerleşmesi sinsi bir şekilde olsada daha sonra gürültülü bir şekilde bu tablo gelişir. Genelde psikotik bozukluklar başlamadan önce içe kapanma , ilgi ve istekte azlık, duygulanımda kısıtlılık şeklinde belirtiler başlar . Bu belirtilerden belli bir süre sonra işitsel ve görsel varsanılar (halusinasyonlar) ,çeşitli şekilleri olabilen sanrılar (hezeyanlar), amaçsız dağınık davranışlar veya garip beden postürü gibi başlıcalarını saydığımız bir çok belirti veya bunların bir kaçı ile de gerçekleşebilen bir akut tablo gelişir.

        Bu bozukluğun devamına göre tanıda ayrı ayrı sınıflama yapılır .Ama hepsinde ortak özellik kişinin gerçeği değerlendirme yetisinin bozulmasıdır. Psikotik diyebileceğimiz gerçek dışı düşünceler , yaşantılar, algılama şeklinde psikotik özellikler gösterebilirler.

       Psikotik bozukluk genelde kronik bir durumdur , bu durum şizofreni başlangıcı da olabilir. İlerleyen süreç içerisinde bu durumun ayrıcı tanısı yapılabilir. Özellikle gençlerde görülen bu türlü durumlar bir çok psikiyatrik hastalık ile karışabileceği için erken dönemde kesin bir tanıya varmak çok zordur.

        Psikotik bozukluklarda işlev kaybı belirgindir. Kişi hastalığın gerek doğasından kaynaklanan nedenlerden , gerek ikincil yerleşen problemlerden dolayı belli bir fonksiyon kaybına uğrar. Prodromal dönem dediğimiz dönemde genç insanda , arkadaşlarından uzaklaşma , sosyal ilişkilerde yeteresizlikler , sosyal aktivitelere katılmak istememe , yalnızlığa eğilim , günlük iş ve aktivitelerde istek kaybı , daha önceki fonksiyonellik ve işlevsellikte azalma , ders başarısında düşmeler , duygulanım olarak sınırlılık , duygusal etkileşim ve iletişimde azalmalar görülebilir. Bu dönemden sonra kişide psikotik bir atak geçirebilir. Bu dönem ile birlikte şizofrenik tablo yerleşir . Kronik ilerleyici bir kişisel ve entellektüel kapasitede yıkım sözkonusu olur.

       Bu bozuklukta spektrum içerisinde değişik tanısal sınıflamalar yapılmıştır. Bu durumu şizoid kişilik yapısı ile karıştırmamak gerekir. Hastalığın genel hatları ile bilinmesi yeterli olacaktır. Psikotik bozuklukların tedavisinde ilaç tedavisi geçerlidir. Bunun yanı sıra destekleyici psikoterapi yaklaşımları ve sosyal müdahaleler gidişatı daha iyi hale getirmektedir. Özellikle genç hastalarda ailelerin durumu ilerleyen süreci belirleme açısından önemlidir.

 

11- DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR

Dissosiyatif bozukluklar son zamanlarda daha iyi tanınır hale gelmiştir. Dissosiyatif bozuklukların başlıca özelliği bütünleşmiş ,bilinç , bellek , kimlik ,ve çevrenin algılanmasında  güçlük olmasıdır.

       Dissosiyatif amnezide kişinin geçmişe ait belleğinde boşluklar olması yani yaşadığı dönemleri şu an hatırlamadığı bir durumun olmasıdır. Bu durum kişinin geçmişteki bütün hayatına dair herhagi bir zaman dilimi olabilir.

        Dissosiyatif füg denen durumda ise kişinin hiç farkında olmadan kendini faklı bir yerde bulması olayıdır. Yani farkında olmadan bir yerden bir yere gitmesi ve o gittiği yere neden ve niçin geldiğinin bilememesidir.

        Dissosiyatif kimlik bozukluğunda ise kişi , kendisine ait önemli bilgileri başka bir neden olmadan , normal bir unutkanlık ile açıklanamayacak şekilde unutması ve belli bir zaman diliminde farklı kişilik yapılarına göre davranması durumudur.

       Dissosiyatif kimlik bozukluğunun bir çok diğer belirtisi vardır. Psikosomatik şikayetler dissosiyatif bozukluklarda sık görülür ; Kronik ağrılar, bayılmalar , bedensel ağrı  şikayetleri gibi durumlarda eğer belli bir tıbbi neden tespit edilemezse bu bozukluk ayrıcı tanıda düşünülmelidir.

        Dissosiyatif bozukluklarda depresyon , yaygın anksiyete bozukluğu , travma sonrası stres bozukluğu gibi ek psikiyatrik bozukluklar sık görülür.

       Dissosiyatif kimlik bozukluğunda temel tedavi yöntemi psikoterapidir.

 

 

 

12- YEME BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ

Yeme bozuklukarının gençlerdeki görünümü daha çok anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza şeklindedir.

      Anoreksia Nervoza: Anoreksiya nervozada kişinin beden imajına yönelik endişeleri ile beraber yemek yeme alışkanlığının bozulması ve gittikçe ciddi bir biçimde kilo kaybetmesi ile oluşur. Daha çok genç kızlarda ergenliğe adım atılan yıllarda görülür . Yeme problemleri ile beraber  adet düzensizlikleri başlar ve adet görmemeye kadar varır. Bu bozuklukta kilo almaktan aşırı derecede korkma vardır. Aynı zamanda kişide bu düşük kilo durumunu inkar etme , kabul etmeme durumu vardır. Anoreksiya nervozada depresyon sık görülür , eşlik eden başka psikiyatrik problemler olabilir . Anoreksiya nervozanın bir tipinde ciddi miktarda yemek yeme periyotları olabilir. Anoreksiya nervozanın tedavisinde ilaç tedavisi ile beraber psikoterapi uygulanır. Eğer kilo kaybı çok belirgin ise kişinin hastanede yatarak tedavi olması uygun olur. Bu durumdaki kişilerde beden imajını korumak için aşırı derecede ve uygun olmayan miktarda egzersiz de görülebilir.

       Bulimia Nervoza: Bulimia nervozada kişinin kendini kontrol edemediği yemek yeme atakları olur .Yemek yeme atağından sonra ciddi derecede bu durumdan sıkıntı duyma ve utanma olur. Daha çok seçici olarak bazı gıdalara( dondurma , kalorili yiyecekler , tatlılar vb.)  karşı olma durumu daha sık görülür. Bulimia nervozada kişi yemek yedikten sonra kusma veya aşırı egzersiz yapma veya değişik ilaçlar alarak sindirim sistemini etkileme girişimleri olur . Bulimia nervozada yine bayanlarda daha sık görülür. Bulimia nervozada anoreksiya gibi beden imajı kaygısı yoktur. Bulima nervozada depresyon daha sık eşlik eder. Tedavisinde davranışçı yaklaşımlar ile beraber ilaç tedavisi uygulanır.

 

13- UYKU BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ

Uyku bozuklukları gençlerde erişkinlere benzerlik gösterir. Uyku durumu kişinin ruh hali ile çok yakından ilgilidir. Uyku esnasında gösterilen belirtiler kişinin genel durumunu da yansıtır. Özellikle genel psikososyal stres faktörlerine ilk verilen sistemik bedensel cevaplardan bir tanesi de uyku bozukluğudur.

       Uyku bozukluklarında uykunun niceliği ve niteliği bozulur. Uykuya dalma güçlüğünde kişide psikiyatrik problemler gözden geçirilmelidir. Depresyon , kaygı bozuklukları , obsessif kompulsif bozukluıklar ,uyum güçlüklerinde ,travma sonrası bozukluklar gibi durumlarda uyku bozukluğuna sık rastlanır. Kişi uykuya dalmak için sürekli gayret sarfeder ona rağmen istenen zamanda uykuya dalamaz . Bu durum gece sık sık uyanma ve tekrar uykuya dalmakta güçlük çekme şeklinde olabileceği gibi sabah erken uyanma ve uykuya dalamama şeklindede olabilir. Uyku bozukluklarında klinik olarak tanı konması için bu durum en az bir ay devam etmelidir . Bu durumda kişide daha çok ilaç tedavisi uygulanmalı ve nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Bu durum kişinin günlük hayatını önemli derecede etkiler  ve işlev kaybına neden olur.

       Uyku bozukluğunun bir çeşitini de narkolepsi denen aşırı uyuma ve ani uyku atakları oluşturur. Narlolepside kişi en az üç ay süre ile hemen her gün karşı konamaz bir şekilde uyuma ihtiyacı hisseder bu durum gündüz vakti de olur . Aynı zamanda kişide uykuya dalarken ve uyanırken halusinasyonlar oluşabilir . Bu durumda bedensel tetkikler yapılmalı ve sonuca göre tedavi düzenlenmelidir.

       Uyku bozukluklarının diğer bölümlerinde ise uykuda yürüme ve gece terörünü sayabiliriz. Gece terörü genelde gecenin ilk yarısında olur gençde uyku sırasında bağırma, konuşma , hatta dolaşma şeklinde durum görülür . Uyandırılmaya çalışıldığında uyanmaz ve sabah olup bitenleri hatırlamaz. Uyandıktan belli bir süre sonra kendiliğinden uykuya dalar . Anne babaların bu durumda ani tepkiler ile uyandırmamaları önerilir. Gece terörünün sık olduğu durumlarda gerekirse ilaç kullanılır . Epilepsi olasılığı dışlanır ve gerekli tedavi düzenlenir.

       Uyku bozukluğunun diğer bir çeşidide gece kabuslarıdır. Bu durumda genç özellikle gecenin ikinci yarısında korku ile veya ağlayarak uyanır . Bağırma , korkulu ifadeler olabilir. Bu durumda gencin sakinleştirilmesi kolay olmaz hemen uykuya dalamaz . Uyku teröründen farkı genç sabah bu olayı hatırlar. Tedavide eşlik eden durumlar araştırıldıktan sonra ilaç tedavisi yapılır.

       Uyurgezerlikde kişi yatağından kalkar, dolaşır hatta bu durum evden  dışarı çıkma şeklinde bile olabilir. Odanın kapı pencereleri güvenli olmalı , zarar verecek eşyalara dikkat edilmelidir. Kişi genelde sabah olup bitenleri hatırlamaz . Gece teröründen farkı kişi bu esnada ağlama , bağırma , korku tepkileri göstermez.

 

14- DÜRTÜ KONTROL BOZUKLUKLARININ GÖRÜNÜMÜ

Dürtü kontrol bozukluklarında genel gidişat konusunda anne babalar dikkatli olmalıdır. Gencin sosyal ilişkilerini , psikososyal durumunu bozacak sıkıntılı durumlara yol açabilir. Bu durumda kişi belli konularda kendini kontrol etmeyi zor bulur. Dürtülerin kontrol edilmesi , engellenmesi ve yönlendirilmesi konusunda sıkıntılar vardır.

Öfke Patlamaları : Gençlerde  başka psikiyatrik durumlarında eşlik edebildiği bu bozuklukta , Gençlerde  normalden  çok daha sık olarak ufak tefek sebeplerle dahi olsa , olaylar karşısında büyük tepki koyma şeklinde bir görünüm vardır. Bu durum , aniden ve çok şiddetli bir cevap şeklinde olabilir. Bu durum engellenme eşiğinin çok düştüğü , irritabilite ve depresif duygudurumun eşlik ettiği durumlar ile karıştırılmamalıdır.

       Piromani : Bu bozuklukta patolojik olarak yangın çıkarma ve ateş yakma vardır. Genelde insanların olmadığı zamanlar olmak üzere gençte  olur olmaz ateş yakıp yangın çıkarmaktan kendini alama şeklinde bir durum görülür .  Herhangi bir   neden olmadan ve sonucunu düşünmeden bu türlü bir bozukluk görülür. Bu durumu davranım bozukluğundaki ve başka psikiyatrik bozukluklardaki   görünümünden ayırt etmek gerekir.

      Trikotillomani : Bu durum patolojik olarak,  vücutta bulunan saç,  kirpik gibi yerlerden kıl koparmak şeklinde özetlenebilir. Bu durum bir çok psikiyatrik rahatsızlıkta görülmekle beraber yalnız başka semptom olmadığı zamanlar trikotillomaniden söz edebiliriz.

       Kleptomani: Patolojik hırsızlık diyebileceğimiz bu durum davranım bozukluğunda görülebilir. Başka semptomlar olmadan sadece dürtü kontrol eksikliğinden kaynaklanan bir durum varsa kleptomaniden bahsedebiliriz. Kişi kendini kontrol edemeden ve ihtiyacı olmadığı halde birşeyle çalmaktan kendini alamaz.

       Patolojik Kumar Oynama: Bu durum genelde başka psikiyatrik rahatsızlıklarla beraber görülmekle beraber , sadece kumar oynamaktan kendini alamama şeklinde ise bu tür bir dürtü kontrol bozukluğundan bahsedebilriz . Davranım bozukluğunun eşlik ettiği şekliyle  daha çok görülür.

       Dürtü kontrol bozuklukarının tedavisi genelde içgörü kazandırmaya yönelik psikoterapi şeklinde uygulanabilir . Bu durumun şiddetine göre gerekirse ilaç tedavisi yapılmalıdır.

       Dürtü kontrol bozukluklarının her bir çeşidi , değişik psikiyatrik durumlarda görülebilir. Depresyon , mani , kaygı bozukluğu , obsesif kompulsif bozukluk , davranış bozukluğu , dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu , madde bağımlılığı gibi bir çok durumda bu türlü durumlar eşlik edebilir.

 

15- KİŞİLİK BOZUKLUKLARI VE GENÇLİK

Kişilik bozukluklarının bir çok farklı görünümü olmasına karşın kişilik bozukluklarının gençlerde görünümü erişkinlerdekine benzerdir. Genelde kişilik bozukluğu tanısı belli bir yaştan sonra konmasına rağmen bu durumların gençlerde görülen şekilleri belli bir seviyede erişkinlere benzerlik gösterir. Kişilik bozukluklarının ortak özelliği olaylar karşısında  sürekli başkalarını suçlama şeklindedir. Genel olarak kişide normal gelişim ve beklenene göre önemli ölçüde sapmalar şeklinde de özetlenebilir.

       Genel olarak kişilik bozukluğu durumlarını şu şekilde sayabiliriz ;

       Paranoid Kişilik Bozukluğu: Başkalarının davranışının ve hareketlerinin kötü niyetle algılanması ,etrafa karşı aşırı ve gereksiz güvensizlik ve aşırı şüpheler. Bu durumda kişi normal olaylara bile acaba ? sorusu ile yaklaşabilir. Bu durumda onun kişisel ve sosyal ilişkilerinin bozulmasına ve bu durumun şiddetinin ağır olması durumunda bazı psikiyatrik rahatsızlıkların oluşmasına neden olur.

      Şizoid Kişilik Bozukluğu: Genelde kendi haline olma ile beraber çoğunlıkla insanlardan uzak olma eğilimi ve duygusal  olarak diğer insanlara göre sınırlılık gösterme ,duygularını ve duygulanımını  dışa vurumda azalma şeklinde bir kısım belirtiler gözlenir.   Bu durumda olan genç insanın sosyal ilişkileri yeterli değildir. Kişiler arası ilişkilerde zorluklar oluşur. Kişi böyle bir durumdan genelde memnundur. Bunu bir yaşam tarzı haline getirmiştir.

       Şizotipal Kişilik Bozukluğu: Yakın ilişkilerde rahatsızlık ile beraber , kişinin olağan dışı düşünce ve inançları olması. Burada kişinin sıradışı ritüelleri ve düşünceleri vardır. Gerçeklikten uzaklaşma eğilimi sözkonusu olabilir.

      Antisosyal Kişilik Bozukluğu: Başkalarının hakkına hukukuna dikkat etmeme , toplum kurallarına ters düşme. Burada kişi başkalarının hak ve hukukunu hiçe sayan davranışlarda bulunur. Açıkça başlarına zarar verir , onları tehdit eder . Toplum açısından suç kabul edilen noktalarda pervasızca istediği şekilde davranır . Bu durum davranım bozukluğunun devamı gibidir . Genelde okul , aile ve sosyal çevreden dışlanma olabilir. Kişi için suç ve toplumsal kuralları ihlal etme , bir hyt tarzı haline gelmiştir.

       Borderline Kişilik Bozukluğu: Kişiler arası ilişkilerde ve yaşantıda kaos , tutarsızlık ,düşük benlik   saygısı durumu vardır . Bu durumda duygulanmada dalgalanmalar görülür , kişi insanlar arası ilişkilerde ikilem yaşar. Çok sevdiği birisinden bir an nefret eder , belli bir süre sonra onu göklere çıkarır,  kronik bir boşluk hissi ve hayata karşı doyumsuzluk vardır. Genelde madde bağımlılığı , gerçeklikten ara sıra kopmalar , kendine ruhsal dünyasına ait sıra dışı yaşantılar gibi durumlar eşlik edebilir. Başkalarını yönlendirme becerileri fazla olup genelde kişiler arası ilişkilerde onları yönlendirmek isterler.

       Histrionik Kişilik Bozukluğu: Aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı belirgin özellikleridir. Bu durumda duygusal olmaları nedeni ile kişiler arası ilişkilerde zorluk yaşarlar. Aynı zamanda fiziksel görünüm olarak kendilerini ön plana çıkarma gayreti içerisindedirler.

       Narsistik Kişilik Bozukluğu:Aşırı büyüklük duyguları ve beğenilme arzusu vardır. Bu bozukluğun   yorumunda bilinç altı aşağılık kompleksinin yattığı söylenmektedir. Kişi kendisini tabir yerindeyse '' dev aynasında '' görür , diğer insanlarda kendilerini anormal derecede büyük görürler . Onlar için önemli  olan kendileri ve kendi yaptıklarıdır .Bu nedenlerden dolayı diğer insanlar ile ilişkilerde zorluklar yaşarlar .

       Çekingen Kişilik Bozukluğu: Toplumsal yetersizlik ve aşırı sosyal kaygı gösterme şeklinde özellikleri vardır. Bu kişiler ile sosyal fobi durumu birbirine çok karışır . Bu kişiler sosyal ilişkilerde çekingenlik gösterirler , önplanda olmak istemezler , kendi kapasite ve becerileri olmalarına karşın kendi kabiliyetlerini ortaya koyamazlar , girişimler ve yeni atılımlar konusunda cesaretsizlikleri vardır. Bu nedenle işlevsellik kaybı bu tür kişilerde fazla görülür.

       Bağımlı Kişilik Bozukluğu: Kendi ihtiyaçları konusunda başkalarından beklentiye girme durumu vardır. Sanki birileri olmadan yaşantısını ve varlığını tam olarak devam ettiremeyecek , mutlu olamayacakmış gibi hissederek başkalarından ihtiyaçları konusunda devamlı talepte bulunurlar.

       Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu : Aşırı düzen , aşırı titizlik ve  mükemmelliyetçilik görülür .Bu durumu obsesif kompulsif bozukluktan ayırt etmek gerekir. Obsesif kişilik yapısında işlevsellik kaybı yoktur. Yani kişinin bu aşırı düzen ve titizliği onun günlük işlerini etkilemez , aksine onu hayatta daha başarılı bir konuma getirir.

       Kişilik bozukluklarının tedavisi psikoterapidir.

 

 

BÖLÜM-4

AİLE PSİKOLOJİSİ

 

AİLE FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Aile , bireyin ve toplumun fonksiyonlarında en temel öğedir. Aile ,bireyin yaşamında çok önemli bir yer tutan beslenme , bakım , sevgi ihtiyacı , duygusal gelişim  , psikolojik gelişim , eğitim ,kültürel değerleri kazanma , sağlıklı zeka gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir.

    Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı , psikososyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir.  Bu ilişkiler , bireyin kendine güvenmesini , kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını , kimlik kazanmasını , kişilik gelişimini  , sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini  olanaklı hale getirir.

    Aile birliğinde , aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir . Bu durumu aynı vücutta bulunan organlara benzetebiliriz.  Her yönden etkileşim içerisinde , bir bütün olarak,   aileyi  yaşayan bir organizma saymak yanlış olmaz. Organların birindeki arıza , diğer organların ritmini , işleyişini ve fonksiyonelliğini etkiler.

    Ailenin kendi içerisinde etkileşen bir sistem oluşu , bu yapı içerisinde , bu yapıyı oluşturan üyelerin bazı kurallara uyması zorunluluğunu getirir. Bu yapı içerisindeki her birey    kurallara uymak , karşılıklı olarak rolleri üstlenmek ve mevcut yetkileri paylaşmak durumundadır.

    Aileyi bir organizma olarak ele almıştık. Bu organizmada bir denge hali söz konusudur. Aile bireylerinin etkileşim ve iletişimindeki problemler, rollerdeki karmaşa , yetkilerin yersiz ve yanlış kullanılması ,bu yapı içerisindeki kuralları çiğnemek  , yerleşmiş olan   mevcut dengeyi bozar.

    Kuralların çok aşırı katı ve çok aşırı esnek olmaması aileyi daha güçlü hale getirir. Kuralları çiğneyen bireye karşı ,diğer aile bireyleri ortak cephe alırlar. Kuralları çiğneyen aile bireyine , genelde  diğer aile üyelerinin gösterdiği tepki , yanlışı yapan kişiyi yaptığı yanlıştan vazgeçirmeye çalışmak , görmezlikten gelmek , konuşmamak , pasif direniş göstermek , azarlamak , cezalandırmaya çalışmak , alay etmek gibi değişik reaksiyonlar şeklinde   olabilir.

    Aile fonksiyonlarını ele alırken , evde yaşayan diğer üyeler , akraba ve arkadaş çevresi de bazı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir . Aynı zamanda bu etkileşim sürecinde adı geçen bireyler, mevcut sorunların daha da ağır hale gelmesine, hatta bazen çozümsüz hale yaklaşmasına  sebep olabilir. Bu durum geleneksel Türk aile yapısında sık bir şekilde görülebilir. Bu durumun telafisi veya hiç olmaması için ailenin tam fonksiyonel halde olması , kurallara uyulması , rollerde karmaşanın olmaması , iletişim ve etkileşimin yeterli olması gereklidir.

    Aile üyeleri içinde yetki paylaşımı vardır. Yetkiyi şu şekilde tanımlayabiliriz : Aile içindeki bir bireyin , diğer bir bireyin davranışını değiştirme gücüne sahip olmasıdır . Genelde aile içindeki ihtiyaçları ( ailenin maddi ihtiyaçları , sağlık gereksinimleri , sosyal faaliyetler , sevgi gereksinimi , vb) karşılayan üyenin yetki gücü daha fazladır. Bu yetki gücü durumu , kültürel ve toplumsal değerlerinde etkisi altındadır.

    Aile fonksiyonelliğinde , sağlıklı aile için bir diğer önemli husus , aileyi oluşturan bireylerin aile adına verilen kararlara katılmasıdır. Bu durumda herkesin makul derecede , ihtiyaç ve isteklerine saygı gösterilmesi çok büyük önem taşır.Bu durum karşılıklı güven ortamının devamını sağlar.

    Bir diğer  önemli hususda şudur  , aile içindeki bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri ile ailenin sağlıklı fonksiyonları arasında çok büyük bir bağ olmasıdır. Sınırları kapalı  , aileyi oluşturan bireylerin , duygu ve düşüncelerini rahat ifade etmemeleri ile  herkesin kendi dünyasında yaşadığı  bir aile yapısında ise  bireylerde değişik sıkıntılar zamanla oluşmaya başlar . Bu sıkıntılar arasında , depresyon , endişe ve huzursuzluklar , düşmanlık duyguları , suçluluk hisleri gibi duygulara çok sık rastlanır . Sınırları açık ve herkesin rahatça kendini ifade edebildiği ailelerde ise bunun tam tersi olarak , iyi niyet , karşılıklı anlayış ve işbirliği , ortak düşünceler, birbiri için fedakarlık , birbirine karşı samimiyet ve sevgi ,  geleceğe güven ile bakma  gibi durumlara rastlanır.

    Ailede iletişim ve bununla beraber etkileşim en önemli konudur. İletişimin olmadığı herhangi biz zaman yoktur. İki insan yan yana olduğunda , hiç konuşmamanın bile, bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim durumu veya yetersiz iletişim durumu ailelerdeki sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleri ile sözlü yada jest ve mimikler ile anlaşırlar veya bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.

 

Ailedeki normal iletişim ve etkileşimi engelleyen faktörler:

-Aileyi ve bireyleri   ilgilendiren konular üzerinde , yüzeysel konuşma

-Aşırı soru sorma, yersiz şüphe ve tereddütler

-Yapay ilgi gösterme

-Konuşma ve izah etme olmadan , karşı tarafın hareketlerini , düşüncelerini  yorumlamaya ve tahmin etmeye çalışma

-Geçmişteki üzücü ve tatsız olayların sık sık gündeme getirilmesi

-Sorulan soruları cevapsız bırakma

-Bireylere söz ile baskı kurmaya çalışma

-Abartılı bir şekilde onaylama veya reddetme

-Sık sık öneride bulunma veya kişisel düşünceleri kabule zorlama

-Suçlama , eleştirme , olumsuz değerlendirmeler yapma

-Emir verme , tehdit etme

-Samimiyetten uzak kalma , yalan söyleme

-Alay etme , küçük düşürmeye çalışma , fikirlere değer vermeme

-Olayların olumsuz yönlerini çıkarmaya çalışma

-Küçük hataları çok abartma

-Fedakarlığı devamlı karşı taraftan bekleme

-Ortak faaliyetlere gereken önemi vermeme

-Karşıdakini ifade etme imkanı tanımama

 

Bu şekilde iletişim ve etkileşim içinde bulunan aile yapısında bireyler arası  iletişimde ,  karşıdaki kişiyi rahatsız etme , yüz kızartma ,  sert şekilde bakma , yüz buruşturma ,konuşmama ,  yalan söyleme gibi durumların gözükmesi olağandır.

    Unutulmamalı ki yaşayan her fert ; kendine özgü anlayışı , kişiliği , değer yapısı , entellektüel düzeyi , duygu ve düşünceleri , kimlik yapısı, yetişme tarzı , sosyokültürel statüsü   ile yaşayan , hisseden , etkilenen  biyopsikososyal bir bütündür . Bu durumda konuşulan her sözün , verilen her mesajın , her jest ve mimiğin iyi veya kötü manada karşıdaki kişide bir etki yaptığı kesindir.

    Aile üyeleri birbirinden aldıkları mesajlar ile  kendilerini değerli veya değersiz , kendilerini güvende veya güvensiz hisseder. Bu durum onların psikososyal ve sosyokültürel konumlarını , işlevselliklerini ve ruhsal durumlarını etkiler. Sonuç olarak sağlıklı birey , sağlıklı ve bütünlüğü ile fonksiyonel aileyi oluşturacak , sağlıklı aile sağlıklı toplumu oluşturacaktır.

 

AİLE ÇEŞİTLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

İdeal Aile: İster yalnız baba çalışsın , ister anne baba birlikte çalışsın ,ister se göç etmiş olsun , evde rol dağılımı ve yetkilerin ortak olduğu , kurallara sonuna kadar bağlı , ortak kararlarda ortak söz sahibi olan , birbirinin hak ve hukukuna saygılı , çocukları ve evdeki diğer bireyler  ile her yönden yakından ilgili , kişilerin aile ortamında kendini huzurlu hissettiği , karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde yerleşmiş yapısı ile tamamen fonksiyonel olan  aile yapısıdır.

    Sorunlu Olabilecek Aile Tipleri:

1-Babanın çalıştığı , daha çok  ev hakkında  annenin söz ve kurallarının geçerli olduğu , Çocuklarının bakımının tamamen anne üzerinde olduğu , babanın çoğu zaman çocukları ile mesafeli olduğu aile

2- Anne babanın deneyimsiz olması , genç yaşta evlenmeleri , istemeyerek çocuk sahibi olmaları , çocuk konusunda anlaşamamaları ve çeşitli nedenler ile sürekli anlaşmazlık göstermeleri ile kendini gösteren  aile tipidir.

3- Anne ve baba  daha çok kendi işleri ile yüklü , çocuk küçükse büyük anne baba veya dadıya bakımının bırakıldığı , büyükse kendi haline bırakılan aile tipidir. Bu durumda çocuktan sürekli düzen ve disiplin istendiği aile tipidir.

4-Aile daha çok atadan gelen geleneklere bağlıdır . Çocuğa davranışın önemi konusunda çok fazla bilgili olmayan aile yapısıdır.

5-Kırsal bölgelerden kente göç eden ,  sosyal , ekonomik ve uyum açısından bazı problemler ile karşılaşan aile yapısıdır.

 

ANNE BABANIN VE AİLE ORTAMININ ÇOCUĞA ETKİLERİ

Anne babanın ve aile ortamının çocuğun ilk doğduğu andan itibaren devam eden süreç içerisinde çocuğa etkisi büyük olmaktadır. Anne babanın kişilik yapıları , eğitim durumları , meslekleri , zeka düzeyleri , bedensel ve ruhsal hastalıkları , psikososyal durumları , sosyokültürel statüleri , yetişme tarzları ve kendi anne babalarından gördükleri  muamele ,çocuğa yaklaşım tarzları , çocuk için ayırdıkları vakit vb. durumlar, çocuğu birinci planda etkiler..

    Çocuğun bu türlü anne baba etkileşiminin yanı sıra,  ailenin sosyoekonomik durumu, ailenin teknolojiden yararlanımı , ev ortamının yeterliliği ,ev ortamındaki huzur ve anlaşma durumu , yaşanılan şehir ,  evin bulunduğu sosyokültürel çevre, sosyal imkanlar, devletin sunduğu imkanlar , okul ve öğretmen durumu , akrabaların durumu ve konumu , sağlık hizmetlerinden yararlanma , iletişim ve medya araçlarının durumu ve buna benzer sayılmayacak kadar etken ile çocuk etlileşim içerisindedir . Bütün bu etkileşimler ile çocuğun psikososyal , sosyokültürel gelişim ve şekillenmesi sağlanır.

    Olumsuz mesajların ve iletişimin ailenin her bireyine , özellikle çocuklara etkisi çok fazladır. Unutulmamalı ki yaşayan ve gelişen bir psikososyal varlık olan çocuk ; konuşulan her sözden , her jest ve mimikten , her tavır ve durumdan , iyi veya kötü olarak etkilenecek ve bu etkilenme ile çocuğun kimlik , kişilik ve psikososyal yapısı şekillenecektir.

    İdeal davranış ve ideal aile ortamı çocuğun sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişmesini sağlayacaktır. Aksi takdirde aile fonksiyonelliğindeki arızalar çocuklarda ve aile bireylerinde psikiyatrik rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterecektir. Çocukların genel durumu aileden , çevre ve toplumdan kesinlikle etkilenecektir. Sağlıklı bireyler yetişmesi için fonksiyonel ailelere ihtiyaç vardır. Açının kollarını bu duruma örnek verebiliriz. Açının oluşma yerindeki açıklık ile sonundaki açıklık arasında büyük   fark vardır. Yani çocukluktaki her yanlış veya doğru etki ileride kendini bir davranış , bir söz , bir tepki ile  bir bütün içerisinde kendini gösterecektir. Hayatın temel kurallarından bir taneside etki tepki prensibidir. İyi veya kötü her etki o çeşitten bir tepki veya belirti  olarak ortaya çıkacaktır.

İsterseniz bazı etki tepki örnekleri verelim:

Etki-1-:Çocuğu sevmek , değer vermek , kabul edip onaylamak , ailede güven ortamı oluşturmak, sevdiğini ve kabullendiği söz ve davranış olarak aktarmak , yeri geldiğinde sabırlı ve ilgili olmak

Tepki-1-:Normal gelişim , kendine güven , insana ve topluma sevgi , başarılı bir sosyal adaptasyon

Etki-2-:Çocuğu kabullenmemek , açıkça istememek ,bu durumu  yeri geldiğinde söz ve davranışlar ile belli etmek , bazı gereksinimleri ( sevgi , bakım , gelişime ait , vb.) ihmal etmek

Tepki-2-:Kendine , aileye ve topluma güvensizlik , sınırlı duygusal yapı , yalnızlığa ve suça eğilimli olma , aynı patolojik davranışı toplum içerisinde sergileme

Etki-3-: Çok aşırı titiz olma , aşırı kıyaslama , sık sık eleştirilerde bulunma , hep daha iyisini isteme , başarılardan tatmin olmama ve onaylamama , uyumsuzluk içinde olma ,kendini ifade etmesine izin vermeme

Tepki-3-: Çekingen , kararsız, başkaları tarafından yargılanma korkusu içinde bulunma , kendine güvensiz olma,  kabiliyetleri ve becerileri olmasına karşın onları  ortaya koyamama

Etki-4-: Çok aşırı müdahaleci , çok aşırı koruyucu kollayıcı olma , çocuğun kendini ortaya koymasına izin vermeme , çocuğun yerine bazı görevleri üstlenme ,ona olduğu yaştan daha küçükmüş gibi muamelede bulunma , sınırları aşırı gevşetme, aşırı şımartma , kuralsızlık  

Tepki-4-:Kabiliyet ve becerileri  gelişmemiş , sosyal gelişimi yetersiz , devamlı talepkar , başkalarına bağımlı , beklenen olgunluğa ulaşamamış  , çok çabuk karşı gelme , sosyal çevresine adaptasyonda zorlanan ,  engellenmeye tahammülsüz olma

TOPLUM VE AİLE ETKİLEŞİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Aile toplumun en küçük yapı taşını oluşturur. Ailedeki sıkıntılar topluma , toplumdaki sıkıntılar aileye toplumun durumuna göre şekillenir. Toplumun ve ailenin yapısına etki eden bir diğer noktada devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel imkanlardır. Bu imkanların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntıların oluşmasının önüne geçilmiş olur. Devletin sunduğu imkanların yetersizliği veya toplumdaki sosyoekonomik ve sosyokültürel sıkıntılar toplum ile beraber aileyi de etkileyecektir.

    Toplumu ve aileyi , özellikle de çocukları etkileyen bir diğer etkende medyadır. Medyanın iyi ve kötü yönde bir çok etkisi bulunmaktadır. Medyanın zararlı etkilerinden ailenin ve aileyi oluşturan bireylerin korunması gerekir.Bunun içinde aileyi oluşturan bireylerin bilinçli olması gerekmektedir. Unutmayınız ki bazı zararları oluşmadan önlemek mümkündür.

    Toplum içerisinde infonksiyonel ailelere müdahalede bulunacak , onların her türlü sorunları ile ilgilenecek , yeri geldiğinde sosyoekonomik destek sağlayacak , organize ve yetkileri devlet tarafından desteklenmiş , tecrübeli ekiplerin bir arada olduğu , kamu birimlerine ihtiyaç vardır.

    Toplum aile etkileşimi hemen her konuda mümkün olmaktadır. İdeal toplumun kurulması , sağlıklı bireylerin oluşturduğu aileler ile mümkün olduğuna göre ,  ideal toplum için, ideal aile yapısı , ideal aile fonksiyonelliği , aile psikiyatrisi her geçen gün daha da   önem kazanmaktadır. Bu konuda geniş çaplı çalışma, profesyonel ve tecrübeli ekiplere, bilimsel verilere ihtiyaç vardır.yansır . Sağlıklı toplumu , sağlıklı aileler oluşturur. Ailenin sosyokültürel durumu , toplumun sosyokültürel durumunu belirler.Toplum ve aile sürekli iyi veya kötü etkileşim içerisindedir.

   Aile toplum etkileşimi sağlıklı olmaz ise ailede ve toplumda bazı sıkıntılar oluşabilir. Aile, içinde bulunduğu toplumun durumuna göre şekillenir. Toplumun ve ailenin yapısına etki eden bir diğer noktada devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel imkanlardır. Bu imkanların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntıların oluşmasının önüne geçilmiş olur. Devletin sunduğu imkanların yetersizliği veya toplumdaki sosyoekonomik ve sosyokültürel sıkıntılar toplum ile beraber aileyi de etkileyecektir.

    Toplumu ve aileyi , özellikle de çocukları etkileyen bir diğer etkende medyadır. Medyanın iyi ve kötü yönde bir çok etkisi bulunmaktadır. Medyanın zararlı etkilerinden ailenin ve aileyi oluşturan bireylerin korunması gerekir.Bunun içinde aileyi oluşturan bireylerin bilinçli olması gerekmektedir. Unutmayınız ki bazı zararları oluşmadan önlemek mümkündür.

    Toplum içerisinde infonksiyonel ailelere müdahalede bulunacak , onların her türlü sorunları ile ilgilenecek , yeri geldiğinde sosyoekonomik destek sağlayacak , organize ve yetkileri devlet tarafından desteklenmiş , tecrübeli ekiplerin bir arada olduğu , kamu birimlerine ihtiyaç vardır.

    Toplum aile etkileşimi hemen her konuda mümkün olmaktadır. İdeal toplumun kurulması , sağlıklı bireylerin oluşturduğu aileler ile mümkün olduğuna göre ,  ideal toplum için, ideal aile yapısı , ideal aile fonksiyonelliği , aile psikiyatrisi her geçen gün daha da   önem kazanmaktadır. Bu konuda geniş çaplı çalışma, profesyonel ve tecrübeli ekiplere, bilimsel verilere ihtiyaç vardır.

 

 

                                                        KAYNAKLAR:

 

Doğan CÜCELOĞLU “İnsan ve Davranışı, Psikolojinin Temel Kavramları”

www.psikoloji.netailepsikolojisi

 

 


KozanBilgi.Net 'Türkiyenin Bilgi Paylaşım Portalı'

Resimler Sadece üyeler içindir!

"Bende bir elma, Sende de bir elma varsa;
Ben sana bir elma verirsem, Sen de bana bir elma verirsen:
İkimizin de de birer elması olur.
Fakat, bende bir bilgi, Sende bir bilgi varsa;
Ben sana bir bilgi verirsem, Sen de bana bir bilgi verirsen:
Bende iki bilgi, Sende de iki bilgi olur!" [Konfiçyüs]

 

BİZ BATIDA ÇOCUKLARIMIZ İÇİN SAVAŞIRKEN,
BAZILARI DOĞUDA BİZİMLE SAVAŞSIN DİYE ÇOCUK YAPIYOR!..
BU ÜLKEYİ UCUZA ALMADIK BEDAVAYA DA VERMEYİZ !

 

24654
Site Sahibi


Durumu Dışarıda
Bu konuda 1 Sayfa 1 Cevap Var
» Son Konular İstatistik Forumda Ara
Tufanbeyli Atatürk Yatılı Bölge Ortaokulunda Satra...
Aladağ'da Kutlu Doğum Haftası Etkinliği...
Kaçırılan 16 Yaşındaki Kızına Ağladı...
Kozan'da Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri...
Kazadan Sonra Çıkan Kavgada 1 Kişi Tutuklandı...
Üst Kategori (18)
Alt Kategori (203)
Konular (35525)
Cevaplar (4358)
Toplam Adettir

Başlık : Konu : Cevap :
» Bugün Giren Üyeler : 0
|#Genel Sorumlu|@Site Yöneticisi|*Bölüm Editörü|+Forum Editörü|!Sohbet Editörü|Gezici Üye|Normal Üye|Hevesli Üye|Azimli Üye|
|Çalışkan Üye|Verimli Üye|Bağımlı Üye|Abone Üye|Tiryaki Üye|Yıldız Üye|Bilgin Üye|Prof Üye|Üstad Üye|Süper Üye|Altın Üye|Ulu Üye|
» CopyrightYukarı Git
2oo6-2o14 © KozanBilgi.Net - Türkiye'nin Bilgi Paylaşım Portalı
KozanBilgi.Net © Türkeş Manga Tarafından Kurulmuştur. Sitedeki İçerik, Site Sahibinin İzni Olmadan Veya Kaynak Link Gösterilmeden Başka Sitelerde Kullanılamaz.
ÖNEMLİ NOT: Sitemizde, 5651 Sayılı Kanunun 8. Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine Göre, Tüm Üyelerimiz Yazdıkları Mesajlar ve Konulardan Kendileri Sorumludur.
Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildiriniz. İletişim Adresimiz : turkesmanga@windowslive.com