Seçimler yapılmış, seçimi kazanan aday, Yüksek Seçim Kurulu'ndan mazbatasını alıp belediye başkanlığı makamına yerleşmişti. Aradan bir kaç ay geçti. ''Beldemizin temiz olması şiarımızdır'' deyip, bütün belediye personeline görevlerini hatırlattı.
Bir kampanya hazırladı Başkan. Kampanya, 'Haydi temizliğe' adını taşıyordu. Temizlikle ilgili personel beldeye yayıldı. Her fert, beldelerinin güzel görünmesi için daha canlı çalışmaya başladı.
Vatandaşlar, hayret etmiş tavrına mı girmeliydiler, yoksa, ''Güzel!'' deyip alkış mı tutmalıydılar, tereddüd ettiler. Çünkü, bir şey dikkatlerini çekmişti. Beldeye başkan olan zat, işçi tulumunu giymiş; eline süpürgeyi almış; yol boyunca süpürüp duruyordu.
Çağdaş görünümlü, süsüne ve bakımına özen gösteren bir hanım O'nu gördü. Ağır adımlarla yaklaştı. Sırtı kendine dönük Başkan'a;
''Kolay gelsin Başkanım! Ne yapmaya çalışıyorsunuz?'' diye sordu.
Başkan, cevap verdi:
''Halkımın efendisi olmaya çalışıyorum!''
Kadın;
''A aaa!'' ederek kekeledi. ''Üstüme iyilik sağlık! Ben sanıyordum ki, asillik, efendilik gibi sıfatlar, sarayına yerleşen, koltuğunda yaylanan, oradan millete ahkam kesenlerde oluyor!!!''
Başkan, kafasını sağa-sola sallayıp güldü. Sonra, Kadın'a;
''Ben de öyle sanıyordum Hanımefendi. Ben de öyle sanıyordum!'' dedi. ''Ta ki, milletin efendisi, milletine hizmet edendir, Resul sözünü duyana kadar!''
İbrahim Faik Bayav
(2 Ocak 1995)
False