Adam, trafik polisiydi. Tayland'ın işlek caddelerinden birinde görev yapıyordu. Eleman eksikliği yüzünden, kendi mesaisini bitirdikten sonra, bir vardiya daha mesai yapıyor, trafikteki düzgün akışı aksatmamaya çalışıyordu.
Adam, rahatsızlanmaya başlamıştı. Üstlerine müracaatını yaptı. En kısa zamanda, kendisinin normal mesaiye dönmesini sağlayacak elemanın işe alınmasını istedi.
Aradan günler geçmiş, istediği olmamıştı. Stresi de artmıştı. Yanlış bir şey olması endişesini taşıyordu. Ve nihayet korktuğu başına geldi; mesai fazlalığının verdiği ağırlıkla belirgin davranış bozukluğuna giriverdi.
Normal akışını sürdüren trafik, önce yavaşladı. Biraz sonra da durdu. Otolarının camlarından dışarı sarkan başlar, belirli bir noktaya çevrilmiş, bir olayı seyrediyordu. Olay ilginçti. Yolların kesiştiği noktadaki trafik polisi, kendinden geçmiş, dans edip oynuyordu.
Böyle bir olay olur da, basın mensupları şıp diye oraya damlamaz mı? Öyle oldu. Bir basın mensubu, trafik polisi adama yaklaşıp;
''Bu ne hâl, Memur Bey?'' diye sordu.
Trafik Polisi Adam;
''Hiiiç!'' diye cevap verdi. ''Gördüğün gibi dans edip oynuyorum.''
Gazeteci, şaşırmışlığını belli ederek;
''Ama Memur Bey!..'' dedi. ''Bunca oto senden komut alamadığından oldukları yerde duruyor!..''
Trafik Polisi Adam, Gazeteciye baktı. Stresini belli eden yüz ifadesiyle;
''Bırak, oldukları yerde dursunlar!'' dedi. 'Eğer, ben dans etmezsem, o gördüğün otolar, birbirlerine girmecesine dans edecekler!''
İbrahim Faik Bayav
(22 Mart 1993)
False