Şu an KozanBilgi.Net 'de 2 Üye 68 Misafir Bulunmaktadır. Buraya Tıklayarak Görebilirsiniz...
Anasayfan YapFavorilerine EkleE PostaPlayerHarita
Bugün 11.02.2012 
          
ANASAYFA
          
FORUMLAR
        
HABERLER
          
YAZILAR
          
RESİMLER
          
DUVARIM
          
VİDEOLAR
        
KOZAN
        
İSLAM
          
ŞİİRLER
          
ÖDEVLER
          
DOSYALAR
          
HESABIM
          
SOHBET
  Üyelik      Hatırla    Yeni Kayıt - Şifremi Unuttum -      Aklından Neler Geçiyor ? CANLI DESTEK
» MEVLANA’NIN MESNEVİ’SİNDEN HİKAYELER   Sonraki

MEVLANA’NIN  MESNEVİ’SİNDEN  HİKAYELER

 

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rûmi (1207-1273)

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi. Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

  "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır."

(Hz. Mevlâna)

"Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol."

(Hz. Mevlâna)

"Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin 

karşındakinin anlayabileceği kadardır."

(Hz. Mevlâna)

"Başkalarının bahtiyarlığına imrenme.

Çok kimseler var ki, senin hayatına gıbta ediyorlar."

(Hz. Mevlâna)

"İçteki kiri su değil, ancak gözyaşı temizler."

(Hz. Mevlâna)

"Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür."

(Hz. Mevlâna)

 

 

FARE  İLE  DEVE

Çok eskiden, kendini beğenmiş şımarık bir fare ile, akıllı ve alçak gönüllü bir deve yaşardı.

Bir gün karşılaşıp arkadaş oldular.

Fare:
-Sana kılavuzluk etmeliyim! dedi...Yularından çekip istediğim yere götürmeliyim!...
Deve arkadaşının küstahça teklifine razı oldu. Bir süre gittikten sonra küçük bir dere kenarına ulaştılar.
Devenin diz kapaklarına bile ulaşmayan su, Fare için uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi...
-Ben buradan geçemem diye fısıldadı korkuyla...
Deve:-Ne bekliyorsun? diye çıkıştı. Kılavuz önden gider, dal bakalım suya...
-Ama... diye kekeledi Fare, görmüyor musun su çok derin?
Fare mahcup olmuş, boyundan büyük işlere giriştiği için kıpkırmızı kesilmişti...
-Sizin için küçük ama, bana göre çok büyük bir su....diye inledi. Ben artık kılavuz olmaktan vazgeçiyorum. Keşke daha önceden düşünseydim de boyumdan büyük işlere girişmeseydim.
-Evet, dedi Deve, yumuşak bir sesle, herkes kendi haddini bilmeli ve asla aldatıcı gurura kapılmamalı...

 

BİLGİN İLE KAYIKÇI

Kendini beğenmiş bir gramer (nahiv) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve kurumla oturdu yerine.
Kayıkçı, olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu.
Denizin orta yerine geldikleri sırada Bilgin küçümser bir eda içinde sordu:
-Sen hiç gramer okudun mu?.. dil biliminden anlar mısın?
Kayıkçı:
-Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.
-Vah vah dedi Bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!..
Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgar şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, Bilgin korkmaya başlamıştı.
Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, Bilgine dönüp sordu:
-Efendim, yüzme bilir misiniz?
Bilgin:
-Ne yazık ki bilmiyorum diye inledi.
O zaman kayıkçı:
-Vah vah dedi, şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız.

 

TİLKİNİN  TAKSİMİ

Arslan, kurt ve tilki arkadaş olmuş, avlanmaya çıkmışlardı. Akşama doğru bir yaban öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan yakaladılar. Avlarını sürükleyerek ormana getirince kral arslan kurda dönüp:
-Bunları, aramızda adaletle taksim et bakalım! diye emir verdi.
Kurt:
-Padişahım,dedi,yaban öküzü en büyük av olduğu için size layıktır. Keçi orta boyda, orta irilikte, o da benim olsun. Tilki de tavşanı alsın.
Arslan, kurdun taksimine şiddetle karşı çıkıp:
-Sen kim oluyorsun da ben varken pay istiyorsun? diye kükredi.
Bir pençe ile kurdu yere yıkıp parçaladıktan sonra tilkiye döndü:
-Haydi, dedi, avlarımızı bir de sen taksim et!
Tilki yüreğini dolduran korkuyu gizlemeye çalışarak:
-Aman efendimiz dedi, pay etmekte neymiş? Bu semiz öküz sizin kuşluk yemeğinizdir, keçiyi gün ortasında yer, akşama doğru da tavşanla kendinize ziyafet çekersiniz!
Arslan, tilkinin taksimini pek beğenmiş, yüzü gülmeye başlamıştı.
-İşte adaletli bir taksim böyle olur diye mırıldandı. Bu çeşit pay etmeyi kimden öğrendin sen?
Tilki başını çevirip yerde yatan kurdu gösterdi:
-Padişahım, dedi, tabi kurdun halinden...
Arslan bu cevaba daha çok memnun oldu.
-Aferin dedi, alçak kurttan ibret aldığın için avların üçü de senin olsun!
Evet, akıllı kişi odur ki çekinilen belada dostlarının ölümünden ibret alır ve nerede, nasıl davranması gerektiğini bilir.
Sen aklın ve kurnazlığınla hem canını kurtardın, hem de avların tümüne sahip oldun.
Haydi afiyetle ye.

 

DEVECİ  İLE  FİLOZOF

. Çöllerde avare dolaşan bir filozof, devesi ile yolculuk yapan bir köylüye rastladı. Nereden gelip nereye gittiğini öğrendikten sonra, devenin iki yanına sarkmış çuvallarda neler olduğunu sordu.
Köylü:
-Onların birine buğday,diğerine kum doldurdum...diye cevap verdi.
Filozof:
- Buğdayı anladım ama, kumu niçin doldurdun? diye sorunca Köylü:
-İkinci çuval boş kalsaydı denge bozulurdu! dedi. Filozof gülmeye başladı:
- Denge sağlamak için buğdayın yarısını bir çuvala,diğer yarısını da öbürüne doldursaydın herhalde daha akıllıca davranmış,zavallı devenin yükünü de azaltmış olurdun dedi.
Köylü şaşırmış, bu bilge adama hayranlıkla bakmaya başlamıştı.
- Sen, dedi, padişah yahut vezir olmalısın! Bu kadar akılancak onlarda bulunabilir.
- Hayır dedi filozof, ben ne padişahım, ne de vezir.
- Öyleyse dükkan sahibi zengin birisin...
- Ne gezer, cebinde mangırı bile olmayan bir adamım ben! Bunca bilgi ve hikmetin karşılığı olarak elimdeki şu deynek ve hırpani kıyafetlerimle gezip duruyorum çöllerde...
Köylü bu cevap karşısında hiç memnun olmamıştı:
-Çekil git yanımdan! diye bağırdı. Senin bilgi ve hikmet dediğin şeyin bir faydası bulunsaydı,önce sana yarardı.
Torbamın birinde kum, diğerinde buğday olması, senin içi boş bilgi ve felsefenden çok daha iyidir!.

 

FİL YAVRUSU YİYENLER

. Akıllı bir adam yolcu-luğa çıkacak arkadaş-larına:
"-Geçeceğiniz ormanda bir çok tehlike var dedi. Karnınız acıktığında sakın kuvvetsiz ve semiz olduklarına bakıpda fil yavrularını avlamayın, anneleri pusudadır ve evlatlarına zarar verildiği anda amansız bir düşman haline gelirler!.. Öğüdümü tutarsanız iyiliğe kavuşursunuz.
Arkadaşları teşekkür edip ayrıldılar. Ormandaki yolculukları pek çetin geçti. Bir süre sonra, karınları acıkmaya, susuzluktan dudakları kurumaya başladı.Tam o sırada yapayalnız dolaşan güzel bir fil yavrusu gördüler. Verilen öğütleri unutup hırsla saldırdılar. Yavru fili yatırıp kestiler ve etinden kebap yaptılar...Kısa zamanda derin bir uykuya daldılar. Aç adam ise sürüyü bekleyen çoban gibi uyanıktı.
Akşama doğru kızgın bir fil çıkıp geldi. Korkuyla kendine bakan uyanık ve aç yolcunun etrafında üç kere dolanıp, ağzını üç kere kokladı. Onda yavrusunun kokusunu alamayınca uyuyanların ağzını koklamaya başladı. Evladını kebap edip yiyenleri tanıyınca, birer birer havaya kaldırmaya ve hırsla yere çarpıp öldürmeye başladı. Geride sadece yavrusunun etinden yemeyen akıllı ve uyanık adam kalmıştı. Anne fil ona hiç dokunmayıp ormanların derinliğine çekilip gitti...
İşte böyle... "Kibir, hırs ve şehvet kokusu da fil yavrusunu yiyenlerin ağızları gibi kokar durur. Bu yüzden dualar kabul olmaz ve insan bin türlü bela ile karşılaşır...
En iyisi bilge insanların öğüdünü tutup, ağızları ve gönülleri kokutmamak, öyle değil mi?.

 

TAVŞANIN OYUNU

Ormanlar kralı dehşetle kükrüyor, karnını doyurmak için kendinden güçsüz hayvanları avlamaya devam ediyordu. Ondan kaçıp kurtulmak çok zordu.
Günlerden bir gün ceylanlar, tavşanlar, dağ keçileri, zürafalar ve diğer hayvanlar toplanıp bu kötü gidişin önüne geçmek istediler.
Topluca Arslanın huzuruna çıkıp:
-Efendimiz dediler... Biz aramızda anlaştık. Hergün ölüm korkusu çekmektense içimizden birinin gönüllü olarak kurban olmasına razı olduk. Böylece siz hiç yorulmayacaksınız, avınız ayağınıza kadar gelecek, bizde sıra kendimize gelinceye kadar korkudan uzak yaşayacağız.
Kral Arslan bu teklife razı oldu.
Nihayet aradan günler geçti ve kurban olma sırası tavşana geldi. Zavallı uzun kulak ölümden çok korkuyor, kendi ayağıyla gidip arslanın pençeleri arasında can vermeye bir türlü razı olmuyordu. Birden aklına parlak bir fikir geldi. Ormanda oyalanıp gidişini geciktirdikten sonra huzura çıktı. Arslanın karnı acıkmış, sinirleri gerilmişti.
-Niçin bu kadar geç kaldın? diye bağırdı.
Tavşancık boynunu büküp:
-Hiç sormayın efendim dedi, yolda gelirken başka bir arslan gördüm, Kral'ın kendisi olduğunu söyleyip size olmadık hakaretler savurdu, elinden güçlükle kurtuldum...
Kral arslan daha çok sinirlenmişti.
-Kim bu küstah! diye kükredi. Galiba kanına susamış...Gideyim ve cezasını vereyim onun...
Tavşan önde, Arslan arkada yola düştüler. Bir süre gittikten sonra derince bir kuyu başına ulaştılar.
Tavşan:
-İşte size hakaret eden yalancı Kral bu kuyu içinde efendimiz!... dedi.
Arslan kuyuya eğilip bakınca su üzerine akseden kendi şeklini gördü. Bağırıp çağırmaya başladı. Sudaki akside aynı şekilde bağırıp çağırınca kendinden geçip hırsla atıldı ve bir anda kendini buz gibi suların içinde buldu... Küçücük bir tavşan tarafından aldatıldığını farkettiğinde iş işten geçmişti.

 

HAYVANLAR  KONUŞURSA

Meraklı bir adam Hz. Süleyman'dan hayvanların dilini öğrenmek istedi. Büyük Peygamber bunun sakıncalarını anlattıysa da adam ısrar etti.
Nihayet horozla köpeğin neler konuştuğunu anlayacak duruma geldi.
Birgün evin hanımı büyükçebir ekmek parçasını köpeğin önüne atmış fakat horoz hızla atılıp ekmeği kapmıştı. Köpek:
-Niçin benim hakkıma göz dikiyorsun?dedi, Horoz:
-Merak etme, yarın sahibimizin ineği ölecek, kendine bol bol ziyafet çekersin diye cevap verdi.Horozla köpeğin konuşmalarını duyan adam hemen koştu ve ineğini pazara çıkarıp sattı. Ertesi gün yine köpek ve horozun konuştuğunu duyup kulak kabarttı.
Köpek:
-Sen yalan söylüyorsun diyordu horoza... Hani sahibimizin ineği ölecekti ve ben ziyafet çekecektim?
Horoz:
-Meraklanma dedi, sahibimiz kurnazlık yapıp ineğini sattıama yarın da devesi ölecek, sen de bolca ete kavuşursun!..
Adam yine koşup devesini pazara götürdü. ‹yi bir para karşılığı onu sattıktan sonra evine dönerken "hayvanların dilini öğrenmek çok faydalı imiş, bir sürü zarardan kurtuldum" diye seviniyordu.
Sabah olur olmaz yine bahçeye çıkıp horozla köpeğin konuşmalarına kulak kabarttı. Köpek dünkü gibi horoza çıkışıyor:
-Hani deve? Hani bolca et?.. diye dert yanıyordu.
Horoz:
-Canını sıkma dedi, yarın sahibimiz ölecek! Eş dost başına toplanır, bir sürü yemek pişirilir. Sen de kendine ziyafet çekersin...
Adam horozun bu sözleri karşısında donup kaldı. Yüzü bembeyaz oldu. Elleri titremeye, kalbi küt küt çarpmaya başladı. Yarın öleceğini bilmek onu şaşkına çevirmişti. Daha fazla ayakta duramayıp bir külçe gibi yere yığıldı.

 

AVCININ  HİLESİ

. Bir avcı kuşları kolayca yakalayabilmek için kendini ağaç dalları, otlar ve yapraklarla gizleyip çayırlığa oturdu. Önüne bir tuzak kurup, bir avuç buğday attı.
Hiç hareket etmeden beklemeye başladı. Bu sırada karnı iyice acıkmış bir kuş gelip, yakınına kondu. Onu böyle sessiz sedasız oturur görünce:
-Sen ne yapıyorsun burada? diye sordu.
Avcı:
-Dünyadan elini eteğini çekmiş bir zahidim ben! diye cevap verdi. Hiç kimsenin işine karışmıyor, burada kendi halimde yaşıyorum...
Kuş:
- O buğdaylardan biraz yiyebilir miyim? dedi.
- Bilmem ki dedi avcı, bir yetimin emaneti bana... Ama karnın çok acıkmışsa gel ye!
Kuş, avcının gizli niyetlerinden habersiz, onu iyi yürekli ve dünya işlerinden uzaklaşmış bir zahid kimse olarak kabul edip buğdaylara saldırınca, hileci avcının ellerine düştü.
Aldatıldığını anladığında ise iş işten geçmiş, tuzakta binlerce feryada başlamıştı.
Avcı:
-Görünüşe ve söylenen her söze inanırsan sonun böyle olur işte diyordu. Tuzağa yakalandıktan sonra feryadın ne faydası var? Uygunsuz hırs ve hevesler canların düşmanıdır. Önemli olan tehlike gelmeden önce uyanık ve tedbirli olmaktır. Felaket tufanından sonra ağlayıp sızlamışsın neye yarar?.

 

MİNİK  KUŞUN  ÖĞÜDÜ

. Avcının yakaladığı küçük kuş birden konuşmaya başladı:
- Ben minicik bir kuşum dedi, etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm. Dinle, birinci öğüdüm şu: "Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!"
Avcı şaşırmıştı. ikinci öğüdü isteyince küçük kuş:
- Beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim dedi.
Avcı kuşu bıraktı. Bir lahzada dama konan kuş:
- Dinle dedi, "geçip gitmiş şeyler için asla üzülme". Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on dirhem ağırlığında bir inci vardı. Çok kıymetli bir inciydi bu. Ne yazık ki elinden kaçırdın...
Avcı daha çok şaşırmış, kuşu serbest bıraktığına pişman olmuştu. Ah vah etmeye, saçını başını yolmaya başladı.
Kuş:
- Ne oldu? diye sordu. Niçin dövünüp duruyorsun? Ben sana olmayacak söze asla inanma dememiş miydim? Sen karnımda inci olduğunu duyunca bu öğüdü hemen unuttun. Kendisi üç dirhem gelmeyen kuşun karnında on dirhemlik inci olur mu hiç? Üstelik ikinci öğüdümü de unutmuşa benziyorsun. Hani elden kaçırdığın şeyler için asla üzülmeyecektin!
Avcı utanmış başını yere eğmişti.
- Üçüncü öğüdünü ver bari diye inledi.
Küçük kuş damdan kalkıp yüksekçe bir ağacın dalına kondu ve oradan gökyüzünün boşluğuna doğru süzülürken şöyle bağırdı:
- Behey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttunmu ki üçüncüsünü istiyorsun?.

 

AY GÖLÜNDEKİ TAVŞAN

.. Tavşanların huzur içinde yaşadıkları göl kenarına bir gün kocaman gövdeleriyle filler geldiler. Ağaçları devirmeye, otları ezmeye, etrafta huzursuzluk çıkartmaya başladılar.
Bazen çalılar arasına saklanmış yavru tavşanları bile, farkına varmadan ezip geçiyorlardı.
Yaşlı ve bilgili bir tavşan bu kötü gidişin önüne geçmek, kendi soyunu bu filler ordusundan kurtarmak istedi. Bir gece dağın üzerine çıkıp fillerin kralına seslendi:
- Ey fillerin kralı! Ben gökyüzünün padişahı Ay'ın elçisiyim. O Ay ki hem bu gölün hem de civarındaki şu arazilerin sahibidir. Sizin yaptıklarınızı görüyor ve çok sinirleniyor. Eğer en kısa zamanda bu memleketi terketmezlerse sonu fena olur diyor. isbatı için de yarın gece seni göl kıyısında bekliyor! diye bağırdı.
Fillerin kralı biraz korkmuştu ama yarın geceyi beklemeye karar verdi. "Hele padişah Ay ile bir görüşüp konuşayım" dedi.
Ertesi gece göl kenarına geldi.
Ay'ın ondördüncü günüydü ve gökyüzünde gümüş bir tepsi gibi parıldayan Ay'ın aksi gölün durgun sularına vurmuştu.
Tam bu sırada kral filin hortumu suya değmiş ve onu dalgalandırmıştı. Ay'ın sudaki aksi de hareket etmeye başlayınca kral fil korkuyla geri çekildi. "Her halde Ay çok kızgın, hepimizi öldürecek" diye düşündü ve geri dönüp diğer filleri yanına alarak o yöreden hızla uzaklaştı.
Yaşlı tavşan güçsüz ve zayıf bir yaratık olduğu halde aklı ve zekasıyla kocaman filleri aldatmış, kuvvetliyim diye böbürlenenleri hile ile kandırmayı başarmıştı...

 

 

..

MESNEVİ’NİN İLK ON SEKİZ BEYTİ

 

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.

 

Der ki feryadım kamışlıktan gelir.
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

 

Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek,
İsterim ben, derdimi dökmem gerek

 

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

 

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

 

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

 

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerede bir göz, nerede bir can kulak!

 

Aynadır ten can için, can ten için.
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

 

Ney sesi  tekmil, hava oldu ateş,
Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.

 

Aşk ateş olmuş dökülmüştür neye,
Cezbesi aşkın karışmıştır meye.

 

Yerden ayrı dostu ney, dost kıldı hem.
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

 

Kanlı yoldan ney sunar hep arzuhal,
Hem verir mecnunun aşkından misal.

 

Ney zehir, hem panzehir ah nerede var?
Böyle bir dost, böyle bir özlem var!

 

Sırrı bu aklın, bilinmez akıl ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

 

Gam dolu günler, zaman hep aynı hal.
Gün tamam oldu yalan yanlış hayal!

 

Gün geçer, yok korkumuz her şey masal.
Ey temizlik örneği sen gitme kal.

 

Kanar her şey tek balık kanmaz sudan.
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

 

Olgunun halinden anlar mı ham?
Söz uzar kesmek gerektir ve’s-Selam.

 

(Feyzi HALICI’ nın çevirisiyle)

False
   
» Modüller
Kozan İçerik 65
Konuklar İçerik 27
Sanat İçerik 247
Web Sitemiz İçerik 7
Hikayeler İçerik 225
Kitaplar İçerik 48
Çeşitli Yazılar İçerik 35
Fıkralar İçerik 78
Filmler İçerik 62
Oyunlar İçerik 42
Dost Siteler İçerik 3
Şiirler İçerik 138
» Hikaye Kategorileri
Hikayeler 29
Askerlik Hikayeleri 10
Aşk Hikayeleri 32
Av Hikayeleri 3
Ayrılık Hikayeleri 2
Bilge Hikayeleri 5
Çocuk Hikayeleri 28
Dede Korkut Hikayeleri 2
Ders Veren Hikayeler 9
Deyim Hikayeleri 1
Dostluk Hikayeleri 1
Duygusal Hikayeler 1
Efsaneler 11
Gerçek Hayat Hikayeleri 1
Gökyüzü Masalları 16
İlginç Hikayeler 1
Keloğlan Hikayeleri 14
Komik Hikayeler 4
La Fontaine Masalları 27
Masallar 19
Mevlana Hikayeleri 20
Sevgi Hikayeleri 2
Tarihi Hikayeler 2
Türkü Hikayeleri 1
Yardımlaşma Hikayeleri 13
 » Son Hikayeler
Munzur Dağlarında Gülabioğulları - İbrah
Yazan : Kemahli Hit : 18
Tarih : 25.Oca.2012 13:51:41
Tombul Aslan
Yazan : SAKIROGLU Hit : 37
Tarih : 18.Oca.2012 07:52:57
Herkes kendi yediğinden ikram eder
Yazan : TurkesManga Hit : 144
Tarih : 20.Eyl.2011 22:09:39
Kore Şehidi
Yazan : TurkesManga Hit : 89
Tarih : 20.Eyl.2011 22:00:48
Değer mi?
Yazan : TurkesManga Hit : 63
Tarih : 20.Eyl.2011 21:56:18
Hasan Etem' In Validesine Son Mektub
Yazan : TurkesManga Hit : 55
Tarih : 20.Eyl.2011 21:51:16
Gel Teskere Gel
Yazan : TurkesManga Hit : 63
Tarih : 20.Eyl.2011 21:48:04
Kolağası (Ön Yüzbaşı) Bölük Komutanı - M
Yazan : TurkesManga Hit : 116
Tarih : 20.Eyl.2011 21:44:16
Üsteğmen Zahid’in vasiyeti
Yazan : TurkesManga Hit : 58
Tarih : 20.Eyl.2011 21:40:49
Kınalı Ali
Yazan : TurkesManga Hit : 195
Tarih : 20.Eyl.2011 21:35:31
Anzaklı Ömerin Hikayesi
Yazan : TurkesManga Hit : 186
Tarih : 20.Eyl.2011 21:33:00
3 Lü filtre
Yazan : TurkesManga Hit : 149
Tarih : 20.Eyl.2011 21:30:05
Nükte / Korsanbaşı Konuşursa
Yazan : SAKIROGLU Hit : 88
Tarih : 06.Tem.2011 16:06:25
At'ın Sırtındaki Maymun
Yazan : SAKIROGLU Hit : 102
Tarih : 24.May.2011 05:21:57
Nükte / Aynı suç, farklı ceza
Yazan : SAKIROGLU Hit : 130
Tarih : 23.May.2011 07:09:21
 » Hit Hikayeler
yardımlaşma ile ilgili hikaye
Yazan : TurkesManga Hit : 5482
Tarih : 09.Tem.2010 21:43:25
Keloğlan Ve Kokulu Çiçek
Yazan : TurkesManga Hit : 2616
Tarih : 23.Ara.2010 22:24:11
Keloğlan Ve Padişah
Yazan : TurkesManga Hit : 2567
Tarih : 24.May.2010 17:51:13
Keloğlan ve Sihirli Tas
Yazan : TurkesManga Hit : 2214
Tarih : 16.Mar.2010 21:52:12
Yardımlaşma ve Dayanışmanın önemi
Yazan : TurkesManga Hit : 2019
Tarih : 21.Ara.2010 21:18:38
Keloğlan Ile Nasrettin Hoca
Yazan : TurkesManga Hit : 1991
Tarih : 23.Ara.2010 22:15:51
Hayvan Masalları
Yazan : TurkesManga Hit : 1820
Tarih : 23.Ara.2010 20:13:59
Keloğlan ve Ali Cengiz
Yazan : TurkesManga Hit : 1701
Tarih : 16.Mar.2010 21:42:32
Keloğlan Ile Devler
Yazan : TurkesManga Hit : 1530
Tarih : 23.Ara.2010 22:09:10
Keloğlan Ve Kuyudaki Dev
Yazan : TurkesManga Hit : 1393
Tarih : 23.Ara.2010 22:03:15
Keloğlanın Sazı
Yazan : TurkesManga Hit : 1373
Tarih : 23.Ara.2010 21:56:14
ASLAN VE FARE MASALI
Yazan : TurkesManga Hit : 1345
Tarih : 09.Tem.2010 21:35:15
Çocuk Cin
Yazan : TurkesManga Hit : 1321
Tarih : 23.Ara.2010 22:28:59
Kayıkçı Keloğlan
Yazan : TurkesManga Hit : 1253
Tarih : 23.Ara.2010 22:17:50
Horozla İnci
Yazan : TurkesManga Hit : 1115
Tarih : 23.Ara.2010 19:40:21
 » Son Yorumlar
cok guzel
Yazan : Misafir218113
Tarih : 09.Şub.2012 14:53:07
gggggkötüymüssss
Yazan : Misafir101125
Tarih : 08.Şub.2012 19:31:48
güzelgüzel ama uzun bir az kısaltın abic
Yazan : biht3r
Tarih : 07.Şub.2012 14:25:20
hiç işime yaramadı
Yazan : Misafir552272
Tarih : 07.Şub.2012 13:42:52
süperrrrrrrrrrrrrr
Yazan : Misafir815537
Tarih : 06.Şub.2012 20:33:10
çok güzel gerçekten duygulandınm...
Yazan : Misafir513020
Tarih : 01.Şub.2012 10:45:27
KEl dedecok gıcık bir hky
Yazan : Misafir197222
Tarih : 29.Oca.2012 17:38:02
ya bu hikaye süper ...
Yazan : Misafir415449
Tarih : 10.Oca.2012 21:22:51
cok güzel
Yazan : Misafir779132
Tarih : 31.Ara.2011 12:45:05
nasretin hoca-nın terlik satmasıbirgün n
Yazan : Misafir522815
Tarih : 31.Ara.2011 12:19:17
HOROZLA İNCİ
Yazan : Misafir245124
Tarih : 30.Ara.2011 17:02:47
cok güzel bir hikaye cocuklara da okulda
Yazan : Misafir230388
Tarih : 28.Ara.2011 23:13:23
burda çıkarılan ders yok ben bunu sordum
Yazan : Misafir224192
Tarih : 19.Ara.2011 19:25:51
gülmek mecburi mi
Yazan : Misafir151222
Tarih : 19.Ara.2011 19:10:11
allah erkeze naşip etsın
Yazan : Misafir225455
Tarih : 27.Eki.2011 13:49:14
» Hikaye Ara
Başlıklarda : İçeriklerde :
» Hikaye İstatistikleri
» Ust Kategori (1)
» Alt Kategori (29)
» Hikaye (225)
» Okunma (98892)
» Yorum (48)
» Toplam Adettir
» İframe
Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'i cüz cüz takip etmek için (Mukabele) Lütfen TIKLAYINIZ!Bir birinden güzel dini içerikli filmleri sizin için bir araya getirdik İzlemek İçin Lütfen TIKLAYINIZ!Öğrencilerimizin ihtiyacı olan yüzlerce ders konusunu görüntülü anlatımla bir araya getirdik İzlemek İçin Lütfen TIKLAYINIZ!Unutamadığınız eski filmler ve bir birinden güzel yeni Türk filmleri burada... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYINIZ!İzlemeye doyamayacağınız hepsi bir birinden güzel seçme Türkçe dublaj yabancı filmler burada.. İzlemek İçin Lütfen TIKLAYINIZ! Vatan, Bayrak, Şehit ve değerlerimize sahip çıkan videolar burada... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYINIZ!Duygusal şiirler, öyküler, konuşmalar, aşk adına her şey burada video olarak sizler için toplandı... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN! Yabancı müzik üstelik en hit şarkıları sizler için topladık... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN! Mükemmel dans figürleri, oyunlar, folklor etkinlikleri burada... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN!Çocuklarınızın çok sevdiği Caillou'nun bütün bölümlerini sizin için burada sunuyoruz. Çocuklar için eğitici özelliği olan Caillou ile yavrularınız hem eğlenecek hem de öğrenecek. İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN!En güzel çizgi filmleri mi arıyorsunuz?... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN! Farklı kültürlerdeki etnik kökenler için bir birinden güzel videolar... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN!Bir birinden güzel ilahiler ve kasideler burada. İzlerken kendinizden geçeceksiniz... İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN!Nasıl mı yapılır? İzleyip öğreneceksiniz. İzlemek İçin Lütfen TIKLAYIN!
» CopyrightYukarı Git
2oo6-2o12 © Türkeş Manga - KozanBilgi.Net İçerik Yönetim Sistemi
KozanBilgi.Net © C.C.P. Türkeş Manga Tarafından Kurulmuştur. Tüm Hakları Saklı Olup Yazılı ve Görsel Bilgiler İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz.
KozanBilgi.Net İletişim Adresimiz : turkesmanga@windowslive.com
Yeniceobaa.Com Free PageRank Checker