
İçimdeki suçluluk duygusu arttı o gün
Tüm duvarlar üzerime üzerime geliyor, yaralı bir kuş gibi çırpınıyordum. Dağın eteklerinde patlama sesi duyan kulaklarım “artık yeter” diyordu. “Ben bu değilim” “Ben bu olamam…” ağzından bu kelimeler. Yaptıklarımdan utanıyordum ve söylediklerimden. Dudaklarım kuruyordu, gaipten sesler duyuyordum. O da ne? Bir ışık gördüm. Sanki zifiri karanlık bir geceye güneş doğmuştu. Gözlerim kamaşıyor, kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Bana seslendi ışık arkasından; “Bak evlat, bak şu tarihe, bir bak ta kalbinin sesini dinle, nası vicdanın el verir? Sen Türk evladısın, sen Müslümansın. Sarsıl titre de kendine gel”
Bu sözler yetti her şeyi anlamama. Korktuğum şey buydu. Vicdanım dikildi önüme tokat gibi vurdu sözleri yüzüme, karışık sahneler geçiyor gözümün önünden. Çığlıklar geliyor kulaklarıma. Ağlamalar, korkusuzca feda edilen canlar. Vicdanım yaklaşıyor bana. Götürüyor başka bir ana ve başka bir zamana. Kulaklarım seviniyor bu sese. Atatürk sesleniyor millete. Onu dinlemeye doyamadan, vicdanım tutuyor kolumdan işte yine başka bir zaman. Şöyle bir etrafa bakıyorum, mecliste kimleri görüyor gözlerim.
Ön saflarda Çanakkale mebusu Hasan Basri (Çantay) oturmuş, elinde bir kağıt ve bir kalem. Aman ya rabbi! Oradaki… işte o… bu o… Bu Mehmet Akif Ersoy. Yüzümde gülücükler açıyor onu görünce. Bir şeyler oluyor orada. Mehmet Akif sesleniyor. “Hasan ne yapıyorsun?” diye. O da cevap veriyor aynı ciddiyetle: “İstiklal Marşımızı yazıyorum” Ben buradan bağırıyorum. Hayır, sen yapamazsın, sen yazamazsın… Ama nafile beni duymuyor bile. Sonra içim rahatladı, sanki milli şairimiz beni duydu ve Hasan Basri Bey’e seslendi: “İyi ama sen şair değilsin ki?” Hasan Basri Bey keskin bakışlarıyla Mehmet Akif’i hedefledi ve cevap verdi: “Ne yapalım! Milletin şairleri görevini yapmazsa” Mehmet Akif’in kalbine kalbine bir ok gelmiş saplanmıştı. Ok ki ne ok. Bu söz ona yetti de arttı bile. Hasan Basri Bey’e yaklaştı. Kâğıdı ve kalemi aldı. Bir şeyler karalamaya başladı. Ben şimdi anlamıştım. Hasan Basri Bey amacına ulaşmıştı. Mehmet Akif bir süre sonra izin isteyerek evine gitti. Yine aynı şey, yine yolculuk yine başlamıştı. Biraz daha ileri gitti. Bir hafta sonraya alkışlar, haykırışlar duyuyordum. Milli Marşımız okunuyordu. Yazarını sormaya bile gerek yoktu. Mehmet Akif’ten başka kim olabilirdi? Bayrağımız dalgalanıyordu göklerde. Bundan büyük gurur olamazdı. İlk başta Mehmet Akif’in bu yarışmaya niye katıldığını sordu vicdanım bana.
Şöyle bir baktım: “Tabi ki para ödüllü olduğu için” dedim.
Vicdanım baktı bana “yazık” dedi. Bakışlarıyla utandırdı beni.
Eğdim başımı aşağıya. “Sen” dedi. “Hiç tereddüt ettin mi? Bu yarışmaya katılırken” Haklıydı. Yine vicdanım haklı çıkmıştı. Milli şairimizi hayal kırıklığına uğratamazdım. Almıştım ben hayat dersimi.
Şimdi söylüyorum içimden geçenleri;
Ey vatanın korkusuz evlatları,
Gözünü kırpmadan canını fada eden Mehmetçikler,
Ey şehitler ve gaziler ve sen büyük şair, kalbimizi okşayan o savaş anını yaşatan mısraları yazan Mehmet Akif ve asla unutulmayan ve unutulmayacak olan liderimiz Mustafa Kemal Atatürk, yeminim olsun sizlere,
Nefesimin son anına, kıyametin kopacağı zamana kadar,
Tüm Türk evlatları yok olana kadar,
Düşman askeri benim kalbime son kurşunu sıkana kadar,
Bu milletin ve devletin hizmetçisiyim.
Devletimize, Milletimize, Bayrağımıza ve Marşımıza uzanan o pis elleri bir çubuk gibi kırıp ateşlerde yakacağım. Evet Atam sen haklısın. Bizim muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut. Sizlerden gelen bu kanların tek damlası vatanımın aksine, kötülüğüne akmayacak. Bu kan vatanım için akacak, size yeminim olsun. Şimdi sizlerden özür diliyor ve yalvarıyorum. Şimdiye kadar yaptıklarım için beni affedin. Allah’ın rahmeti hep sizin olsun. Bizi cennetin penceresinden selamlayın. Ruhlarınız şad, kalbiniz ve içiniz rahat olsun.
Geride bıraktığınız bir Türk evladı.
Ayşenur Bozkurt
Kozan Gaziköy Lisesi 10/A Sınıfı Öğrencisi
False