yigitlik.jpg)
KOZAN TÜRK GENÇLİ?İ DERNE?İ
Çiftçiler derneği hakkındaki müracaatlarımıza menfi cevap vermekle beraber şayet bir zümrenin gelişmesini hedef tutar mahiyette mesela Türk Gençliği Derneği adıyla bir cemiyet kurulursa pek âlâ kabul edeceğini işgal kumandanının bildirmesinden cesaret alarak bir Türk Gençliği Derneği kurmayı düşündük.
Öğretmen Lütfullah Erdem, Demirci zade Abdüssamet, Muhtar Hacı zade Yunus, halen emekli veteriner Albay Memduh, merhum Ali Ulvi, öğretmen Ali Sırrı’dan ibaret sekiz arkadaş bir nizamname hazırlıyarak ve müteşebbis heyet olarak imzaladık. Mutasarrıf İhsan Beye verdik. Dernek siyasetle uğraşmayacak, yalnız medeni batı dünyasının ilim ve irfanından, sanat ve tekniğinden faydalanmaya çalışacaktı. İhsan Bey müracaatımızı Tayardaya gönderdi. Tayyardanın samimi gibi görünen şu derkenarı ile bize geldi: “Teşebbüslerinizi memnuniyetle kabul ederim. Ermeni gençliğine gösterdiğim yardım ve muzaferetin aynını size de ibraz edeceğim. Sizlere muvaffakiyetler dilerim.” Bu evrakı Mutasarrıf İhsan bey “Tebrik ederim” cümlesini eklediği bir tahriratla bize gönderdi. Çok sevindik, derhal toplanarak idare heyetini seçtik. Hatırımda kaldığına göre Lütfullah Erdem Reis, Feke’li Arif Kâtip, Demirci zade Abdüssamet veznedar, ben, Yunus, Esat, Durmuş Efendi zade Arif üye seçildik. Dernek işgal müddetince bir hayli felâketler geçirdi. Fakat Fransızların gitmesinden sonra çok başarılı hizmetler gördü, sonunda Türk Ocağı’na kayıt oldu. Ermeniler, mösyö Tayyardaya, Türklerin gizli cemiyetlerinin olduğundan, teşkilat yapıldığından, hatta Erzurum ve Sivas’la haberleştiğinden durmadan bahsederlermiş. İşgal kumandanı bizim müracaatımızı alınca “İşte gizli cemiyeti buldum” kendi kendine meydana çıkıyor diye sevinmiş, hemen müsaadeyi vermiş.
Her ne hal ise biz, işgal kumandanının ilave ettiği kısımdan memnun olarak, bir cemile olsun diye bir çay ziyafeti vermeyi kararlaştırdık. Şimdiki Gazi İlkokulunda hazırlıklarımızı tamamladık. Mutasarrıf İhsan Bey, Belediye Reisi ve bazı Türk eşrafı ile bütün Fransız subaylarını bu çaya davet ettik. Lütfullah Bey Fransızca bir nutuk söyledi. Mösyö Tayyarda cevaben sizleri Lütfullah Beyin dediği gibi tam liberal görmek isterdim. Zengin, fakir, köylü, şehirli, âlim, cahil, Türk, Ermeni demeyiniz, herkese müsavi muamele ediniz. Size Ermeni gençliğine yaptığım gibi ilk defa olarak 20 liralık yardımda bulunacağım. Fransa’dan istediğiniz kitap, mecmua ve gazeteleri getireceğim. Sizlere başarılar dilerim” diyerek ayrıldı.
Bu sırada Belediye Reisi Yiğen zade Mehmet Efendi beni bir kenara çekerek, “Ben Belediye Reisliğini kabul ettiğim için Fransız ve Ermeni dostu diyorlarmış. Ben kabul etmese idim bir Ermeni Belediye reisi olsa daha idi daha mı iyi olurdu? Ben Karacalı köyünden özbeöz Türküm. Milletime belki ufak bir faydam olur diye bu işi kabul ettim. Milletimin ıstırabını gördükçe içim yanıyor ve bu acının dinme saatini dört gözle bekliyorum. Eğer benim yapabileceğim bir işiniz olursa gece gündüz demeyiniz. Ev, sokak, daire, istirahat, yemek, uyku zamanlarını düşünmeden söyleyiniz. Bunu sizlerden hassaten rica ediyorum” dedi.
Mehmet Efendi, halamın kocası idi. Bu itibarla bana ısınmıştı. Sözlerimde samimi olduğuna şüphe yoktu. Sonraları Kozan’ın istirdadı için şehre girdiğimizde bizi karşıladı. Beni kucaklayarak öptü, hüngür hüngür ağladı.
“-Çok şükür Allah’ım, yine görüşebildik” dedi. Zira şehirde kalanlar hayatlarından ümitlerini kesmişlerdi.
Mösyö Tayyarda'ya verdiğimiz çaydan sonra derneğimiz faaliyete geçti. Tarık bin Ziyad piyesini hazırlayarak otelin sahnesinde temsil ettik. Fransız subaylarını da davet etmiştik. Bu temsilin, Fransızların hoşuna gitmediği muhakkak. Berberi Türk’lerinin Hıristiyan âlemine galebesini seyir etmek hiç de hoş olması gerek. Bu sıralarda Uç Tutlu Şükrü Efendi, Sivas’a kadar gitmiş, basılmış müdafai hukuk cemiyeti nizamnamesinden bir haylisini atının heybesine doldurmuş, köylere dağıta dağıta gelmişti. Dört tanede bize verdi. Geceleyin toplandık, baştan aşağı okuduk, ümitlerimiz çoğaldı, gözlerimiz parladı, sevincimiz, manevi kuvvetimiz arttı.
False