yigitlik.jpg)
ERMENİ İNTİKAM ALAYI
Urfa Milletvekili Ali Saip Bey, Urfa’nın Kurtuluş Mücadelesi isimli kitabının 14. sayfasında, Ermeniler hakkında şunları yazıyordu:
“-Adana’da teşkil edilen Ermeni İntikam Alayı açıktan açığa zulüm ve istibdat bayrağını açmıştı. Fakat bu alay kimden intikam alacaktı? Ordu terhis edilmiş, Adana vilayeti kontrol altına alınmıştır. Fransızlarca bu nam altında bir alay teşkiline ne lüzum vardı? Fakat onların hedefi yalnız Türk hükümeti, Türk hakimiyeti değildi. Bizzat Türk hayatına son vermekti. Bilhassa onu yaşatmamak, onu boğmak ve öldürmekti. Lâkin bilmem bu kaçıncı tecrübe idi? Birkaç defalar ve pek yakın mazide hıyanet ve cinayetinin cezasına duçar olduğu halde bu milleti sevk ve idare edenler hâla uslanmamışlardı. Hangi düşman, memleketimize karşı bir istilâ arzusu beklemiş, bunu tahakkuk ettirmek için vicdan ve insaniyete muhalif gayri tabii bir ihtilâl; Türk’leri harekete geçirerek bir zulüm ve vahşet yapmak istemişse bu gibi işleri yapmak için Ermenileri daima liyakatli bir alet olarak kullanmışlardır. Fransız harsı, Fransız medeniyeti, Fransız irfanı çocukluğumdan beni o kadar teshir etmiş idi ki bidayette Adana’yı Fransızların muvakkat kontrol altına alacakları, beni teşhis etmemişti ve her halde Fransızların Ermeni canilerini fedailerini, casuslarını kullanacaklarını da bilmem nedense ihtimal vermek istemiyordun. Fakat hasidat ve hakikat tahminimde aldandığımı pek acı bir surette anlattı. Vilayet, uzaklardan gelen, kim ve nereli oldukları anlaşılmayan Ermenilerle doluyordu. Bu beyaz kalpaklı, kamalı, çifte tabancalı Ermeniler, akın akın Kozan livasına da gelmeğe başladı. Bir çokları Kafkasya da Çar ordusuna hizmet eden Antranik çetesine ve Anarşist cemiyetlerine mensup bu serseriler uzun müddet cinayet, şekavetle yaşadıklarından ve kendilerine bunu bir sanat ve medarı maişet ittihaz ittiklerinden, gözleri kanlanmış birer insan kasabı olmuşlardı. Yakmak, yıkmak, kırmak, ezmek ve öldürmek yegane emelleri idi. Çeşitli ve acayip üniformaları ile bu anarşistler herkese kendilerini muhtelif rütbeden Fransız zabiti olarak tanıtıyorlardı.
Bremon bu canilere ve katillere bilmem nasıl bir vicdan cesareti ile Fransız üniformalarını giydirmiş ve bunların hiçbir maksat istihdaf etmeyen, Türkler aleyhindeki teşvik atı leimanelerine alet olmuştu. Fransa ve Fransızlara karşı uzun ve eski senelerden beri Türkün kalbindeki muhabbet, bu suretle müthiş bir tarzda sükut ve zevale uğruyor ve muhabbetin yerine kin ve nefret kaim oluyordu. Hele bu, Kafkasya’dan, Bulgaristan’dan caniyane maksatlarla gelen ve getirilen, yalnız Türk öldürmekten ve Türkü soymaktan başka bir emel taşımayan Ermenilerin, Bremon tarafından polis ve jandarma hizmetinde kullanılmaları, dünyanın hiçbir tarafında görülmemiş ve işitilmemiş bir tarzda Kilikya’da bir caniler idaresinin teessüsünü mucip oldu. Klikya’da vücuda getirilen bu mavi renkli Fransız idaresi her türlü medeni kayıtlardan ve insanlıktan mahrum idi. Türklerin, canı, malı, ırzı, namusu ve her türlü mukaddesatı beşeriyet için ilelebet mucibi olan Bremon'un idaresince mubah idi.
Vakti ile Ermenileri Türklere karşı ayaklandırmak, memleket dahilinde müdahaleye vesile bulmak için karışıklık çıkartmak maksadı ile mutaassıp papazlar ve nifakçı komiteciler tarafından Türklerin zulmüne dair uydurulmuş feciyi efsaneleri, şimdi Bremon ve Ermeniler tarafından bir hakikat olarak Türklere karşı kullanılıyordu. Göz oymak, kulak ve burun kesmek kadınları ayaklarından asıp dövmek memelerini koparmak en hayal perver bir facia romancısının bile tasavvur ve tahayyül edemeyeceği bir şekil ve melânette, Türk kadın ve kızlarının ırzlarına tecavüz etmek suretiyle bedbaht müstevliler, denaet ve şenaatte emsalsiz numuneler gösteriyorlardı en caniyane ve yeni icat bir tarzda zulüm işleyen her Ermeni, Ermeniler arasında büyük bir intikam kahramanı diye şöhret kazanıyordu. Hiçbir ordunun zabiti, Kilikyadaki Ermenilerle teşriki mesai eden Fransız zabitleri kadar kirlenmemiş ve alçalmamıştır. Kanun, nizam, intizam, adalet ancak Fransız ve Ermeni zabitlerinin keyif ve reyinden ibaretti bilhassa şu üç esaslı teşkilat Kilikya Türklüğünü ezmek, korkutmak, soymak ve öldürmek için cehennemi bir makine gibi işliyordu.
1-Ermeni intikam alayı ve Ermeni gönüllü fedâileri
2-Tesviyei mesalih komisyonları
3-Zabıta, hafiye ve casusluk teşkilatı
Bu üç şebekeyi kuran ve kanlı bir tarzda işleten de bizzat Bremon ve mahiyeti idi. Hiçbir zaman Fransızlar Kilikya facialarının tarihi mesuliyetinden kurtulamazlar. Kilikyanın Türk hükümetine ait bütün teşkilâtı, polis ve jandarması inhilâl ettirildikten sonra sıra münevver sınıfına, eşraf ve zenginlerine gelmişti. Öldürülmesi muvafık görülmeyenler sürülüyordu. Kozan’da Müddeiumumi Ruhi, münevverlerden Saim, dava vekili, Topal Mustafa Beylerle, Mahfa zade İbrahim Efendi ilk sürülenler arasında idiler. Tehlikeyi sezen Sehlik zade Hasan, Kurtoğlu Hulusi, Topaloğlu Halil, Belediye Kâtibi Ali Efendiler de kendiliklerinden kaçmışlardır. Sonraları bunların bir çok akrabası ve bütün aileleri, çocukları ile beraber sürülmüş, tekmil mal ve mülkleri ellerinden alınmış, Ermenilere dağıtılmıştı. Bir taraftan da tesviyeli mesalih komisyonları Müslümanlara ait emlâk, emval ve hayvanatı, şarlatan ve yalancı bir-iki Ermeni’nin şahadeti ile alınıp Ermenilere veriliyordu. Bir-iki asır evvel Ermeni malı olduğu söylenilen bir tarla, bir bağ, hükümleri kabili istinaf ve temyiz olmayan, kanun üstünde görülen bu komisyonlar tarafından Ermenilere bağışlanıyordu. Diğer taraftan da Fransız-Ermeni zabıta ve hafiye teşkilâtı ve Ermeni fedaileri, yollarda ve kırlarda ellerine geçirdikleri Müslümanları canavarca bir zevkle öldürüyorlardı. Bu sahnede Bremon ve mahiyeti katil bir avcı, Ermeniler kudurmuş bir av köpeği, ve her türlü müdafaa vasıtası elinden alınmış, zavallı Türkler de masum birer avdı. Her gün Türklerden silah aramak bahanesi ile cezai nakdiler alınıyor, resmi bir nam ve kisve altında müthiş bir şekavet yapılıyordu.
False