1. Bölüm – Abdülmuttalib ve Zemzem

1. Bölüm – Abdülmuttalib ve Zemzem

Kainatın Efendisi

Peygamber efendimizin babası Hz. Abdullah, Resûlullahın dünyayı teşrifinden önce vefat ettiği için dedesi Abdülmuttalib O’nu himayesine almıştı.

Abdülmuttalib’in esas ismi Şeybe’dir. Şeybe, babası Hâşim vefat ettiğinde, daha çocuktu. Bir gün Medine’de dayılarının evi önünde arkadaşlarıyla ok talimleri yapıyordu. Onları seyreden büyükler, Şeybe’nin alnında parlayan nûrdan, onun şerefli bir kimsenin oğlu olduğunu tahmin ederek hayran kaldılar.

Ok atma sırası Şeybe’ye geldiğinde, yayını gerip hedefe okunu saldı. Ok, tam isabet edince, o heyecanla; “Ben Hâşim’in oğluyum. Elbette okum hedefini bulur!” dedi. Onun bu sözlerinden, Mekkeli Hâşim’in oğlu olduğunu anladılar.

O sırada Hâşim vefat etmişti. Abdü Menâf oğullarından biri Mekke’ye döndüğünde, Hâşim’in kardeşi Muttalib’e;“Medine’de bulunan yeğenin Şeybe çok akıllı bir çocuk. Alnında da herkesi hayran bırakan bir nûr parlıyor. Böyle kıymetli bir çocuğu yanınızdan ayırmanız doğru mu?” dedi.

Bunun üzerine Muttalib, hemen Medine’ye gitti ve yeğeni Şeybe’yi alarak Mekke’ye getirdi. Mekke sokaklarında;“Bu çocuk kimdir?” diye soranlara da; zarar vermemeleri için “Kölemdir” derdi. Bundan sonra Şeybe’nin ismi, Muttalib’in kölesi anlamına gelen Abdülmuttalib olarak kaldı.

Abdülmuttalib’in mübarek bedeninden misk kokusu gelirdi. Alnında, Allahü teâlânın habîbi Muhammed aleyhisselâmın nûru parlar, etrafına hayırlar, bereketler saçardı. Her ne zaman Mekke beldesine yağmur yağmayıp kıtlık olsa, Mekkeliler Abdülmuttalib’in eline yapışıp kendisini Sebir dağına çıkarırlar, duâ etmesi için ona yalvarırlardı.

O da kimseyi kırmaz, Allahü teâlâya yağmur ihsân etmesi için duâ ederdi. Cenâb- Hak da, Abdülmuttalib’in alnında parlayan sevgili Peygamberimizin nûru bereketine duâsını kabul eder, bol bol yağmur gönderirdi. Böylece Abdülmuttalib’in günden güne kıymet ve itibarı çoğaldı.

Mekkeliler onu başlarına reis seçtiler. Ona karşı gelen olmaz, emri altına giren de rahat ve huzur bulurdu. O devrin hükümdarları da, Abdülmuttalib’in fazîletini ve büyüklüğünü tasdik ederlerdi. Sadece İran kisrâsı çekemez, açık ve gizli olarak ona düşmanlık beslerdi.

Abdülmuttalib, Hanîf dînine tabi olup, müslüman idi. Bu din, dedelerinden İbrahim aleyhisselâmın dini idi. Bu sebeple, hiç bir zaman puta tapmadı ve hatta yanlarına bile yaklaşmadı. Kâbe’nin etrafında Allahü teâlâya duâ eder, ibadetlerini yapardı.

Zemzem kuyusu

Bir gün rüyasında bir kimse; “Ey Abdülmuttalib! Kalk Tayyibe’yi kaz!”diyerek kayboldu. Ertesi gün; “Kalk, Berre’yi kaz!” dedi. Üçüncü gün de aynı kimse; “Kalk, Mednûne’yi kaz!”emrini verdi. Dördüncü gün ise, yine o kimse; “Ey Abdülmuttalib! Kalk, Zemzem kuyusunu kaz!” deyince, Abdülmuttalib; “Zemzem nedir? Kuyu nerededir?” diye sordu. O zât da şöyle cevap verdi:

“Zemzem bir sudur ki, hiç eksilmez ve dibine erişilmez. Dünyanın dört bucağından gelen hacılara kifâyet eder. Cebrâil aleyhisselâmın kanadıyla vurduğu yerden çıkmıştır. Allahü teâlânın, İsmail aleyhisselâm için yarattığı sudur. Susuzları kandırır, açları doyurur. Hastalara şifâ olur. Kurban kesilen yere git. Sen orada iken kırmızı gagalı bir karga gelir. Gagasıyla yeri eşer. Onun eştiği yerde, bir de karınca yuvası görürsün. İşte orası Zemzemin yeridir” dedi.

Böylece rüyada bahsedilen zemzemin ne olduğunu öğrenmiş oldu.

Yarın: Zemzem kuyusu kimin?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın