13. Bölüm – Mübârek göğsünün yarılması

13. Bölüm – Mübârek göğsünün yarılması

Kainatın Efendisi

Süt anne Halîme Hâtun anlatır:

Server-i âlem bir gün sordu:

– Gündüzleri kardeşlerim görünmüyorlar, acaba nerede oluyorlar?

– Koyun gütmeye giderler. Eve, ancak gece gelirler, dedim.

– Beni de onlarla beraber gönder. Ben de koyun güdeyim, dedi.

Bahâneler bulup nice özürler söyledim. Sonunda gönlünün razı olması için; “Peki” dedim.

Ertesi gün mübarek saçlarını taradım. Elbiselerini giydirip süt kardeşleriyle beraber gönderdim. Bir kaç gün gidip geldi. Bir gün süt kardeşi Şeyma kırdan geldiğinde:

– Gözümün nûru oğlum Muhammed nerededir? diye sordum.

– Sahrâda anneciğim.

– Ciğerimin köşesi bu sıcağa nasıl dayanıyor?

– Ey anneciğim! O’na asla zarar gelmez. Zira, mübarek başı üzerinde bir bulut, devamlı O’nunla hareket etmekte; böylece güneşin sıcağından korunmaktadır.

Neler söylüyorsun? dediğimde, yemin etti. Ancak o zaman rahatladım.

Yine bir öğle vakti süt kardeşi Abdullah bana gelip;

– Anneciğim! Acele koş!.. Kureyşî karındaşımla beraber koyun güdüyorduk. Ansızın gökten yeşiller giymiş iki kimse geldi. Kardeşimi yanımızdan alıp dağın başına götürdüler. Arkası üzere yatırıp bıçak ile karnını yardılar. Haber vermek için geldiğimde oradaydılar. Kardeşimin sağ kalıp kalmadığını bilemiyorum, dedi.

O anda kan başımıza sıçradı. Sür’atle oraya gitti… O’nu sağ gördüm. Hemen mübarek yüzünü başını öpüp;

– Ey gözümün nûru! Ey âlemlere rahmet oğlum! Bu nice haldir? Ve başına gelen nedir? Seni kim rahatsız etti? diye sordum.

O da;

“Evden çıktıktan sonra yeşil elbiseli iki kimse gördüm. Birinin elinde gümüşten bir ibrik, birinin elinde yeşil zümrütten bir leğen vardı. Leğen, kardan beyaz bir şey ile dolu idi. Beni dağ başına götürdüler. Biri, arkam üzere yatırdı. Ben seyrederken göğsümü göbeğime kadar yardı. Hiç acı ve elem duymadım. Elini sokup içinde ne varsa çıkardılar. O beyaz şey ile yıkayıp yerine koydular.

Biri diğerine;

Kalk, ben de hizmetimi yerine getireyim, dedi ve elini sokup yüreğimi çıkardı. İki parça etti ve içinden siyah bir şey çıkarıp attı. Ve; “Senin vücudunda şeytanın nasibi bu idi. Çıkarıp attık. Ey Allahü teâlânın sevgilisi! Seni vesveseden şeytanın hilesinden emin tettik” dedi.

Sonra yüreğimi kendi yanlarından olan latif ve yumuşak bir şey ile doldurdular. Nûrdan bir mühürle mühürlediler. Halen o mührün soğukluğu, bütün azalarımda mevcuttur. Onlardan biri, elini yarılan yere koyunca yaram iyileşti. O zaman her biri, elimi ve yüzümü öptüler ve beni burada koyup gittiler.”

Baktım, yarılan yer, mübârek göğsünde belli idi.

Sevgili Peygamberimizin başından geçen ve Kur’ân-ı kerîmin İnşirah sûresinin birinci âyet-i kerîmesinde bildirilen bu hadiseye Şakk-ı sadr yani göğsünün yarılması, denir.

Halîme Hâtun, dört yaşından sonra O’nu Mekke’ye götürüp annesine verdi. Dedesi Abdülmuttalib, Halîme Hâtun’a çok büyük hediyeler verip ihsanda bulundu.

Yarın: Muhterem annenin vefâtı

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın