15. Bölüm – “O’nun şanı yücedir!”

15. Bölüm – “O’nun şanı yücedir!”

Kainatın Efendisi

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, sekiz yaşına kadar dedesinin yanında büyüdü. Dedesi Abdülmuttalib, Mekke’de sevilen ve çeşitli işleri idare eden bir zât olup, heybetli, sabırlı, ahlâklı, dürüst, mert ve cömert idi.

Fakirleri doyurur, hatta aç ve susuz kalan hayvanlara bile yiyecek verirdi. Allahü teâlâya ve âhırete inanırdı. Kötülüklerden sakınır, câhiliye devrinin her türlü çirkin âdetlerinden uzak dururdu.

Mekke’de zulme, haksızlığa engel olur ve gelen misafirleri ağırlardı. Ramazan ayında Hira dağında inzivaya çekilmeyi âdet edinmişti. Çocukları seven ve şefkat sahibi olan Abdülmuttalib, sevgili torununu bağrına basıp gece-gündüz yanından ayırmazdı.

O’na büyük bir sevgi ve şefkat gösterirdi. Kâbe’nin gölgesinde kendisine mahsus olan minderine O’nunla beraber oturur, mani olmak isteyenlere;

– Bırakın oğlumu, O’nun şanı yücedir, derdi.

Peygamber efendimizin dadısı Ümmü Eymen’e,

– Oğluma iyi bak! Ehl-i kitab benim oğlum hakkında bu ümmetin peygamberi olacak diyorlar, tenbihini ısrarla yapardı.

Ümmü Eymen demiştir ki: “O’nun çocukluğunda ne açlıktan, ne de susuzluktan şikayet ettiğini görmedim. Sabahleyin bir yudum zemzem içerdi. Kendisine yemek yedirmek istediğimizde; çoğu zaman “İstemem, tokum” derdi.”

Abdülmuttalib uyurken ve odasında yalnızken, O’ndan başkasının yanına girmesine müsaade etmezdi. O’nu şefkatle bağrına basar, okşar, sözlerinden ve hareketlerinden son derece hoşlanırdı. Sofrada O’nu yanına alır, dizine oturtur, yemeğin en iyisini, en lezzetlisini O’na yedirir ve O gelmeden sofraya oturmazdı.

O’nun hakkında nice rüyâlar görüp, bir çok hadiselere şâhid oldu. Bir defasında, Mekke’de kuraklık ve kıtlık olmuştu. Abdülmuttalib, gördüğü bir rüyâ üzerine Muhammed aleyhisselâmın elinden tutarak Ebû Kubeys dağına çıkıp;“Allah’ım, bu çocuk hakkı için, bizi bereketli bir yağmur ile sevindir” diyerek duâ etti. Duâsı kabul olundu ve bol yağmur yağdı. O zamanki şâirler bu hadiseyi, şiirler yazarak dile getirmişlerdi.

Abdülmuttalib, bir gün Kâbe’nin yanında otururken, Necrânlı bir râhip yanına gelerek konuşmaya başlamıştı. Bir ara;

– Biz, İsmail soyundan en son gelecek olan peygamberin sıfatlarının kitaplarda yazılı olduğunu okuduk. Burası, yani Mekke O’nun doğum yeridir. Sıfatları şöyle, şöyledir!… diyerek birer birer saymaya başladı.

Bu sırada, sevgili Peygamberimiz yanlarına gelmişti. Necrânlı râhip, O’nu dikkatle seyretmeye başladı, sonra da yaklaşıp gözlerine, sırtına, ayaklarına baktı ve heyecanla;

– İşte, O budur. Bu çocuk senin neslinden midir? dedi. Abdülmuttalib:

– O benim oğlumdur, deyince, Necrânlı râhip;

– Kitaplarda okuduğumuza göre O’nun babasının sağ olmaması lâzım! dedi. Abdülmuttalib:

– O, oğlumun oğludur. Babası daha O doğmadan, annesi hamile iken vefat etti, deyince, râhip;

– Şimdi doğru söyledin, dedi.

Bunun üzerine Abdülmuttalib, oğullarına şu önemli uyarıyı yaptı:

– Kardeşinizin oğlu hakkında söylenileni işittiniz! O’nu görüp gözetin ve iyi koruyun!..

Yarın: Emânet, Ebu Talib’de

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın