17. Bölüm - Bahîra’nın beklediği misafir - KozanBilgi.Net

17. Bölüm – Bahîra’nın beklediği misafir

17. Bölüm – Bahîra’nın beklediği misafir

Kainatın Efendisi

Sevgili Peygamberimiz on iki yaşlarında iken, Ebû Tâlib’in Şam’a giden ticaret kervanına katıldı.. Bu, O’nun ilk yolculuğu… Kervan, Busra’da, bir manastırın yakınında konakladı.

Bu manastırda Bahîra adında bir râhib kalıyordu. Her sabah manastırın damına çıkıp, kâfilelerin geldiği yöne bakar, arayış içinde merakla bir şeyler beklerdi.

O gün Kureyş kervanı uzaktan görününce, üstünde bir bulutun da onlarla birlikte süzülüp geldiğini farketmişti. Kervan konaklayınca, Bahîra, Efendimizin altına oturduğu ağacın dallarının O’nun üzerine doğru eğildiğini de görerek iyice heyecanlanmıştı. Hemen adamlarını göndererek, Kureyş kervanında bulunanların hepsini yemeğe dâvet etti.

Kervanda bulunanlar, sevgili Peygamberimizi, mallarının yanında bırakıp, rahibin yanına gittiler. Bahîra, gelenlere dikkatle bakıp;

Yemeğe gelmeyen var mı? diye sorudu.

– Evet, bir kişi var, dediler. Çünkü Kureyşliler geldiği halde bulut hâlâ orada idi. Bunu görünce, kervanda birinin kaldığını anlamıştı. O’nun da gelmesini istedi. Gelir gelmez, O’na dikkatle bakmaya ve incelemeye başladı. Ebû Tâlib’e sordu:

– Bu çocuk senin neyindir?

– Oğlum…

– Mümkün değil… Kitablarda bu çocuğun babasının sağ olmayacağı yazılı.

– O benim kardeşimin oğludur.

– Babası ne oldu?

– Babası, o doğmadan öldü.

– Doğru söyledin!…

Bahîra, bu defa, Peygamber efendimize dönüp, putlar adına yemin vermek istedi. Sevgili Peygamberimiz,“Putların ismiyle yemin verme. Dünyada bana onlardan büyük düşman yoktur. Ben, onlardan nefret ederim”buyurdu.

Bahîra, bu sefer Allahü teâlâ adına yemin verip; pek çok suâller sorup cevaplarını aldı. Aldığı cevaplar önceden okuduğu kitaplara aynen uyuyordu. Sonra sevgili Peygamberimizin mübârek gözlerine bakıp, mübârek gözlerindeki kırmızılığı farketti.

Kalbinin yakın hasıl etmesi için, mühr-i nübüvveti görmeyi istedi. “Mühr-i Nübüvveti” görünce kendinden geçti. Bütün güzelliği ile doya doya temaşa etti. Heyecanla öptü ve gözlerinden sel gibi yaşlar boşandı. Sonra da;

“Ben şehâdet ederim ki, sen Allahü teâlânın resulüsün” dedi.

Sesini daha da yükselterek; “İşte Âlemlerin efendisi… İşte Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği büyük Peygamber…” dedi.

Bahîra, Ebû Tâlib’e dönerek şu ikazı yaptı:

– Sen bu çocuğu Şam’ a götürme! Orada buna zarar verebilirler!

– Bu masum çocuğa neden fenalık yapsınlar?

– Bu, peygamberlerin sonuncusu ve en şereflisidir. Bunun dini, bütün yeryüzüne yayılır ve eski dinleri nesh eder. İsrailoğulları kendilerinden gelmedği için O’na düşmandır. Bunun için korkarım ki, mübârek bedenine bir zarar verirler!

Ebû Tâlib, Bahîra’nın bu sözleri üzerine, Şam’a gitmekten vazgeçti. Mallarını Busra’da satıp Mekke’ye döndü. Bahîra’dan işittikleri, Ebû Tâlib’in ömrü boyunca kulaklarında çınladı. Peygamber efendimizi daha da çok sevdi. O’nu ölünceye kadar korudu ve her işinde yardımcı oldu.

Yarın: En güvenilen kimse

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın