18. Bölüm – Gençliği ve Evlenmesi

18. Bölüm – Gençliği ve Evlenmesi

Kainatın Efendisi

GENÇLİĞİ VE EVLENMESİ

En güvenilir kimse…

O; doğru, doğruların doğrusu… Hiçbir ilahi emre mazhar bulunmadığı gençlik çağında da, insanoğlunun, ruh, selim akıl ve ahlâk bakımından en üstünü… Her bakımdan insanların en üstünü olan Efendimiz, Mekke halkı arasında akranlarına göre çok beğenilmiş; güzel ahlâkı, insanlara görülmemiş bir şekilde iyi davranması, sakinliği, yumuşaklığı ve diğer üstün halleriyle sevilmiştir.

İnsanlar bu hasletlerinden dolayı O’na hayran olmuştur. Mekke halkı, gördükleri şaşılacak derecedeki doğru sözlülük ve güvenilirlikten dolayı, O’na “El-Emîn” yani kendisine her zaman güvenilir lakabını verdiler. Böylece gençliğinde bu isimle meşhûr oldu.

Peygamberimizin gençlik yıllarında, Araplar koyu bir cahiliyyet devri yaşıyorlardı. Puta tapmak, içki, kumar, zinâ, fâiz ve daha bir çok çirkin işler aralarında yaygınlaşmıştı. Sevgili Peygamberimiz onların bu bozuk hallerinden son derece nefret eder, her kötülüklerinden daima uzak dururdu.

Bütün Mekke halkı, O’nun bu halini bilirler ve hayret ederlerdi. Putlardan şiddetle nefret ettiği için asla yanlarına yaklaşmazdı. Putlar için kesilen kurbanların etlerinden hiç yemedi. Çocukluğunda ve gençliğinde kendine ait koyunları, Ciyad dağı ve civarında güder, geçimini böyle sağlardı.

Bu şekilde pek çok bozulmuş olan cemiyetten, uzak dururdu. Bir defasında Eshab-ı kirâma;

– Koyun gütmeyen hiç bir peygamber yoktur, buyurmuştu.

– Yâ Resûlallah! Siz de mi? dediklerinde:

– Evet ben de güttüm, buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz yirmi yaşlarında bulunduğu sıralarda, Mekke’de âsâyiş tamamen bozulmuştu. Zulüm son derece yaygınlaşıp; mal, can ve nâmus emniyeti kalmamıştı.

Mekke’nin yerli halkı, ticaret ve Kâbe’yi ziyâret için gelen yabancılara haksızlık ve zulmediyorlardı. Zulme uğrayan kimseler, haklarını almak için mürâcaat edecek bir yer bulamıyorlardı.

Bu sırada ticaret maksadıyla Mekke’ye gelen Yemenli bir tüccârın malları, As bin Vâil adında bir Mekkeli tarafından zorla elinden alınıp gasb edilmişti. Bu hadise üzerine Yemenli, Ebû Kubeys dağına çıkıp feryad ederek, hakkının alınması için kabilelerden yardım istedi.

Artık zulmün had safhaya ulaştığını dile getiren böyle hadiseler üzerine, Hâşim ve Zühre oğulları ile diğer kabilelerin ileri gelenleri Abdullah bin Cüdân’ın evinde toplandılar.

Yerli, yabancı hiç kimseye zulüm ve haksızlık yapılmamasına, zulme mâni olmaya ve haksızlığa uğrayanların haklarını almaya karar verdiler. Bu maksadla bir “adâlet cemiyeti” kurdular.

Sevgili Peygamberimizin genç yaşta katıldığı bu cemiyete “Hılf-ül-Füdûl” denildi. Daha önce Fadl adında iki kişi ve Fudayl adında biri tarafından da böyle bir cemiyet kurulmuştu. Onların önceden kurdukları cemiyete izâfeten bu isim verilmişti.

Bu cemiyet, zulmü önleyip, Mlekke’de bozulmuş olan Asâyişi yeniden kurdu. Tesiri uzun müddet devam etti. Resûlullah efendimize, peygamberliği bildirildikten sonra Eshâb-ı kirâma anlatıp;

“Abdullah bin Cüdân’ın evinde yapılan muahedede bulundum. Bana o sözleşme, kırmızı tüylü develere(servete) sahip olmaktan daha sevimlidir. Şimdi de böyle bir meclise çağrılsam icâbet ederim. Zira, İslâmiyet hakkın yerine gelmesi ve mazlumun kurtulması için nazil oldu.” buyurdu.

Yarın: Hz. Hadice’nin rüyası

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın