19. Bölüm – Hazret-i Hadice’nin rüyası

19. Bölüm – Hazret-i Hadice’nin rüyası

Kainatın Efendisi

Sevgili Peygamberimiz yirmi beş yaşlarında iken, Mekke’de geçim sıkıntısı iyice artmıştı. Bu sebeple Mekkeliler, Şam’a gitmek üzere büyük bir ticaret kervanı hazırladılar. Bu günlerde Ebû Tâlib, Efendimize bir teklifte bulundu:

– Ey sevgili yeğenim! Fakirlik son haddine ulaştı. Kıtlık ve mücâdele ile geçirdiğimiz bu son yıllar elimizde, avucumuzda bir şey bırakmadı. İşte, Kureyş kervanı hazırlanmış, Şam’a hareket etmek üzeredir. Hadîce Hâtun da kervanla mal gönderecek. Mutlaka bu işi yapacak güvenilir kimseler arıyor. Muhakkak ki, senin gibi emîn, temiz ve vefâkâr bir kimseye ihtiyacı vardır. Ne dersin?

Peygamber efendimizin ona cevabı,

– Sen nasıl istersen öyle yap, amcacığım! oldu.

Hazret-i Hadîce; güzelliği, malı, aklı, iffeti, hayâsı ve edebi ile Arabistan’da büyük şöhreti olan bir hanımefendi idi.

Bu sebeple her taraftan kendisine tâlib olan ve rağbet eden pek çok kimse vardı. Fakat gördüğü bir rüyâ gereği o hiç kimseye iltifât etmemişti. Rüyâsında, “gökten ay inip koynuna girmiş, ayın nûru koltuğundan çıkıp bütün âlemi aydınlatmıştı.” Sabahleyin bu rüyâyı akrabâsından olan Varaka bin Nevfel’e anlattı. O şöyle tabir etti:

“Âhır zaman Peygamberi vücûde gelmiştir. Seninle evlenir ve senin zamanında O’na vahy nâzil olur. Dininin nûru âlemi doldurur. En önce îmân eden sen olursun. O Peygamber, Kureyş’ten ve Benî Hâşim’den olur.”

Hazret-i Hadîce, bu cevaba çok sevindi ve o Peygamberin gelmesini beklemeye başladı.

Ebû Tâlib, gidip hazret-i Hadîce vâlidemize durumu anlattı. Bunun üzerine Hadîce validemiz, Resûlullah efendimizi görüp konuşmak üzere evine dâvet etti.

Efendimiz teşrif edince pek ziyade tâzim ve hürmette bulundu. Peygamber efendimizin nezâketini, nezîh ve pâk cemâlini görüp hayrân kaldı. Resûlullah efendimize dedi ki: “Doğru sözlü, güvenilir, emniyetli ve güzel huylu olduğunuzu biliyorum. Bu iş için hiç kimseye vermediğim ücretin, kat kat fazlasını vereceğim…”

Hazret-i Hadîce vâlidemiz, bilgili bir hıristiyan olan amcasının oğlu Varaka bin Nevfel’den peygamberlik alâmetlerini öğrenmişti. Resûlullah efendimizin bu ziyâretinde de peygamberlik vasıflarını üzerinde teşhîs etmişti.

Sonra develerinden en güzelini sultanlara layık bir şekilde donattı. Meysere’ye şunları söyledi:

“O’nu bu deveye büyük bir hürmet ile bindirip yularını eline al ve kendini o hazretin hizmetkârı bil! O’ndan izinsiz bir iş yapma ve O’nu muhâfaza etmek, tehlikelerden korumak için canını esirgeme! Gittiğiniz yerlerde çok eğlenmeyiniz ve çabuk geliniz. Böylece Hâşimoğulları katında mahcûb olmayalım. Eğer bu dediklerimi harfiyyen yerine getirirsen, seni âzâd eder ve istediğin kadar da mal veririm”

Kervan hazırlandı, Mekkeliler yakınlarıyla vedalaşmak üzere büyük kalabalıklar halinde toplandılar. Sevgili Peygamberimizin akrabâsı, amcaları ve Hâşimoğullarının büyükleri de orada hazır oldular.

Peygamberimizin halası, Allahü teâlânın Resûlüne bu görevi uygun görmediği için çok üzüldü, ağlayıp feryâd etti. “Ey Abdülmuttalib!! Ey Abdullah! Kabirlerinizden kalkıp, başınızı bu tarafa çevirip de şu mübâreğin hâlini görün!” diyerek acılarını dile getirdi. Efendimizin gözünden yaşlar aktı: “Beni sakın unutmayın, beni yad eyleyin!” diyerek vedalaştı.

Yarın: “O, bu ümmetin Peygamberi!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın