DOLAR 17,2214 1.41%
EURO 17,5386 0.33%
ALTIN 961,71-0,10
BITCOIN 3461274,94%
Adana
29°

AZ BULUTLU

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

1915 Yılı Tehcir (Zorunlu Göç) Olayını Hazırlayan Nedenler
159 okunma

1915 Yılı Tehcir (Zorunlu Göç) Olayını Hazırlayan Nedenler

ABONE OL
23 Eylül 2018 14:25
1915 Yılı Tehcir (Zorunlu Göç) Olayını Hazırlayan Nedenler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’nin Enver Bey ve arkadaşları tarafından 22 Temmuz 1913’te geri alınması üzerine, yapılan bütün baskılara rağmen geri çekilmeyebileceği bu durumda ne düşündüğü? Fransız Dışişleri Bakanı Delkase tarafından sorulduğunda, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof’un karşılık olarak; “Bu olanaksızdır; ilk defa olarak bir Hıristiyan ülkenin, İslam boyunduruğu altına yeniden düşmesini onaylamış oluruz.” Cevabını verir. Bu cevap zannederiz ki pek çok gizli soruyu açığa çıkaracaktır. Bu ihtimalin gerçekleşmesi üzerine Ruslar, Doğu Anadolu’daki Hıristiyan toplumu için ıslahat konusunda harekete geçer ve 1914 Şubatında da bildiğimiz müfettişler olayını sonuçlandırırlar.

Yukarıdaki iki Dışişleri Bakanı’nın konuşmasında bir hususu her aklı başında insan sormalıdır. Daha bir-iki ay öncesine kadar, 600 yıldır bir Türk şehri olan Edirne nasıl bir mantıkla “Hıristiyan” toprağı kabul edilebiliyordu? Günümüzde Avrupa ve batılı ülkelerin Ermeni Diyasporasını ve Kıbrıs meselesinde bütün güçleri ile Yunanlıları desteklemesinin nedenleri farklı olabilir mi?

Ermeni meselesi ve zorunlu göç olayı ile ilgili olarak 1914–1915 yılı dönemine ait yayınlanan bütün eserlerde bu konu Ermeni yazarları ve bazı batılı yazarlara göre Türk hükümetinin uygulamaya koyduğu ve çok önceden planlanmış olan soykırım’ın başlamasıyla birlikte bölgede yaşayan Ermeniler çeteler kurup isyankâr davranışlara başlamak mecburiyetinde kalmışlardır denir. Türk tezini savunan yazarlarsa; “Ermenilerin 1880’lerden beri Batılı büyük devletleri arkalarına alarak yaptıkları hazırlıklar sonucu savaşı bahane ederek kendi anavatanlarına ihanet edip düşmanla işbirliği yapmaya başlamaları, devleti “zorunlu göç gibi bir yasal savunma tedbiri almak mecburiyetinde bırakılmıştır” görüşünü savunmaktadırlar.

Ermeni tarihçisi Richard E. Hovannassian, bağımsızlık yolunda Ermenistan–1918 (Armenia on the road to Independence–1918) adlı kitabında bu konuya şu sözlerle temas ediyor:

“Birçok yazar Ermenilerin Van şehrinde gösterdiği direnç”in Türkiye’nin İran’ı istilasında bir kilit faktör olduğunu ve İttihatçı liderleri, Ermenileri yok etmek için harekete geçirdiğini iddia etmektedirler. Hemen hemen bütün Osmanlı Ermenilerini soykırıma uğratan veya göç etmesine neden olan uygulamanın sorumluluğunun kime ait olduğu sorusu bir polemiğe neden olmuştur. (Olaylar sırasında meydana gelen) korkunç sahneler, şiddet ve ölümleri tasvir eden yüzlerce kitap, makale ve belgeler yayınlanmıştır. İngiliz Bryce ve Toynbee, Fransız Pinon, Alman Lepsius, Amerikalı Morgenthau ve Gibbons gibi pek çok yazar soykırımların önceden planlanmış olduğunu ve zalimce uygulandığını, ısrarla vurgulamaktadırlar. Onlar, İttihatçıların bu Ermeni karşıtı tedbirlerin daha savaş başlamadan önce iyice düşünülerek kararlaştırıldığını ve gerçekleştirildiği inancı ile Osmanlı hükümet temsilcilerinin resmi yayınlarını ve gerekçelerini yalanlamaktadırlar.(1)

Bir başka batılı yazar Ulrich Trumpener’de Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu 1914–1918 (Germany and the Ottoman Empire 1914–1918) adlı yapıtında (s.202–203) benzer bir görüşe yer vermektedir.

“Birçok yazarın iddialarının aksine, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilerin yıkıcı ve casusluk faaliyetlerinde bulundukları ve askerden kaçarak Ruslara katıldığına dair güçlü deliller mevcuttur. Diğer taraftan vurgulanması gereken bir başka husus, Osmanlı Ermenilerinin büyük çoğunluluğunun devlete açıkça sadakatsizlikte bulunmadıkları ve Türk yazarlarının Kafkasya da Türk cephesi gerisindeki Ermenilerin bol miktarda kargaşalığa sebep oldukları iddiaları da yanlıştır. Savaşın başında bölgede görevlendirilmiş olan bazı Alman subaylarına göre 1915 Nisan ayına kadar Ermeni bölgesi oldukça sakindi”(2) (Yazar bu görüşünü Rahip Lepsius’un kitabından alıntı yaparak, Nisan 1915’e kadar Erzurum’da tahkimat komutanı görevinde bulunan bir generalin (Gen. Posseldt) ifadesine dayandırmaktadır.) Bazı yazarlarda Ulrich Trampener’in bu eserini ve bu cümlesini referans göstererek aynı iddiayı tekrarlayacaklardır. (Bakınız, David fromkin Barışa Son Veren Barış, Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı? 1914–1922, s. 205. (A Peace To End All Peace–1989)(3)

Kanaatimizce 1915–1918 hatta 1920 Aralık başına kadar, Anadolu’nun doğusu ve Kafkasya’nın güneyinde meydana gelecek bütün olayların nedeni; savaşın başında tarafların tutum ve davranışları, önceden veya gelişmeler karşısında aldıkları kararlardır. Bu dönem içinde bölgede 100–300.000 kadar Ermeni, 2-2,5 milyon kadar Türk ve Müslüman yok edilmiştir. Kayıplar her iki taraf içinde dev boyutlardadır ve bu nedenle ilkel düşmanlık duygularının dışında, sadece insani duygulara dayanan ve ön yargılardan uzak bir dikkat ve incelemeye yer vermenin bir insanlık borcu olduğuna inanıyoruz.

Yazarlar ne söylerse söylesin bu konuda daha sonra belgesel olarak açığa çıkan gerçekler şunlardır:

1913’te Köstence’de toplanan Hınçak komitesinin yedinci kongresi, açıktan açığa Türkiye’ye karşı düşmanlığa başlanmasına karar verdi. Esasen 1908 yılından beri komiteler, özellikle Taşnaksutyun Cemiyeti illerde teşkilatlanmasını büyük bir çaba göstererek tamamlamış, komitecilerin sayısı arttırılmış, silah depoları kurulmuş ve saldırgan bir vaziyet almışlardı.(4) Anadolu’da yaygın bir halde bulunan Ermeni kiliseleri, yabancı kolejler ve mezarlıklar silah ve teçhizat deposu ve birer üs olarak kullanılmaya hazırdılar. Büyük devletler bir Ermenistan kurmayı başaramazlarsa bu işi Ermenilerin kendileri başaracaktı. Esasen Trablusgarp ve Balkan Savaşları Osmanlıların ne kadar güçsüz bir durumda olduklarını ortaya çıkarmıştı. Hemen her zaman olduğu gibi bir çatışma halinde bütün batı devletlerinin Ermenilerin yanında olacağından emindiler.




Nisan 1913’te (Birinci Balkan Savaşı ile ilgili barış görüşmelerinin devam ettiği bir dönemde) Ermeniler İngiltere’ye müracaat ederek Antalya ve İskenderun’a bir çıkartma yapılarak Kilikya’nın işgal edilmesini ve Berlin Kongre esaslarını uygulatmak için İstanbul ve Boğazlar bölgesinin uluslararası bir kontrole alınmasını talep ettiler. Aynı günlerde (1913 Mart’ının üçüncü haftasında) İskenderun’daki İngiliz konsolosu, Pirgus adlı bir Yunan gemisiyle 200 kadar silahlı Ermeni ihtilalcisinin gizli olarak Dörtyol’da karaya çıkarıldığını rapor etmişti. Bu rapor “Duke of Edinburgh” adlı muharebe gemisinin komutanı albay M. Kemp tarafından doğrulandı. Komutan ayrıca Ermeni ihtilal komitesi elemanlarının Adana, Zeytun, Dörtyol ve diğer Ermeni merkezlerinde mevcut olduğunu ve bu birliklerin görevinin Türk Hükümeti’ni zor durumda bırakmak için Suriye sahillerinde olaylar çıkarmak amacıyla görevlendirilmiş olabileceğini ilave etti.(5)

Yunan-Ermeni ajitasyon ve entrikalarının Rusya ve İngiltere tarafından da desteklenmesi sonucu Anadolu’da durum öyle kritik bir hal almıştı ki, Nisan ayında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya topraklarının, Avrupa toprakları gibi bölünmesinin kaçınılmaz olduğu beklentisi içine girdi. Bu durum Osmanlı Devleti’ni harekete geçmeye zorladı ve hükümet Londra’daki Türk elçisi Tevfik Paşa’ya talimat vererek Asya Türkiye’sinde uygulanacak bir reform planını İngiltere hükümetine sunması ve bu konuda destek beklendiğinin bildirilmesi istendi. Bu teklif Rusya’nın şiddetli itirazı ile karşılaştı. (6)

İngiltere’nin Van konsolosu Jan Smith, Van’daki Taşnak Partisinin 1913 yılı boyunca devamlı silahlandığını tespit etmiş, 10 Ocak 1914’te İngiliz elçisi Louis Mallet’e gönderdiği bir raporda şu görüşleri bildirmiştir:

“Ermenilerin kırsal kesimlerde silahlarını açıkça taşıdıklarını gördüm. Bu insanlar birçok değişik silah ve bunların çalışma sistemleri hakkında geniş bilgiye sahiptiler. Van içinde, Ermenilerin Kürtlerden daha iyi silahlandıkları söylenebilir. Hükümetin her köye dağıttığı eski martinilere ilave olarak pek çok modern silahlar elde etmişler.”(7)

Aynı şahsın görüşlerinde; 1914’ün ilk aylarında Van’daki Ermenilerin durumuna temas ediliyor, “Onların olumlu görüşlere sahip olduğu il nüfusunun 2/5’i kadar oldukları halde sahip oldukları eğitim ve ekonomik üstünlük sayesinde, büyük devletlerin desteği ile, bölgedeki Müslümanları yönetebilme kapasitesinde olduklarına inandıklarını belirtiyordu.”(8)

Büyük savaşın başlamasından önce Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilerin dört büyük partisi mevcuttu. Hıncak, Taşnaksudyun, Viragazmian Hıncak ve Ramgavar. Hıncak ve Taşnaklar: İhtilalci, milliyetçi sosyalist bir yapıdaydılar, amaçlarına ulaşmada terör ve şiddet kullanma konusunda bazı küçük farklılıklar vardı. Amaçları, Ermeniler için başlangıçta bölgesel ve yarı bağımsızlık ise de nihai olarak tam bağımsızlığı hayal etmekteydiler. Dışişleri Bakanlığı elemanlarından R.Mc. Donell’in raporuna göre Taşnaklar Rusya’dan temin ettikleri silah ve cephaneyi Kafkasya ve İran üzerinden Türkiye’ye sokuyorlardı. Olayları kışkırtmak ve abartmak için ve kendilerine katılmayan zengin Ermenileri katletme dâhil, her türlü anarşik hareketler için planlı hareketlere başladılar.(9)

Avrupa Devletlerinin ağır baskısı sonunda Altı il için kabul edilen karar gereği, iki Genel Müfettişin Mayıs ayında Türkiye’ye gelişi Ermeniler arasında büyük bir sevinç yarattı ve nihayet beklenen, özlenen günlerin gelmekte olduğuna inanıldı.(10) Bu günlerde Osmanlı toprakları sadece siyasi yönden değil ekonomik yönden de, parsellenmiş gibiydi.

Bazı tarihçi ve yazarlar Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na yanlış tarafta girdiği veya girmemesi gerektiğine sık sık temas ederler. Bir dilek veya temenni olarak bu görüşe katılmamak mümkün değildir. Ancak; acaba Osmanlı Devleti’nin bu konuda hiç şansı oldu mu? Veya ona hiç şans verildi mi? Bu konu üzerinde nedense pek durulmamaktadır.

1914 Haziran’ında Erzurum’da Taşnaksutyun kongresi toplandı. Bu kongre iki hafta sürdü, genel dünya durumu gözden geçirildi. Bu kongrede muhtemel bir savaşta Osmanlı Devleti’ne karşı uygulanacak politika görüşüldü. Taşnaksutyun İttihat ve Terakkiye karşı şiddetle mücadele etme kararı verdi.(11) Fransa, Amerika ve Rusya’da bulunan Ermeni toplulukları da çıkacak bir savaşta itilaf devletlerinin saflarında yer almak ve savaşın sonunda kendi paylarını istemek için hazırlıklara başladılar.




DİPNOTLAR:

(1) Richard G. Hovanasian, Armenia On the road to İndependence – 1918, s.48–49 (University of California, USA. –1967).

(2) Ulrich Trumpener, Germany and the Ottoman Empire 1914–1918, p.202–203 (Princeton University press–1968).

(3) Aynı Eser, s.203, Dip not.9.

(4) Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s.278 (Belge Yayınları, İstanbul- 1987).

(5) Salahi Ramsdan Sonyel, The Otoman Armenians, Victims of Great Power Diplomacy, s. 283 (London–1987)

(6) Aynı Eser, s.283.

(7) Salahi R.Sonyel, The Great War and The Tragedy of Anatolia, Türk Tarih Kurumu, Ankara –2000, s.76.

(8) Aynı Eser, s.76.

(9) Aynı Eser, s.77.

(10) Aynı Eser, s.80

(11) E.Uras, s.79

Dr. M. Galip BAYSAN

 

Dr. M.Galip BAYSAN Heddam.Com İSTANBUL, 21 Şubat 2007 Çarşamba
Ne Batı, ne de Türk Dünyası 1915 olaylarını tam anlamı ile ele almadı. Herkes kasıtlı olarak, olaylar zincirinin sadece bir halkasını ele aldılar ve genel kanılarını buna göre oluşturmaya çalıştılar.

Tabiatıyla varılan sonuçlar da çok yanlış ve çok aldatıcı oldu. Neticede son 1000 yıllık Dünya Tarihinin en masum uluslarından biri, saçma sapan,çoğu Patrikhane, kiliseler, okullar ve Ermenilere Destek verme cemiyetlerinin bürolarındaki masa başlarında uydurulmuş, düzmece hikayelere kurban edilerek en ağır cinayet ithamlarına maruz bırakıldı. Bu da yetmedi, 1915 olayları hakkında kendileri gibi düşünmeyenlerin ağır hapis ve para cezaları almalarını sağlayacak kanunlar çıkarmaya başladılar. İşin en acınacak yönü bunu kendilerini dünyanın gelmiş geçmiş en uygar toplumu olarak gösteren ve kabul eden Avrupa ve Batının Hıristiyan ülkelerinin yapması olmuştur. Bu ileri ve gelişmiş ülkeler; en az 200 yıl kadar geride bırakıldığını zannettiğimiz ilkel dinsel kalıpları kullanarak, özellikle Türklere karşı yeni tarz bir “Haçlı Seferi” uygulamasına geçmiş bulunuyorlar. Ve yine işin en hazin yönü, bunu insanın insana geçmişteki haksız davranışlarını cezalandırmak amacıyla yapmak mecburiyetinde olduklarını öne sürerek yapıyor; insani açıdan ayıp üzerine ayıp, dini açıdan da günah üzerine günah işliyorlar. Oysa yerli ve yabancı tarihi gerçekler, 1915 olaylarının tarafsız bir gözle incelenmesi halinde, Ermenilerin kendi anavatanlarına her şekli ile ihanet ettiğini ve dört yıllık savaş süresince “Türklere düşman bütün unsurlarla tam bir işbirliği içinde olduğunu” gösteriyor. Ermenilerin ne yapmak istediklerini ve ne yaptıklarını tam olarak bilmeden 1915 olaylarını bir soykırımdır, değildir şeklinde değerlendirmek sadece cehalete ve cahilliğe dayalı duygusal politikalara prim vermekten başka bir anlam taşıyamaz. İşte bu nedenle biz; bu yazımızda, Ermeni göç olayının daha gerçekçi bir değerlendirme ile ele alınabilmesi için, 1914-1915 olaylarını genel hatları ile ortaya koymaya çalışacağız.

SAVAŞ ÖNCESİ GELİŞMELER

2O.nci yy. başlarında Avrupa’nın ünlü üçlü İttifak ve İtilaf devletleri; aralarında hiçbir konuda anlaşamamalarına rağmen, bir konuda çok iyi anlaşabilmişlerdi.O da, Osmanlı topraklarında yaşayan gayri Müslim topluluklara istedikleri toprakları vermek, onları bağımsızlığa kavuştururken kendi menfaatlerine uygun buldukları toprakları da koparıp almak ve kendi uçsuz bucaksız sömürge imparatorluğuna dahil etmekti. Bu dönemde pek az bilinen ve işlenen bir konu da, bu ülkeleri geri planda görünerek destekleyen, fakat asıl yönlendirici olan dinsel örgütlerin radikal istekleriydi. Onlar Anadolu ve Trakya Yarımadalarının tıpkı “Endülüs Emevileri’nden sonraki İspanya” gibi Hıristiyanlaştırılmasını istiyor ve siyasileri bu yönde teşvik ediyorlardı.

Bilindiği gibi 1911 Trablus garp Savaşı İtalya’yı mutlu ederken, bir yıl sonra, Avrupa devletlerinin teşviki ile Balkan Savaşı başladı ve bu savaş sonunda Balkan devletleri çok büyük toprak kazançları elde ettiler. Türkler yüz yıllardır hayal edildiği gibi Avrupa’nın dışına itildiler. Acaba bu savaş gereklimiydi, önlenemezmi idi diye bir soru sorsak, cevabı tabii ki önlenebilirdi olacaktır.Neden önlenemedi sorusuna cevap olarak da sadece şunu söyleyebiliriz: çünkü Türk Dış İşleri Bakanlığı savaşın çıkmasını istiyor, önlemek istemiyor ve hükümetini de bu yönde bir karar alma istikametinde yönlendiriyordu. Dönemin Dış İşleri Bakanı, daha sonraları Ermeni Dünyasında önemli roller üstlenecek olan Garbis Noradunkyan isimli Ermeni asıllı bir Osmanlı vatandaşı idi.(1) Savaşı önlemek istememedi çünkü; tıpkı günümüz AB si gibi, o günkü Avrupa devletlerinin dağılan Osmanlı enkazından büyük bir Ermeni devleti kuracaklarını biliyor ve bu oluşuma yardımcı olmak mecburiyetinde olduğuna inanıyordu.(2) Nitekim, Balkan Savaşından hemen sonra, kendisi de azılı bir Ermeni militanı olan Rus Büyük Elçiliği baş tercümanı Mandelstam efendinin hazırladığı ve onun ismi ile anılan plan yürürlüğe kondu.(3) Almanya dahil bütün ülkelerin ağır baskılarına dayanamayan İttihat-Terakki liderleri Şubat 1914’de bu planı kabul etmek mecburiyetinde kaldılar.(4) Bu plana göre Doğu Anadolu’daki altı Ermeni İl’i (maalesef ki belgelerde böyle,yani Ermeni ili diye geçiyor) ikiye bölünüyor ve her biri birer yabancı valinin kontrolüne veriliyordu.(5) Valiler tamamen Rusya ve Ermeni liderlerin kontrolü altında seçildiler ve hatta Osmanlı Devleti ile bir anlaşma imzaladılar.Yani Trabzon-Erzurum ile Van-Diyarbakır bölgesinde geleceğin Ermeni Devletinin temeli atılmış oldu.İkinci Bölge Genel Müfettişi ( veya valisi) Norveç Ordusundan Bnb.( sonra yarbay) Hoff’un görevine başlamak için Van’a geldiği günlerde Saraybosna’daki ünlü cinayet işlendi.Siyasi durum gerginleşince, Osmanlı Devleti Genel Müfettişleri bölgeden uzaklaştırdı ve nihayet yıl sonunda 31 Aralık 1914 tarihinde çıkan irade ile bu iki zatın görevleri resmen sona erdirildi.(6) Savaş sırasında hem Türkler ve hem de Ermeniler gelinen bu seviyeyi asla unutmadılar. Ermeniler açısından Avrupa Devletlerinin baskısı ile Doğu Anadolu’da tarihte görülmedik şekilde büyük bir Ermeni Devleti; kurulma aşamasından dönmüştü. Bu toprakların gelecekte Ermenilere verilebilmesi için yeni başlayan savaşta Türklerin içinde bulunduğu tarafın savaşı kaybetmesi için yapılacak her şey mubahtı. Türkler de Ermeni toplumunu vaktiyle dağıtmakta ihmal gösterdikleri için kendilerini suçluyor, onların toplu olarak yaşadıkları şehirlerin tehlike altında olduğunu görüyorlardı. Avrupa Güçleri bu toprakları Türklerden kopararak yeni bir Hıristiyan devlet kurmak istiyorlardı. Bu nedenle bölgede yaşayan ve en büyük iç tehdit halini alan Ermeni Halkı için bir formül bulma mecburiyeti oluşmuştu.(7) Bütün bu nedenlerle savaş başlayınca, her iki tarafta birbirini ihtiyatlı bir şekilde ve dikkatle izlemeye başladı.

1.DÜNYA SAVAŞI BAŞLARINDA TÜRK VE ERMENİLERİN TUTUM VE DAVRANIŞLARI

Savaş başlamadan hemen önce, Haziran 1914’de Ermeniler Erzurum’da büyük bir toplantı yapmış ve gelişen siyasi olaylar karşısında takip edecekleri politika esaslarını tespit etmişlerdir. Clair Price,(8) Arnold Toynbee (9), Papazyan gibi Ermeni yanlısı yazarlar bu toplantıya Türklerin (İttihat ve Terakki üyelerinin) de katıldığını ve Ruslara karşı Ermeni toplumundan destek beklediklerini, Ermenilerin ise bu teklifi reddettiklerini belirtmekte, Ermenilerin kendi Anavatanlarına karşı Rusya’yı destekleyeceğini adeta gururla beyan ve itiraf etmektedirler. Acaba bir azınlık kesimin, çıkması muhtemel bir savaşta, kendi vatandaşları yerine muhtemel düşmanla işbirliği yapacağını itiraf etmesini hangi ülke kabul edebilir ve savaşan hangi ordu böyle bir toplumun Savunma Mevzileri gerisinde dilediğince düşmanca davranışlarda bulunmasına izin verebilir?(10)

Savaş başladığı zaman bütün Osmanlı Ermeni toplumu ve özellikle bölgede yaşayan Ermeniler: yıllardır yaptıkları hazırlıklar sonucu, Osmanlı Devleti’nin Silahlı Kuvvetleri içinde savaşmama kararını uygulamaya koydular,(11) Seferberlik ilanı ile birlikte askere alınan Ermeni gençleri silahlarıyla veya silahsız olarak firar ettiler.(12) Kimi büyük şehirlere sığındı ve oralarda “Dam Taburları” olarak anılan kaçaklar ordusunu meydana getirdiler ve “Şehir içi gerilla taktikleri” uygulamaya başladılar(13). Büyük bir kısmı da savaşan Türk Orduları gerisinde silahlı çeteler oluşturup savaşan birlikleri yan ve gerilerinden vurmaya başladılar.(14) Planlı olarak İlk resmi isyan, Osmanlı Devletinin seferberlik ilanından hemen sonra, 30 Ağustos 1914’de Zeytun’da başladı.(15)

Ruslarla yapılan muharebeler ilerledikçe Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeni militanların faaliyetleri de arttı. Rus Ordusu’nun Sarıkamış’ta (Aralık sonu ve Ocak 1915’in ilk günlerinde) başarılı olmasında, sadece soğuk hava ve kış şartlarının değil ayni zamanda bölge köylerinde yaşayan Ermeni vatandaşların ihanetinin de büyük payı olmuştur.

Bundan sonra olaylar şöyle gelişti:Sarıkamış’ta kaybolan savunma gücünü yeniden kurmak için durumun aciliyeti nedeniyle “Bölgesel Seferberlik yapılması” kararı alındı ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan,eli silah tutabilecek çağdaki gençler askere alındılar. Böylece bahar aylarında başlayacak Rus Taarruzları karşısında Doğu Anadolu’yu Savunacak mevziler takviye edildi.(16) Şubat ve Mart aylarında bölgedeki Ermeni çeteleri erkeksiz ve savunmasız kalmış köy ve kasabalara saldırıp; kıyım ve talan yapmaya başladılar.(17) Ermenilerin muhtemel hareket tarzları yakından izleniyordu. Bu nedenle ilk Ermeni saldırıları ile birlikte, Komutanlar hükümete tedbir alınması için baskı yapmaya başladılar. Bu arada adeta kasten unutulan veya unutturulan bir olay gerçekleşti.Nisan ayında Ruslar Güney Kafkasya’da yaşayan 100.000 den fazla Türk insanını “Zorunlu Göç”e tabi tuttular ve onları Türk hududundan ( ve hatta mevcut engellerin üzerinden ) içeri sürdüler.(18) Aynı ay, Van bölgesinde Ermeni isyanı çok şiddetlendi.Sınırlı sayıdaki Jandarma birlikleri Ermeni saldırıları karşısında çekildiler.15 Nisan günü isyan Van’ın bütün bölgelerine yayıldı.(19) Batıda Çanakkale Kara muharebelerinin başladığı günlerde 24 Nisan 1915 günü, hükümet İstanbul da yaşayan 78.000 Ermeni’den olaylara karıştığı tespit edilen 2345 kişiyi tutukladı.(20) Aynı gün Rusya’nın Eçmiyazin Katolikosu’ndan ABD Başkanına şu telgraf gönderildi:

” Sayın Başkan, Türk Ermenistan’ından aldığımız son haberlere göre, orada “Katliam” başlamış ve organize bir tedhiş, Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan milletinin asil hislerine hitap ediyor, insanlık ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye’deki halkımın korunmasını rica ediyorum.”(21)

Buna paralel bir adımı İngiltere,Fransa ve Rusya attı, Ermenileri masum ve mazlum gösteren ve Türklerin Ermenilere “Soykırım” uyguladığını iddia eden bir Nota,25 Mayıs 1915 günü,Havas Ajansı vasıtası ile Osmanlı Devletine verildi. Nota şu sözlerle başlamaktaydı:

“Hemen bir aydan beri, Türk-İslam ahali, Osmanlı Devleti memurları ile birlikte ve çok zaman bunların yardımı ile Ermenileri katletmektedirler.”Bu müdahalelerin anlamı gayet açık bir şekilde, Ermeniler ne yaparsa yapsın Türk Hükümeti onlara karşı hiçbir şey yapamaz. Eğer yaparsa (ki başlamıştır) ,o zaman biz bunu bir Soykırım olarak değerlendiririz” şeklinde yorumlanmalıdır.(22)

Ayni günlerde, Doğu Anadolu’da Türk Halkının aleyhinde büyük ve acı olaylar cereyan etmektedir. Ermeni İsyanı çok büyümüş, Van bölgesi Ermeni İsyancıların ve Rusların eline geçmiş, Komutanlar yan ve gerilerini tehdit eden 40-50.000 kadar Ermeni milisleri için tedbir alınmasını istemişler ve Hükümet ” nasıl bir tedbir alınması gerektiğini” düşünmektedir. Ama görüldüğü gibi iç ve dış düşmanlar alınacak her türlü “Savunma Tedbiri’nin” adını baştan koymuştur.”Soykırım”. Daha “Tehcir/ Zorunlu Göç” başlamamıştır ama adı baştan bellidir.

1915 MAYIS AYI DOĞUANADOLU’DA ERMENİ FAALİYETLERİ

Şimdi o günlerde Doğu Anadolu” da yaşanan olayları tarihsel sırasına göre biraz daha yakından izleyelim. Mareşal Fevzi Çakmak’ın Mayıs’ın ilk haftası ile ilgili anıları şöyledir: 5, 6, 7 Mayıs tarihlerinde Rusların saldırıları ( Kuzey kesimde) durdurulmuş bu arada “Van İsyanı” devam etmiştir. Asi Ermeniler sayıca az buldukları yerlerdeki jandarma, memur ve ahaliyi kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürmüşler, genç kız ve kadınlara tecavüzde bulunmuşlar, Van şehrini kan ve ateş içinde bırakmışlardır.”(23)

– 8 Mayıs günü Van’da Ermenilerin bir Türk mahallesine daha tecavüz edip bir çok evi yaktıkları haberini alan Van Valisi Cevdet Bey artık Türk halkını savunamayacağını anladı ve “halkın başka bölgelere göç ettirilmesine” ve Van’ın yavaş yavaş terk edilmesine karar verdi. Bu “zorunlu Göç” sırasında savunmasız kalan pek çok Türk insanı, Ermenilerce tam bir “Soykırım” ve akıl almaz işkencelere maruz bırakıldılar.(24)

– 14 Mayıs’ta Türklerin Van’ı terletmesinden iki gün sonra, Ermenilerin coşkun tezahüratı altında,Rus Ordusu şehre girdi. Bu olaylardan birkaç ay sonra ABD’ye gönderilen ve bir Ermeni gazetesi “Gosnak” ‘ta yayınlanan bir mektup Van’ın son durumu hakkında şu bilgileri veriyordu:

“Bir çok silahla birlikte 810 top ele geçirdik. Hükümete ait bütün binaları ve kışlaları yaktık.Van’da 1500 kadar kadın ve çocuktan başka Türk kalmadı. Bunlar da Amerikan Bölgesinde muhafaza ediliyor. Bazılarına da Rus Ordusu tarafından bakılıyor, yemek veriliyor. Bu gün Van Valisi Aram’dır. Bütün davalar artık Ermeni lisanı ile görülüyor. Köylere ve kasabalara Ermeni memurlar gönderiliyor.” (25) Dikkat edilirse mektupta “Soykırımdan” , ezilmeden hiç bahsedilmiyor. Zorunlu göç başlatılmış ama o aldırmıyor. Kazandıkları büyük başarının zevkini Amerika’daki yakınları ile paylaşmak istiyor. Ama daima Türklere yakıştırılan “Soykırımı” burada kendisi ve arkadaşlarının yaptığını itiraf ediyor. Zira Ermeni İsyanından önce, Van bölgesinde yaşayan ve sadece 1500 kişi kalabilen Türk insanının sayısı, resmi kayıtlara göre 509.707 dir. Bu olaylar ve sonrasında bölgede ölen Müslümanların sayısı ise 200.000 kadardır.(26)

Acı haberlerin ard arda Başkente ulaşması ve komutanların Türk insanı, Müttefik ülke Büyük Elçilerinin de Ermeni yanlısı baskılar yapması üzerine Hükümet zor durumda kalır. Bu baskıları zamanın İçişleri Bakanı Talat Paşa şu sözlerle anlatıyor:

” Ordu göç ettirme kanunun uygulanmasında yeniden ısrar etti, ben yine karşı çıktım. Bir çok acı durumlar bana göstermiştir ki, Hıristiyanların Müslümanlara yaptıkları zulümler Avrupa’da büyük bir hoşgörü ile, sessiz karşılandığı halde, Müslümanların en ufak bir hareketi gereğinden fazla büyütülüyordu. Bu bakımdan; Rusların bu savaşta Ermenilerin yanı başında bulunması yüzünden çıkacak olan düzensizliklerin bize karşı kötüye kullanılacağını önceden biliyordum. Bu görüşmeler sırasında meslektaşlarımdan bazıları beni duygusuzluk ve vatana bağlı olmamakla suçlayacak kadar ileri gittiler.”(27)

Osmanlı Hükümeti, Ermeni İsyanı ve gelişen Rus taarruzları ile ortaya çıkan kritik durum üzerine, ulusal ve yasal bir ” Pasif Savunma Tedbiri” olarak, 27 Mayıs 1915 tarihinde çıkardığı bir geçici kanunla ( geçici denmesinin sebebi bildiğiniz gibi Meclis’in o günlerde kapalı olmasıdır.) Muharebe Bölgesinde yaşayan Ermeni yurttaşları zorunlu göç’e tabi tutma kararı almış ve bu karar 2 Hazirandan itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Asker ve Jandarma himayesinde Ermeniler toplu olarak belirli merkezlerde toplandılar ve genel olarak Osmanlı Devletinin Suriye Vilayetine gönderildiler.(28) İşte Diyaspora Ermenileri ve yandaşlarının “Soykırım iddiaları” ile üzerinde durdukları olayın özü,aslı budur. Bazı tanınmış yazarlar ve Dış odaklara paralel bazı aydınlarımızın da dahil olduğu Ermeni taraftarlarının ;1.000.000 Ermeni öldürüldü dedikleri olay bu göç olayıdır.

Ortaya sürülen abartılı rakamlara gelince: Osmanlı kayıtlarına (ki sağlam kayıtlardır)

Göre Anadolu’da yaşayan Ermenilerin sayısı: 1.150.000 kişi kadardır. 700.000 kadar insan göç yerine ulaşmış,280.000 kişi yerlerinde bırakılmış, 100.000 kadar asker kaçağı ile Kafkasya, Balkanlar, İran, Avrupa, ABD ve Kanada’ya göçenler de hesaba katıldığında göç ve savaş sırasında Ermeni kayıplarının 50.000 ila 150.000 arasında olduğu açıkça görülebilir. Oysa aynı dönem içinde Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan Türk ve Müslümanların kaybı ortalama 2.500.000 kadardır. Avrupa’nın ünlü propaganda çarkı Türk kayıplarını hiç görmez ve sıfırlara indirirken, Ermeni kayıplarını etkili olması için milyonlara çıkarmış ve bunda da görüldüğü gibi başarılı olmuştur.

Galiba bizim aydınlarımızın da kafasını karıştıran olay bu göç olayıdır. Tabii ki masum Ermeni vatandaşları için talihsiz ve hatta haksız bir olay olarak kabul edilebilir. Ancak bu olay bir ulusun mukadderatını baştan aşağı etkileyecek, milyonlarca insanın acı çekmesine sebebiyet verecek bir olaydır ve “Zorunlu Göç” pek çok ülkenin, savaş sırasında mecbur kaldığı halde uygulamaya koyduğu yasal bir “Pasif Savunma Tedbiri”dir. Yukarıda açıkladığımız şekilde Nisan ve Mayıs aylarında aynı bölgede yaşayan Türkler üzerinde biri Ruslar tarafından olmak üzere iki defa uygulanmıştır. Bırakalım Türkleri, Ermenileri ve 1nci Dünya Savaşını, 2nci Dünya Savaşının başında bile bizi bu konuda en çok tenkit yapan Fransa devleti: 1939-1940 Kışında,Ren Vadisinde hazırladığı savunma ( Majino) hattı doğusunda bulunan Alsas köylerinin tüm halklını buradan çıkarıp Fransanın Güneybatısına , özellikle de Dordogne’a naklettirmiştir. Almanca konuşan ve hatta kimi zaman Alman dostu olan bu halk Fransız Ordusunu aynen Doğu Anadoludaki Ermeni toplumu gibi rhatsız etmişti. Bu insanlar 1945 yılına kadar boşaltılmış , kimi zaman yıkılmış evlerinden uzakta, güneyde kalacaklardır. (30). Pearl Harbour’dan sonra ABD Hükümeti ülkede yaşayan Japon asıllı Amerikalıları belirli kamplarda yaşamaya mecbur etti. Hiçbir suçu olmayan bu insanlar da uzun savaş yıllarını bu kamplarda geçirdiler. Sovyetler Kırım ve Kafkasya çevresinde yaşayan çoğu Türk kökenli milyonlarca vatandaşını ,başta Sibirya olmak üzere değişik bölgelere sürmüşlerdi. Anormal şartlar altında ,bir ulus için hayati bir tehlikenin önlenmesi amacıyla başvurulan bu tedbirler; tabii ki dini,dili,ırkı ne olursa olsun Milyonlarca masum insanın acı çekmesine sebebiyet vermiştir ve verecektir.

Burada herkesi adil olmaya davet etmek isteriz. Özellikle Fransa, kendi yapmak zorunda kaldığı “Zorunlu Göç” olayını bir savunma hakkı telakki ederken Türklerin kullandığı bir savunma hakkını “Soykırım” olarak tanımlayamaz,ve yine haksız bir şekilde kendisini hiç ilgilendirmeyen bir konuda açıkça taraf tuttuğunu belirterek yer alamaz ve kendi görüşünü zorla kabul ettirmek için yasa çıkaramaz. Bütün bu gerçeklere karşı çıkarak tek yanlı tutumunda ısrar eden Fransa ve onu takip eden ülkeler gelecek on yıllarda kendi oyunlarının kurbanı olacak ve bu tutumları örnek gösterilerek kendi sömürge İmparatorluklarında işlenen büyük suçlar için özellikle Asya, Afrika, Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda halkları tarafından ,daha ağır yasalar ve sonuçlarla karşı karşıya bırakılacaklardır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Kaynakça:

1. Altan DELİORMAN: Türklere Karşı Ermeni Komiteleri,S.131 (3.Baskı İstanbul-1980)

2. Şeyhülislam Cemalettin Efendi,Siyasi Hatıralarım S.68,84,87 (Nehir Yay.İstanbul-1990)

3. Esat URAS: Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi,s.388 (2.Baskı,Belge Yay.İstanbul-1987)

4. Salahi Ramstad SONYEL:The Ottoman Armenians,Victims of Great Power Diplomacy,s.289 (London-1987)

5. Yusuf Hikmet BAYUR:Türk İnkılabı Tarihi C.2,K-III,s.169-174 (TTK Ankara-1983) ; Kamuran GÜRÜN: Ermeni Dosyası s.191 (TTK Ankara-1983)

6. Y.H.Bayur a.g.e. 186-187

7. Akdes Nimet KURAT: Türkiye ve Rusya 1748-1919,s.211 (Ankara Üniversitesi Basımevi-1970)

8. Claire PRİCE:The Rebirth of Turkey,s.85 (New York-1923)

9. K.Gürün aynı eser s.195

10. alat Paşanın Anıları: s.75 (Mehmet Kasım,Say Yay.İstanbul-2001)

11. Aram TURABİAN: Les Volantaires Sur Les Drapaux Français Marseille-1917,s.6; K.Gürün a.g.e.s 186; Rafael de NOGALES: Four Years Beneath The Crescent,s.45,New York-1926 ( Hilal Altında Dört Sene ve Buna Cevap,Çev. Kaymakam Hakkı,As.Mat.İstanbul-1931) ; Richard G.HOVANNASİAN: Armenia on The Road of İndependence-1918,s.54 (University of California Press Ltd. USA-1967)

12. C.Price a.g.e.s.86-87; Ergünöz AKÇORA: Van ve Çevresinde Ermeni isyanları,s.6-10 (Türk Dünyası Araştırma Vakfı,İstanbul-1944) ; Ahmet Hulki SARAL: Ermeni Meselesi (Ankara-1970)

13. Arşavir Şıracıyan: Bir Ermeni Teröristin İtirafları,s.52-54 (Kastaş Yay.-1997)

14. Justin Mc CARTHY: Muslim and Minorities,s.XIII (New York University Press-1983)

15. C.Price a.g.e.s.87

16. Ermeni Komitelerinin A’mal ve Harekatı İhtilaliyesi,Meşrutiyetten Evvel ve Sonra,s.200-216 (H.Erdoğan Cengiz,Ankara-1983)

17. Ali İhsan SABİS : Birinci Dünya Harbi Harp Hatıralarım,c.2,s.180 (Nehir Yay. İstanbul-1991) ; Askeri Tarih Belgeleri Dergisi Sayı ,No. 18/8

18. M. Fahrettin Kırgızoğlu : Kars Tarihi Cilt-1,s.553-554 ( Taş Çağlarından Osmanlı İmparatorluğuna Değin,İstanbul-1953) ; Ahmet Ender GÖKDEMİR : Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti,s.14-15 (Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara.-1988)

19. General MAFLOFSKİ : Umumi Harpte Kafkas Cephesinin Tenkidi,s.194-195 (Çev. Kaymakam Nazmi, Ankara-1935)

20. Nurşen MAZICI : Belgelerle Uluslar arası Rekabette Ermeni Sorununun Kökeni, 1878-1918,s.80 (İstanbul-1987)

21. K.Gürün a.g.e. s. 210-211

22. Ulrich TRUMPENER :Germany and The Ottoman Empire 1914-1918,s.204, Princetown University Press-1968 ( Kitabın s.210,Dip Not (26) aynen şöyledir. “Rus Dışişleri tarafından hazırlanan memorandum Sir Edward Grey tarafından da onaylandı. Fransız hükümeti orijinal metindeki ‘Hıristiyanlık ve medeniyete karşı suç’ ibaresini ‘İnsanlık ve medeniyete karşı suç’ olarak değiştirilmesini istedi ve ifade kolonilerdeki Müslümanları rahatsız etmemek için değiştirildi.”

23. Fevzi ÇAKMAK : Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri, (Şark Vilayetlerimizde, Kafkasyada ve İranda) s.86-87 ( Ankara-1936) ; Aziz SAMİH : Büyük Harpte Kafkas Cephesi Hatıraları ( Zivinden Peteriç’e) s.44,Ankara-1939

24. E.Akçora a.g. e. s. 127

25. Abdullah YAMAN : Ermeni Meselesi ve Türkiye, s.326-327 ( İstanbul-1973)

26. Azmi SÜSLÜ : Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı s.22 ( Van 100 Yıl Üniversitesi –1990) ; Armenians in The Ottoman Empire and Modern Turkey,s.21 ( Boğaziçi Üniversitesi İstanbul-1984); J.Mc.Carthy Muslim and Minorities

27. Talat Paşanın Anıları, s.82-83

28. Genkur. ATASE Arşivi,No.1/1,Klas.44,Dos.207,Fih.2-3; A.Süslü a.g.e. s.110

29. Yılmaz AKBULUT : Ermeniler ve Bingöldeki Ermeni Tehcirleri,s.149 (Kültür Bakanlığı,Ankara-1998)

30. Georges de MALEVİLLE : 1915 Osmanlı, Rus, Ermeni Trajedisi,s.53-54 ( Çev. Necdet Bakkaloğlu, İstanbul-1988)

DR.M.GALİP BAYSAN


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.