2. Bölüm – Zemzem kuyusu kimin?

2. Bölüm – Zemzem kuyusu kimin?

Kainatın Efendisi

Peygamber efendimizin dedesi Abdülmuttalib, sabah erkenden yanına oğlu Hâris’i alarak gece rüyasında bildirilen yere gitti ve heyecanla beklemeye başladı. Bir ara rüyâda söylenildiği şekilde kırmızı gagalı karga gelip, oradaki bir çukura kondu ve gagası ile yere vurmaya başladı. Altından karınca yuvası çıktı. Abdülmuttalib ile oğlu Hâris, derhal orayı kazmaya başladılar. Bir müddet kazdıktan sonra kuyunun ağzı göründü.

Abdülmuttalib bunu görünce; “Allahü ekber, Allahü ekber!” diyerek tekbir getirmeye başladı. Başından beri, kuyunun kazılmasını dikkatle takib eden Kureyşliler, yanına gelerek; “Ey Abdülmuttalib! Bu, babamız İsmail’in kuyusudur.Onda bizim de hakkımız vardır. Bizi bu işe ortak etmelisin!” dediler.

Abdülmuttalib ise, “Hayır! Bu iş, sadece bana ihsân edilmiş bir vazifedir” diye cevab verdi. Bunun üzerine Kureyşliler; “Sen yalnızsın. Tek oğlundan başka kimsen de yok. Bu şekilde bize karşı koyman mümkün değil!” dediler.

O zaman içi burkuldu. Tek çocuğu olduğu için üzüldü. Bu üzüntü ile ellerini kaldırarak; “Yâ Rabbî! Bana on çocuk ihsan eyle. Eğer bu duâmı kabul buyurursan, içlerinden birini Kâbe’de kurban edeceğim” diye yalvardı.

Abdülmuttalib, kazı işinin tehlikeli bir hal aldığını, neticede şiddetli çarpışmaların olabileceğini düşündü. Sonunda kazmayı bırakarak anlaşma yoluna gitti. İşin bir hakem tarafından halledilmesini istedi.

Sonunda, Şam’da oturan bir kâhinin buna çare bulacağına karar verdiler. Kureyşin ileri gelenlerinden bir grup ile yola çıkıldı. Yolda susuzluktan ve sıcaktan ziyadesiyle bunalan kervan, hareket edemez oldu. Artık bir damla suya can atacak hale gelmişlerdi.

Tek arzularının bu olmasına rağmen, kavurucu çölün ortasında su bulmak imkansızdı. Herkesin ümidini kestiği biranda, Abdülmuttalib onlara;

– Geliniz, geliniz! Toplanınız! Hem size, hem de hayvanlarınıza yetecek kadar su buldum! diye bağırdı.

Muhammed aleyhisselâmın mübarek nûrunu alnında taşıyan Abdülmuttalib, su ararken, devesinin ayağı büyük bir taşa takılmış ve taş yerinden oynayınca altında su çıkmıştı. Herkes koşarak geldi, kana kana su içerek yeniden hayat buldu.

Abdülmuttalib’in bu büyüklüğü karşısında mahcub olan Kureşyliler;

– Ey Abdülmuttalib! Artık sana diyecek bir sözümüz kalmadı. Zemzem kuyusunu kazmaya en layık olan sensin. Bu hususta seninle bir daha münakaşa etmeyeceğiz. Artık hakeme gitmeye de lüzum kalmadı, geri dönüyoruz, dediler ve geri döndüler.

Abdülmuttalib, alnında parlayan nûrun hürmetine, Zemzem kuyusun kazıp, suyu çıkarma şerefine kavuştu.

Abdülmuttalib’in, Zemzem kuyusunu kazdıktan sonra şânı ve şöhreti daha çok arttı. Aradan yıllar geçti. Cenâb-ı Hak, gönlünün derinliklerinden koparak yaptığı duâyı kabul edip Abdülmuttalib’e, Hâris’den başka on oğul ve altı kız çocuğu ihsan etti. Fakat aradan seneler geçince adağını unuttu. Abdülmuttalib’e, bir gün rüyâsında;

– Ey Abdülmuttalib! Adağını yerine getir! denildi. Sabahleyin Abdülmuttalib bir koç kurban etti. Fakat o gece tekrar ikaz edildi:

– Ondan daha büyüğünü kurban et! Sabahleyin bir sığır kurban ettiği halde tekrar, rüyâsında;

– Ondan daha büyüğünü kurban et! Emri üzerine, çaresiz kalarak “Ondan daha büyüğü nedir?” diye sordu. O zaman;

– Oğullarından birini kurban etmeyi adamıştın. Adağını yerine getir! denildi.

Yarın: Kur’a Abdullah’a çıktı

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın