Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

2011 de Türk Olmak

2011 de Türk Olmak

Bu haftaki yazıma büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe hitabesini hatırlatarak başlamak istiyorum.

“Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

4-5 yıl kadar önce Muğla’nın Milas ilçesine bağlı ve yaklaşık olarak ilçe merkezine 10 Km uzaklıkta Ekiztaş isimli bir köye ziyarete gittim. Ekiztaşa geldiğimde gözlerime inanamadım. Medeniyetin beşiği dediğimiz bu il ve ilçelerimizde yaşayan köylülerin ne zor şartlar içerisinde yaşamlarını sürdürdüklerini gördüm. Köyün içerisindeki ana yolda iki araç karşılaşırsa birinin geri vitesle çıkması gerekiyor. Okulun durumu ve sınıflardaki eğitim araç ve gereçleri ise tam bir felaketti.

 

İnsanların geçimlerini yalnızca zeytincilikle sağladığı bu bölgede yaşamın zorluklarını göğüslediklerini fakat hiçbir zaman devletine ve milletine baş kaldırmadıklarını gördüm. Çünkü bu insanlar devletin kendilerine hizmet getirmemesine rağmen şükür ediyorlardı.

 

Güneydoğudaki yapılan birçok modern yeni okul onların köylerine yapılmamış onlar güneydoğudaki gibi öğretmenlerini terör kurşunları ile öldürmemiş, minicik öğrencileri katletmemişlerdi. Üstelik elektrik su gibi ihtiyaçlarını kuruşu kuruşuna ödemiş kaçak kullanarak devletine ve milletine yük olmamıştır.

 

Türkiye’yi karış karış gezdiğinizde Ekiztaş’a benzeyen birçok yerleşim birimini görebilirsiniz. Adana’nın Kozan ilçesi de elbette bunların başında gelir.

 

Kozanlı analar bu vatan için gerektiğinde canını verecek ve kursağından haram lokma geçmeyen evlatlar doğurup yetiştirmişler ve bu vatana asker göndermişler ve bir çok askerini şehit mertebesi ile vatana feda etmiştir.

 

Bu hafta Adıyaman’da mevzide genç bir askerimiz vurularak şehit oldu. Bu Kozan için ilk değil onlarcası toprakla kucaklaştı. Şükretmeyen, vatanını bölmek isteyen kendilerini kürt kökenli diye tanımlayan aslında birer ermeni dönmeleri olan caniler tarafından gencecik yaşlarında sevdiklerinden ayrıldılar.

 

Üstelik bu terör eyleminin arkasında bulunan ve mecliste beslediğimiz bazı siyasetçi bozuntuları “Kellemizi kesseniz de gövdemiz dimdik ayakta durur”, “Güneydoğu ve Doğu Kürtlerin topraklarıdır. Başka hiçbir ulusla paylaşmayız. Türkiyenin diğer bölgeleri ise kürt ve Türk halkının ortak kullanım alanlarıdır” diyerek ağızlarındaki salyaları akıtarak bölücü düşüncelerini fısıldayarak değil bağırarak eyleme geçirmeye başladılar. Ve Cumhurbaşkanımız bunların ayaklarına giderek onların özgür düşünceleri hakkında bilgi alış verişinde bulunuyor.

 

Şimdi ilk başta okuduğumuz gençliğe hitabe de Atatürk’ün ne kadar büyük bir siyasetçi olduğunu ve yıllar sonra olabilecek bugünleri nasıl anlattığını görüyoruz.

 

Ülkemizde insanlar demokrasi arayışı ile sokaklara dökülünce, öğrenciler yumurta atınca polis copları ile karşılık bulurlarken teröristler eylem yaparken, araçları yakarken insanlarımızı öldürürken nedense her kes seyirci kalıyor.

 

Özellikle AKP nin içindeki Eğemen Bağış, Bülent Arınç gibi birçok önemli ismin bu ülkede yabancılara ve gayrimüslümlere haklarını (?) dağıtmak için nasıl çırpındıklarını görüyoruz. Bartholomeos’un konuşmasını Fener Rum Kilisesinde dinleyen Arınç, “Haklı taleplerinizi yerine getirmeyi görev sayıyoruz” derken Eğemen Bağış ise Yunanistanda yaşayan kaçak Rumları tekrar ülkemize davet edebiliyor.

 

Şimdi geriye baktığımızda değişmez denilen kanunları bile değiştirilmeye çalışılan ülkemizde çok önemli zincirlerin kırıldığını ve onarılamaz duruma geldiğini görüyoruz. Bu vatan için canını vermiş, kurtuluş savaşında destanlar yazmış Türk Milletinin torunlarını maalesef 2011 de çok zorlu günler bekliyor.

 

Uzun sözün kısası “Zor zanaattır Türkiye’de Türk Olmak”

 

Allah (C.C.) Türk Milletinin yardımcısı olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN