25. Adana Film Festivali’nde bende kalanlar…

25. Adana Film Festivali’nde bende kalanlar…

25. Adana Film Festivali oldu-bitti. Adayların köy, mahalle, örgüt gezmelerinde olduğu gibi, Adana’da kalan ‘iz’ arıyorum.

Bir hafta boyunca konuklar ağırlandı, filmler izlendi, belediye çalışanları koşuşturdu, görevliler ‘iyi’ bir izlenim bırakmak için boş durmadı.

Sinemaya gitmiştim bir gün…

Film izlemek değil de, konukların kimler olduğunu, nasıl bir çalışma içerisinde olduklarını, Adana’dan hoşnut olup-olmadıklarını öğrenmek istiyordum…

Sekiz-on kişilik bir grubun masasına yaklaştığımda hemen yer gösterdiler, söyleşmek istediklerini belirttiler. İstanbul ile İzmir’den konuklarmış. Güzel Türkçeleriyle sinema konuştuk biraz. Kısa metrajlı filme çektiklerini, bir çok festivallere katıldıklarından söz ettiler. Adana’da da yarışmada olan çalışmalarının olduğunu anlattılar…

Filmin senaristi, editörü, yapımcısı…

‘Sıkıntılarınız oluyor mu’ diye sordum.

Bu ‘soruyu’ bekliyormuşçasına ‘olmaz olur mu’ dediler, birkaç ağızdan. Sonra biri sürdürdü konuşmayı:

‘Çalışmaların giderlerini kendimiz karşılıyoruz. Çoğu zaman harçlıklarımızı bir araya getirmek zorunda kalıyoruz. Aslında bizler gibi çalışma yapacaklar için yerel yönetimlerin destek olması gerek. Peki burada bir festival yapılıyor, burada bizler gibi sanata gönül vermeye aday olanlara kapılarını açan yerler yok mu?’

‘Sinema evinden söz ediyorsun sanırım… Ancak şunu çok iyi biliyorum: şiir, öykü, roman yazan arkadaşlarım var. Hepsi kendi olanaklarıyla kitaplarını bastırdıkları gibi, festivalde de sattıkları üç-beş kitapla sevinirler. Yerel yönetimlerimiz sizlere karşı nasıllar bilmiyorum da, Adanalı sanatçılardan uzaklar…’

‘Yok, dedi biri. Yok, şu ana dek şikayetimiz yok! Otel temiz, yemekleri güzel, üstelik akşamları yemeklerin ardından alkol almamız bile sağlanıyor…’

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  ORHUN ABİDELERİ

‘Festival, Adana size yarasın’ diyerek ayrıldım…




***

Eyüp Demiröz ile buluştuğumuzda, Duran Aydın’ı aradık… Bir film izleyeceğini söyledi. İki de fazladan bilet alacağını. Filmden önce bir araya gelip, sinemanın salonunda koltuklarımıza oturduk… Film, bir müzik öğretmeninin, yıllar sonra köyündeki kadınlarla yaptığı koro-müzik çalışmasını anlatıyordu. Belgesel nitelikli de, denebilecek bir film… Filmin senaryosu yok, ünlü oyuncusu yok, her şey olduğu gibi, yaşandığı gibi çekilmiş…

Aslında televizyonlarımızda bu ya da benzerlerinin olması zorunlu olduğuna inandığım bir çalışma. Hani bazı filmler vardır, bittiğinde yüzününz buruş buruş olur. Sanki oradaki tokadı yemiş olan, ya da oarada sırt üstü yatırılıp kırbaçlanan sizsiniz gibi. Bunda ‘her an başlangıç olabilir’ dedim içimden. En umutsuz, en çökmüş, en edilgen yaşanmışlıkların ardından bile ‘bir başlangıç’ için yola koyulmanın olasılığını düşündüm…

Daha saat üçbuçuktu… Duran Aydın ’75. Sanat Galerisinde bir söyleşi var, oraya gidelim’ dedi. Film izlediğimiz sinema ile arası yüz metre. Atatürk Caddesi’nin bu saatlerdeki her zaman olduğu kalabalığı. Sanat galerisine vardığımızda sıraların yarısından çoğu boştu. Önlerde bir seçtik. Galerinin duvarları sinema afişleriyle donatılmış, en çok da Yılmaz Güney’le…

Konuklardan biri ‘Çukur’ dizisinin ‘İdris Baba’sı Ercan Kesal, diğeri yönetmen Tayfun Pirselimoğlu…

Çukur’u izliyor muyum, hayır! Eyüp’, Duran’a soruyorum; onlar da hayır!

Üstelik Duran Aydın öyle tepkili ki, Kesal’a, ‘oyunculuğunuzu, duruşunuzu seviyoruz. ancak neden bu dizide varsınız’ diye sordu. Kesal’da ‘dizi kadromuzda oynayan arkadaşların tümü değerlidir, yapacak bir şey yok, böyle bir dizi var’ diyerek kısa yanıtı yeğledi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  GECELER...

Kırkyedi yaşında kamera karşısına çıktığını söyleyen Ercan Kesal, sözlerini edebiyata, okumaya, kitaplara dayandırdı:

“Son 10 yıldır sadece sinemayla uğraşıyorum. Ama beni sinemada 47 yaşında kameranın önüne geçiren şey, edebiyat kimliğim ve yazdıklarımdır. Bu da beni diğerlerinden ayıran yanım oldu. Buradan şöyle bir yere varmak istiyorum. Vaktinden evvel meşhur olmak isteyenler, fark edilmek isteyenler var. Onlara şunu söylüyorum. Bu işin reçetesi yok. Hayat mücadeleyle dolu”

En çok sevdiğim sözü “bir ülkeyi kalıcı kılan saraylar, yollar, köprüler, bu betondan yapılar değildir. Sanatıdır, sinemasıdır, Orhan Kemal’idir” oldu.

***

25. Adana Film Festivali’nde bende kalanlar bunlar.

Kalmayanlar başka bir zamana…

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın