25. Bölüm – “Kavmini azab ile korkut!”

25. Bölüm – “Kavmini azab ile korkut!”

Kainatın Efendisi

Sevgili Peygamberimize, peygamberliği bildirildi ve bu ilk vahiyden sonra üç sene vahiy gelmedi. Bu arada İsrâfil aleyhisselâm ismindeki melek gelip, bazı şeyler öğretti. Bunlar vahiy değildi.

Bu zaman zarfında, ara sıra Resûlullah efendimiz çok mustarip olurdu. Efendimiz üzüldükçe, Cebrâil aleyhisselâm görünerek; “Ey Habîbullah! Sen Allahü teâlânın peygamberisin” der ve üzüntüsünü yatıştırırdı.

Peygamber efendimiz anlatır:

“Vahyin kesildiği zamanda idi. Hira dağından aşağı inerken, ansızın gök tarafından bir ses işittim. Yukarı baktım. Hazreti Cebrâil’i gördüm. Yer ile gök arasında, bir kürsî üzerinde oturmuş idi. Bana korku geldi. Eve vardım. Beni bir şey ile örtün, dedim. Hak teâlâ vahiy gönderdi; “Ey örtüye bürünen Peygamber! Kalk da kavmini Allah’ın azabı ile korkut! ¹mân etmezlerse, azâba uğrayacaklarını kendilerine haber ver. Rabbini tekbir et. Elbiseni de temiz tut” meâlindeki Müddessir sûresinin ilk âyetlerini getirdi. Bundan sonra vahyin arkası kesilmedi.”

Fahr-i kâinât efendimiz, insanları, İslâm’a dâvete, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğe başladı.

Cebrâil aleyhisselâm, vahy getirirken bâzan insan şekline girer ve Dıhye-i Kelbî’nin sûretinde gelirdi. Bâzan Peygamber efendimizin kalbine ilkâ, telkîn ederdi.

Resûlullah efendimiz, onu görmezdi. Bâzan rüyâ ile, bâzan da dehşet saçan bir uğultu ile gelirdi. Vahyin, Peygamber efendimize en ağır ve çetin geleni bu idi. Bu hallerinde Resûlullahın en soğuk günde bile mübârek alınlarından terler dökülür deve üzerinde iseler, vahyin ağırlığından deve yere çökerdi. Yanında bulunan sahâbiler de, vahyin ağırlığını hissederlerdi. Cebrâil aleyhisselâm, birkaç defa kendi şekil ve sûretinde geldi.

Allahü teâlâ, meleksiz ve perdesiz, yani hiç bir vasıta olmadan da Peygamber efendimize vahyetmiştir. Bu hâl Mirâc gecesinde vâki olmuştur.

Peygamber efendimizin, İslâm’ı tebliği yirmi üç sene devam etti. Bu zamanın onüç senesi Mekke’de, on senesi de Medine’de geçmiştir. Kur’ân-ı kerîm 22 sene 2 ay 22 gün gibi bir zamanda vahyedilip tamamlanmıştır.

Muhammed aleyhisselâm ümmî idi. Yani kitap okumamış, yazı yazmamış ve hiç kimseden ders görmemişti. Mekke’de doğup büyümüş, belli kimseler arasında yetişmişti. Böyle olduğu halde, Tevrât’ta ve İncil’de, Yunan ve Roma devirlerinde yazılmış kitaplarda bulunan bilgilerden, hadiselerden haber verdi.

İslâmiyeti bildirmek için, Hicretin altıncı senesinde Rum, İran ve Habeş hükümdarlarına ve diğer Arab padişahlarına mektuplar gönderdi. Huzûruna altmıştan ziyade yabancı elçi gelmiştir. Bu husus, yani Efendimizin ümmü olduğu Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Sen, bu Kur’ân-ı kerîm gelmeden önce, bir kitap okumadın. Yazı yazmadın. Okur-yazar olsaydın, başkalarından öğrendin diyebilirlerdi” (Ankebût sûresi: 48) şeklinde bildirilmektedir.

Hadis-i şerifte de; “Ben ümmî Peygamber Muhammed’im… Benden sonra Peygamber yoktur” buyruldu.

Yine Kur’ân-ı kerîmde meâlen şöyle buyurulmaktadır: “O kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun sözleri, O’na bir vahiy ile bildirilmekte, öğretilmektedir.” (Necm sûresi: 3, 4)

Yarın: İlk Müslümanlar

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın