25 Kasım Diye Bir Gün

25 Kasım Diye Bir Gün

Kadına şiddeti önleme günü mü yoksa kadına uygulanan şiddetin envanterini ortaya koyma günü mü şu 25 Kasım?…

Çünkü her geçen yılla birlikte, kadına uygulanan şidet nedeniyle ayağa kalksa da bu ülke…Ne yazık ki şiddet durmuyor. Erkek denen “sözde” Adamoğu;Kadını dövüyor, işkence ediyor, ruhunu incitiyor ve canını alıyor…

Oysa uluslararası böylesi günlerde, yalnızca ülkemizin erkekleri değil, tüm dünya erkekleri de “8 mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde olduğu gibi” kadınlara yönelik “çiçeksiniz, böceksiniz,kelebeksiniz” söylevleriyle günah
çıkartıyorlar kafalarına göre…Ama cinayetler sanki töre…Şiddet hiç durmuyor.

Ama yeter; artık herkesin öfkesi burnunda!…

İşte Fenerbahçe Spor Kulübü bile, elbette ki Ali Koç’un etkisiyle, tüm özel ve tüzel kişi ve kurumlardan önce, günün anlam ve önemi üzerine paylaşımlarda bulunmağa başladı. Maça çıkan sporcuları için HeForShe pankartları hazırlattı
ve televizyon yansılarından kamusal alana iletisini gönderdi.

14 Kasım 2018 günü Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, Birleşmiş Milletler Kadın Biriminin Eylül 2014’te başlattığı ve Koç Topluluğu’nun Türkiye’deki ana destekçisi olduğu “HeForShe” hareketi ile “Birlikte Eşitiz” diyerek güçlerini
birleştirmesinin ardından, basın kuruluşlarının spor müdürleriyle bir araya geldi.




Ne güzel, övgülere değer bir söylem ve eylem girişimi… Ama sonucunda Türkiye’de acaba bir şeyler değişir mi?…

Acaba öldürülen kadın sayısında azalma ki neredeyse nüfus planlama yöntemi gibi oldu bu kadın cinayetleri, Ortaçağ’daki düşüncelerde karşılığını bulan Malthusian nüfus kuramı gibi…Hani Papaz Malthus da demiş ya o günlerde;
salgınlar, savaşlar, kıtlıklar nüfusun doğal kontrolü için gereklidir diye…İşte bizimkiler de sanki kendilerince katkıda bulunmuşlar “kadın cinayetleri de gereklidir” diyerek, ilkel benliklerinin neden olduğu bu eylemlerle Malthusian teoriye…

Elbette ki bu bir kara mizahla, izah durumu…Ne yazık ki ilkel benlikleriyle söylem ve eylemlerde bulunan erkeklerin sorunu…Öncelikle eğitimle, eğitimin yetmediği yerde de psikolojik tedaviyle…Yine de önüne geçilmezse…Hintli
dayakçı kadınlar çetesine konuyu havale etmekle…Çözülebilir…

Neden olmasın?…

Bilindiği gibi kadına şiddetin şampiyonluğuna koşan Hindistan’da; şiddetin önlemi alınmayınca ya da alınamayaınca; “eli sopalı kadınlar çetesi” türemiş ülkede…Kadına şiddet uygulayan erkekleri, ellerinde kürek sapı gibi sopalarla,
hani tabir-i caizse “eşek sudan gelinceye kadar” bir güzel dövüyormuş bu kadınlar.

Günümüzden bir kaç yıl öncesinde de;Ukraynalı “topless gezen” FEMEN kadınları, Türk kadınlarını kurtarmaya soyunmuşlardı. Ama ülkelerini Rusya işgal edip, sıcak denizlere açılma amacıyla, ellerinden Kırım’ı kapınca…Topless
(ki Türkçesi üstsüz) gezen kızlar,ne yazık ki çekildiler kendi kabuklarına…

Şimdi dünyada “kadına şiddete karşı eylem geliştiren bir topluluk olarak” en ses getiren ve eli sopalısı olarak işte bu Hintli kadınlar var ortalıkda…Aayağınızı denk alın, elinizi terbiye edin erkekler; ona göre…Sonra çağırmayalım
Hintli kadınları buraya…

Kuşkusuz yasalarımız kadınları koruyabilir…

Kuşkusuz eğitim erkekleri adam edebilir…

Kuşkusuz hekimler de ruh sağlığı bozuk erkekleri sağaltabilir…

Kuşkusuz hiç bir uygulama yine de kadına yönelik şiddeti durduramazsa, şiddet uygulanan erkek toplumdan tecrit edilebilir.

Ama bunlara hiç gerek kalmadan; kendini şiddetden koruyacak olan kadının kendisidir.

Şiddete uğradığında; yetkililere giderek,gittikden sonra da sonuna kadar kendisine şiddet uygulayan erkeği asla ve asla bağışlamayarak…Kocamdır sever de, döver de dedikçe; şiddet yanlısı erkeğin vahşi yanı öldürmeden ulaşmıyor
doyuma…




İşte böylesi erkeklerin çoğalmaması için ya da hiç oluşmaması için; yine en büyük görev düşüyor kadına…Özellikle de anne olduklarında; “şiddete eğilimli çocuklar yetiştirmemek” bağlamında…Ve özellikle de kız-erkek diye
çocukarını ayırmadan ve onlara cinsel kimliklerinden dolayı ayrıcalıklar sağlamadan…Ki büyüdüklerinde ne ezik kadınlar, ne de ezen erkekler çoğalmasın toplumsal yapımızda…

Elbette ki insanla, hayvan arasındaki en belirgin ayrılık; insan denen varlığın aklıyla eylem ve söylemlerde bulunması, ilkel benliğinin, içgüdülerinin tutsağı olmamasıdır.

İçgüdüleriyle, doğadaki yabanıl hayvanlar gibi davranış gösteren erkekleri; ne hukuk, ne yasanın verdiği ceza, ne de “25 Kasım Kadına Şiddeti Durdurma Günü” gibi bol söylemli,bol gösterili ve gösterişli günler durdurabilir.

Sevgili Kadınlar!… Size yönelik sözel, fiziksel, ruhsal ve elbette ki haklarınız bağlamında siyasal, toplumsal; şiddet her nereden gelirse, gelsin…Sessiz kalmadan, yaşadıklarınızı sineye çekmeden,eyleme geçin…Şu ülkede
“Kadın, kadının kurdudur” söylemlerinden uzaklaşarak “kızkardeşlik” dayanışmasını gerçekleştirin. Görün bakın “kadına yönelik şiddet” nasıl da duracakdır.

Unutmayınız ki bu topraklarda önce AMAZONLAR yaşadı ve Osmanlı’nın da BACIBEYLERİ vardı.Anadolu kadınının genlerine işleyen bu geçmişi, toplumsal belleğinize kazınmış bu yiğit kadınları benliğinizde duyumsayın. Sakın ola ki
erkek şiddetine yenilmeyin!…

Selma Erdal
Didim, 22 Kasım 2018

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN