27. Bölüm – Müslüman olan ilk sekiz kişi

27. Bölüm – Müslüman olan ilk sekiz kişi

Kainatın Efendisi

Peygamber efendimiz, bir gün hazret-i Hadîce vâlidemizle namaz kılarlarken, hazret-i Ali onları gördü. O zaman on yaşında idi. Namazdan sonra;

– Bu nedir? diye sordu.

Resûl-i ekrem efendimiz;

– Bu, Allahü teâlânın dînidir. Seni bu dîne dâvet ederim. Allahü teâlâ birdir, ortağı yoktur. Seni, bir olan, eşi, ortağı bulunmayan Allah’a îmâna dâvet ediyorum… buyurdu. Hz. Ali ;

– Önce babama danışayım, dedi. Resûlullah ona,

– İslâm’a gelmezsen, bu sırrı kimseye söyleme! buyurdu.

Hazret-i Ali ertesi sabah, Resûlullah’ın huzûruna gelerek;

– Yâ Resûlallah! Bana İslâm’ı öğret, dedi ve müslüman oldu.

Hazret-i Ali, müslüman olanların üçüncüsüdür. Resul-i ekrem efendimiz uğrunda gösterdiği fedâkârlık ve O’nu kendine tercih etmesi ise her türlü takdirin üstündedir.

Zeyd bin Hârise de, ilk îmân edenlerdendir. Hz. Hadîce, Hz. Ebû Bekr (ve arkadaşları) ve Hz. Ali’den sonra dördüncü olarak ve âzâd olmuş köleler içinde ilk müslüman olmakla şereflendi. Kendisiyle beraber, hanımı Ümmü Eymen de müslüman olmuştu.

Hazret-i Hadîce vâlidemizden sonra müslüman olan sekiz kişiye Sâbıkûn-ı İslâm, yani ilk müslümanlar denir.

Hazret-i Osman, müslüman olmasını şöyle anlatır:

Benim kâhin bir teyzem vardı. Bir gün onu ziyâret etmiştim. Bana; “Sana bir hanım nasîb olur. Fakat ne sen ondan önce bir hâtun görmüş olursun, ne de o, senden önce bir erkek görmüş olur. O, güzel yüzlü, zâhide bir hanım ve bir büyük peygamber kızı olsa gerek” dedi. Ben, teyzemin bu sözüne hayret ettim.

Yine bana dedi ki:

“Bir peygamber geldi. O’na gökten vahy nâzil oldu.” Ben dedim ki: “Ey teyzem! Böyle bir sır, şehirde hiç duyulmadı. O halde bu sözü açık söyle.” O zaman teyzem; “Muhammed bin Abdullah’a peygamberlik geldi. Halkı dîne dâvet eder. Kısa zamanda O’nun dini ile âlem nûrlanır ve karşı gelenlerin başı kesilir” dedi.

Teyzemin bu sözleri, bana çok te’sir etti. Endişeye düştüm. Hazret-i Ebû Bekr ile aramızda büyük bir dostluk vardı. Birbirimizden hiç ayrılmazdık. Bu mes’eleyi görüşmek üzere, iki gün sonra Ebû Bekr’in yanına gittim. Teyzemin söylediklerini anlatınca, bana;

– Yâ Osman! Sen akıllı bir kimsesin. Hiç görmeyip, işitmeyen; bir şeye fayda ve zarar vermekten uzak olan bir kaç taş, tanrılığa nasıl lâyık olur? dedi. Bunun üzerine ben;

– Doğru söylüyorsun, teyzemin sözü gerçektir, dedim.

Hazret-i Ebû Bekr, Hz.Osman’a İslâmiyet’i anlattıktan sonra, onu, Resûlüssekaleyn, yani insan ve cinlerin peygamberi olan Efendimizin huzûruna götürdü.

Sevgili Peygamberimiz, hazret-i Osman’a şöyle buyurdu:

– Yâ Osman! Hak teâlâ, seni Cennet’e misâfirliğe dâvet eder. Sen kabul et! Ben, bütün insanlara hidayet rehberi olarak gönderildim.

Hazret-i Osman, Resûlullah’ın yüksek halleri ve güler yüzle söylediği sözler karşısında kendinden geçip, büyük bir şevk ve teslimiyetle;

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” deyip, müslüman oldu.

Yarın: “Yakın akrabanı dine çağır!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın