28. Bölüm – “Yakın akrabanı dine çağır!”

28. Bölüm – “Yakın akrabanı dine çağır!”

Kainatın Efendisi

Resûlullah efendimiz, ilk üç yıl, insanları gizlice İslâm’a dâvet etti. İnsanlar, yavaş yavaş birer ikişer müslüman oluyorlardı. Bu zaman içinde müslümanların sayısı ancak otuza ulaşabildi. Onlar da, ibâdetlerini evlerinde yapıyorlar ve Kur’ân-ı kerimin nâzil olan âyet-i kerîmelerini gizlice okuyup ezberliyorlardı.

Resûlullah efendimiz, Müddessir sûresinin nâzil olmasıyla, insanları İslâm dînine dâvete başlamıştı. Bu dâveti gizli yapıyordu. Bir müddet sonra da; “Yakın akrabânı Allahü teâlânın azâbı ile korkutarak, onları hak dîne çağır” (Şu’arâ sûresi: 214) meâlindeki âyet-i kerîme nâzil oldu.

Bunun üzerine Muhammed aleyhisselâm, akrabâsını dîne dâvet etmek için hazret-i Ali’yi gönderdi ve hepsini Ebû Tâlib’in evine çağırdı. Önlerine bir kişiye yetecek kadar, bir tabak yemek ve bir tas süt koydu. Önce kendisi besmele ile başlayıp, gelen akrabâsına; “Buyurun” dedi.

Gelenler kırk kişi idi. Ancak, konulan yemek hepsini doyurdu ve hiç eksilmedi. Dâvetliler bu mûcize karşısında şaşıp kaldılar. Yemekten sonra Peygamber efendimiz, akrabâlarını İslâm’a dâvet etmek için söze başlamak üzere idi.

Amcası Ebû Leheb düşmanlık ederek; “Biz bu günkü gibi bir sihir görmedik. Akrabânız sizi bir sihirle büyüledi. Ey kardeşimin oğlu! Ben senin gibi şer ve kötülük getiren başka bir kimse görmedim” diyerek, sözlerine hakâretle devam etti.

Peygamberimiz de, Ebû Leheb’e; “Kureyş ve bütün Arab kabilelerinin yapamayacağı kötülüğü bana sen yaptın” buyurdu. Hiç biri müslüman olmadan dağıldılar. Bu hadiseden kısa bir müddet sonra, akrabâsını tekrar dâvet etti.

Hazret-i Ali yine hepsini çağırdı. Önceki gibi önlerine yemek kondu. Peygamber efendimiz, yemekten sonra ayağa kalkıp;

– Hamd, yalnız Allahü teâlâya mahsustur. Yardımı ancak O’ndan isterim. O’na inanır, O’na dayanırım. Şüphesiz bilir ve bildiririm ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur, O birdir. O’nun eşi ve ortağı yoktur, buyurduktan sonra, sözlerine şöyle devam etti:

– Sizi, bir olan ve O’ndan başka ilâh olmayan Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet ediyorum. Ben, O’nun size ve bütün insanlığa gönderdiği peygamberiyim. Vallahi siz, uykuya daldığınız gibi, öleceksiniz, uykudan uyandığınız gibi de diriltileceksiniz ve bütün yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz. İyiliklerinizin karşılığında mükâfât, kötülüklerinizin karşılığında cezâ göreceksiniz. Bunlar da, ya Cennet’te ebedî kalmak veya Cehennem’de ebedî kalmaktır. İnsanlardan, âhıret azâbı ile ilk korkuttuğum kimseler sizlersiniz.

Ebû Tâlib, bu sözleri dinledikten sonra;

– Ey muhterem yeğenim! Sana yardım etmekten daha kıymetli bir şey bilmiyorum. Nasihâtlerini benimseyip kabullendik, sözlerini de gönülden tasdik ettik. Şu anda, burada toplananlar, deden Abdülmuttalib’in çocuklarıdır. Muhakkak ki, ben de onlardan biriyim. Senin istediğin şeye, içimizde en önce ben koşarım. Etrafını kuşatıp, seni korumaktan bir an geri durmayacağıma söz veriyorum. Sen, emrolunduğun şeye devam et. Fakat, eski dinimden ayrılmak hususunda, nefsimi bana boyun eğer bulmadım, dedi.

Ebû Leheb hâriç, oradaki akrabâları ve amcaları yumuşak konuştular. Fakat Ebû Leheb;

– Ey Abdülmuttalib oğulları! Başkaları O’nun elini tutup mani olmadan önce, siz mani olun. Eğer bu gün O’nun dediklerini kabul ederseniz, zillete, hakârete uğrarsınız. O’nu korumaya kalkarsanız hepiniz öldürülürsünüz… diye tehditler savurdu.

Yarın: “Ben Allahın Resulüyüm!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın