29. Bölüm – “Ben Allahın Resulüyüm!”

29. Bölüm – “Ben Allahın Resulüyüm!”

Kainatın Efendisi

 Ebû Leheb’in amansız düşmanlığı, Peygamber efendimizin halasını çok üzüyordu… Kendisine çıkıştı:

– Ey kardeşim! Kardeşimin oğlunu ve O’nun dinini yardımsız bırakmak sana yakışır mı? Vallahi bu gün yaşayan âlimler, Abdüllmuttalib’in soyundan bir peygamberin geleceğini bildiriyorlar. İşte, o peygamber budur, dedi.

Ebû Leheb, bu sözler karşısında çirkin konuşmalarına devam etti. Ebû Tâlib, Ebû Leheb’e kızarak;

– Ey korkak! Vallahi biz sağ oldukça, O’nun yardımcısı ve koruyucusuyuz, dedi. Efendimize dönerek de;

– Ey kardeşimin oğlu! İnsanları Rabbine îmâna dâvet etmek istediğin zamanı bilelim; silâhlanıp seninle birlikte ortaya çıkarız, dedi.

Bu konuşmaları dinleyen Allahın resulü dedi ki;

– Ey Abdülmuttalib oğulları! Vallahi, Arablar içinde benim size getirdiğim, dünya ve âhıretiniz için hayırlı olan şeyden daha üstününü ve daha hayırlısını kavmine getirmiş bir kimse yoktur. Ben sizi, dile kolay gelen, mîzânda ağır basan iki kelimeyi söylemeye dâvet ediyorum. O da; Allahdan başka ilâh olmadığına ve benim O’nun kulu ve resûlü olduğuma şehâdet etmenizdir. Allahü teâlâ sizi buna dâvet etmemi emretti. O hâlde, hanginiz benim bu dâvetimi kabul eder ve bu yolda yardımcım olur?

Kimseden ses çıkmadı, başlarını önlerine eğdiler. Peygamber efendimiz, bu sözlerini üç defa tekrarladı. Her söyleyişinde hazret-i Ali ayağa kalkıyordu. Üçüncü defasında;

– Yâ Resûlallah! Her ne kadar bunların yaşça en küçüğü isem de, sana ben yardımcı olurum, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, hazret-i Ali’nin elinden tuttu. Diğerleri hayret içinde dağıldılar. Efendimiz, akrabâlarının bu tutumu karşısında çok üzüldüler. Fakat yılmadan, onların Cehennem’den kurtulması, saadete kavuşması için davete devam ettiler.

Bi’setin dördüncü yılında Hicr sûresinin 94. âyet-i kerîmesi nâzil oldu. Meâlen; “Ey Habîbim! sana emrolunan emir ve yasakları açıkla, hak ile bâtılın arasını ayır. Müşriklerden yüz çevir!” ilâhî emri gelince, sevgili Peygamberimiz, Mekkelileri açıktan açığa İslâm’a dâvet etmeye başladı.

Bir gün Safâ tepesine çıkıp; “Ey Kureyş halkı! Buraya toplanıp sözlerimi dinleyiniz!” buyurdu. Kabileler toplandıktan sonra da;

– Ey kavmim! Hiç benden yalan söz işittiniz mi? buyurunca, hepsi birden;

Hayır işitmedik dediler. Buyurdu ki:

– Allahü teâlâ bana peygamberlik ihsân etti ve beni size peygamber olarak gönderdi.

Sonra da; “Ey Habîbim! Onlara de ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize gelmiş, Allahü teâlânın resûlüyüm. O Allahü teâlâ ki, yerlerin ve göklerin sâhibi ve idârecisidir. O’ndan başka ibâdete müstehak yoktur. Her canlıyı öldüren ve dirilten O’dur…” meâlindeki â’râf sûresinin 158. âyet-i kerîmesini okudu. Dinleyenlerden, amcası Ebû Leheb kızarak;

– Kardeşimin oğlu divane olmuş! Bizim putlarımıza tapmayanın, dînimizden ayrılanın sözünü dinlemeyiniz, diye küfürde direterek bağırdı.

Orada bulunanlar dağıldı ve hiç kimse imân etmedi. Peygamber efendimizin, doğru sözlü, yüksek ahlâklı olduğunu bildikleri halde, yüz çevirdiler ve düşman kesildiler.

Yarın: Güneşi elime verseler!..

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın