3. Bölüm – Kur’a Abdullah’a çıktı

3. Bölüm – Kur’a Abdullah’a çıktı

Kainatın Efendisi

Abdülmuttalib’e rüyasında seneler önce yaptığı adağını yerine getirmesi bildirildi. O da çocuklarını toplayarak, seneler önce yaptığı duâyı söyledi. Sonra oğullarına, adağı gereği içlerinden birini kurban etmesi lazım geldiğini bildirdi. Evladlarından hiç bir muhalefet görmedi. Üstelik onlar;

– Ey babamız! Adağını yerine getir! İstediğini yapmakta serbestsin! dediler.

Abdülmuttalib, kur’a çekerek kurban olacağı oğlunu tesbit etti. Kur’a, en çok sevdiği oğlu, alnında Allahü teâlânın habîbi Muhammed aleyhisselâmın nûrunu utaşıyan Abdullah’a çıkmıştı.

Abdülmuttalib, bir an sendeledi, göz pınarları yaşla doldu. Allahü teâlâya verdiği sözü yerine getirmeliydi. Çaresiz bir eline bıçağı, bir eline ciğerpâresi Abdullah’ı alarak, Rabbine verdiği sözü yerine getirmek için Kâbe’ye vardı.

Gözü yaşlı baba, Abdullah’ı kurban etmek için bütün hazırlıklarını tamamladı. O esnada, Kureyş’in ileri gelenleri, hayret dolu bakışlarla hadiseyi takib ediyorlardı.

İçlerinden Abdullah’ın dayısı;

– Ey Abdülmuttalib! Dur! Biz senin bu oğlunu boğazlamana asla razı değiliz. Eğer böyle bir iş yaparsan, bundan sonra Kureyş arasında âdet olur. Herkes oğlunu kurban için nezredip keser. Böyle şeye ön ayak olma! Sen, adağını başka bir şekilde yerine getir!.. dedi.

Sonra; “Bir kâhine sor da sana yol göstersin” diye teklifte bulundu. Abdülmuttalib, bu söz üzerine, Hayber’de bulunan Kutbe adındaki kâhine gitti ve durumu anlattı. Kâhin sordu;

– Sizde bir insanın diyeti ne kadardır?

– On devedir.

– O zaman, on deve ve oğlunuz arasında kur’a çekiniz. Kur’a oğlunuza çıkarsa, on deve daha artırarak yeniden kur’a çekiniz. Kur’a develere çıkıncaya kadar böyle artırarak devam ediniz.

Abdülmuttalib, sevinç içinde hemen Mekke’ye döndü ve kâhinin dediği gibi yaptı. On deve artırarak defalarca kur’a çekti. Hep Abdullah’a çıktı. Ancak deve sayısı yüze çıkınca, kur’a develere isabet etti. İhtiyat olsun diye iki defa daha çekti. Her iki kur’a da, develere çıktı.

Abdülmuttalib; “Allahü ekber! Allahü ekber!” diyerek tekbirlerle develeri kesti. Etlerini kendisi ve oğullarından hiç biri almadı. Hepsini fakirlere dağıttı.

Âdem aleyhisselâmdan beri, bir de İsmail aleyhisselâmın kurban edilme hadisesi vardır. Peygamber efendimiz; nesebi İsmail aleyhisselâma dayandığı için; “Ben, iki kurbanlığın oğluyum” buyurmuştur.

Kurban edilmekten kurtulan, Abdullah, büluğ çağına eriştiğinde, gerek güzel ahlakı, gerekse yakışıklılığı ile insanlar arasında müstesna bir şahıs oldu. Uzaktan yakından herkes, ona kızlarını vermek için yarışa girdiler.

Güzelliği ve şöhreti ta Mısır’a kadar yayılmıştı. İki yüze yakın kız Mekke’ye kadar gelip, ona evlenme teklif etmişlerdi. Abdülmuttalib ise oğluna; zamanın en kibar, asîl, güzel, müşrik olmayan, İbrahim aleyhisselâmdan beri uydukları “Hanîf dini”ne bağlı müslüman bir kız arıyordu.

Abdülmuttalib, Benî Zühre kabilesinin büyüğü Vehb’in kızı Âmine’nin güzelliğini, iffet ve hayâsını, dinine bağlılığını işitmişti. Soy bakımından da akraba idiler ve bir kaç batın yukarıda birleşiyorlardı. Her iki tarafa da rüyada yapılan ikazlar ve bu doğrultuda yapılan görüşmeler sonunda, oğlu Abdullah’ı, Vehb’in kızı Âmine ile evlendirdi…

Yarın: Nûr, Hz. Âmine’de

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın