30. Bölüm – ‘Güneşi sağ elime verseler’!..

30. Bölüm – ‘Güneşi sağ elime verseler’!..

Kainatın Efendisi

Resulullah efendimiz peygamberliğini tebliğe devam ediyor… Bütün tepkilere rağmen… Bir gün yine, “Buraya geliniz, toplanınız, size mühim bir haberim var” diye seslendi.

Safa Tepesi’nde toplanan halka sordu:

– Ey Kureyş kabîleleri! Ben size, şu dağın ardında bir düşman ordusu var, üzerinize hücûm etmek üzeredir desem, bana inanır mısınız? Onlar: – Evet inanırız. Çünkü, sende şimdiye kadar doğruluktan başka bir şeye şâhid olmadık. Senin yalan söylediğini hiç görmedik!..

– O zaman beni dinleyin! Ben size geleceği muhakkak olan şiddetli azâbın bildiricisiyim. Allahü teâlâ bana, en yakın akrabâlarımı âhıret azâbı ile korkutmamı emretti. Sizi, Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîkeleh, diyerek îmân etmeye davet ediyorum. Ben de O’nun kulu ve resûlüyüm. Eğer buna îmân ederseniz, Cennet’e gideceksiniz. Siz, “Lâ ilâhe illallah” demedikçe, ben size ne dünyada bir fayda, ne de âhırette bir nasîb sağlayabilirim?..

Ebû Leheb’in dışında bir muhâlefet gelmedi. Aralarında konuşarak dağıldılar.

Sevgili Peygamberimiz, bu dâvetlerden sonra nerede bir kimse veya topluluk görse, onlara İslâm’ı anlattı. Hakiki kurtuluşun; nefse uymaktan, zulümden, haksızlıktan ve her türlü kötü işlerden uzaklaşmakla ve Allahü teâlâya îmân etmekle mümkün olacağını bildirdi.

Nefslerinin isteklerine, şehvetlerine uyanlar, zayıfları ezenler ve azgınlıkta aşırı gidenler buna şiddetle karşı çıktılar. Bütün bu bozuk işlerine son verileceğini görerek, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiklerini inkâr ettiler. O’na ve inananlara düşman oldular.

Müşrikler, önce alay ediyorlardı. Sonra baskı ve işkencelerini arttırmaya karar verdiler. Müminleri sindirmek, İslâm davasına zarar vermek istiyorlardı.

Bir gün Utbe, Şeybe ve Ebû Cehl, Ebû Tâlib’e; “Sen bizim büyüğümüzsün. Biz, sana daima saygı gösterir, hürmet ederiz. Şimdi, kardeşin oğlu, yeni bir din kurdu. Putlarımıza söğüp bizi kâfirlikle itham ediyor. Kendisine nasîhat et. Bu işten vazgeçir. Şâyet vazgeçmezse, O’nun hakkından nasıl gelineceğini biz biliriz…” dediler.

Ebû Tâlib, onları yatıştırarak geri gönderdi ve durumu Peygamberimiz üzülmesin diye, O’ndan sakladı. Müşrikler, bir müddet sonra tekrar toplanıp, Ebû Tâlib’e yine geldiler, onları oyalamaya çalıştı. Fakat inadlarında ısrar ettiler.

Ebû Tâlib, Resûlullah efendimizin kırılmasını istemediği gibi, kavmiyle aralarında herhangi bir düşmanlık çıkmasını da arzu etmiyordu. Peygamberimize gelip;

– Ey Muhammed! Bütün kavim sana düşmanlıkta birleştiler ve bana şikayete geldiler. Akraba arasında düşmanlık, iyi değildir. Onlar kendilerine kafir dememeni ve bozuk yolda olduklarını söylemeyip, kötülememeni isterler, dedi.

Bunun üzerine Efendimiz;

– Ey amca! Şunu bil ki, güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler ben aslâ bu dinden ve onu insanlara tebliğ etmekten, bildirmekten vazgeçmem. Ya, Allahü teâlâ bu dîni bütün cihâna yayar, vazifem biter; veya bu yolda canımı fedâ ederim, buyurdu ve ayağa kalktı.

Mübârek gözleri yaş ile dolmuştu. Resûlullah efendimizin üzüldüğünü gören Ebû Tâlib, söylediklerine pişman oldu ve O’nun boynuna sarılarak;

– Ey kardeşimin oğlu! Yoluna devam et, istediğini yap. Ben hayatta oldukça seni himâye edip, koruyacağım, bundan endişen olmasın! dedi.

Yarın: “Düşmanı düşmanımdır!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

Sponsorlu Bağlantılar
reklam