31. Bölüm – “O’nun düşmanı benim düşmanımdır!”

31. Bölüm – “O’nun düşmanı benim düşmanımdır!”

Kainatın Efendisi

Müşrikler, düşmanlıklarının dozunu gün be gün artırıyorlar… Peygamberimize mani olmak için her yolu deniyorlar… Bir gün müşriklerin ileri gelenlerinden on kişi, Umâre bin Velîd’i de yanlarına alarak Ebû Tâlib’e gittiler:

– Ey Ebû Tâlib! Bilirsin ki, bu Umâre, Mekke gençlerinin, en güçlüsü, en ahlâklısıdır. Ayrıca şâirdir. Onu sana verelim, kendi işlerinde kullan. Umâre’nin karşılığında bize Muhammed’i ver, öldürelim. Sana adam karşılığında adam! Daha ne istersin! dediler.

Ebû Tâlib, bu söze son derece hiddetlendi.Sabrı taşmıştı artık:

– Siz, önce bana kendi oğullarınızı verin. Onları ben öldüreyim. Ondan sonra yeğenimi vereyim.

– Bizim çocuklarımız, O’nun yaptığını yapmıyor ki…

– Yemîn ederim ki, benim yeğenim sizin çocuklarınızın cümlesinden daha hayırlıdır. Demek, siz oğlunuzu bana verecek, benim ciğerpâremi alıp öldüreceksiniz ha!…

Dişi deve bile yavrusundan başkasını özlemez ve esirgemez. Bu iş akıl ve mantıktan çok uzaktır. Artık iş çığrından çıkmıştır. Kim ciğerpârem Muhammed’in düşmanı ise, ben de onun düşmanıyım. Bunu böylece bilin ve elinizden ne gelirse yapın! dedi.

Müşrikler, hışımla yerlerinden kalkıp gittiler. Ebû Tâlib, hemen Hâşim oğullarını ve Abdülmuttalib oğullarını topladı. Onlara durumu anlatıp; sevgili Peygamberimize yardım etmeye iknâ etti. Resûlullah’ı öldürmeye kalkan kollar kırılacaktı. Bu konuda müşriklere karşı birleştiler. Sadece Ebû Leheb katılmadı

Ebû Tâlib onlara;

– Ey yiğitler! Yarın herbiriniz kılıçlarınızı belinize takın ve benim ardımdan gelin dedi.

Ertesi günü Ebû Tâlib, Peygamber efendimizin evine gitti. Hep beraber Harem-i şerife doğru yürüdüler. Hâşim oğullarının yiğitleri onları tâkib ediyorlardı. Kâbe’ye varıp müşriklerin karşılarına geçtiler.

Ebû Tâlib, müşriklere;

– Ey Kureyş topluluğu! Kardeşimin oğlunu öldürmeye karar aldığınızı duydum. Bu arkamdaki gençlerin, elleri kılıçlarında sabırsızlıkla bir işaretimi beklediklerini biliyor musunuz? Yemin ederim ki, Muhammed’i öldürecek olursanız, hiç birinizi sağ bırakmam!… dedikten sonra, sevgili Peygamberimizi öven şiirler söylemeye başladı. Başta Ebû Cehl olmak üzere, orada bulunan müşrikler dağıldılar.

Kureyş’in ileri gelen müşrikleri, artık, Peygamber efendimizi yalnız gördükleri zaman, üzerine saldırırlar, hakaret etmeye, hattâ dövmeye kalkışırlardı. Eshâbına da işkence yapmaktan geri durmazlardı.

Bir gün Kureyş’in ileri gelen müşrikleri, Kâbe-i şerifin yanında oturuyorlardı. Peygamber efendimizden bahsetmeye başladılar.

O anda Efendimiz, Kâbe’yi ziyarete geldi. Hacer-i esvedi öpüp tavafa başladı. Onların yanından geçerken, müşrikler, Peygamber efendimize hakâret dolu sözler söylemeye başladılar. Resûlullah efendimiz buna çok üzüldüler. Fakat bir şey demeyip tavafa devam ettiler.

Üçüncü defa yanlarından geçerken durup şöyle buyurdu;

– Ey Kureyş! Beni dinleyin! Nefsim yed-i kudretinde bulunan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bana, sizin perişân olacağınız bildirildi…

Yarın: Eziyet, işkence ve zulüm

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın