33. Bölüm – “Lâ ilâhe illallah deyiniz!”

33. Bölüm – “Lâ ilâhe illallah deyiniz!”

Kainatın Efendisi

Sevgili Peygamberimiz, her türlü sıkıntıya rağmen insanları ebedî saadete çağırıyor… Onları, Allahü teâlânın varlığına, birliğine davet ediyor…Onların Cehennemde yanmamaları için çırpınıyor…

Fakat, müşrikler , “Biz babalarımızın dîninden vazgeçmeyiz!” diyerek putperestlikte ısrar ediyorlar…

Peygamber efendimiz, onları insanca yaşamaya, haysiyetli ve şerefli olmaya, kıymetsizlikten kurtulup, yüksek, yüce makamlara çıkarmaya davet ediyor. Onlar ise inadlarında diretiyorlar ve eziyette bulunuyorlardı.

Hakaret ve eziyet edenlerin başında da amca Ebû Leheb…

Bu nasipsiz, Resûlullah’ı devamlı tâkib ediyor, insanları, O’nu dinlemekten vazgeçirmeye, zihinlerinde şüphe meydana getirmeye uğraşıyordu. Toplantı yerlerinde, panayırlarda, Resûlullah efendimiz;

– Ey insanlar! Lâ ilâhe illallah deyiniz ki kurtulasınız! buyurdukça, o hemen arkasından yetişip;

Ey insanlar! Bu konuşan benim yeğenimdir. Sakın O’nun sözüne inanmayın, O’ndan uzak durun! diyordu.

Muhammed aleyhisselâm bir gün Kâbe-i şerifte namaz kılıyordu. Kureyş’in ileri gelenlerinden Ebû Cehil, Şeybe bin Rebîa, Utbe bin Rebîa, Ukbe bin Ebî Mu’ayt’ın bulunduğu yedi kişilik bir müşrik grubu gelip, Resûlullaha yakın bir yere oturdular.

O civarda bir gün önce kesilmiş bir devenin işkembesi ve artıkları vardı. Alçak Ebû Cehl, yanındakilere döndü ve; “İçinizden kim, şu deve işkembesini alıp, Muhammed secdeye varınca iki omuzu arasına kor” diye, çirkin bir teklifte bulundu.

Oradakilerin en zalimi, en gaddarı, en merhametsizi, en bedbahtı olan Ukbe bin Ebî Mu’ayt; “Ben yaparım” diyerek hemen kalktı. İşkembeyi içindekilerle birlikte, secdede iken Peygamberimizin mübârek omuzlarına koydu.

Bunu seyreden müşrikler, katıla katıla gülmeye başladılar. Peygamber efendimiz, secdesini uzatıyor, mübârek başını kaldırmıyordu. O sırada Eshâb-ı kirâmdan Abdullah bin Mes’ûd vaziyeti gördü.

O, bu hadiseyi şöyle anlatıyor: “Resûlullahı o halde görünce kan beynime sıçradı. Fakat, beni müşriklerin elinden koruyacak bir kavmim, kabilem yoktu. Kimsesizdim, zayıftım. O anda konuşmaya bile gücüm yetmiyordu. Ayakta bekleyip duruyor, Resûlullahı büyük bir üzüntü içinde seyrediyordum.

Ne olurdu, o zaman kendimi müşriklerden koruyabilecek bir gücüm veya koruyucum olsaydı da, Resûl aleyhisselâmın mübârek omuzuna koyduklarını kaldırıp atsaydım.

Ben böyle beklerken, Resûlullah’ın kızı hazret-i Fatıma’ya haber verdiler.

O zaman Hz. Fatıma küçüktü. Koşarak geldi, babasının üzerindekileri attı. Bunu yapanlara bedduâ etti, ağır sözler söyledi. Resûlullah efendimiz, hiç bir şey olmamış gibi namazını tamamladıktan sonra üç defa; isim isim sayıp hepsini Allahü tâlâya havale etti.

Resûlullah efendimiz, Ebû Cehl’e; “Vallahi sen, ya bundan vazgeçersin veya Allahü teâlâ başına bir felâket indirecektir” buyurdu.

Allahü teâlâya yemin ederim ki, Resûlullah’ın isimlerini söylediği bu kimselerin herbirinin, Bedr muhârebesinde öldürülüp yerlere serildiklerini, sıcaktan kokmuş bir leş halinde Bedir çukuruna doldurulduklarını gördüm.”

Yarın: “Alay edenlere kâfiyiz!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın