34. Bölüm – “Alay edenlerin hakkından geliriz!”

34. Bölüm – “Alay edenlerin hakkından geliriz!”

Kainatın Efendisi

Kureyş müşrikleri çıldırıyorlar… Çünkü ne yapsalar kâr etmiyor… İslâmiyet çığ gibi büyüyor. Önüne atılan, çalı-çırpı, taş, kaya, kütük vs. de kâr etmiyor…Yürüyen dağ gibi ilerliyor.

Bu hali gören müşriklerin başı Ebu Cehil üzüntüsünden ne yapacağını şaşırmış halde… Tertip üzerine tertip kuruyor. Bir gün, Beytullah’da, Kureyşli müşriklere hain emelini şöyle açıklıyor:

– Ey Kureyş topluluğu! Görüyorsunuz ki, Muhammed, dinimizi ayıplamak, putlarımıza ve ona tapan babalarımıza dil uzatmak, bizlere akılsız gözüyle bakmaktan geri durmuyor. Huzurunuzda yemin ederek söylüyorum ki, yarın kolay kolay taşıyamıyacağım bir taşı, buraya gelip namaz kılarken secdeye kapandığında, başına hızla vuracağım. O zaman siz beni, Abdülmuttalib oğullarına karşı ister koruyun, ister korumayın. Ben O’nu öldürdükten sonra, akrabaları bana istediğini yapsın…

Müşrikler arka çıktılar:

– Yemîn ederiz ki, biz seni hem koruruz, hem de hiç kimseye teslim etmeyiz. Yeter ki, sen O’nu öldür! diyerek kışkırttılar.

Sabahleyin Ebû Cehil, elinde kocaman bir taş olduğu halde Kâbe’ye geldi. Müşriklerin yanına oturup beklemeye başladı. Sevgili her zamanki gibi Beytullah’a gelip namaz kılmaya başladı.

Ebû Cehil, yerinden kalkıp, elindeki kocaman taşı vurmak üzere, Resûlullah’a doğru yürüdü. Bütün müşrikler hadiseyi heyecanla takib ediyorlardı. Ebû Cehil, Resûlullah’ın yanına yaklaşınca, birden titremeye başladı. Koca taş elinden yere düştü. Benzi kül gibi olup, büyük bir korku ile geri çekildi. Müşrikler hayretle Ebû Cehil’in yanına varıp;

– Ey Amr bin Hişâm! Söyle, ne oldu? diye sordular. Ebû Cehil de;

– Tam O’nu öldürmek için taşı kaldırdığımda, önüme hırçın bir deve çıktı. Yemîn ederim ki, ömrümde; öyle yüksek ayaklı, keskin dişli, heybetli bir deve ne gördüm ne de işittim. Eğer biraz daha yaklaşsaydım, muhakkak beni öldürürdü, dedi…

Bir gün de Kâinâtın efendisi, Kâbe’de namaza durmuştu. Ebû Cehil de arkadaşları ile oturuyordu. Yerinden kalkarak, Resûlullah doğru yürüdü. İyice yaklaştı. Fakat birden bire eliyle yüzünü silerek kaçmaya başladı. Müşrikler yanına gidip;

– Ne oldu, nedir bu halin? dediler. Ebû Cehil

– Aramızda bir ateş kuyusu meydana geldi. Bazı kimselerin üzerime hücûm ettiğini görünce, geri döndüm, diye cevap verdi. Velîd bin Mugîre, Ebû Cehil (Amr bin Hişâm), Esved bin Muttalib, Ümeyye bin Halef, Esved bin Abdiyagves, Âs bin Vâil, Hâris bin Kays gibi müşriklerin ileri gelenleri, Resûlullah’ı gördükçe alay ederlerdi.

Habîb-i ekremin çok üzüldüğü bir gün, Cebrâil aleyhisselâm geldi ve bazı âyet-i kerîmeler getirdi. Bu ayetler mealen şöyleydi:

“and olsun ki, senden önce gönderilen peygamberlerle de istihzâ edildi. Onları, peygamberleri istihzâ edenleri, istihzâlarının karşılığı olarak belâ ve azâb çepeçevre kuşatıverdi.” (En’âm sûresi: 10) “Muhakkak ki biz, seninle alay edenlere karşı kâfiyiz. Onlar, o kimselerdir ki, Allahü teâlâ ile beraber başka bir ilâh tanırlar. Onlar, yakında başlarına gelecek âkıbeti bileceklerdir. Gerçekten biliriz ki, Onların sözlerine, göğsün daralıyor, için sıkılıyor” (Hicr sûresi: 95-97)

Yarın: Cezalarını buldular!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın