45. Bölüm - “Ebû Leheb’in elleri kurusun!..” - KozanBilgi.Net

45. Bölüm – “Ebû Leheb’in elleri kurusun!..”

45. Bölüm – “Ebû Leheb’in elleri kurusun!..”

Kainatın Efendisi

Peygamber efendimizin evi, Ebû Leheb ile Ukbe bin Ebî Mu’ayt denilen iki azılı müşrikin evleri arasında… Bunun için her fırsatta sevgili Peygamberimize eziyet etmeye, sıkıntı vermeye çalışırdı bu iki nasipsiz…

Geceleri hayvan işkembelerini Resûlullah efendimizin kapısının önüne atarlardı. Amcası Ebû Leheb, bununla yetinmez, komşusu Adiy’in evinden, O’na taş atarak eziyet ederdi. Karısı Ümmü Cemîl ondan aşağı kalmaz, topladığı dikenli ağaç dallarını Resûlullah’ın mübârek ayaklarına batması için geçeceği yollara dökerdi.

Ebû Leheb bir gün, getirdiği pisliği, Peygamber efendimizin kapısı önüne dökerken, hazret-i Hamza gördü. Hemen koşup kardeşi Ebû Leheb’i yakaladı ve getirdiği pisliği başına döktü.

Ebû Leheb ve karısının bu eziyetlerinden sonra, onlar hakkında meâlen; “Ebû Leheb’in elleri kurusun, zâten kurudu…” diye başlayan Tebbet sûresi nâzil oldu.

Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemîl, kendileri hakkında sûre indiğini işitince, Peygamber efendimizi aramaya başladı. Kâbe’de olduğunu öğrenince, eline koca bir taş alıp oraya gitti. Hazret-i Ebû Bekr, o anda Peygamberimizin sohbetiyle şerefleniyordu. Ümmü Cemîl’i elinde taş olduğu halde görünce;

– Yâ Resûlallah! Ümmü Cemîl geliyor. Çok şerli bir kadın, size zarar vermesinden korkuyorum. Bir köşeye çekilseydiniz de eziyete mâruz kalmasaydınız, dedi. Resûlullah efendimiz;

– O beni göremez! buyurdu. Ümmü Cemîl, hazret-i Ebû Bekr’in başına dikilip;- Ey Ebû Bekr! Çabuk söyle, o arkadaşın nerede? Beni ve kocamı hicv edip, kötülemiş. O şâirse ben de, kocam da şâiriz. İşte ben de O’nu hicv ediyorum. Biz O’na isyan ediyor, peygamberliğini kabul etmiyor ve dininden de hoşlanmıyoruz. Yemîn ederim ki, eğer O’nu bir görseydim, şu taşı başına vuracaktım… diyerek alçakca sözler söyledi.

Ebû Bekr, “Benim sahibim şâir değildir ve seni hicv etmemiştir” deyince, Ümmü Cemîl çekip gitti. Peygamber efendimiz;

– Beni görmedi. Allahü teâlâ, onun gözünü, beni göremez hale getirdi, buyurdu.

Peygamber efendimizin, mübarek kızlarından hazret-i Ümmü Gülsüm, Ebû Leheb’in oğlu Uteybe ile; hazret-i Rukayye de öteki oğlu Utbe ile nişanlı olup, henüz evlenmemişlerdi.

Tebbet sûresi nâzil olunca, Cehennemlik Ebû Leheb, karısı ve Kureyş’in ileri gelenleri Utbe ve Uteybe’ye; “O’nun kızlarını alıp, yükünü hafiflettiniz. Kızlarını boşayın ki, zahmete düşsün. Size Kureyş’ten istediğiniz kızı alalım” diye teklif ettiler.

Uteybe denilen alçak, Peygamberimizin huzûr-ı şerifine gelip; “Ey Muhammed! Ben, seni ve dinini tanımıyorum. Kızını da boşadım. Artık ne sen beni sev, ne de ben seni! Ne sen bana gel, ne de ben sana gelirim!..” diye hakaret etti.

Sonra, sevgili Peygamberimize saldırıp, mübarek yakasına yapıştı. Gömleğini yırttı ve hakarette bulundu. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz; “Yâ Rabbî! Buna canavarlarından birini musallat et!” diye bedduâ buyurdu.

Bir kaç gün sonra Uteybe ticaret için sefere çıktı. Kâfile, Zerka denilen yerde yatmak üzere konaklamıştı. Uteybe, yüksekçe bir yere yattı. Gece, bir aslan geldi. Kâfiledekileri birer birer koklayarak Uteybe’nin yanına vardı. Üzerine sıçrayıp karnını yardı, başını koparttı ve fecî bir şekilde Cehenneme gönderdi…

Yarın: “Lâ ilâhe illallah deyiniz!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın