9. Bölüm – “Ümmetim!… ümmetim!…”

9. Bölüm – “Ümmetim!… ümmetim!…”

Kainatın Efendisi

Muhammed aleyhisselam doğduğu sırada, hazret-i Âmine vâlidemizin yanında Abdurrahmân bin Avf’ın annesi Şifâ Hâtun, Osman bin Ebil-Âs’ın annesi Fâtıma Hâtun ve Peygamberimizin halası Safiyye Hâtun vardı. Bunlar da gördükleri nûru ve diğer hadiseleri haber verdiler. Şifâ Hâtun şöyle anlatıyor:

“Ben, o gece Âmine’nin yanında yardımcı olarak bulunuyordum. Muhammed aleyhisselamın, doğar doğmaz duâ ve niyaz ettiğini işittim. Bir nûr çıkıp o kadar ışık verdi ki, doğudan batıya kadar her yer göründü…”

Bundan başka bir çok hadiseye şahid olan Şifâ Hâtun; “Ne zaman ki, O’na peygamberliği bildirildi, hiç tereddüd etmeden ilk imân edenlerden biri de ben oldum” demiştir.

Safiyye Hâtun da şöyle anlatmıştır: “Muhammed aleyhisselam doğduğu sırada, her tarafı bir nûr kapladı. Doğar doğmaz secde etti, mübarek başını kaldırıp açık bir dil ile; “Lâ ilâhe illallah, innî resûlullah” dedi. O’nu yıkamak istediğimde; biz O’nu yıkanmış olarak gönderdik, denildi.

Göbeği kesilmiş ve sünnet olmuş görüldü. Secde halinde hafif sesle bir şeyler söylüyordu. Kulağımı mübârek ağzına yaklaştırdım. “Ümmetî, Ümmetî! (Ümmetim, ümmetim) diyordu…”

Dedesi Abdülmuttalib, sevgili Peygamberimiz doğduğu sırada, Kâbe’de Allahü teâlâya yalvarıp duâ ediyordu. Ona da müjde verdiler. Muhammed aleyhisselamın doğduğu günde birçok hadiseler gören Abdülmuttalib, bu müjdeye çok sevinip; “Bu oğlumun şânı, şerefi çok yüce olacaktır” dedi.

Abdülmuttalib, böylesine büyük bir mutluluğu kutlamak için, doğumun yedinci gününde Mekke halkına üç gün ziyafet verdi. Ayrıca şehrin her mahallesinde develer keserek, insan ve hayvanların istifadesine sundu.

Ziyafet sırasında çocuğa hangi ismi koydun diyenlere; “MUHAMMED” ismini verdim, dedi. Neden atalarından birinin ismini vermedin diyenlere ise; “Allahü teâlânın ve insanların O’nu methetmelerini, övmelerini istediğim için” cevabını verdi.

Sevgili Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib şöyle anlatmıştır:

“Rüyâmda çok büyük bir ağaç gördüm. Bir ucu semâya yükselmiş, dalları doğuya ve batıya yayılmıştı. O ağaçtan öyle bir nûr saçılıyordu ki, güneş yanında çok hafif kalır. Bazan gözüküyor, bazan gözden kayboluyordu. İnsanlar ona yönelmişti. Her an nûru artıyordu.

Kureyş kabilesinden bazıları o ağacın dallarına tutunuyor, diğer bir kısmı da ağacı kesmeye çalışıyordu. Bir genç de onu kesmek isteyenlere mâni oluyordu. Çok güzel bir yüzü vardı ve ben şimdiye kadar öyle bir yüz görmedim. Ayrıca vücûdundan etrafa hoş kokular yayılıyordu. Ağacın bir dalını tutmak için elimi uzattım, fakat ulaşamadım.”

Bu rüyasını dinleyen tabircinin yüzü değişti. Benzi sarardı;

– Ondan senin nasîbin yok! dedi.

– Kimin nasîbi var?

– O ağacın dalına tutananların… Senin soyundan bir peygamber gelecek, her tarafa mâlik olacak, insanlar O’nun dinine girecekler!

Sonra yanında bulunan oğlu Ebû Tâlib’e dönerek; “Bu herhalde O’nun amcası olacak” dedi. Ebû Tâlib bu hadiseyi Peygamber efendimize peygamberliği bildirilince anlatmış ve; “İşte o ağaç, Ebü’l-Kâsım, el-Emîn Muhammed aleyhisselamdır” demiştir.

Yarın: Doğduğu gece

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın