Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

92 YILLIK CUMHURİYETİMİZ’İN ARDINDAN

92 YILLIK CUMHURİYETİMİZ’İN ARDINDAN

cumhuriyet

Bugün her ne kadar çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma, yirmibirinci yüzyıl vahşi kapitalizm savaşlarını kazanma uğraşları içindeysek de üzerinde kesinlikle her zamankinden daha çok yoğunlaşmamız gereken konu; ulusal birlikteliğimizin ve ülke bütünlüğümüzün korunması konusudur. Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek için uygulanacak yöntem de, yetişen nesillere Amerikan ya da Arap Dünya görüşlerinin aşılanmaya çalışılması değil, ancak ve ancak Türklük bilincinin uyandırılması için gerekli eğitimin verilmesidir. Bununla birlikte burada özellikle belirtilmesi gereken bir başka konu da eğitim sözcüğünün kapsadığı alanın yalnızca okullarda, öğretmenler/eğitmenler aracılığıyla verilecek eğitim olmadığı, toplumun çekirdeği aileden başlatılacak bir eğitimin yaşamın tüm alanlarına yayılmasıdır.
Bilindiği gibi ulusal kimlik bilincinin oluşturulması dediğimiz olgu, siyasal toplumsallaşma alanına girer ve yine bilindiği gibi siyasal toplumsallaşma da öncelikle ailede başlar, sonra okulda, ardından iş-arkadaş çevrelerinde ve toplumsal örgütler içersinde ki siyasal partilerden derneklere, meslek odalarına değin demokratik kitle örgütlerinde yaşam boyu sürer.
Bugün 92 yıllık Cumhuriyetimiz’in ardından ulusal bilincimizde Türk kimliğinin dışında başka arayışlara yöneliş varsa, bu bilincin verilişinde yetersizlikler ya da yanlışlıklar olmalıdır ki bu arayışlar ortaya çıkmıştır, işte o zaman bu bilincin daha sağlıklı yöntemlerle ulusumuza yeniden verilmesi, Türk kimliğinin kıvancından kuşku duyanları yönlendirici eğitimin kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi gerekir. Çünkü çevremize baktığımızda; Ulusal Marşımız söylenirken yüreği titireyerek, Ulu Önderimiz ve Cumhuriyetimiz için ölenlerin anısına saygıyla duramayanlar giderek çoğalıyorsa…Türk kimliğini umursamazcasına Arap ya da Amerikan yaşam biçimine özenç duyanlar hızla çoğalıyorsa…Anadolu göreneğimize özgü imecenin yerini, yemece alıyorsa…Genelkurmayımız’ın ;”Askerlik görevinden kaçanlar na’merttir” açıklamasına,”Toprağın altında mert olacağıma, toprağın üstünde na’mert olayım” tümcesi yanıt olarak veriliyorsa…İşte o zaman ülke bütünlüğümüze, ulusal birlikteliğimize ve en önemlisi de Türk kimliğimize yönelik içten ve dıştan yapılan saldırılar, bazı sarsıntılara neden oluşturmuştur ve artık önlem almanın zamanı da çoktan gelmiş demektir.
Elbetteki benim burada önereceğim önlem biçimi askeri ya da siyasi anlamda değildir. Öylesi önerileri getirmek Genelkurmayımız’ın ve Hükümetimiz’in yetkesindedir. Ben yalnızca ve yalnızca eğitim diyorum, yalnızca eğitim…Çünkü 29.Ekim.1923’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğunu tüm Dünya’ya duyuran Ulu Önderimiz de Türklük bilincini uyandırmak için eğitimden yararlanmıştır. Öncelikle Türk Dil Kurumu’nu ve Türk Tarih Kurumu’nu oluşturarak bu kez de halkını Osmanlı’nın ümmeti sanısından kurtarıp, sindirilmiş, unutturulmuş, bastırılmış, giderek yok sayılmış Türk kimliğini yeniden yaratmak, Türk kimliğini bağımsızlığına kavuşturmak için bir savaş başlatmıştır. Daha önce başlattığı ulusal bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık savaşlarını başlattığı gibi…
Bu bağlamda bir yerlerden bazı alıntılara değinmek istiyorum:
“Son yıllara gelinceye kadar TÜRK TARİHİ memleketimizde en az tetkik edilmiş mevzulardan biri halinde idi.
1000 yıldan fazla süren İslamlık-Hıristiyanlık davalarının doğurduğu husumet duygusile mutaassıp müverrihler bu davalarda asırlarca İslamlığın piştarlığını yapan Türkler’in tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye savaştılar. Türk ve İslam müverrihler de Türklüğü ve Türk medeniyetini İslamlık ve İslam medeniyeti ile kaynaştırdılar. İslamlığa tekadüm eden binlerce yıla ait devreleri unutturmayı ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Daha yakın zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu’nu dahil bütün unsurlardan tek bir milliyet yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk adının anılmaması, Milli Tarih’in yalnız ihmal değil, hatta yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesi yolunda üçüncü bir amil halinde diğerlerine eklendi.
Bütün bu menfi cereyanlar, tabii olarak, mektep programları ve mektep kitapları üzerinde dahi tesir gösterdi ve Türklüğün çadır, aşiret, at, silah ve muharebe mefhumlarile muradif tutulması an’anesi mektep kitaplarımıza kadar girdi.
Türk Tarihi’nin, inkar edilmiş ve unutturulmuş simasını ve mahiyetini, bütün hakikatlarile meydana çıkarabilmek için çalışmakta olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti bir kısım azasını tarih tedrisatında ki bu boşluğu doldurabilecek bir kitap hazırlamağa memur etti.”
Bu alıntılar, Ulu Önderimiz ATATÜRK’ün önerileriyle, 1931 yılında bugünkü Türkçemiz’le Türk Tarih İnceleme Kurulu’na hazırlattırılan TARİH kitabındandır ve kitabın eski dilden sözcüklerle dolu Mukaddimesi’nden günümüz Türkçesi’yle önsözünden alıntılardır. Üstelik Atatürk’ün Türklük bilincini yaratma, Anadolu’da yedi düvele karşın bir bağımsızlık savaşı veren bir ulusa, Türklük kimliğini yeniden kazandırma uğraşlarının bir aşamasıdır.
Günümüzden seksendört yıl önce Ulu Önderimiz’in Türklük bilinci ve kimliği üzerine başlattığı bu uğraşların, günümüzde de Atatürk’ün yaktığı aydınlanma ateşinin O’nun düşmanlarınca küllendirilmesine, giderek söndürülmeye çalışılmasına karşın, O’nun yaktığından daha güçlü yakılması, alevlendirilmesi gerekmektedir. Üstelik bu alevlendirme/ateşlendirme, aydınlık günler için yakılan birer mum gibi, her bir bedende/beyinde/gönülde olmalı, bulutlandırılmak, karartılmak istenen Türklük bilinci, Türk kimliği Türkiyemiz’e bir Güneş gibi yeniden doğmalıdır.
Bu yeniden doğuş için TARİH kitapları yeniden yazılmalı, Türküler, öyküler, masallar yeniden söylenmeli, Türkün kiliminin, çorabının nakışı yeniden işlenmeli, 92. doğum gününü kutladığımız 29 Ekim 2015 günü sonrasında, yeni bir yılda yol alırken Cumhuriyetimiz Türkiye’de; aşımızla, işimizle, töremizle, yöremizle kıvanç duyaraktan NE MUTLU TÜRKÜM diyebilmeli ulusumuz…
Selma ERDAL

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN