97. Bölüm – Resulullaha da izin verildi

97. Bölüm – Resulullaha da izin verildi

Kainatın Efendisi

Resulullah efendimiz, hazret-i Ebu Bekr’in evine teşrif edip, “Hicret etmeme izin verildi” buyurunca, Ebu Bekr-i Sıddik heyecanla; “Mübarek ayağınızın tozuna yüzümü süreyim ya Resulallah!.. Ben de beraber miyim?” diye sorunca, Efendimiz, “Evet…” buyurdular.

Hazret-i Sıddik, sevincinden ağladı. Gözyaşları arasında; “Anam-babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Develer hazır. Hangisini murad ederseniz onu kabul buyurunuz” dedi. Âlemlerin sultanı; “Benim olmayan deveye binmem. Ancak parası ile satın alırım” buyurdular. Bu kesin emir karşısında mecbur kalan hazret-i Sıddik, devenin fiyatını söyledi.

Hazret-i Ebu Bekr, Abdullah bin Üreykıt isminde, kılavuzluğu ile meşhur olan zatı çağırıp, yol göstermesi için ücretle tuttu ve develeri üç gün sonra Sevr dağındaki mağaraya getirmesini emretti.

Safer ayının 27’sinde Perşembe günü, Peygamber efendimiz ve Ebu Bekr-i Sıddik yanlarına bir miktar da yiyecek alarak yola çıktılar. İzleri belli olmasın diye parmaklarına basarak gidiyorlardı. Hz. Ebu Bekr, Resulullah’ın çevresinde, bazan sola, bazan sağa, öne, arkaya gidiyordu.

Peygamberimiz, niçin böyle yaptığını sorunca, “Etraftan gelecek bir tehlikeyi önlemek için. Eğer bir zarar gelirse önce bana gelsin. Canım yüksek zatınıza feda olsun ya Resulallah!” dedi.

Server-i âlem efendimiz buyurdular ki: “Ya Eba Bekr! Başıma gelecek bir musibetin, benim yerime, senin başına gelmiş olmasını ister misin?” Hazret-i Sıddik; “Evet ya Resulallah! Seni hak dinle, hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, gelecek bir musibetin, senin yerine, benim başıma gelmesini isterim” dedi.

Sevgili Peygamberimizin nalini dar olduğundan, yolda parçalandı ve mübarek ayakları yaralandı, yürüyecek hali kalmamıştı. Güçlükle dağa çıkıp mağaraya ulaştılar.

Kapı önüne geldiklerinde, hazret-i Ebu Bekr, “Allah için ya Resulallah, içeri girmeyin! Ben gireyim, orada zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübarek zatınıza bir keder, bir elem değmesin” dedi ve içeri girdi.

İçeriyi süpürüp temizledi. Sağında, solunda irili ufaklı birçok delik vardı. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı, fakat biri açık kaldı. Onu da ökçesi ile kapayıp, Resulullah’ı içeri davet eyledi.

Peygamber efendimiz içeri girdi ve mübarek başını Ebu Bekr’in kucağına koyup uyudu. O zaman, hazret-i Sıddik’in ayağını yılan soktu. Resulullah’ın uyanmaması için sabredip, hiç hareket etmedi. Fakat gözyaşı Resulullah’ın mübarek yüzüne damlayınca; “Ne oldu ya Eba Bekr?” buyurdular. Hazret-i Ebu Bekr; “Ayağım ile kapattığım delikten, bir yılan ayağımı soktu” dedi. Resulullah efendimiz, Ebu Bekr’in yarasına, iyi olması için mübarek ağzının suyundan sürünce, acısı hemen dindi, şifa buldu.

Resulullah efendimiz ve Ebu Bekr-i Sıddik içerde iken, müşrikler, iz takib ede ede mağaranın önüne kadar geldiler. Ağzını bir örümceğin ördüğünü ve iki güvercinin de yuva yaptığını gördüler.

İz sürücü Kürz bin Alkame; “İşte burada iz kesildi” dedi. Müşrikler, “Eğer, onlar buraya girmiş olsalardı, kapının üzerindeki örümcek ağının yırtılmış olması lazım gelirdi” dediler.

Yarın: Resulullah çok hüzünlendi

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın