ADALET HUZURUN ÇİMENTOSUDUR.

ADALET HUZURUN ÇİMENTOSUDUR.

Adalet! Ne kadar asil bir kavram. Ne kadar da vakarlı duruyor satırlarda, hem de sadırlarda. Okunuşu ayrı bir letafet, dinlerken farklı hissiyat veriyor insana. Bu his güven ve huzur hissi galiba. Kelimenin kendi bile adil sanki. Hani ismi ile müsemma derler ya öyle. Nasıl mı? Eğer harflerini sayıp iki eşit parçaya bölecek olsak, üçü bir tarafa diğer üçü de bir tarafa düşer. Üçe bölsen her paya iki yazılır. Bir taraf öbüründen ağır basmaz. Kendi isminin hakkını tam karşılıyor sanki. Dillerde pelesenk olmuştur. Kişi çevresinden önce kendini hizaya koymalı. İşe kendinden başlamalı. Hususi olandan umumi olana yani.Yoksa benliğine geçiremediğin sözün karşıda tesir uyandırması mevzu bahis bile olamaz.

Aynı bunun gibi bu kelimede muhataplarına,şöyle telkin ediyor gibi: “Ben size yapmadığım şeyi söylemiyorum. Bilakis her yönüyle işin tam ortasındayım. Bu hususta benden daha iyi örnekte bulamazsınız. İpime temessük edeni, hiçbir gölgenin olmadığı, güneşin sıcağının iliklerde hissedileceği o dehşetamiz, elim günde, sizi çeker, arşı alanın zıllinde gölgelenmenize öncülük ederim.”

Alemin selameti ve nizamı, adaletin tam manasıyla tesis edilmesine bağlıdır. Hal böyleyken ilk başından beri en çok hangi kavram daha fazla dillerde dolaşıyor. Adalet mi, adaletsizlik mi? Bunun cevabını ilkokul çocuğu bile verebilir. Peki bu duruma sebebiyet veren şey nedir desek. Bir çoğumuz kendi menfaati doğrultusunda, nefsinin hevasına muvafakatı ölçüsünce cevap verecektir. Bu da kişiye özgü adalet anlayışı meydana getirir. Bana göre adalet olan, bir başkasınca adaletsizlik olarak addedilebilir. Öyle ya bir öğretmen, müdürüne çıkışarak, vay efendim benim dersimi şu şu günlere nasıl koymaz. Ama kendi görüşündekilere her güzelliği yapıyor. Bu işe yaramaz. At gitsin. Trafik kurallarını ihlalden göz önüne alınan bir muhtar, galiz küfürler ederek, adaletiniz batsın, böyle adalet olmaz olsun, hezeyanları yapar. Ülkeyi bölmeye çalışan anarşistler yaka paça mahbushaneyi boylarken, böğürtüyle, alemde adaletsizliğin olmamasından dem vurur. Adaletin bekçisi olan kadılar bile her türlü şaibeye açık hallere düştüler. Çarşı ve pazarda ölçüyü kendine meylettiren esnaf tv de izlediği haberden sonra, adalet kahramanı kesilmesi Bu misalleri istediğin kadar çoğalt. Peki saadet, göreceli adalet anlayışıyla mı, yoksa Kur-an’ı Kerim’de Allah’ın (c.c) emrettiği, hadislerde Peygamber Efendimizin çizdiği yolda yürümekle mi temin edilir. Cevabı çok basit. Bunlara uygun yaşayan ecdadımız, yüzyıllar dünyada namını yürüttü. Eserleri baki oldu. Kubbede hoş sadalar bıraktı. Ne zaman adalet şirazemiz şaştı, ağyarın elinde oyuncak olduk.




GAYE, MİZANI HAKKIYLA GÖZETENLERE BENZEMEK OLMALI

Bize, millet olarak, hatta bütün İslam ümmeti olarak, bir köyde dinlenmek kastıyla konaklayıp, sofralarında eksik olan tuzu temin etmek için askerini köy sakinlerine gönderip, arkasından da sakın para vermeden alma diye emrettiğinde, yanındakilerin efendim bu kadarcık şeyin lafı mı olur diyenlere, zulüm, haddı zatında küçücüktü. Her gelen ona az bir şey ekledi. Önü alınamayacak kadar büyüdü, cevabını veren, Nuşirevan anlayışı gerek.

Bir Yahudinin Hz.Ömer’in adaletini tecrübe etmek için oğlunu kandırıp, sarhoş olmasına yol açıp, gayri meşru münasebete düşürdükten, bunun neticesinde zina ürünü çocuğun dünyaya gelmesinin ardından, Yahudinin çocuğu alıp, Hz.Ömere getirip, bak senin çocuk ne etti. Haydi tatbik et bakalım adaleti ,tarzındaki istihza dolu hareketi üzerine Hz Ömer bizzat had cezasını kendi elleriyle tatbik etmiştir. Kırk sopa vurduktan sonra çocuk acıya dayanamayıp ruhunu teslim eder. Bunun üzerine Halife oturup ağlamaya başlar. Etrafındakiler çocuğunu kendi elinle öldürdüğüne mi ağlıyorsun dediklerinde, hayır hayır ne münasebet. Sopayı vururken acaba babalık şefkatimden dolayı ellerim titremiş olabilir mi? Yarın Allah’ın neden ellerin titredi diye sorma ihtimali aklıma geldi de ondan ağlıyorum, buyurur.

Bize,-Hz. Ömer gibi olmak ne mümkün- lakin onun yolundan yürüyecek şuura sahip fertler lazım.

Yine bize, umumun selameti adına, adaletin kök salması için kendi öz kardeşinden ve evladından vazgeçebilen, bütün cihanda söz sahibi olan, isimleri duyulduğunda gözleri yaşartan, ecdadımızın mizanı elzemdir.

Bu cümleden olarak, bütün sistemin aslına rücu etmesinin tek yolu, adaleti müesses hale getirmekten geçmektedir. Yani kişiye özgü değil, Allah’ın adaleti…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın