ADALETİN BU MU DÜNYA ?

ADALETİN BU MU DÜNYA ?

Ekonomik yoksulluğumuz yüzünden, yetmişikibuçuk milletin birarada yaşayabildiği varsıl ABD’nin ve AB’nin Bizans ayak oyunlarını aratmayacak politikaları sonucunda, yüzyıllardır birlikte yaşayan Anadolu halkı olarak, birbirimizi boğazlamaya ramak kaldı. Barışsever bir ulus olmamızla övünürken, dönem dönem tarikatçılık ya da ırkçılık yoluyla ülkeyi bölecek, kardeş kavgasına yol açacak durumları yaşıyor ve darbe beklentileri üzerine yorumlar yapıyoruz. PKK terörüne takılıp kalmışken, ne enflasyon rakamları, ne memurun sendikalaşması, ne de gün geçtikçe ulusal gelirden aldığımız payın nominal (sayısal) değerinin yükselmesine karşın, reel değerinin (gerçek satın alma gücünün) giderek düşmesine kafamızı yormuyoruz.

Bilindiği gibi; kapitalizmin, Machiavelli’den esinlendiği bir yöntemdir bu: BÖL VE YÖNET…
Her ne kadar bugün adı 21.yüzyıl ulusçuluğu olarak tanımlanmak istense de bildiğimiz ırkçılık kışkırtmalarından başka bir şey değildir yaşananlar. Üstelik Dünya genelinde halklar böyle dertlerle uğraşırken, en doğal ve sıradan haklarını bile aramaktan yoksun edilirler. Örneğin bizler PKK terörüne küfrederken, pahalı da olsa yiyecek besinler bulduğumuza şükrediyor, Euro’nun ve Dolar’ın Türk Lirası’nı ( Yeni Türk Lirası olarak yeniden pazarlanmasını enflasyonun düşürüldüğü masalı diye dinliyoruz ki bu durumu; Kayserili’nin eşeği boyayıp, pazara sürmesi olarak da tanımlayabiliriz) silerek, piyasada dolaşmasını liberal ekonomi sanıyoruz. En gelişmiş kapitalist ülkelerde mavi yakalıların bir başka anlatımla işçi sınıfının ekonomik ve toplumsal haklar yönünden, Dünya ülkeleri içinde en iyi durumda oluşlarını görmezden geliyoruz. Üstelik bu adamların bize enflasyonu önlemek için reçeteler önerip, işçi-memur giderlerini kısın diye akıl verişlerine şu soruyu soramıyoruz: “Sizin işçilerinize verdiğiniz yüksek ücret ve sosyal güvenceler, ülkenizde enflasyona neden olmuyor da, bizim buralarda uygulanınca neden ortalık karışıyor?”

Nasıl adlandırılmak istenirse istensin, gerçek şu ki, yüzyılımız askeri değil, ekonomik emperyalizm çağıdır. Bu nedenle, ekonomik sorunlarımızı tartışma gündeminde geri sıralara iten PKK terörü sonucunda askeri yönden güçlenip Türkiye Cumhuriyeti gibi bir DEVLET olabileceği beklentisi, onlar için olmayacak duaya amin demektir. Gerçekte vur-kaç yöntemi ile dağlarda gezen eşkiyanın işlevi, bir bakıma kentlerde gezen eşkiyaya karşı gözlerimizi anlıksal da olsa köreltmekten öteye gidemez.Ama Sam ve Hans Amcalarımız şimdilik böyle buyuruyorlar. Terörle bir yerlere gelinseydi; IRA, BASK, FKÖ gerillaları bugüne değin başarılar kazanır, devletleşirlerdi.

Kuşkusuz yüzyılımız ekonomik emperyalizm çağıdır. Eğer öyle olmasaydı; Körfez Savaşı’nda Irak istense kolayca haritadan silinebilirdi (günümüze değin süregelen kanlı çatışmalar yaşanmazdı). Oysa petro-dolar kaygısından kaynaklanan bir karışma söz konusu olduğundan, bildik savaş yöntemlerine neden başvurulsun ki ?… Ekonomik ambargolarla sindirilen Irak ve Saddam Amerikan kovboylarının oyuncağı olmuş ve son aşamada da canından olmuştur.
Ve Sam Amcaya karşın yine de başlatılan 1974 Kıbrıs çıkartmasından sonra, Ecevit Hükümeti’ne uygulanan uluslararası ambargolar anımsanırsa, askeri başarımızın dış karışımlar, ekonomik ambargolarla nasıl ezildiği, TC uyruklu enflasyon canavarının ne zamandan beri böylesine kocamanlaşıp, ta o günlerden bugünlere gelindiğinde az daha nasıl da bizi yutmağa hazırlandığı daha iyi anlaşılır.
Yaklaşık son 300 yıllık insanlık tarihi incelendiğinde görülen odur ki; uygar/demokrat/insan hakları savunucusu Batı, nalıncı keseri gibi hep kendine yontarken, yalnızca kendi çıkarları zedelenince kükreyen bir aslana dönüşmekte, başkalarının haklarını tanımaya gelince fareleşmektedir. Çünkü Batı bugünkü konumuna haklarına aldırmadığı ve azgelişmiş olarak tanımladığı ulusları sömürerek gelmiştir. Bügün de o uluslardan çaldıklarını yeniden onlara satarak sömürü düzenini bildiğince sürdürmektedir.
Bununla birlikte; insan hakları, demokrasi, uygarlık kavramlarını yalnızca kendilerinin yorumlayıp, uygulayabildikleri savıyla ortaya çıkmaları da sömürülerini haklı kılmanın, Dünya kamuoyunun gözünü boyamanın kılıfı olmaktadır. Örneğin; siz azgelişmişler ekonomiyi bilmezsiniz, işte size reçeteler… Siz azgelişmişler kaynaklarınızı doğru kullanamazsınız, biz yönlendirelim…Teknolojiniz yetersiz, hammaddelerinizi alalım, size işleyip de satalım…
Örneklerimizde sınır yok, hep bilinir bunlar, ama Osmanlı’nın Düyun-u Umumiyesi’nden pek başkalığı olmayan liberal ekonomi özlemlerimizin bedeli olarak sesimizi çıkarmayız. Dolayısıyla yine bu ülkeler barış adına ortaya çıkıp, toplumsal adalet, hukuk kavramlarına sarılıp sömürülerini sürdürüp giderler. Bizler de; “İsa, Musa, Muhammed adına, adaletin bu mu Dünya?” demekten başka söyleyecek söz bulamayız…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

Ne yazık ki; işte böylesi bir Dünya düzeninde, tüm azgelişmiş ülkelerin ortak özelliği olan “gösteriş merakı” yüzünden, üretmeden tüketen bir toplum olduk. Gerçekten kendi yağı ile kavrulabilecek durumdayken, dış pazarlara açıldık. Dünya’nın en verimli toprakları üzerinde yaşadığımızın değerini bilmeden onları çoraklaştırmak, çölleştirmek için uğraştık. Dış borç yükü altında ezilmişliğimizle de neredeyse yedi düvelimize kendiliğimizden tutsak olduk.
Böylesine sorumsuzca bir gidişe dur diyerek, silkinip kendimize gelmenin artık günüdür. Özünde Anadolu halkı üreticidir, yoktan yaratıcıdır, her ne kadar tüketim toplumu olması için tüm baştan çıkarıcı girişimler çoğalsa da yarınını düşünür. Düşünmek zorundadır da…Daha düne kadar Dünya’nın buğday ambarları arasında sayılan Anadolu topraklarında yükselen beton yığınlarıyla, geleceğini güvence altına alamayacağının da bilincindedir.
Umuyorum ki; ülkesini seven, ulusuna sorumluluk duyan yöneticilerimizle toplumumuz yeniden üretken olur… En önemlisi de savurganlıktan uzak ve yarınını düşünen bir yapıya kavuşur…
Bu yazımda ülkemizde gerçekleşen G 20 Toplantıları bağlamında, geleceğimizi düşünmek ve düşündürmek istedim kendimce ; ADALETİN BU MU DÜNYA sorusuyla…Umarım değerli okurlarım düşünürüz hep birlikte…
Selma ERDAL

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın