Aldanmamak İçin Ölçü Gerek 

Aldanmamak İçin Ölçü Gerek 

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ‘ehl-i iman’a çağrı yapıp ‘aldanmayalım’ diyor. Demek ki ortalıkta aldatmaya meraklı kimseler var. Bediüzzaman’ın ”Hiç bir müfsid ben müfsidim demez; daima suret-i haktan görününür” sözünü alıntılanması bunu hatırlatıyor.

İlimadamı bilinen kimse doğru ölçüyü ortaya koyarsa, aldanma ya da aldatılma zorlaşır. Ama önce Bediüzzaman’ın sık kullandığı ‘ehl-i iman’ kelimesinin kimleri işaret ettiğini Akgündüz Hoca açıklamalıdır.

Bediüzzaman’ın yukarıdaki ifadesinden, ben, ehl-i iman kimselerin, kargaşa, bozgun, dağıtma ve yıkma mesleğine karşı olanlar olduğu anlıyorum. Kurulmuş düzenin muhafazasına çalışanlar olduğunu da anlıyorum. Öyleyse kurulu düzen kıstaslarının ‘ehl-i iman’ bilinenlerin elinde bulunması gerekir.

Eğer denirse ki; iman, Yaratan’ın tekliğini, benzersizliğini… O’nun resullerini, kitaplarını, meleklerini, dar’ül-beka oluşturuculuğunu tasdik etmektir… o zaman ehl-i iman diye anılanların, bu çerçeve içinde oluşturulmuş bir düzenin içinde oldukları varsayılacaktır ki, suret-i haktan görünen müfsidlerin varlığından konuşulabilsin.

Aldatmaya meraklı birilerinin varlığını, 1987 yılında İstanbul Akgün Otelindeki bir toplantıyı örnek vererek anlatmaya çalışmış Akgündüz Hoca. Bir konuşmacı, ”Biz, Bediüzzaman’dan istifade ederek İslam’ın sırtındaki içtihad kamburunu kıracak ve Kur’an’ı hakim kılacağız”demiş, Kur’an’ın hakim kılınması Bediüzzaman’ın gayesi olduğu bilindiğinden, konuşmacı alkış sağanağına tutulmuş. Akgündüz Hoca, konuşmacının sözlerinden mahzun olduğunu, söz alıp konuşmacıyı kınadığını belirtiyor. O’na göre konuşmacının hedefi, İslam fakihlerini çürütmek ve müçtehidsiz ve sünnetsiz bir islam’ı teşvik etmek imiş.

Akgündüz Hoca, kınadığını belirttiği konuşmacıyı bozuk tıynetli biri olarak tanıyor herhalde. Tanıdığı için başkalarınca güzel bulunan sözlerinin bozucu niyetinin kamuflajı olduğunu bildirmek zorunda kalmıştır. Eğer o konuşmacı sünnetsiz bir İslam teşvikçisi ise, bu teşviği kırmak için sünnetin ne demek olduğu nasıl uygulanacağı ‘ehl-i iman’ denilenlerin âkillerince ortaya konmalıdır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SOPA…

Sünnet, Hz. Muhammed’in söz ve davranışları olarak biliniyor. Soru şu: Sünnetli İslam’a taraftar olanlar, Hz. Muhammed’in yaşantısını aynen mi taklit etmelidirler, yoksa, Hz. Muhammed’in emir ve tavsiyeleri üzere mi gitmelidirler? Bunun cevabı topluma deklere edildiğinde, ‘ehl-i iman’ bilinenlerin, aldanma sınırının uzağında kaldıkları görülecektir.

Güzel bir söz ile kendini gösteren aslında niyeti kötü olan biri, geçmişteki ‘İslam fakihleri’ni çürütmeyi denemiş olabilir. Fakih, hukuk adamıdır. Hukuk adamı, eğer toplum yaşantısı için doğru içtihad yapmış ise, çürüme çürütmek isteyene münhasır kalır. Yok eğer fakih, içtihadında hata yapmış ise, zaten hatalı hüküm uzun süre meriyette kalamayacak, kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Ama, içtihaddaki hatalı hüküm, asırlar sonra hak gibi topluma dayatılıyorsa, fakihin şanı hörmetine hatalı hükmün tekere sokulan çomak olduğu anlaşılamıyorsa, kınanan kişinin niyeti kötü bile olsa, fikrine itidalli yaklaşmalıdır. Bediüzzaman, bu babdaki sözler için ”mihenge vurmadan almayınız” diyor. Demek ki, güzel bir söz niyeti kötü birinden çıksa mihenge vurulabilir, altın değerinde görülürse alınabilir.

Müçtehid, toplumun ihtiyaç duyduğu kimsedir. Bu ihtiyaç Yaratan’ın rahmeti sayesinde gerçekleşir. Günümüzde bu ihtiyaç o kadar büyük boyutta ki, ortada müçtehid görülemediğinden, sigaranın yasaklanması, GDO’lu ürünlerin tüketilmemesi, Amerika’dan, Avrupa’dan veya İngiltere’den gelen fetvalar doğrultusunda oluyor.

Son söz: İnşallah aldanmayız.

İbrahim Faik Bayav

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın