Alimler Sahih Dini Anlatmalıdır 

Alimler Sahih Dini Anlatmalıdır 

Profesör Dr. Faruk Beşer, Raşit Küçük, Halil Gönenç, Yaşar Kandemir, Nurettin Yıldız ve benzeri bazı ilim adamları, sahih bir din algısı oluşturmak için, Türkiye Alimler Birliği’ni kurmuşlar. Mümtaz’er Türköne’nin bundan rahatsızlık duyduğunu okuduğumda, rahatsızlığın yerinde olup olmadığını anlamak için bununla ilgili habere baktım.

Türkiye Alimler Birliği’nin yapmak isteyecekleri şey, benim yıllardır olmasını beklediğim şeydir. Bu, şudur: Dinin hak ve batıl olarak belirlenmesi, hak dinin yerli yerince toplum önüne konulması. Bu, ülkenin sorunlardan sıyrılmasına, sağlıklı ilerlemesine daha net katkı sağlayacaktır.

Mümtaz’er Türköne, Türkiye Alimler Birliği faaliyet bildirisinin avam-havas ayrımını çağrıştırdığını belirtiyor. Bence değil. Faaliyet bildirisi bilakis sorumluluk paylaşımını çağrıştırıyor.

Alim, önüne gelen bilgileri okuyup ezberleyen değildir. Yazık ki günümüzde böyleleri alim biliniyor. Alim, edindiği bilgilerle oluşmuş problemlere karşı hakikati bulan, bunu toplum önüne koyandır. Problemden kurtulmak isteyen, önüne konan hakikate yapışmak zorunda olacaktır. Kurtulmak istemeyene ne denir ki?! Hakikate yapışma ise, alimlerin topluma verecekleri güven oranında olacaktır. Yoksa, hakikati bulup ortaya koyan alimin, algı yönetme gibi bir görevi, siyasi iradeden baskı gelmedikçe mümkün olamaz. Zaten o zaman, problem çözme girişimi yeni bir problem oluşturur ki, bu, niyeti toplum düzeni oluşturmak olan alimleri birden bire zalim eder.

Türköne, Türkiye Alimler Birliği faaliyetini öyle algıladığı için ”Alimin görevi hakikatin peşinden gitmektir; toplumu bir koyun sürüsü gibi görüp algısını yönetmeye kalkmak değildir” diyor (Zaman 23.04.2013). Ben de derim; sahih din algısı oluşturmak, toplumu, algısı yönetilecek koyun sürüsü görmek demek değildir. Belki, toplum önüne konan dinin sahihliğini anlayamayanlar koyun sürüsü tanımına girerler ki, bunlar da, medeni ortamın hayli uzağında kalmışlarda görülür. Alimin görevini, sadece hakikatin peşinden gitmeyle sınırlı tutmak, hakikati toplumdan saklamanın en etkili usulüdür.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  VAN  KATLİAMI 21 NİSAN 1915

Faruk Beşer’in dediklerine bakıp, Mümtaz’er Türköne’nin algısının yanlışlığını söyleyebiliriz:

”Alimler, bilgisi ve yaşayışlarıyla alem haline gelen insanlardır. Başkalarına örnek olan rol modeli olan insanlardır”.

Evet. Aynen öyledir. Ölçü bu olunca, ortaya konan hakikatin sahihliği kendini belli eder. Mümtaz’er Türköne bu tavırdan mı korkuyor?

”İslam barış dini değil mi? Ne gerekirse o yapılacak”.

Bu, menfaat üzerine başlatılan çözüm sürecinde, iyi niyetliler arasına sokulmuş art niyetlilerin oyununu bozacak demektir. Nitekim Orhan Gencebay, toplumdan gelen tepkilerden ‘akil’ olduğunu, ”kan durdurma görevi akillerde değil bizzat Meclis üyelerinde” diyerek belli etmiş. Bu sözü dedikten sonra hasta olduğunu akiller grubuyla gezilere katılmadığını öğrendim Gencebay’ın.

”Bir alim için en tehlikeli durum, kendi vadisine girip başka vadilerde olan bitenleri görememesi, fikirlerini danışıp tartışmaması ve her halükarda kendisinin haklı olduğunu sanmasıdır”. Bkz: http://yenisafak.com.tr/gundem-haber/alimler-sahih-din-algisi-icin-birlesti-22.04.2013-512966 

Türkiye Alimler Birliği adına konuşan Faruk Beşer, künhüne tam vurmuş. Uzun zaman denecek sürede Türkiye’nin problemlerle içiçe olmasının altında yatan sebep budur işte: Her alim görünenin ezberinden konuşmayı haklı bilmesi.

Faruk Beşer, toplum fertlerinin kafalarının karışık olduğunu da tesbit etmiş. Doğru. Örneği de Mümtaz’er Türköne. Bunun için kafa karışıklıklarını gidermeye azmetmiş Türkiye Alimlar Birliği.

Allah çalışmalarını mübarek kılsın.

İbrahim Faik Bayav

 

Bu makale 24 Nisan 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın