Alimlerde İlim Yeterli Değil 

Alimlerde İlim Yeterli Değil 

İstanbul’da ‘İcma ve Kollektif Şuur’ adında sempozyum düzenlenmiş. Çeşitli ülkelerden alim bilinenler bu sempozyumda konuşturulmuş. Bu sempozyumda alimlerin ittifak ettikleri konu ihtilaf içinde olunması imiş. Sempozyumdaki gelişmeyi okuyucularına duyurmak isteyen Yeni Asya da bu konuyla ilgili haberin başlığını ‘Müslümanların en büyük sorunu ihtilaf’ şeklinde koymuş.

Müslümanların sorunu ihtilaf!.. Yani zıtlaşma. Lügatte ihtilaf, uyuşmazlık yani bir konuda farklı düşünmek olarak belirtiliyorsa da, böyle bir ihtilafın uzun süreli olması mümkün değildir. İlmin bir penceresinden mutlaka bir uzlama ışığı görülür. Zaten alimlerden biri, ”İnsanların arasında ihtilafların olması gayet doğal” diyerek bu tezi teyid etmiş. İstanbul’daki alimlerin belirtmek istedikleri ‘ihtilaf’, ilmi geçersiz kılacak kadar kendini belli eden nefsani uzlaşmazlıktır.

Şimdi alim bilinenlerden birinin dikkat çeken bazı sözlerine bakalım:

Suudi Saad El Şahranî demiş: ”Düşmanlarımız bizi tefrikaya düşürmek istiyor. Çok eskiden beridir -parçala yönet- yöntemi üzerinde çalışarak bunu uyguluyorlar”. 

Şahranî’nin ‘düşmanlar’ dediği kimler acaba? Düşmanlar tefrikaya düşürmek istiyorsa, toplumlarda ilmin geçerli olmadığını fark etmişlerdir. Parçalayıp da yönetmelerine gerek yok ki!.. Tatlı söz ve vaadlerle, öncü bilinenlere dağıttıkları ulufelerle bunu rahatça gerçekleştirebilirler. Şahranî, -parçala yönet- yöntemini ‘çoook eski’ kelimesiyle anarken, Osmanlı’nın son dönemine de işaret etmiş oldu mu acaba?

Şahranî şunu da demiş: ”İslâm âlemi ise bugün etnik ve mezhepsel bu ayrışmadan muzdarip Bu ümmetin Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in sünneti etrafında birlik olması gerekir. Efendimiz, sünnetime ve Allah’ın kitabına sımsıkı sarılmamız durumunda dalâlete düşmeyeceğimizi buyurdu”. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Sad Suresi'nde Kanuni Süleyman ve Süleyman Demirel 

Hz. Muhammed, dosdoğruyu buyurmuş. Bugün bariz biçimde ‘dalâlet’ gözüküyorsa, demek ki sünneti yanlış bilmişiz; Allah’ın kitabına sımsıkı sarılmayı, onun ayetlerinin dercedildiği mushafı göğsümüze bastırmak, sonra öpüp öpüp rafa kaldırmak sanmışız.

Hz. Muhammed’e ümmet olduğunu iddia edenlerin elbetteki onun sünneti etrafında birlik olmaları gerekir. İyi ama, sünnetinin ne olduğunu toplumlar bilmiyorsa birlik nasıl oluşturulur ki? Alim bilinenler Kur’an’ı sayfa sayfa açıklayıp bunu topluma sunmazlarsa, ne Hz. Muhammed’in sünneti ortaya çıkar ne de Kur’an’ın rahmet olduğunun farkına varılır. Sempozyumlarda bunu dile getirmek kolaydır. Ülkenin yöneticilerinin bunu benimsemesi gerekir. Biz çok eskiden beri alimlerin bu ikazı yaptıklarını, ama destekledikleri yöneticilere uygulatamadıklarını biliyoruz. Alimlerin destekledikleri yöneticiler işaret edilene uyum göstermiyorlarsa, alimler çoook eskiden beri ‘İslam sandıkları âlemde boşa konuşuyorlar demektir.

Şahranî Suriye’den de bahis açmış: ”Batı, Suriye’deki olayları kınıyor görünse de bu durum onların ve İsrail’in çıkarına olduğu için izlemekle yetiniyor”. 

Suriye’deki olay kınanacak değil endişe edilecek olaydır. Olayın sadece izlenmesinden Batı’nın ve İsrail’in çıkarı mı var, yoksa, alim bilinenlerin Suriye’yi ‘İslam’ göstermelerine mi şaşıp sessiz kalıyorlar, bilinmesi gerekir. Suudî Alim, kendi ülkesinin ve ‘İslam’ sanılan bazı ülkelerin yönetimlerine dikkat etse, çıkar bulmak için izleyenlerin Batı ve İsrail değil, birliktelik umduklarından olduğunu farkedebilir. Alimin görevi bir yerleri hedef göstermek değildir; küçülen dünyada, her toplumun İslam’ı benimseyebileceğini umup tahlili genel anlamda yapmaktır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  UZAKTAN-YAKINDAN AMA EĞİTİM

İbrahim Faik Bayav

 

Bu makale 30 Nisan 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın