Angelanın Külleri I

Angelanın Külleri I

Frank McCourt

Yazari: Frank McCourt
Çevirmen: Nese Olcaytu
Yayinevi: Epsilon Yayinlari
Basim Tarihi: 1999
Sayfa Sayisi: 458

ARKA KAPAK
Frank McCourt’un çocuklugunu anlatan Angela’nin Külleri dünyanin her yerinde büyük bir okuyucu kitlesi tarafindan okundu ve çok sevildi. Büyük bir yoksullugu anlattigi halde, McCourt’un kaleminden sevecenlik ve ince mizah, satirlarinin arasindan sizan umutla birlesince, ortaya bir kurtulus, bir basari öyküsü çikmisti. Kitap birçok ödül aldi (Pulitzer Ödülü – Ulusal Kitap Kritikleri Çevresi Ödülü – Los Angeles Times Kitap Ödülü). Pek çok dilde defalarca basildi. Umuda Dogru iste bu öykünün devami; Frankie’nin yoksul bir göçmenden piril piril bir ögretmene ve mükemmel bir yazara dönüstügü Amerika serüvenini anlatiyor. Frank, büyük çabalardan sonra on dokuz yasinda, New York’a gelmeyi basarir. Gemide tanistigi bir papaz ona Biltmore Oteli’nde bir is bulur. Otelde çalisirken, bu “sinifsiz” ülkedeki çarpici siniflandirmayla tanisacaktir. Askere alinip Almanya’ya gönderilir. Orduda köpekleri egitmeyi ve daktilo kullanmayi ögrenir. 1953’te Amerika’ya döndügünde doklarda çalismaya baslar. Amerika, Frankie’nin karnini doyurmustur; ama yüregi hala hosnut degildir. Çevresindeki tüm göçmenler, ülkelerindeki benzer yasam biçimlerini benimser ve israrla baska bir seyin imkansiz oldugunu söylerken, onun hayallerinde okuyup egitim görmek, Amerika’da Amerikalilar gibi yasamak vardir. On dört yasinda okulu biraktigi halde, kendini, New York Üniversitesi’ne kabul ettirmeyi basarir. Orada, uzun bacakli, sarisin, su katilmadik bir Yankee’ye asik olur ve hayallerini gerçege çevirmeye çalisir. Ancak dünyadaki yerini, ögretmenlige -ve yazmaya- basladiktan sonra bulacaktir. Umuda Dogru, Frank McCourt’un Amerika’da yasadiklarini, olaganüstü insancil bir mizaha sararak büyüleyici bir dille anlattigi bir öykü.

KITAP HAKKINDA
Angela’nin külleri isminin nereden geldigini söyle bir düsünün… Kitabin sonunda bunu ögreniyorsunuz, ancak tahminlerinizden çok daha farkli olacagini simdiden söylemeliyim.

“…Ikizler tekrar aglamaya basladinda onlari eve götürsem annem kiyameti koparirdi. Mecburen ikizleri oyalamak için komiklik yapiyorum. Basimin üstüne bir kagit parçasi koyup kendi düsene kadar öylece birakiyorum. Çok egleniyorlar. Ama artik gece oldu ve karanlikta kafamin üstünden kagit parçasi düsürmek hiçte komik degil. Hala eve gidemeyiz annem daha dinlenmedim diyerek bagirmaya baslar, hem de kiz kardesimiz uyanirsa bize çok kizar. Ikizler tekrar tüm güçleriyle aglamaya basliyor. Ama ne yapcagimi bilemiyorum karinlari açikmistir heralde, sabahtan beri bir sey yemediler. Sokagin karsisinda Italyan Manav’in dükkani var. Orada muzlar, portakallar, elmalar görüyorum. Ikizlerin muz yiyebilecegini düsünüyorum. Diger kardesim Malachy’de muzu çok seviyor. Ama para lazim. Italyanlar bedava muz verecek insanlar degillerdir hele McCourtlara… Malachy’ye hemen dönecegimi söyleyip karsiya geçiyorum. Kimsenin görmedigi bir anda bir sap muz kapip oradan hizla ters yönde giderek, parka arka taraftan tekrar geliyorum. Parkta bir ziyafet çekiyoruz ikizlerin her yani muz olmus ve gülüyorlar. Rahatlamama firsat kalmadan anneme ne diyecegimi düsünüyorum. Bir adam verdi muzlari demeliyim diye düsünürken. Biri geliyor… Italyan Manav! Çok korkuyorum ama belli etmemeye çalisiyorum bana sesleniyor.

“Gel buraya ufaklik! Gelsene, sana söylüyorum.”
Adama dogru gidiyorum.
“Su ikizlerin agabeyi sensin, degil mi?”
“Evet, efendim.”
“Al bu torbada biraz meyve var. Bak istemezsen atacagim. Al bakalim su torbayi. Elma, portakal, muz. Muz seversin degil mi? Eminim çok seversin. Hadi al su torbayi. Ikizlere de birer muz ver bence seslerini ta karsi kaldirimdan duyuyorum belki susarlar.”
“Tesekkür ederim, efendim.”
“Pekte kibarmissin kim ögretti sana bunlari bakayim?”
“Babam, efendim…”

(Kitaptan)

Kitabin içinden bir pasaj yazdim size, gerçekten de hosuma giden bir bölümdü ama emin olun daha niceleri var. Kitap yazarimizin gerçek hayat hikayesini anlatiyor. Yazar Amerika’da dogmus olmasina karsin babasi, zamaninda IRA(Irlanda Cumhuriyet Ordusu)’yla Ingiltere’ye karsi savasmis bir Irlandali’dir. Bu nedenle sürekli olarak babasinin ona Irlanda için ölümü göze almasi gerektigini beynine kazimasiyla kendini Irlanda’dan hoslanmaz bir sekilde bulmustur.

Daha küçük bir çocukken babasinin geceleri eve sarhos gelmesi onu babasindan sogutmaya baslamistir. Ailenin tekrar Irlanda’ya gitmesi ise Frank McCourt için bir dönüm noktasi olmustur. Frankie dört yasinda Irlanda’ya gittiklerinde olacaklardan habersiz, babasinin ugrunda ölmesi için yemin ettirdigi Irlanda’yi hem nefret hem de merakla beklemektedir.

Frank McCourt’un Irlanda’da ki yasamini anlatan bu kitap gerçekten bir çocucugun düsüncelerini ve olgunlasma sürecini çok iyi bir dille anlatiyor. Aldigi onca ödülün hakkini vermek gerek. Frankie zamanla Irlanda’nin fakir sehirlerinden biri olan Limerick’te ki yasantisina alismaya baslar. Ama berbat bir yasantisi olmasi ve kardeslerinin durumu annesi Angela’ya çok aci vermektedir. Frankie’nin babasi kuzeyli bir aksana sahip oldugu için çok zor is bulmustur. Ancak is bulmasi onun içki parasina ancak yetmektedir. Zamanla Frankie’nin annesi parasizlik yüzünden fakir derneklerinden yardim almak zorunda kalir. Ancak sürekli sorunlar yasayan aile ikiz ogullarinin ölmesiyle çok daha kötü duruma düser. Yasamin tüm cilvelerine yakalanan McCourtlar için zor günler bu kadar degildir…

Gerçekten de okunmasi gereken bir kitap, yasadiginiz anin kiymetini anlatan…

Angela’nin Külleri
Hatiralar
(Angela’s Ashes)
Frank McCourt
Epsilon Yayinlari / Bestseller Dizisi

Pulitzer Ödülü
Ulusal Kitap Kritikleri Çevresi Ödülü
Los Angeles Times Ödülü

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın