DOLAR 18,4191 0.52%
EURO 17,8508 -1.1%
ALTIN 973,04-1,08
BITCOIN 3521991,20%
Adana
28°

AZ BULUTLU

16:28

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Adnan Deniz

Adnan Deniz

22 Temmuz 2022 Cuma

    ERZURUM’DAN KOZAN’A

    ERZURUM’DAN KOZAN’A
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    ADNAN DENİZ

    EĞİTİMCİ / YAZAR

    Doğu Anadolu’nun Dadaşlar kenti Erzurum’a Sabahın Loş ışıklarıyla indiğimizde soğuk bir hava beklerken ılıman bir hava karşıladı bizi. Aklıma hemen Büyük Selçuklu devleti ile 1048’de Bizanslıları yendiğimiz Pasinler Ovası, Saltuklular, Osmanlılar ve Anadolu Selçuklu hâkimiyetleri ve ortaya koydukları eserler geldi. Palandökeni gezmeli, camileri tek tek dolaşmalı, Erzurum Kongresinin yapıldığı binayı gezerek kurtuluş kararlarının alındığı ortamı iyice içimize çekmeliydik.

    Erzurum Hizmet içi binasına indiğimizde palandöken dağları karlı bir ortamda bizleri karşıladı. Hemen toparlanarak Palandöken atlama kulelerine ulaştık. Gerçekten çok heybetliydi ve tesislerle beraber Erzurum’a ayrı bir hava katıyordu.

    Erzurum tabyalarına vardığımızda 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Erzurum’u düşmana karşı savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen askeri yapıları gördük. Erzurum kalesindeki saat kulesi ve kulenin üzerinde dalgalanan Türk Bayrağı Erzurum’a ayrı bir güzellik katmıştı.

    Anadolu Selçuklu devletinden kalma çifte minareli Medresedeki Çift başlıklı kartalın görüntüsü sanki Anadolu Selçuklularının üç boyutlu resimle yıllar önce tanışmış olabileceği izlenimini veriyordu.

    Şehirdeki camileri tek tek gezerken, sanki bütün kutsiyetin üzerimize indiğini hissedebiliyorduk. Yakutiye Medresesi ön duvarındaki çift başlı kartal figürü dikkatimizi çeken en önemli özelliklerden biriydi. Çifte Minareli Medrese, Yakutiye Medresesi Erzurum’un bir kültür merkezi olduğunu adeta ispatlar mahiyetinde dimdik ayakta duruyordu. Üç kümbetleri, kümbetlerin üst kısımlarında 12 hayvanlı Türk Takviminin her yılının kümbetlerin çevresine işlendiğini adeta duvarlara kazınarak Türk Kültür ve Uygarlığının izlerini günümüze yansıttığını gördük. Taşhan parkında dolaşırken, Oltu taşından tespihlerin çeşit çeşit vitrinleri süslediğini ve Rus taşı ile adeta yarış halinde satıldığına tanık olduk. Taşhan parkında sergilenen eski tarım aletleri, kızak ve araba tekerlekleri geçmişi anlayabilmek için görülmeye değerdi.

    Tortum şelalesine yaptığımız gezi sırasında yüksek dağ silsilelerinin içerisindeki çok geniş bir alan içinde yer alan o eşsiz mavi güzellik Tortum gölünden başkası değildi.

    Erzurum Arkeoloji Müzesi, Erzurum Atatürk evi Müzesi, Erzurum Türk-İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi Gezi Güzergâhımız üzerinde yerini aldı. Kurtuluş Mücadelemizde belirleyici rol oynayan Erzurum Kongresinin yapıldığı lisenin içerisini gezerken duygulanmamak mümkün değildi. Havuz başı şehir meydanında Milletimizin Kurtuluş Mücadelesinin bir özeti gibi duran”Ya İstiklal Ya Ölüm”ibaresi bizim Kurtuluş ruhumuzun birer yansımasıydı sanki.

    Bütün bu geziler sırasında sürekli Erzurum’a özgü yiyecekleri tattık. Ayran aşı dedikleri(yayla çorbası) her yerde rastladığımız yemek türüydü. En Ünlüsü ise cağ kebabı idi. Otantik Erzurum evleri ve bu evlerin turizm’den pay almak için yapılan çalışmaları, Kümbetler civarındaki otantik evlerin dekorasyonları ve bu evlerde içtiğimiz kahvelerin tadını,tarihi ve doğal güzelliklerini ve seni hiç unutmayacağız Erzurum

    Devamını Oku

    Eski Mahalle

    Eski Mahalle
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    ADNAN DENİZ

    EĞİTİMCİ / YAZAR

    Çocukluğumun geçtiği mahalleye girdiğim anda hatıralarım depreşti. Mahalle daha da köhneleşmiş, top oynadığımiz sokaklar tenhalaşmıştı. Zamanın baştan aşağı elden geçirdiği mahallede tanıdık bir yüz bulmak için adeta herşeye dikkat kesilmiştim.

    Ama nerde? Yaşlılar dünyalarını değiştirmiş, çocuklar büyümüş ve herşey bana yabancı olmuştu. Kimmiş bu diye bana bakanlar, kimsin sen? Sorusunu sormaya bile tenezzül etmemişti.

    İnsan ilişkileri baştan aşağı değişmiş, daha dünün gençleri şimdi birer ihtiyar olarak köşelerine çekilmişlerdi. Ama ne çekiliş!

    Büyütmek için ömürlerini verdikleri çocukları bile çekip gitmişler, hepsini yalnızlığa terk etmişlerdi.

    Ne acı şeydir bu bilirmisiniz? Varlıkta yokluğu yaşamak, ümitlerinin bir çırpıda silinmesi gibi.

    Siz hiç yaşadınız mı böyle bir şey? İşte öyle bir şeydi durumları.

    Tek tek baktım geçtiğim yollara, ilk heyecanları yaşadığım mahalle ortamlarıma.

    Yazık! Nasılda değişmişiz hep birlikte, nasıl da kabullenmişiz yok olmayı.

    Çocukluğum, ilk gençlik yıllarım, hayallerim, pek muhterem komşularım şimdi hiç yoktular. Bütün kapıların üzerlerini örümcek ağları kaplamış, herkes geçim derdinde, yarasını sarma uğraşında kimisi.

    Hani nerde eski komşuluk ilişkileri?

    Dağ, tepe evle dolmuş, o gülen yüzler, dostca bakan gözler nerede?

    Neden ben eskilerdeyim hala? Neden bu halde bu mahalle?

    Yürüdüm çıktım bir baştan bir uca. Babamdan kalan ev şu karşıdaki, şimdi yıkık halde.

    Okuduğum okullar aynı, bazen yüzleri boyalı bir halde, bazen yolları yamalı.

    Ne değisti bende söyleyin. Nerede hayallerim, nerede hoşsohbetli mümtaz şahsiyetler? Nerede dostuk, nerede delifişek haller?

    Şimdi mahallede evler çökmekte, gitmekte o güzel insanlar birer birer.

    Sahi ne oldu bana? Benden neler gitti?

    Nerede benim eski mahalle?

    Devamını Oku

    PANDEMİ OLMUŞUZ!

    PANDEMİ OLMUŞUZ!
    2

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ne garip,eskiden böyle değildi.Ölümler çok ucuzladı be kardeş,iş sayıya bindi.
    Ölüm sayısı azalınca artık bir başka seviniyoruz.Ölüm sözcüğünü çoktan kanıksadık.Ölmek çok doğal biliyoruz!

    Yaşamak,bir evin köşesinde oturmak,televizyon seyretmek,yemek içmek oldu.Çoktan unuttuk biz kardeş, arkadaşı dostu!

    Telefondan arıyoruz annemizi,ailemizi.Bir de görüntülü olduğu zaman yaşadın demektir.iyi yere sermişiz diyoruz postu.

    Ama neden hala öksüz çocuklar gibiyiz,gülmeyi çoktan unuttuk biz!
    Okullarımız bomboş,işlerimiz tarmatakır,bizler mecnunlar gibi permeperişan gibiyiz!

    Pandemi?Bir mikrobun karşısında çaresiz bir şekilde yorulmuşuz,korku salmış benliğimizi,dünden teslim olmuş vucudumuz!

    Şüpheyle kardeş olmuş hepimiz.Kimse kimseye yaklaşmaz,kimse kimseyi görmez olmuş.Herkes kendi başının çaresine bakmaktan bir hoş, çaresizce hiç bir şey yapamadan öylece durmuş.

    Sanki zamanı bir yerinden çalmışlar,sanki bir ümidin peşinden yıllarca koşmuşuz.Koca yıllar devrilmiş arkamızdan,her geçen gün ya ölmüşüz,ya güller misali solmuşuz.

    Bak yine sabah oldu kardeş,yine güneş doğdu.Ölmesek akşam batan güneşi de göreceğiz.Bilmiyorum,biliyorum ama,evet evet biz gerçekten pandemi olmuşuz.

    Adnan DENİZ

    Devamını Oku

    OTOBÜS

    OTOBÜS
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    “Ankara-Adana istikametine giden Lider Adana Turizimin sayın yolcuları,Şirketiminiz yarım saat yemek ve istirahat molası vermistir.” anonsu ve otobüsün bütün ışıklarının yanmasıyla uyandı genç adam.
    Önce gözlerini ovaladı,sağına soluna bakındı sonra,aklına bir fikir gelmiş gibi otobüsten inerek lokantaya doğru yönelmişti ki;
    Bu sırada beş altı yaşlarında bir kız çocuğu ile genç bir bayan arkasından seslendi.
    “Bayım bakarmısınız?Genç adam geriye döndü şaşırmış bir halde”buyrun bayan dedi.
    Kadın gayet şık ve güzeldi.Giyim kuşamından
    Hali vakti yerinde olduğu belliydi.Çocuk çok sevimli bir şekilde gülümsüyor,genç adama bakıyordu.
    Kadın çocuğun elini genç adama uzatarak”beş dakika şu çocuğa bakarmısınız?Tuvalete gideceğim de”dedi.Genç adam gayri ihtiyarı uzattı çocuğa elini ve tamam bayan dedi utana sıkıla.
    Genç adam ve çocuk lokantanın bir köşesinde
    Genç kadını beklemeye koyuldular.Otobüsün gitme vakti gelmiş,gitme anonsları sıklaşmıştı.
    Otobüsün muavini gelip uyardı genç adamı.”Hadi gidiyoruz beyefendi,çocuğunuda al gel”diyordu.Ama halâ genç kadın yoktu.Şöföre söyledi durumu genç adam,şöför vakit tamam diyor, beklemiyordu.
    Elinden tuttu çocuğun genç adam,çocukla koltuğuna oturdu.Ne yapacaktı çocukla Adana’da,çocuğu kime bırakacaktı!Aksine kadında yoktu!
    Düşünceler içindeyken, Adana otogarında durdu otobüs.Genç adam indi araçtan,bir eli valizi diğer eli küçük kızın elini tutuyordu.
    Kozan’a gidecek otobüs çoktan kaçmıştı.Ne yapacaktı?Çocuğu kime bırakacaktı?
    Aklına birden polis karakolu geldi.Çocukla birlikte oraya doğru yöneldi.
    Anlattı bütün olup biteni,çocuğu bırakıp hemen gidecekti.Çocuk mahsum ve saftı,birde korkmuştu,bırakmıyordu tuttuğu eli.
    Polis dikkatle dinledi olup biteni ve dedi ki”Gidemezsin,bekleyeceksin annesini”
    Yıkıldı genç adam.beklediğine mi? Gidemediğine mi ?Yoksa polisin şüphesinemi yansındı?
    Karakolda kaç saat geçti bilmiyordu,genç adam.Lüks bir araç durdu önünde karakolun.
    Gelmişti nihayet annesi çocuğun.Genç adam mutlu ama kaygılıydı.Çünkü Kozana gidecek artık araç yoktu,aracı çoktan kaçmıştı.
    Teşekkür etti genç kadın, Özürler diledi.”Ben dedi,karşılıksız bırakamam seni.Evim yakın bir yemek yer,bırakırım seni kozana”
    Çok sevindi genç adam.Geçti bütün kızgınlığı.
    Aldı çocuğunu kadın, gittiler evine doğru.
    Çocuk uyumuştu yolda,kucakladı çocuğu götürdü kadın odasına,genç adam kanepede hâlâ oturuyordu.
    Geldi sonunda genç kadın,şeffaf giyisiler giymiş,kanepede genç adama sokuluyordu. Adam kaçıyordu ucuna doğru kanepenin,kadın hâlâ üstüne geliyordu.Sonunda düştü adam kanepeden,açtı gözlerini,karşısında otobüsün muavini duruyordu.Meğer otobüsteymiş genç adam, rüyaymış hepsi, genç adam uykusundan uyanıyordu.

    Adnan DENİZ

    Devamını Oku

    Emekli Zahit

    Emekli Zahit
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Onu herkes tanır ama bilmezdi. Zahit geldi, zahit gitti derlerdi de hakkında kimsenin bilgisi olmazdı. Zahit resmi dairelerin, evlerin ve özel iş yerlerinin tam bir gediklisiydi. Yıllarca altında eski bir mobilet ve üzerine yüklediği küçük ev eşyaları, o kurum senin bu daire benim gezer durur kendince satışlar yapardı.

    Öyleki mobiletle yakın ilçelere de gittiğinden oralarda onu görmek mümkündü.

    “Yetmez mi, artık yorulmadın mı? Biraz da dinlen cümleleri artık ona çok yabancı gelmiyor, bu cümle karşısında yalnızca gülümseyerek; “Ben bu işi seviyorum. Bu işi yaparken dinleniyorum” gibi beylik laflar ediyordu.

    Bu mazlum haliyle zahit herkesin sevgisini kazanmış, herkesin dostu olmuştu. Kendince tırmalıyor, yaşamanın en çetin kavgasını veriyordu. Gardiyan emeklisi bir memurdu zahit. Emekliden aldığı toplu paranın üstüne bir de kredi çekip bir ev almıştı yıllar önce. Yavaş yavaş ödeyecekti planı buydu.

    Ama hayat acımasız ve beklemezdi.

    Kanser hastalığına yakalandı zahitin eşi. Çok paralar döktü, çok doktorlar gezdi zahit. Ama Allah’ın dediği olurdu mutlaka. Kabullendi her şeyi, içine akıttı bütün derdini. Kimselere söyleyemedi. Hep mücadele etti. Eşi evde yatalak bir halde, üç çocuk, okul masrafları, kredi borçları… Ama Emekli zahit pes etmedi.

    Sahi seviyordu emekli zahit. Mobilete binip Resmi dairelerde satış yapmayı! İlçelerde soğuk kış günleri mobiletle gezmeyi ve herkese güler yüz göstermeyi.

    İçi kanıyordu zahitin, içten içe ağlıyor ama herkese mecburen gülümsüyor, Çaresizliğin en kestirme yolunu arıyordu. Her gün ek iş yapıp, ailesine bakmayı, her şeye rağmen kanser olan eşinin tedavisi için mücadele etmeyi, çocuklarını okutmayı seviyordu zahit.

    Borçlarını ödeyip, başı dik olarak gezmeyi, sevdikleri için kendisini feda etmeyi, ailesi için ödün vermeyi seviyordu zahit. Yoksa o da isterdi, Son demlerini hayatının huzurla geçirmeyi, torun sevmeyi ve en çokta sevilmeyi. Ama olmazdı, olamazdı! Çalışmak elzemdi ve zahit bu işe mecburdu, Çaresizce soğukta donan gözyaşları ile her gün ağladı ve her gün mecburiyetten çalıştı Zahit.

    Adnan DENİZ

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.