DOLAR 9,5053-0.36%
EURO 11,0633-0.1%
ALTIN 548,34-0,27
BITCOIN 564361-5,23%
Adana
23°

PARÇALI AZ BULUTLU

05:57

İMSAK'A KALAN SÜRE

Lütfi Yılmaz

Lütfi Yılmaz

09 Eylül 2021 Perşembe

OSMAN GAZİ

OSMAN GAZİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli dostlar, bu konuyu açıklarken Kutalmışoğlu Süleyman Şah Tan bahsetmemek mümkün değil. Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı Süleyman Şah, Selçuk Bey’in torunu kutalmış ın oğludur. Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi’nin dedesidir. Yani Süleyman Şah Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin babasıdır. Dolayısı ile Selçuklu Devleti ile Osmanlı bir soy bağı ile birbirine bağlıdır.

Büyük Selçuklu Devleti 1157 tarihinde mi adını doldurmuştu. Ancak Selçuklunun hükümranlığı devam ederken 1077 tarihinde yani Sultan Alparslan’ın Malazgirt zaferinden 6 yıl sonra kurulan Anadolu Selçuklu Devleti 1308 yılına kadar devam etti. Uzun bir dönem Anadolu’ya hükmeden Selçuklu Devleti aynı zamanda bizanslılara karşı çok güçlü zaferler elde etmişti.

Osmanlı Selçuklu Devleti’nin kurucusu Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın 1214 yılında Fırat Nehri’nde boğularak öldüğü bildirilmektedir. Bazı kaynaklarda ise Melikşah’ın kardeşi 1. Tutuşun ordusuyla Halep yakınlarında yaptığı savaşta öldüğü iddia edilmektedir.

Oğuzların Kayı boyunun lideri ve Osmanlı Beyliği’nin kurucusu olan kişi Osman Beydir. Yani Osmangazi… Bu nedenle bu konuda ilk olarak Süleyman şah’ı tanıttıktan sonra torunu Osman Gazi’yi tanıtacağım.

(Ne hazindir ki; Anadolu’yu bize Vatan yapan Türk milletinin bir yiğidinin mezarına sahip çıkamadık. Adeta oradan oraya savurduk.)

SÜLEYMAN ŞAH

Anadolu Fatih’i ve Anadolu Selçuklu Devleti’ni kuran kişidir. Anadolu Selçuklu Devleti’ni kuran Süleyman Şah, Selçuklu hanedanı ndan kutalmış beyin oğludur. Babası Ertuğrul Bey’in ölümünden sonra Kutalmış bey ,Alparslan’ın hükümdarlığını tanımayarak kendisini Sultan ilan etmiş, fakat Alparslan’a 30 Kasım 1064 te damgan civarında yaptığı savaşta mağlup olmuş, ricati sırasında attan düşerek ölmüştü.

Süleyman Bey, babasının ölümünden büyük teessür duymakla beraber, devlete Asi olmadı.

“: Isyan bayrağını çekmek ile Türklere hizmet değil, ihanet etmiş olurum”. Diyordu. Bizans İmparatorluğu karşısında her zamankinden fazla birliğe ve beraberliğe ihtiyaç vardı. Sultan Alparslan’ın kazandığı Malazgirt Meydan muharebesi’nden sonra bütün Anadolu Türklere açılmıştı. Onun ölümü üzerine yerine geçen Sultan Melikşah, babasının yolunda azimle yürüyordu.
Oğuzların o tarihe kadar Anadolu’da yapmış oldukları akınlar Malazgirt zaferinden sonra yerleşme şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. Anadolu’da Harekat yapan emirlerin en başarılısı kutalmış oğlu Süleyman Şah’tı. Anadolu’daki gayrimemnun kitleler, Bizans’a ha sım bir durumda idi. İstanbul’daki Saray entrikaları ve genel idare sizlik yüzünden uğrayan ve büyük Derebeyi aileleri arasında adeta bölünmüş olan Anadolu’nun mustarip halkı, kendilerini İmparator ilan ederek merkeze yürüyen kumandanların sık sık tasallutlarına maruz kalıyordu. Anadolu’nun fethine memur Selçuklu Kuvvetleri bundan çok faydalanıyorlardı.

Süleyman Şah, Konya şehrinin zapt ettiği zaman Anadolu’da savaşan Türk beylerinden önemli bir kısmı Konya’ya gelerek Süleyman şah’a biat ettiler. Süleyman Şah’ın Başarılarını adım adım izleyen Sultan Melikşah, Anadolu hükümdarlığını
kendisine vermek suretiyle bu memleketteki askeri birlikleri tek elde birleştirdi. Süleyman Şah da Konya’yı kendisine Başkent yaparak Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuş oldu. Akıllıca bir siyaset takip ederek elde ettiği yerlerin halkını ezmedi. Onları inançlarına saygı göstererek vergi almakla yetindi. Bu hareket tarzı bizanslıların zararına olacak, birçok yerlerin süratle eline geçmesine yarayacaktı.

Süleyman Şah Bizans İmparatorluğu’nda ki Saltanat mücadelelerine müessir olarak işine gelen tarafa yardım etmek suretiyle olaylardan azami faydalanarak hududunu kuzeye ve Batıya doğru genişletiyor du. Nitekim 3 Nisan 1078 de Bizans İmparatorluğu tacını giyen Botaneiates’e karşı ayaklanan general Melis Sezen yardımcı olarak orta ve batı Anadolu’nun birçok Kale ve şehirleri ne el koyduğu gibi, İznik’e de girmişti. Bizans’a doğru hücum larında mükemmel bir üst teşkil eden bu tarihi şehri 1080 de kendisine Merkez yaparak Üsküdar’a kadar ilerlemeye ve boğaz içini kontrol etmeye imkan buldu. Üsküdar’da İstanbul’u seyrederken bu şehirler güzelliğine hayran kalmış, yanındaki Kumandanlara “: bu şehrin burçlarında neden Türk’ün bayrağı dalgalanmasın”. Demişti.

Kumandanlarından biri”: Büyük Selçuklu Hakan’ı Melikşah Buna da muktedirdir”. Cevabını vermişti.

Süleyman Şah’ın ve Selçuklu kumandanlarından hayal ettiklerini, en büyük Türk hükümdarlarından biri olan Fatih Sultan Mehmet Han 373 yıl sonra 29 Mayıs 1453’te bunu hakikat yapmıştır.

Süleyman Şah, nihayetinde 5 Haziran 1086 da hayata gözlerini yummuştur.

OSMAN GAZİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu olan Osman Bey, 1.Osmanlı padişahıdır. Nerede doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak kuvvetli bir ihtimalle 1258’de Söğüt’te doğmuştur. Babası Ertuğrul Gazi dir. Babasının ölümü üzerine Kayı Aşireti’nin başına geçtiğinde 23 yaşında bir gençti.

Osmanbey, babasının ölümünden sonra ülkesini hızla genişletmeye başladı. Onun döneminde birçok Türk beyi, Osmanlı beyliğine katıldı. Osman bey, bir gün gördüğü bir rüyayı Ahi pirlerinden Anadolu’nun Saygın bir zât-ı olan şey Edebali ya anlattı. Rüyasında Şeyh Edebali’nin yanında yatıyordu. Bu esnada Edebali’nin koynundan Bir ay doğdu. Ay Bedir haline gelince gökten inip Osman’ın koynuna girdi. Bunun üzerine Osman’ın göbeğinden bir ağaç çıkarak yükseldi. Büyüdükçe yeşillendi. Dallarının gölgesi ile bütün dünyayı örtüyordu. Ağacın yanında 4 sıra halinde Dağlar gördü ki, Bunlar Kafkas, Atlas, Toros ve Balkan Dağları idiler. Ağacın köklerinden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna nehirleri çıkıyordu. Dağlardan çıkan bu sular, Gül ve Selvi bahçeleri arasından dolaşarak akıyordu. Deniz gibi üzerinde gemiler yüzüyordu. Tarlalar mahsuller dolu idi. Dağların tepeleri de sık ormanlarla örtülü idi vadilerin her tarafında şehirler vardı. Bunların hepsinin altın kubbelerinde birer ay yükseliyor, sayısız minarelerden Ezan okunuyor, Bu sesler Ağacın dalları üzerindeki bülbüllerin ve renkli papağanların ve kuşların cıvıltıları na karışıyordu. Ağacın yaprakları kılıçkını gibi uzamaya başladı. Derken bir rüzgar çıkıp ağaçların yapraklarını Istanbul Şehrine Doğru çevirdi.. şehir iki denizin ve iki Kara’nın birleştiği yerde, iki Firuze ile Zümrüt arasına oturtulmuş bir Elmas gibi parlıyordu. Böylece bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülkenin teşkil ettiği yüzüğün ..kıymetli taşını meydana getiriyordu. Osman Bey bu yüzüğü parmağına takarken uyandı…

Değerli dostlar, Osman Bey bu rüyasını gidip bir şeyh Edebali ya anlattı. Şeyh gülerek”: Osman, padişahlık sana ve senin nesline kutlu olsun. Kızım Balaban’da senin Helalin olsun. Hemen nikah edelim”. Dedi.

Böylece onun Saygın bir kişi ile akrabalık kurmuş olması Anadolu’da gücünü ve etkisini artırdı.

Selçuklu sultanı 2. Gıyasettin Mesut Osman Bey’in rumlara karşı kazandığı zaferlerden dolayı memnuniyetini bildirmek üzere kendisine beylik belirtisi olarak Bir Sancak tuğ ve mehterhane gönderdi. Bu suretle uç Beyliği Ne yani valiliğe yükselmiş oldu.
Osman Bey’in Anadolu’da gücünün ve itibarının artması civar Rum beylerini endişelendirdi. Onlarda kendi aralarında bir ittifak kurdular. Bu ittifak Osman Bey’i ve yakın arkadaşlarını ortadan kaldırmak üzere onlara tuzaklar hazırlamak için ‘di.
1299 yılı baharında Bilecik tekfuru, yarhisar Rum beynin kızı ile evlenecek, bu münasebetle yapılan düğüne Osman Bey ile beyliğin ileri gelenleri de davet edilecekti. Düğünde davetlilerin eğlenceye daldıkları bir sırada ansızın üzerlerine saldırılacak ve öldürülecekler di. Fakat hazırlanan hilenin farkında olan ve Türk dostu olarak bilinen Köse mihal Bey, Bu olaydan Türkleri haberdar etti. Osmanbey bir karşı plan hazırladı. Önce Bilecik’i sonra da Yar Hisarı aldı. Tekfurun güzel kızını oğlu Orhan Bey ile evlendirdi.

Bu olaydan sonra beyliğin Merkezi Bilecik’e taşındı. İznik’ten önce Yenişehir taraflarını alarak yeni bir Türk şehri kurdu. Savaş bölgesine yakın olduğu için ordusunu yenişehir’e nakletti. 27 Temmuz 1302’de Koyunhisar Savaşı’nda Osman Bey, düşmanlarını yenilgiye uğrattı. Böyle ce Bursa’nın etrafı çevrilmiş oldu.

Bu sırada Selçuklu saltanatı dağılmış, Anadolu ilhanlıların idaresine geçmişti. Anadolu’da bir süre devam eden otorite boşluğu sırasında Osmanlı Beyliği bağımsızlığını ilan etti.

Osmanlı Beyliği’nin güçlendiğini gören Bizans İmparatoru, ikinci bir tuzak hazırladı. İmparator, kız kardeşini İlhanlı hükümdarına vererek onların kendilerine yardım etmesini sağlayacak, Türkleri tehdit altına alacaktı. Fakat bu planında başarılı olamadı.

Osmanbey 1320 de hastalandı. Beyliğin idaresini oğlu Orhan Bey’e bıraktı. Hastalığın ilerlediği bir gün oğlunu yanına çağırarak vasiyette bulundu.”: adil ol, merhametli ol bütün milleti eşit tut. İslam dinini yay. Bursa’nın fethini çok görmek isterdim. Bu bizim en büyük arzumuzdu. Olmadı. Ben ölünce Cenazemi Bursa’da Gümüşçü kümbetin altına koyasın”

Osman Bey Kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu. Orhan Bey, 6 nisan 1326 da Bursa’yı fethetti. Osman Bey’in cenazesini Bursa’ya götürerek Gümüşçü Kümbet adı verilen yere gömdürdü ve üzerine türbe yaptırdı. Osman Bey’in kurduğu devlete onradan kurulan İmparatorluğu ve milletine onun adı verildi.

Bizlere bu güzel vatanı bırakan ve asırlarca burayı idare eden yüce Türk milletine minnettarız. Bizlere buraları Vatan yapan, asırlarca adaletten şaşmadan yöneten ecdadımıza rahmet olsun.

Savaşta milletimizi yenemeyen, ancak çeşitli Entrika ve oyunlarla Osmanlı Devleti’ni yıkıma götüren yerli ve yabancı düşmanları Rabbım kahrı perişan etsin.

Tarih durmayan bir süreçtir. Dolayısıyla bu süreçte yer alan, Ulu Çınarın köklerine su ve gıda veren devletlerin 16. Sınında kurucusunun hayatını böyle de vermeye çalıştık.

Hepsinin Ruhları şad olsun Mekanları cennet olsun.

İnşallah haftaya 17 Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü tanıtmaya çalışacağım.

Değerli dostlar, Yolumuz Gönlümüz ve bahtınız açık olsun. Rabbım yüce Türk milletini korusun ve yüceltsin. AMİN.

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

Okumuş olduğum yasin-i şerifleri diğer sureleri dergah-ı izzetinde kabul eyle Allah’ım.
Hasıl olan sevabı önce bütün dostlarımızın geçmişlerinin ruhlarına hediye ediyorum şu anda haberdar eyle Allah’ım.
Dünya ve ahiret hayatımızı güzel eyle.
Başımıza akıl ver, vücudumuza sıhhat ver, günahlarımızı Affeyle Allah’ım.
Bizleri cimrilikten, fakirlikten ve azdıran zenginlikten koru Allah’ım.
Sen affedicisin, affetmeyi seversin. Bizleri de Affeyle Allah’ım.
Hastalarımızın şifa bulması için, dualarımızın kabulü için, Allah rızası için El Fatiha.
Hoşça kalın dostça kalın Benim kardeşlerim.
Allah’a emanet olun.
Cumamız mübarek olsun.
Cumanın feyiz ve bereketi hepimizin üzerine olsun. ÂMİN.

Devamını Oku

ORHUN ABİDELERİ

ORHUN ABİDELERİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk’ün üç önemli yapıtından birincisidir. Göktürkler devrinden kalma kitabeler dir. Göktürkler, milattan önceki asırlarda Hun’lar tarafından kurulup değişen sülaleler ve boylar idaresinde devam edegelen Asya’daki büyük Türk İmparatorluğu’nun 6.asırla 8. Asır arasındaki devrede hüküm sürmüşlerdir. 552 tarihinde Bumin Kağan’ın Avar idaresine son vererek Türk devletinin Göktürk hanedanı devrini açtı.

Bumin Kağan Göktürk hakimiyetini kurduğu sene vefat etti. Sonra sırasıyla 3 oğlu hakanlık yaptı. bunlardan 2. oğlu Mukan zamanında devlet mançurya dan İran’a kadar uzanan kuvvetli bir imparatorluk haline geldi.

Daha Sonraları devlet özellikle Çin entrikaları nedeni ile hayli geriledi. Topraklarının bir kısmını kaybetti. Ancak bu olumsuz durum sürekli devam etmedi. Özellikle iktidara gelen İlteriş Kağan, Çin hakimiyetine son vererek 680- 682 senesinde Devleti yeniden toparladı. İlteriş Kağan 691 de ölünce yerine geçen kardeşi Kapkan Kaan idaresinde devlet tekrar eski ihtişamlı dönemine geldi.

İlteriş Kağan’ın Bilge ve kültigin adlı iki oğlu vardı. Babaları öldüğünde 8 ve 7 yaşlarında idiler. Kapgan Kağan 716 da ölünce idareyi onun oğulları almak istedi. Fakat Bilge ve kültigin kardeşler Buna müsaade etmediler. Babalarının Devleti’ne el koydular. Bu şekilde Bilge Kağan hükümdar oldu. Iki kardeş baba ve amcalarının devrinden kalmış ihtiyar Vezir Bilge Kağan’ın da kayınpederi Tonyukuk’un da yardımı ile Devleti daha da kuvvetlendiridiler.

Sonra 731 de kültigin, 734 de Bilge Kağan vefat etti. Bilge Kağan’ın ölümünden 10 yıl sonra da Uygurlar devleti ele geçirerek 745 de Göktürk hakimiyetine son verdiler.

Işte bu sohbetimizde örneklerini vereceğimiz Orhun Abideleri, büyük Türk hakanı Bilge Kağan devrinin mahsulleri dir. Üç kısımdan oluşmuştur:

1- kültigin abidesi 732 de abisi Bilge Kağan tarafından dikilmiştir.

2- Bilge Kağan abidesi. Bunu da Bilge Kağan’ın ölümünden sonra 735 tarihinde kendi oğlu diktirmiştir.

3- Tonyukuk abidesi ise 720- 725 tarihlerinde kendisi tarafından dikilmiştir.

Orhun abideleri’ni, bugün Türkiye’den binlerce kilometre uzakta eski Türk yurdunda, bugünkü Moğolistan da Türklüğün şahadet parmakları olarak yükselen Bu mübarek taşları kana kana okumak, her kelimesi üzerinde derin derin düşünmek, resimlerini huşu içinde seyrederek ruhu yıkamak her Türk için milli bir görevdir.

Üç kıtada tarih boyunca geniş sahalara yayıl an ecdadımız, gittikleri yerlerde birçok kültür merkezleri meydana getirmişlerdir. Temas ettikleri çevrelere göre çeşitli yazılar, çeşitli alfabeler kullanmışlardır. Ancak bunlardan 4 tanesi geniş ölçüde kullanılarak Türklerin umumi milli alfabeleri haline gelmiştir. Bunlar Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabe leridir.

Göktürk veya Orhun yazısı Türk yazı dilinin ilk asırlarında kullanılmış, sonra Onun yerini umumi yazı olarak Uygur yazısı almıştır. Islamiyetten önce en geniş ölçüde kullanılan, fakat İslamiyet’ten sonra da uzun zaman yazılan Uygur yazısı, islamiyetle birlikte yerini Arap asıllı Türk yazısına bırakmaya başlamıştır. Uzun müddet yan yana kullanılmıştır. Sonra yerini tamamen Arap asıllı Türk yazısına bırakmıştır. Binsene Türkler tarafından kullanılmıştır. Sonra 1928’de yerini 4. ve son milli alfabe olan Latin asıllı Türk yazısına bırakmıştır.

Sohbetimizin bu bölümünde abideler den örnekler vereceğim.





1- kültigin abidesi Güney yüzü:

1.Madde: Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan’ı bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa Küçük kardeş, yeğenim, oğlum, bütün soyum, Milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri, Oğuz, Tatar….

2. Madde: dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit. Adam akıllı dinle: doğuda gün doğusuna, güney’de gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki Millet hep bana tabidir.

3. Madde: bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi Kötü değildir. Türk Kağan’ı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur… şeklinde devam eden 13 maddelik yazı vardır.

Doğu yüzü:1. Madde: üstte Mavi Gök, altta Yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. Insanoğlunun üzerine ecdadın Bumin Kağan, istemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş.

2. Madde: 4 taraf hep düşman imiş, Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep Tabii kılmış. Başlıya baş eğdir miş, dizliye diz çök türmüş. Doğuda kadırkan ormanına kadar, batıda demir kapıya kadar kondurmuş…

Şeklinde devam eden 40 maddelik bir yazı bulunmaktadır.

O gün olduğu gibi bugün de dört tarafımız maalesef düşmanla çevrili… ecdâdımızın kendilerine karşı kurulan oyunları, tuzakları bir bir bozduğu gibi İnşallah Torunları da bugün oyunları, tuzakları bozacaktır …

Kuzey yüzünde de 13 maddelik yazı bulunmaktadır…

2- Bilge Kağan abidesi:

Doğu yüzü:1. Madde: Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağan’ı, sözüm: babam Türk Bilge Kağan’ı… Sir, dokuz Oğuz, 2 Ediz Çadırlı beyleri, milleti… Türk tanrısı…

3. Madde: insanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, istemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş düzene soku vermiş. ….

Şeklinde devam eden 41 maddelik yazı.

Güney yüzü:1. Madde: Çin Süvari sini, 17.000 askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini 2. gün hep öldürdüm… şeklinde devam eden 15 maddelik yazı.

Kuzey yüzü:3. Madde: Ersin’e kadar Ordu sevk ettim. Tibet’e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci Nehri’ni geçerek demir kapıya kadar Ordu sevk ettim. Kuzeyde yir bayırku yerine kadar Ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. Il tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım.

4. Madde: altını, gümüşü, ipeği, İpekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaş yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak İpek kumaşla aldatıp uzak milleti öyle de yaklaştırır mış. Yaklaştırıp konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. Iyi bilgili insanı, iyi Cesur insanı yürütmez miş…

Şeklinde devam eden 15 maddelik yazı.

Tonyukuk abidesinin 1. taş Batı yüzünde 7, Günay yüzünde 10, Doğu yüzünde 7, Kuzey yüzünde de 11 maddelik yazı bulunmaktadır.

2. taş Batı yüzünde 9, Güney yüzünde 6, Doğu yüzünde 8, Kuzey yüzünde de 4 maddelik yazı bulunmaktadır..

Bu sohbetimizde Orhun abideleri’ni Prof.Dr. Muharrem Ergin’in kitabından tanıtmaya çalıştım…

Yüce Türk milletinin tarihin her döneminde dostuda düşmanıda olmuştur. Türk milleti haksızlıklar karşısında Susma mıştır. Hakkı olanı almaya çalışmış ve almıştır. Ancak bunu yaparken asla haksızlık yapmamıştır. Kendisine de yapılmak istenen haksızlıklara da asla müsaade etmemiştir… Ne yüce bir millet… mensubu olmaktan her zaman gurur duyacağız… Rabbim Türk milletini kıyamete kadar korusun ve yüceltsin.AMİN.

Euzu billahi mineşşeytanirracim.

Bismillahirrahmanirrahim..

Okumuş olduğum yasin-i Şerifleri ve diğer sure-i celileleri dergahı izzetinde kabul eyle Allah’ım.

Hasıl olan sevabı önce bütün dostlarımızın geçmişlerinin ruhlarına hediye ediyorum şu anda haberdar eyle Allah’ım. Varsa günahlarını af eyle. Cennetinle şereflendir Allah’ım.

Tüm dostlarımızın başına akıl, vücuduna sıhhat ver günahlarınıda Affeyle Allah’ım.

Her türlü şeytanın şerrinden şeytanlaşmış insanların şerrinden bizleri koru Allah’ım.

Işlemiş olduğumuz günahlara bir daha işlememek üzere tövbe ediyoruz tövbelerimizi kabul eyle Allah’ım.

Hastalarımızın Şifa bulması için, kötü huylardan fena hareketlerden özellikle cehaletten Cenabı Allah’ın bizleri koruması için, Allah rızası için El Fatiha!

Hoşça kalın dostça kalın Benim kardeşlerim.

Allah’a emanet olun!

Cuma gecemiz ve gündüzümüz mübarek olsun. Cumanın feyiz ve bereketi hepimizin üzerine olsun! ÂMİN.

Devamını Oku

Dost Yiğitlerle Sohbet – Merak Etmeyen

Dost Yiğitlerle Sohbet – Merak Etmeyen
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Merak düşünmenin, harekete geçmenin, araştırmanın başlangıcını oluşturur. Bilmediğinin farkında olan kişi merak eder. Dil ne kadar gelişirse merak edilen durumda genişler. Soru sormanın da temelinde merak vardır. Felsefi konular da, ilmi konular da merakla başlar.

Daha çocuk doğmadan anne baba merak etmeye başlar. Acaba çocuğumuz kız mı olacak erkek mi? Doğumla Birlikte yapılan hareketler merak edilen durumlara göre değişir. Değişen bu haller ile Çocuk büyürken; önce anne – babasını merak eder. Sonra çevresini. Konuşmaya başlarken etrafında gördüğü her şeye :” Bu ne?.. Bu ne?… diye sormaya başlar. Sordukça öğrenir, öğrendikçe sorar. Bir bakarsın içinde yaşadığı toplumun dilini öğrenir…

O halde merak doğuştan ve bilgi edinmenin gerçek yoludur. Dil, Merak da önemli bir ögedir. Dil olmazsa bilgi edinilemez. Dil dağarcığı ne kadar geniş olursa merak edilen durumda o kadar geniş olur. Merak öğrenmenin Odak noktasındadır. Bilgi arttıkça Odak noktasının yeri değişir. Ama Odak noktasında Hep merak vardır.

Merak, canlıları yeni şeyler öğrenmeye yönlendiren bir histir. Merak edilen konu bir şekilde çözüldüğünde beyinde mutluluk hissi uyandırır. Ancak bu durum merak edilen Duruma göre değişebilir.

Patent bilgi üretmenin başlangıcı yine meraktır. Bilim adamları merak etme Seydi araştırma yapamazlardı. Dolayısı ile ilimde ilerleme olmazdı… bir insan merak ettiği konuyu önce düşünür. Bu konuda ben ne diyorum? Diye kendine sorar. Bunun sonucunda ortaya bir görüş atar ki; buna hipotez diyoruz. Işte ancak bundan sonra kontrollü deneyler başlar. Sonuç Olumlu ya da olumsuz olabilir. Şu bir gerçek ki; sonuç olumlu da olsa olumsuzda olsa bir durum öğrenilmiştir…




Düşünmeyen beyin durgun Göle benzer. Durgun gülün suyuna yön vermek mümkün değildir. Çalışan beyin akarsuya benzer. Su yanlış yere akabilir. Ama akan su bir gayretle uygun yere yönlendirilebilir… çalışan beyin de böyle. Yanlış düşünebilir. Nihayetinde mutlaka gerçeği görür ya da birileri ona gerçeği gösterir.

Değerli dostlar, Bu konuda da misyoner Güçler bizleri emperyalizm tuzağına çekmişlerdir. Nasıl mı?

– Merakın iyiliği ile ilgili atasözü bulamazsınız. Kötülüğü ile ilgili birçok atasözü diye uydurmalara rastlarsınız. Örnek mi?:
Merak dostlardan uzak.

Fazla merak adamı mezara sokar.

1000 merak bir borç ödemez.

İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir. Gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Merakla ilgili olumlu atasözü ben bilmiyorum Bilen varsa söylesin.

Oysa merak, öğrenmenin, keşfetmenin anahtarı,. Sorgulamanın, düşünmenin olmazsa olmazıdır…

Ne gariptir ki; misyonerler Hz Adem’in cennetten çıkarılmasını örnek göstererek işte Adem merak etti Cennetten kovuldu. Doğrudur Hz Adem ilk peygamberimizdir ve gerçekten Allah’ın emrini çiğnediği için ayetlerde belirtildiği gibi Cennetten çıkarılmıştır. Burada ayetler uzun yer kaplayıcı için konuyu uzatmama adına sadece ayet numaralarını vereceğim. Araf Suresi 19, 20,21,22,23,24ve25. Ayetler.

Oysa Cenabı Allah Hazreti Adem’e yasağı çiğn etmezse Çiğnetmezdi. Ilk insana verdiği merak etme duygusunu ölçtüğünü düşünüyorum. Adem Aleyhisselam ağacı merak ederek yedi.

En azından ağacın öldürücü olmadığını gördü. Sadece Allah’ın emri olduğu için yenmemesi gerektiğini düşündü. Cenabı Allah da ilk yarattığı kulunun hatasını gördü. Çünkü Merak da, hatada, hatasızlıkla insanın Özünde vardır. Yine söylüyorum merak etmeden hiçbir şey öğrenilemez.

Inancımıza göre merak edilmemesi gereken durumlar yok mu? Elbetteki var. Bunlar özellikle kişilerin özelleridir . Nitekim Cenabı Allah Hucurat suresinin 12. Ayetinde:” Ey iman edenler! Zannın çoğundan uzak durun. Çünkü zannın bazısı büyük günahtır. Kusurda araştırmayın. Bazınız bazınızı çekiştirmesin, sizden biriniz, ölü halindeki kardeşinin etini yeme ister mi? Demek ondan tiksindiniz. Allah’a karşı gelmekten sakınarak korunun. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul eden, çok acıyandır.” Buyurmuştur.

Misyonerler Bu ayeti bile merak etmeme adına kullanmışlardır. Oysa bu ayet toplumsal barışı sağlama adına kişiye özel durumların merak edilip araştırılmaması içindir.

Merak insanlarda ve hayvanlarda gözlenen araştırma ve öğrenmeye yönelik bir davranış biçimidir. Ayrıca merak bu davranışa Yolaçan Duygu’nun adıdır. Merak insanlık tarihinde bilim ve teknolojinin gelişmesine yol açan en önemli niteliktir. Bu konuda düşünmemizi isteyen o kadar ayet var ki bunlardan bazılarının ayet numaralarını vereceğim.( konuyu uzatmamak için. Merak edenler ayetleri bulsunlar ve okusunlar)

Enam Suresi 80. ayet, Enam suresi 126.ayet, Yunus suresi 3.ayet, Hud Suresi 24.ayet, Hud Suresi 30. Ayet, Nahl suresi 17. Gayet, müminin suresi 68. Ayet, Furkan Suresi 62. Ayet, Secde suresi 4. Ayet, Muhammed Suresi 24. Ayet, Kamer Suresi 22.32.40. Ayet…………




Merak edip düşünülecek o kadar durum var ki… meraksız lık insanı Fanatik leştirir. Hep ben bilirim dedirtir. Böyle kişi bilmediğini de bilmiyor demektir.

Rabbim bizlere

Beşikte başlayan öğrenme aşkını mezara kadar sürdürmeyi nasip eylesin

Olumlu şeyleri merak etmeyi Rabbim gönlümüzden çıkarmasın.

Rabbim özellikle gençlerimizin zihnini açık eylesin onlara patent bilgi üretme aşkını versin ve başarılı kılsın. AMİN

Hoşçakalın dostça kalın Benim dost değil kardeşlerim. Allah’a emanet olun.

Devamını Oku

Dost Yiğitlerle Sohbet – Disiplin ve İnsan

Dost Yiğitlerle Sohbet – Disiplin ve İnsan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Müslüman Türk insanı hayatını Türk İslam değerleri içerisinde disiplinize ederse değer kazanır.

Hayvanlar ve insanların doğasında disiplininin olduğunu görürüz.

Hayvanlarda disiplin genellikle kaba kuvvete dayalı olduğunu, aynı türün oluşturduğu topluluklarda bireyleri arasında bir hiyerarşinin varlığını görüyoruz. Bir örnek verecek olursak aşağı yukarı hepimizin şahit olduğu tavuk topluluklarında gagalama kuralı diye bir durum var. Lider kimseden Gaga almaz. 2 numara birden gaga alır ( dayak yer) 3.iki gaga
Alır…. bu böyle sıralanır. Bir disiplin kurulur. Bu düzeni bozmak isteyen tavuk ya da horoz ölümü göze almak zorundadır…

Görüldüğü gibi kaba kuvvete dayalı bir disiplin. Her ne kadar adaletsiz gibi görülen Bu disiplinin türün devamlılığı açısından bir şart olduğu görülür. Tür besin sıkıntısı çekerse bu disiplin içerisinde güçlüler yiyeceği yer. Zayıflar açlıktan ölse bilen kalan güçlüler ile türün devamlılığı güçlü bir şekilde sağlanır. Buhal tabiatın korunmasına hizmet eder. Örneklerini çoğaltabilirsiniz…
Insan doğumuyla disiplinli Bir Hayata adım atmış olur. İnsan Büyüdükçe önce anne babasının kontrolünde, Sonra toplumun değerleri ile birlikte kişi disiplinli hayatı kavrayacaktır.




Kültürel disiplin, aile disiplini, okul disiplini, iş hayatı disiplini, askeri disiplin gibi çeşitlerini görebiliriz. Bunlardan bir kısmı yönetmeliklere, Kanunlara bağlıdır…

Ben bu sohbetim de daha çok kültüre dayalı disiplinden söz edeceğim. Türk İslam kültürü büyüye karşı saygıyı, küçüğe karşı sevgiyi gerektirir. Cömertlik, paylaşım, arkadaş ilişkisi, akraba bağlılığı… kültür değerlerimizden dir. Anne ve babaya itaat Cenabı Allah’ın bizlere verdiği kesin görevidir. Cenabı Allah isra suresinin 23. Ayetinde:” Rabbin, ancak kendisine ibadet etmenizi, anne babaya güzellikle davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında İhtiyarlık dönemine ulaşırsa, sakın onlara “öf” deme. Onları azarlama, onlara karşı hoş söz söyle” buyurmuştur.

Ömür içerisinde bir gün çok önemli bir zaman dilimidir. Çünkü genellikle her gün aynı şeyleri yaparız…

Müslüman Türk olarak bir günü nasıl disiplinize etmemiz gerekir? Daha sabah olmadan önce iki hayvanın programlanmış hareketinden söz edeceğim. Birincisi köpek. Sabaha kadar sahibinin evini bekler. Hem de menfaat gözetmeden. Verilen yiyeceklere itiraz etmeden. Inatlaşmadan… sabah Şafak sökmesi ile uykuya yatar… Bu arada görevi horoz devralmıştır. Sabahın Seherinde sabah namazı vakti geçinceye kadar öter… çok ilginçtir, teknolojinin hiç gelişmediği dönemlerde insanlar bu düzen içerisinde uyanmışlardır. Köy hayatı yaşayanların bu hali özellikle iyi anlayacak larını düşünüyorum… şahsen benim Çocukluğum böyle geçmiştir.

Insan bu şekilde uyandırılır Böylece gün başlamıştır. O halde ilk yapılması gereken Euzu Besmele ile yataktan kalkıp bir abdest almak.. Cenabı Allah Maide suresinin 6. Ayetinde:” Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi, başlarınızı mesh edip, her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp iseniz tamamen yıkanın” buyurmaktadır.

Sonra sabah namazı kılınır. Cenabı Allah Ankebut suresinin 45. Ayetinde :” sana vahyolunan kitabı güzel güzel oku! Namazı kıl. Muhakkak ki( şartlarına uygun olarak kılınan) namaz edepsizlikten ve kötülükten alıkoyar. Muhakkak ki Allah’ın zikri en büyük iştir. Allah, her ne yaparsanız bilir” buyurmuştur.

Sohbetimin bu bölümünde yine birazcık kendimden söz edeceğim. İnşallah sıkıcı olmam… ilkokuldan sonra İmam Hatip okuluna kayıt oldum. Orta birde Kur’an dersinden ikmale kaldım. 1965 yılının yazıydı. Babam beni komşu köyümüz olan Akkuyu Köyüne hocaya gönderdi. Hoca’nın evi caminin havlusunun yanındaydı. Dışarıda bir sedirde yatıyordum. Sabah namazına kalkamıyordum. Hoca da çocuk diye kaldırmıyordu. Bu hal beni öyle rahatsız ettik ki; bir gün babama:
– ben hocaya gitmeyeceğim dedim.

Babam nedenini sordu. Ben de yukarıdaki durumu anlattım. O zaman babam bana:- oğlum Madem o kadar istiyorsun. Akşam yatarken Kevser Suresini 3 defa oku. Kalkmak istediğin zamanı aklına al. Öyle de uyu dedi.

Babamın dediklerini yaptım. Ben 13 yaşındaydım. O gece öyle bir rüya gördüm ki; çok korktum.( rüya Bugün bile o günkü gibi aklımda. Ancak Sohbeti daha fazla uzatmamak için yazmayacağım.) O korkuyla hemen uyandım. Hoca sabah ezanını okumak için caminin merdivenlerini çıkıyordu…

Rabbime şükürler olsun o günden beri uyurken üzerime asla Güneş doğmamıştır…

Ancak ailem içerisinde itiraf edeyim ki; bu halimin yalnızlığını çok yaşadım. Hala da yaşamaktayım… birçok insanımızın bu yalnızlığı yaşadığını yüzde vermeden düşünüyorum… Çünkü bu noktada kültürel disiplinim izin çok bozulduğunu görüyorum. Kültürel disiplinin bozulduğu yerde kültür emperyalizmi başlar.

Cenabı Allah neml suresinin 86. Ayetinde:” bizim geceyi onda dinlesinler, gündüzü de çalışsınlar diye aydınlık yaptığımızı görmediler mi? Elbette bunda inanan bir topluluk için kesin deliller vardır.” Buyurmuştur.

Ayet-i kerimeler bu kadar net olarak ortada iken; Bizler adeta tam tersi hareket etmeye başladık. Sebep ne derseniz deyin. Hepimiz kendimizde bir neden görebiliriz. Ancak ortak olarak bir sonuç var. Gecenin dinlenmeden geçirilmesi… böyle olunca Sabah namazına kalkılabilir mi? Kahvaltı zamanında yapılabilir mi? Bu soruları çoğaltabilirsiniz…

Kültürel bazda günün disiplini bozuldu. Ömür’ü günler oluşturduğuna göre ömrün disiplini de bozuldu. Türk İslam kültürünün önemli bir bölümü gitti… yani Kültür emperyalizminin bir hedefi gerçekleşti… Bu aşamadan sonra istediği kültürü getirir. Çünkü bardak boşaldı. Boş bardağa istediğin maddeyi katarsın…




Hal böyle olursa aile fertleri arasında huzursuzluklar oluşmaya başlar. Emperyalist güçlerin de işte Tam istediği budur… bu hali normalleştirme adına bir de jenerasyon farkı demezler mi?..

Sonra Kahvaltı hazırlanır ve yapılır. Aile fertlerinin her biri kendi işine gider… farklılık burada. Bütün meslek gruplarını düşünebilirsiniz . Müşterek olan yemek ve namaz vakitleri dir. 24 saatte namaz ancak bir saati alır. Fakir için zaman ayrılan tek ibadet. Zengin olursa bir de Hac etmeye zaman ayrılır. İslam’ın diğer emirleri kendine has işini yaparken de rahatlıkla yapılabilir…

Görülüyor ki kültürel disiplinde en önemli faktör beş vakit namazdır. Beş vakit namazı terk eden insan Türk İslam kültürünü tam anlamıyla yaşamıyor demektir… Emperyalist güçlerin de tam istediği budur… son zamanlarda din satanlar var diye İslam’ı suçlamaya çalışanlar var…

Hep soralım Suçlu kim? İslam mı? Yoksa Müslümanım diyen, inandım diyen, ama İslam’ın emirlerini yerine getirmeyen insan mı?

Düşünelim… düşünelim… düşünelim…

Rabbim bizleri Emir ve yasaklarını yerine tam olarak getirenlerden eylesin!

İnsan hatasız olmaz hatalarımıza tövbe ediyoruz Rabbim tövbelerimizi kabul olanlardan eylesin. AMİN.

Hoşça kalın dostça kalın Benim dost Yiğit kardeşlerim. Allah’a emanet olun.

Devamını Oku

Dost Yiğitlerle Sohbet – İsraf ve İslâm

Dost Yiğitlerle Sohbet – İsraf ve İslâm
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İsraf: sahip olduğumuz bir şeyi gereğinden fazla kullanmaktadır. İsrafı her alanda düşünebiliriz.

Örnek: yiyecek israfı, içecek israfı, giyecek israfı, zaman israfı….

Vb. İsraf, çoğu zaman önüne geçilemeyen toplumsal bir hastalıktır. Eskiyi at yenisini al. Düşüncesini adeta çılgınca uygulayan insanlarımızın olduğunu görüyoruz…

İslam’ın uygun görmediği yerlere harcanması da bir israftır. Günaha sebep olan işlere harcanan her şey israftır…

Kullanılması gereken gerektiği yerde Gerektiği kadar kullanılmasında sorun yoktur… sorun olan keyfi kullanımlardır. Durumu bir örnekle açıklamaya çalışacağım: büyük bir millet büyük bir ülkeyiz. Gereksiz yere yakılan bir kibrit nelere mal olur?

Hesaplayalım.: her insanımız gereksiz yere( israf olarak) Bir kibrit yaksa; 80 milyon kibrit eder. Bir kutu Kibritte Ortalama 40 çöp var. 80 milyonu 40 a bölersek 2000000 kutu kibrit eder. 2000000 kutuda 200000 deste kibrit eder. Destesi 2,5 liradan 500.000 lira eder sadece bir çöp kibrit için ülkemizde dönen israf parasını düşünün… Bir de buna sebep Ormandan kesilen ağaçları düşünün…

-” Sen ne diyorsun Lütfi hocam?… keyfi kesilen ve yakılanlara ne demeli?… Bunlar kanayan yaralarımız, kanayan yaralarımızın kanını durdurmaya kendimizden başlamamız gerektiğini düşünüyorum…

– Peki, hocam Hiç eleştirmeyelim mi?

– Elbette ki eleştirelim. Yetkilileri uyaralım. Ama eleştiriye önce kendimizden başlayalım… Çünkü bu vatan bizim…




Bir gün Adana fen lisesinde nöbetçiyim. Ekmeğin israf edildiğini gördüm. Yemekhane görevlileri Ne dedim ki:” bugün atılmak üzere bırakılan ekmekleri Sabah öğle ve akşam yemeklerinden sonra bir çuvala koyun. dedim

Arkadaşlar dediğimi yaptılar. Tabii ki ne yapacağımı bilmiyorlardı…

Diğer günün sabah töreninde çuvalları yanıma aldım. Biraz konuşmadan sonra öğrencilerime Şu soruyu sordum:- Siz çöpe ekmek atıyor musunuz? Hep bir ağızdan:” Hayır hocam çöpe ekmek atılır mı? Dediler.

Hemen iki elimi ekmek dolu çuvallarla havaya kaldırdım. Yalan söylüyorsunuz. İşte bir günde çöpe attığınız ekmek dedim. Bu meyanda biraz da nasihat ettim.

Yıllar sonra ortaokula giden oğluyla bir öğrencime rastladım. Beni görünce oğluna dönerek:-” İşte bu hocamdı bize yalan söylüyorsunuz diyen dedi… Ülkemiz büyük. Şimdi soruyorum Bir kişi günde 100 gram ekmek israf etse kaç kilo ekmek israf olur?

– Neden buğdayımız Bize yetmiyor?

Neden buğday ithal ediyoruz? Elbette ki soralım ve eleştirelim. Ama önce eleştiriye kendimizden başlayalım.

(Atılması gereken ekmek yemek ve benzeri şeyleri bir kaba koyarak kedi köpek ve kuş yesin diye uygun yerlere koyarsak israf sayılmaz)

Ben israfı 2 örnekle açıklamaya çalıştım. Siz bunları alabildiğine çoğaltabilirsiniz… en çok yapılan israflar dan birisi de zaman israfıdır. Geçmiş sohbetlerinde bu durumdan zaman hırsızlığı şeklinde bahsettim… bu konunun önemini iyice kavramamız için Cenabı Allah kur’an-ı Kerim’de bazı ayetlerde Şöyle buyurmuştur:”1( Ey Adem oğulları! Her secde mahallinde güzel elbiselerinizi giyin, yiyin, için fakat israf etmeyin; Allah savurganları sevmez.”A’raf Suresi 31. Ayet.

” onlar harcadıkları zaman, ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” Furkan suresi 67. Ayet.

” size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin! Bunda aşırı gitmeyin ki, gazabımı hak etmeyesiniz. Gazabımı hak eden kimse muhakkak mahvolur.” Taha Suresi 81. Ayet.

” yakınlara, düşküne ve yolcuya Hakkını ver, ama saçıp savurma.” Şura Suresi 26. Ayet.

” doğrusu saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise rabbin’e karşı çok nankördür.” İsra suresi 27. Ayet.

” ne elini boynuna bağlayıp cimri kesil, ne de elini büsbütün açıp tutumsuz ol; Yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.” İsra suresi 29. Ayet.

Konu ile ilgili olarak Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:” akan bir nehirden bile abdest alıyor olsan gereğinden fazla su kullanmak israf olur.” Buyurmuştur. İbni mace, taharet 48

Akan nehrin suyu abdest almakla biter mi?.. burada israfın çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bir başka hadisinde Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem Şöyle buyurmuştur:” İnsanoğlu kıyamet günü beş şeyden hesaba çekilmeden yerinden kımıldayamayacaktır.:

1- Ömrünü nasıl tükettiğin den,
2- Gençliğini nasıl yıprattığından,
3- Malını nereden kazandığından,
4- Malını nereye harcadığından,
5- Öğrendiği bilgilerle nasıl amel ettiğinden” Tirmizi, statül kıyame 1

Burada belirttiğim konu ile bildirilen ilahi hükümlerin bir kısmıdır. Şimdi soruyorum eleştirilerini Yaptığımız bu durumların suçlusu İnancımız olan İslam dini midir? Yoksa Müslüman olduğunu söyleyip alabildiğine her şeyi israfla kullanan insan mı?…
Her şeye rağmen Hata yapan bizleri kullarıma şah damarından daha yakınım Buyuran Cenabı Allah:” de ki: kendileri aleyhine İsraf eden( haddi Aşan) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah Bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Buyurmuştur. Zümer Suresi 53. Ayet




Rabbim bizleri kendi kendisini sorgulayan, Allah’ın rızasına uymayan Her çeşit hareketlerine bir daha yapmamak üzere tövbe eden kullarından eylesin. Amin.

Buraya kadar kişisel israftan söz ettim. Bir de başka kişinin, toplumun ortak kullandığı işlerdeki israfta kul hakkı da devreye giriyor ki; Rabbimin hak sahibi helal etmezse ben de Affedemem buyurduğu günahı işlemiş olur. Vay onun haline!…

Hele bir de devlete ait olan durumlarda İsraf eden; 80 milyon kişinin hakkını yemiş olur ki; vay vay vay onun haline!…
Kapınızda fazla değil 5 tane alacaklı gelse:” arkadaş bana olan borcunu öde” diye bağırsa.” Ne hale gelirsin? Düşün…
Düşün bir de huzur-u mahşerde milyonlar:” hakkımı ver diye bağırıyor. Bu yer öyle bir yer ki; mutlak adaletin sağlandığı Allah’ın hakimliğinde bir yer…

“Kim ki zerre miktar kadar hayır işlerse karşılığını, yine zerre miktar kadar şer işlerse karşılığını görecek.”. Zilzal suresi 7.ve 8. Ayet

Hal böyle iken kişi kendisinden başkasını aldatabilir mi? Rabbim hepimizi ıslah etsin!…

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisinde:” bir kötülük gördüğün zaman onu elinizle Men ediniz, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle Men ediniz, Buna da gücünüz yetmiyorsa kalbiniz ile buğz ediniz. Kalp ile buğz imanın en zayıfıdır.” Buyuruyor.

Görüldüğü gibi eleştirmek Tabii hakkımız. Ancak yine söylüyorum eleştiriye önce kendimizden başlayalım.

Önümüzde bir yılbaşı var. Rabbim gelecek yılımızı her alanda hayırlı eylesin.! Ancak yılbaşını bir Hristiyan gibi bizlere kutlatmasın. Yılbaşı adına, Sözde medeniyet adına katledilen çamları da unutmayalım…

Rabbim bizleri rızasına uygun yaşayan kullarından eylesin!

2020 yılının memleketimize milletimize beldemize ailemize ve kendimize hayırlar getirmesini diliyorum…

Hoşçakalın dostça kalın Benim dost Yiğit kardeşlerim. Allah’a emanet olun.

Lütfi Yılmaz

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.