DOLAR 9,3186-0.15%
EURO 10,86290.08%
ALTIN 532,330,49
BITCOIN 5825002,57%
Adana
27°

AÇIK

15:55

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Nur Sağlamer

Nur Sağlamer

27 Haziran 2020 Cumartesi

Ah be Neron

Ah be Neron
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zaman, zaman Neron’u anıyorum. Bazı insanların içinde Neron yaşıyor. Yaptıkları, söyledikleri ile Neron’dan farkları yok. Neden Neron’a takılı kaldığımı anlatayım da içimde kalmasın.

Bildiğiniz gibi tarihin en ilginç karakterlerinden biri olan Neron son Roma imparatorudur. Kendini dünyanın en güçlü imparatoru olarak görmektedir. Bunu değişik yollarla dünyaya kanıtlamak ister. M.Ö.776 yılından beri antik Yunanda Olimpos’ta yapılmakta olan Olimpiyatlara katılmaya karar verir. Tabii her imparator, padişah, kral gibi etrafındaki el, etek öpücü yalakalar Neron’un bu kararına alkış tutarlar. “Yürü be seni kim tutar”, “ Ver mehteri, yürü be koçum”, “En büyük imparator, bizim imparator” gibi tezahüratlarla iyice dolduruşa getirirler bizimkini. Aklı başında bir danışmanı da korkudan diyemez ki; Ulu imparatorum vazgeçin bu yarıştan, siz adam gibi ülkenizi yönetin bakın ülkemizde bu kadar sorun varken siz ne diye böyle yarışlara girmeyi düşünüyorsunuz.

Takvimler M.S.67 yılını göstermektedir. Neron yarışlara katılacaktır. Ön hazırlıklar başlar. Yalakalar rakibine yüklüce rüşvet teklif ederler. “Aman sakın ha imparatorumuzu geçeyim deme, sen yenil, yedi sülalene yetecek altın vereceğiz sana” derler. Rakibi bu parayı yarışı kazansa elde edemeyecektir, ama yenilirse asıl parayı o zaman elde edecek. Kabul eder sonunda. Ama yalakalara bu tedbir yetmez. Başka ne yapalım diye düşünürler ve bulurlar. Normalde iki atın çekmesi gereken arabaya on at koşacaklardır. Rakibinin arabasını iki at, Neron’un arabasını on at çekecektir. Koskoca imparator bu iki at yeter mi? Yetmez tabi ki. Aaaa çok ayıp, aslında on at da yetmez ama neyse.

Yarış başlar, nefesler tutulmuştur. Neron kazanacaktır elbette bu kadar önlemden sonra ama oda ne? Neron arabadan düşer. Hem de çok fena. Çok kötü yaralanmıştır. Öldü, ölecek diye bakarlar. Yarışı tamamlayamamıştır ama ölmemiş, kurtulmuştur. Yalakalar derin bir nefes alır. Hemen harekete geçerler ve bu durum hakemlerin kararında gün yüzüne çıkar. Hakemler Neron’u yarışın galibi ilan ederler. Evet ulu Neron yarışı kazanmıştır. Yahu bu adam düştü, öldü ölecek diye beklerken yarışı tamamlayamamışken nasıl olur da yarışın galibi olur diye bana sormayın. En iyisi kendinize de sormayın, yazık etmeyin kendinize.

Efendime söyleyeyim sonunda Neron’a zafer tacı takılır, Zeus için yapılan şenliklerin, yarışmaların tarihine geçer böylece. Şampiyon Neron. Ülkesine dönünce başında zafer tacı ile resmi geçit töreni düzenler yalakalar, Neron’da halkına havasını atar, başarısı kutlanır, kutsanır. Tabi o zaman gazete, internet yok halk ne bilsin gerçekte ne olduğunu. Ha bilseler ne olurdu, bilemiyorum. Ah be Neron Olimpiyat şampiyonu olmasan da biz seni zaten unutmazdık, unutamazdık. Yaptıkların bir değil, beş değil. Büyüklerimiz “ölünün ardından kötü konuşulmaz” derler, kızacaklar şimdi bana. Ben kötü konuşmadım, gerçekleri söylemekti amacım sadece. Adam öldü diye gerçekleri konuşmayalım mı?




Devamını Oku

Taze elden taze kahve

Taze elden taze kahve
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bol köpüklü bir Türk Kahvenizi alın elinize başlayın tadına vararak yudum yudum içmeye. Bu arada yazımı okumaya başlayın. Konumuz Türk Kahvesi bu sefer. Nedenini yazımın sonunda bulacaksınız. Her zamanki gibi önce tarihçesine bir bakalım. Neden Türk Kahvesi? Türkiye’de yetişmeyen, büyük miktarlarda gümrük vergisi ödeyip ithal ettiğimiz bu ürünün adı nasıl oluyor da Türkleşiyor. Efendim şöyle anlatmaya başlayayım. İlk kahve bitkisi Habeşistan’da sonra Arap yarımadasında yetiştirilmiş ama asıl Yemen’de kıymeti anlaşılmış. Derler ki Veysel Karani bir gün hayvanlarını otlatırken hayvanların kahverengi çekirdekleri yedikten sonra canlandığını fark etmiş. Ve yine derler ki Yemenli mistikler kahve çekirdeklerini yerlermiş.

Osmanlı Yemeni fetih edince zamanın padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a Yemen ile ilgili bilgi verilirken orada yetişen kahve çekirdeklerini de gösterirler. Çekirdekler hakkında bilgi verirler. İşte ne olduysa o zaman olmuş. O çekirdekler bir güzel kavrulmuş, öğütülmüş ve bugün bildiğimiz şekliyle pişirilmiş. Tabi ki çok beğenilmiş. Kahve sarayın vazgeçilmez bir içeceği olmuş. Durumu özetlersek o güne kadar çekirdek olarak Arabistan Yarımadasında yenen kahve Osmanlı sarayına girince içecek haline dönüşmüş. Pişirilme şekli bakımından adı Türk kahvesi olmuş. Önceleri sadece sarayda içilen ve kendine has bir kültür oluşturan Türk Kahvesi, sarayda çalışan iki Suriye tebalı Osmanlı vatandaşı tarafından sarayın dışına taşınmış. İstanbul’da bugünkü Tahtakale’de ilk kahvehaneyi açmışlar. Halkımızda çok beğenmiş olmalı ki 50 yıl içinde sadece İstanbul’da 200 kahvehane açılmış. Kahvehaneler bir kültür merkezi gibi olmuş yıllar içinde. Şairler, yazarlar buralarda toplanıp, sohbet etmişler. Şiirler okumuşlar yazılarını paylaşmış yazarlar kahvehanelerde. Aylaklık yapılan yerler değilmiş anlayacağınız. Yıllar içinde İstanbul’dan Venedik’e, Viyana’ya, Paris’e derken bütün Avrupa’ya yayılmış bizim Türk Kahvesi.

Bugüne geldiğimizde…

Sadece bir kere gittim yıllar önce, o da mecburiyetten Antalya’dan İstanbul’a gidiyorduk. Bir yorgunluk kahvesi içelim diye durduk yol üstünde. İçerisi de, dışarısı da pek şık bir mekân. Türk kahvesi istedik, yok dediler. Burada kahve satılmıyor mu diye sorduk. Cevap evet kahve satılıyor. Peki, Türk Kahvesi, o yok. Ne var peki, Macchiato, caffe latte, caffe mocha, cappuccino, espresso falan sayıyor görevli arkadaş tezgahın diğer tarafından. Eşimle birbirimize baktık, nasıl baktığımızı tahmin edersiniz. Peki dedik Türk kahvesine en yakın ne varsa onu verin. Yorgunuz biraz canlanmaya ihtiyacımız var. Görevli isimlerimizi sordu. Yahu altı üstü bir kahve içeceğiz isimlerimizden size ne. Herhalde masaya servis yaparken karışmasın diye sordular diye düşünüp isimlerimiz söyledik boş bir masaya doğru hamle yaparken görevli bu seferde masaya servis olmadığını söyledi Bekleyip, alacakmışız. İsmimizi niye sordunuz o zaman diye sorunca kuralları böyleymiş diye öğrendik Plastik türü üzerinde isimlerimiz yazan bir bardakta tuzluya mal olan kahvemsi bir şey içtik ve ayrıldık. İlk ve son oldu bu macera.

Zevkler tartışılmaz elbette ama bu kadar derin bir kültür de böylesine hiçe sayılmaz. Bu tür yerler pıtırak gibi çoğaldı. Neyse ki son yıllarda adam gibi Türk kahvesi sunan yerler açılmaya başladı ama üzülerek gözlemlediğim şu; O yabancı isimli yerler daha fazla rağbet görüyor. O plastik kapların üzerine ismi yazınca daha bir hoşlarına mı gidiyor anlamadım.

Türk Kahvesi 2013 yılında UNESCO tarafından somut olmayan kültür değerleri kategorisinde ilk kültür sıvısı olarak tescillendi arkadaşlar. Bu kadar önemli. Ülkemizin dört bir tarafından derlenen 50 ye yakın kahveden bahseden türkümüz var. Kahve ile ilgili onlarca deyim var güzel Türkçemizde. Evin genç kızı sunar kahveyi “Taze elden, taze kahve” içer büyükler. Anadolu’da bir adet vardır, gelen konuğa aç mısın diye sormazlar, kahvenin yanında su ikram ederler. Konuk önce suyu içerse aç demektir, yok önce kahveyi içmeye başlarsa tok demektir. İnceliğe bakar mısınız? Hadi kızınızı istemeye geldiler Türk kahvesi ikram etmeyin de göreyim sizi. Kahvaltı (kahve altı) demişiz günün ilk öğününe. Arkadaşlarla, dostlarla oturmuşunuz sohbetin dibine vurmuşuz o fincanlar son yudumdan sonra “neyse halim çıksın falim” diyerek kapatılmaz mı? Kapatılır elbet. Hatta fal bakan olmasa bile kapatılır, adet böyle. Diğer kahveler telvesiz sunuluyor, telve olmadan nasıl fal bakacağız. Sabah kalkmışım, kahvaltımı yapmışım, üzerine de bol köpüklü Türk kahvemi içmişim ve güne çakı gibi başlamışım. Var mı bundan güzeli. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Kahvemi içmeden önce küçük bir bardak suyumu önceden içerim ki alacağım tat sadece kahvenin tadı olsun diye. Bu da küçük bir öneri olsun benden.

16. yüzyıldan bu yana oluşan bu derin kültürümüze sahip çıkmamız gerekmez mi sizce?




Devamını Oku

İleri Dönüşüm mü? Geri Dönüşüm mü?

İleri Dönüşüm mü? Geri Dönüşüm mü?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Daha yaşanır bir dünya için yapacak çok şey var. Bir yerlerden başlamak gerek.”

Devamını Oku

Deniz Gezmişler ve Hızır, İlyas Peygamberler

Deniz Gezmişler ve Hızır, İlyas Peygamberler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bizim nesil için Hıdrellez hem güzel hem de kötü anıları çağrıştırır. Çocukluğumuzun en güzel anıları hafızamızda canlanırken 1972 hıdrellezi ile o güzel anıların yarattığı duygularımızın nasıl tepetaklak oluşunu hatırlarız.

Çocukluğum, gençliğim Bakırköy, Zuhurat Baba mahallesinde geçti. Bakırköy Akıl Hastanesi diye bilinen Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bu mahallenin komşusuydu. Hastanenin çok güzel bir koruluğu vardı. Bu koruluk bizim mahallenin ve çevre mahallelerin piknik alanıydı. Durum böyle olunca Hıdrellez büyük kalabalıklarla burada kutlanılırdı.

Nur Sağlamer – Sanatçı, Yazar, KozanBilgi.Net Köşe Yazarı

“Mahallede dini, mezhebi, kökeni, akli durumu ne olursa olsun yıl boyunca büyük, küçük, kadın, erkek herkesin beklediği gün, Hıdrellez Şenliklerinin yapılacağı gündü.   5 Mayıs akşamı başlayan Hıdrellez Şenlikleri, 6 Mayıs günü Akıl Hastanesi’nin koruluğunda hep birlikte yapılan piknik ve eğlencelerle akşama kadar sürerdi. Yaşlı teyzeler, amcalar daha bir heyecanla bekler bu günü. Hızır ve İlyas Peygamberlerin ölümsüzlük suyunu içip ölümsüzlüğe kavuştukları gün olduğundan onlar içinde bir umut kaynağıydı bu gün. Şenlik,  ateşin etrafında şarkılar söyleyerek başlar. Dilek tutularak üstünden atlanan ateş sönmeye yüz tutarken herkes yeteneğini konuşturmaya başlar. Ev isteyen kibrit kutusundan yaptığı ev maketini, para isteyen diktiği cüzdanı, çocuk isteyen kendi yaptığı ve süslediği çaput bebeği gül ağacının altına koyar. Bilirler ki, Hızır Peygamber’in çiçeklerle örülmüş cüppesiyle geçtiği yerlerde ancak, gül ağacı yetişir ve gül ağacının yetiştiği yerlerde onun bereketi vardır.

Suların ve hayvanların koruyucusu İlyas Peygamber’in de elinde uzun asası, keçi derisinden mintanıyla geçtiği yerlerde dereler, nehirler oluştuğuna inandıklarından ertesi gün en yakın akarsuyun bulunduğu Hastane bahçesinin koruluğundaki derenin kenarında toplanırlardı.

Koruluktaki derenin iki yanındaki kavak ağaçlarının baharda yayılan tüylerinin insanlarda yarattığı kaşıntı yine derenin sularıyla giderilirdi. Ta ki derenin geliş yolu üzerinde kurulan meşrubat fabrikaları, zehirli atıklarını bu dereye salana dek.

Hıdrellez sabahı haşlanmış yumurta, peynir, domates, biber, börek, kurabiye dolu bez torbalar çimenlerin üzerine yayılan renk be renk sofra bezlerinin üzerine yayılınca herkesin iştahı kabarır. Yiyecekler komşulara ikram edilirken kadınlar da, yemek yapmaktaki hünerlerini ispatlar konu komşuya.





1972, 5 Mayıs akşamı hıdrellez ateşinin üzerinden atlarken mahallelinin ortak bir dileği vardı; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararının bozulması. Gül ağaçlarının altına bu gençlerin fotoğraflarını koyduktan sonra sessizce evlerine döndüler. 11 yıl önceki 5 Mayıs akşamını hatırladı yaşı 25’in üzerindekiler. 11 yıl öncede yine 3 kişi için dilekler tutulmuştu, idam edilmesinler diye. Göçler, katliamlar, savaşlar yaşamış ya da büyüklerinden dinlemiş mahalle sakinleri.

6 Mayıs sabahı dileklerinin gerçekleşmemiş olduğunu gören mahalleli ilk olarak akıl hastanesinin bahçesine gitmedi hıdrellezi kutlamaya. Gazeteler 8 punto başlıkla kara haberi veriyordu. “İDAM EDİLDİLER” . 3 gencin fotoğrafının altındaki bu yazı Zuhurat Baba mahallesinin üzerine yağmur yüklü bulut gibi indi. İlk defa bir hıdrellez günü yalnız kalan çam ağaçlarından damlayan reçineler,  gözyaşı olup yapıştı göz kapaklarına mahallelinin.

Yaşlılar söyleniyordu sürekli; Bir daha hıdrellez falan yok. İki kere idam edilmesinler diye dilekler tuttuk olmadı, olmadı. Ne yapalım böyle Hızır’la İlyas’ı. Böyle peygamberlik mi olur?”

Alıntı: “Dicle Sen Söyle” romanımdan.

 

Devamını Oku

Şımarıklığın Sırası Değil

Şımarıklığın Sırası Değil
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocukken sınıfta bir kız vardı. Sınıf ortalamasının üstündeydi ailesinin maddi durumu. Ayakkabıları, saçına taktığı kurdeleleri, teneffüste sürekli okul kantininden bir şeyler almasından belliydi. Yanlış hatırlamıyorsam adı Melek’ti. Bu arkadaşı yıllar sonra hatırlamamın nedeni bu özelliği değil. Öğretmenimiz ne zaman aldığımız notları söylese sıra ona geldiğinde şimdi ne olacak diye merakla beklerdik. Eğer 5 üstünden 4 bile alsa ağlamaya başlardı. Ama öyle kendi, kendine değil. Bağıra, bağıra ağlardı. Öğretmenimizin sesini duyamazdık. Her şey iptal olurdu. Hepimizin ona kızgın bakması, “sus artık” demesi onu susturmaz, aksine daha da bağıra, bağıra ağlamasına neden olurdu. Öğretmenimiz susması için uyarırdı ama dinleyen kim. “Ama öğretmenim benim 5 almam lazım” diye tepinerek ağlamayı sürdürürdü. En sonunda öğretmenimiz “Allah kahretsin, tamam 5, kes ağlamayı” der ve bizim Melek burnunu bir iki çeker, gözlerini siler etrafa şımarıkça bakardı. Sevmezdik onu ama bu durum onu etkilemezdi. Oyunumuza dahil olması için çağırmadığımız halde o sanki çağırmışız gibi oyuna dahil olurdu. Bizde oyunu sonlandırıp okul bahçesinde başka bir köşeye geçer, ondan kurtulmaya çalışırdık.

Okul yılları geçmişti, bir gün Bakırköy’de karşılaştık. Görmemezliğe gelip geçip gitmeyi denedim ama yakalandım. Sanki çok iyi arkadaşmışız gibi sarıldı, yanındakilerle beni tanıştırdı. Eski dostu, çocukluktan en sevdiği arkadaşı olduğumu söyledi yanındakilere, benim hayret dolu bakışlarımı umursamadan. Amacına edepsizce ağlayarak ulaşan Melek, kılığından kıyafetinden anladığım kadarıyla bir hayli zengin bir hayat sürüyordu. Liseden sonra hemen evlenmişti. Bense okumaya devam ederken bir yandan da çalışıyordum.

Evde kalmak zorunda kaldığımız şu günlerde Melek geldi aklıma. Yine edepsizce ağlayarak dışarı çıkmaya çalışıyor mudur? “Ama benim beş almam lazım” dediği günlerdeki ruh haliyle “Ama benim kuaföre gitmem lazım”, “Ama ben doğum günümü böyle evde kutlayamam, parti vermem lazım” ya da “Ama ben çok sıkıldım seyahate çıkmam lazım” diye aynı edepsizlikle ağlayıp etrafındakilere işkence ediyor mudur?

Çocukken diyememiştim Melek’e ve Melek gibilerine, şimdi söylüyorum : Hepimiz birbirimize emanet yaşıyoruz. Oturun oturduğunuz yerde . Şımarıklığın sırası değil.

Nur Sağlamer

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.