DOLAR 9,54890.09%
EURO 11,10560.26%
ALTIN 549,08-0,14
BITCOIN 586983-2,86%
Adana
22°

AÇIK

12:53

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Oktay Erol

Oktay Erol

19 Ekim 2021 Salı

Kozan’a bağlı Gaziköyü’nde elektrikler sıklıkla kesik!

Kozan’a bağlı Gaziköyü’nde elektrikler sıklıkla kesik!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gaziköyü, önceden köy olmasına karşın, iktidarın aldığı kararla “mahalle” yapılarak Kozan’a bağlanan bir yerleşim bölgesi…

Her ne denli bürokratik işlerde kendini “mahalle” olarak tanıtmış olsa da, unutulan “köy” geleneklerinin/ göreneklerinin birçoğunun “kentlileşmediği”, komşuluk ilişkilerinin sıcak tutulduğu, köyün başında olan bir olayın köyün sonuna teknolojiye gerek kalmadan duyulduğu, “tuz” için kapıların çalındığı bir yerleşim bölgesi…

Gaziköyü’nün ilk, orta bölüm sınıflıkları olduğu gibi, Anadolu lisesi de var…

Herkes kimin ne yaptığını, hangi acıları yaşadığını, nelerden sevineceğini bilir…

Sık olmasa da uğradığım, uğramadığım zamanlar telefonla aradığım dostlar var…

Bölgeyi birçokları terk ederken; bazıları tüm yaşanan olumsuzluklara, olanaksızlıklara karşın Gaziköy’de yaşamlarını sürdürüyor!

***

Ceyhan- Kadrili anayolundan ayrılarak Gaziköy’e ulaşılıyor!

Yollarının birçok yeri oyuklarla doluyken yamalarla geçiştirildiği zamanlar oluyor!

Köyünün “bilinenleri” önce Kozan’da arıyor sorunun çözümünü, Kozan’ın çözemedikleri için de Adana yolları beliriyor önlerinde!

Gittikleri her yerden “söz” alıyorlar almasına da, “söz” işte/ çoğu gerçekleşmiyor/ alıp gidiyor dere suyu gibi!

“Bir” sorun çözülecek ki, “sıra” diğerine de gelsin; okula gelsin, okulun bahçe duvarına gelsin, okulun kamelyasına gelsin, çevre düzenine gelsin…

Yoldan çok çektiklerini biliyorum, o yüklü traktörlerin geçişlerinde ne denli kaygılar yaşadıklarını biliyorum, yağışlı günlerde araçların hangi mekanik yitikler verdiğini de…

İnsanların yaşadıkları sorunların anlatılmasına ne engel olabilir ki?

Öyle de oluyor; açıyorlar telefonu, karşılarına kim çıkmışsa olan/ biteni anlatıyorlar…

Ancak, Gaziköylü için  “her sorun” böyle böyle çözülmüyor!

***

Kentten uzak olan eski köy/ yeni mahallelerde yaşayanlar, birçok alanda yüz yüze konuşacak kimse bulamıyor!

Elektrik, telefon, internet konularında bir sorun yaşadığında elinizle dokunacağınız/ gözüne bakacağınız birini arasanız da bulamıyorsunuz!

Gaziköyü’nde yaşayanları en çok kaygılandıran/ üzen nedir, diye sorulsa, kanımca “elektrik kesilmesi” denecektir!

Elektriğin öyle çok kesildiğini, öyle çok zorluklar yaşandığını, kimseye ulaşılamadığını öyle çok duyuyorum ki…

En son geçtiğimiz perşembe günüydü, aradığım Gaziköysever dostun sesi titriyordu! Belli ki yine sorunlar var, belli ki yine verilen kimi sözler yerine getirilmiyor, belli ki…

“Bizimle birlikte, onun üzerinde yerleşim bölgesinin onbeş saattir elektrikleri kesik” diyor!

Elektrik kesik olunca evlerdeki elektrikli aletler, işyerlerindeki buzdolapları, internet, daha birçok birbirine bağlı zincirin halkaları gibi sorumlar sıralanıyor!

Toroslar Elektrik Dağıtım tele-sekreterine kaç kez “kayıt” verdiğini söylüyor! Üstelik bir de aynı tele-sekreter “alana ekip gönderildi, çalışmalar sürüyor” dediğini belirtiyor!

Gelen yok! Gelen olsa da sorunu çözen yok!

Düşünsenize; yapacağınız, kullanacağınız, yiyeceğiniz, bakacağınız her şey elektriğe bağlandı! Dolaptan su içemeyeceksiniz, televizyon izleyemeyeceksiniz, çamaşır yıkayamayacaksınız, internet kullanamayacaksınız, üstelik şarjı bittiyse telefonla konuşamayacaksınız…

Tüm elektronik ürünler “bir” metal” yığını…

Ekonomi de nasıl “tırmandıysak”, aynı biçimde “teknoloji” konusunda da yaşıyoruz!

***

Şunu anlamıyorum:

Salt Gaziköyü için değil, bu ülkede elektrik kullanan tüm yurttaşlar için anlaşılmaz bir durum değil mi bu?

Kur çıktı diyorlar fiyatları artırıyorlar, o yetmezse akıllara gelmedik başlıklar altında bedeller koyarak alıyorlar, çaldırıyorlar alıyorlar…

Kimseden ses çıkmıyor; yeter ki ışıyan odaları kararmasın, yeter ki çalışan makineleri durmasın, yeter ki düğmeye dokununca varlığı bilinsin…

Buralar, kente uzak oldukları için gözden de ırak; trafolar bakıma alınmıyor, eskiyen bölümler değiştirilmiyor, kablolar yenilenmiyor…

Belediyenin “yamalı” yolları gibi, Toroslar Elektrik Dağıtımın işleri…

Bu beklenmedik elektrik kesilmelerinden dolayı, yaz boyunca mini marketin kutularca dondurması erimiş, birçok elektrikli aletler yanmış, birçok işler aksamış…

Şimdi önümüz kara kış; yağmurlar yağacak, fırtınalar çıkacak…

Toroslar Elektrik Dağıtım’ın bu konularda bilgisi olmalı…

***

Sözün özü şu:

Kozan’a bağlı Gaziköyü’nde sıklıkla elektrikler kesiliyor!

Tele- sekretere yüklenen ses, kesintini ne zaman biteceği konusunda “doyurucu” yanıt vermediği gibi, “kesinti boyunca” çözümü sonlandırıcı çalışma yapmıyor!

“Büyüdük” söylevleri, kurutuluşun sözü edilen “ufku” birçok yerleşim yerinde can yakmayı sürdürürken, “üç günlük” gecikmelerde “cezalar” sayaç önünde beliriyor!

Peki, kabarık elektrik faturalarını zamanında ödemeyi aksatmayan tüketicinin çağdışı “kesintileri” soracağı “bir yer” olmamalı mı?

Havalar öyle karmaşık, işler öyle tutarsız ki…

Devamını Oku

Haydi, çalışanı yüzde elli artan sektör gösterin!

Haydi, çalışanı yüzde elli artan sektör gösterin!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

“Muhalif” duruşumu hoş bulduğunuza inanıyorum!

Hiç “birinin adamı” olmayı düşünmeden, toplumsal kaygıları artıran “ne varsa/ her şeye” gösterdiğim tepkilerden söz ediyorum!

Adana’da taşıyorum. Gündemdeki konuları değerlendirirken, burada yaşadıklarımdan/ tanık olduklarımdan yola çıkarak soruyorum/ sorguluyorum!

Bunun önünde “seçimlerde” desteklemiş olmam, ya da seçim sürecinde eleştirmiş olmam hiçbir anlam taşımıyor!

Kaygıların oluşmasında etken olunmuşsa, yaşamın acılarından “izler” bulaşmışsa durdurulamıyorum!

“Kralın çıplak olduğunu de” örneği gibi; kral çıplaksa/ çıplak…

İşte Adana’yı yaşıyorum; yolunu biliyorum, pazarını biliyorum, sokağını biliyorum, yüz yüze eğitime okulların nasıl başladığını biliyorum, üniversite mezunlarının işsiz olduğunu biliyorum, üreticinin kısır döngü içerisinde olduğunu biliyorum, dar gelirlinin nasıl bir sıkıntı içinde olduklarını biliyorum, iş insanlarının daralmalarını biliyorum…

Bunlar gibi “bilmediklerimi” de ekleyin…

***

Biri çıkıp, “Adana’da, her hangi bir sektörde, tarihin en büyük büyümesi yaşandı” derse, ‘dur’ hele derim!

İşi göster, sektörü göster, çalışanlardaki büyümeyi göster, çalışanların sevincini göster, derim!

Yerel basında adı sıkça duyulan, özellikle salon toplantılarında ”iktidarın” aldığı kararların arkasında durmakla/ kararlarını övmekle bilinen Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, son açıklamasında Adana’da dışsatımın büyümesinden söz ediyor!

Diyor ki:

“Adana’nın 2021 yılı Ağustos dönemindeki ihracatı, bir önce yılın aynı dönemine göre yüzde 50.54 arttı. Bu rakam tarihin en yüksek aylık ihracat rakamı!”

Altındaki tümce de ilginç…

Artış; kimyevi maddeler ile ürünleri, tekstil hammaddeleri, hububat/ bakliyat/ yağlık tohum sektörleri biçiminde sıralanıyormuş…

Bazen “benim düşünecek yerlerim ağrıyor/ anlayacak yerlerim acılanıyor/ bilen yerlerimi karabasanlar bürüyor” dediğimde, kızan/ kızsın; ağrım/ acım var!

***

“Önceki yılın aynı dönemine göre” diye başlayan, aslında “iktidarın” beceriksizliğini “beceri” gibi algı yürütmesine yarayacak  “akıllıca”, ancak “aldatmacası” bol bir yaklaşım olarak düşünüyorum!

Geçen yılı anımsıyor musunuz bilmiyorum; gündemde bunca bol/ bunca karmaşık/ bunca değişken/ bunca çarpık olaylara tanık olununca, “haklı” olarak, ”baskın” olan “zayıf” kalanı eziyor!

Eğer sıkıntı evinizdeyse, eğer acınız dört duvar arasına sığmaz duruma gelmişse; corona virüsü kim dinler, “iktidarın” çarpık yapısını kim düşünür, köprüleri/ yolları/ tünelleri kim takar?

Onun için geçen yılı anımsatayım:

Tüm dünyayı olduğu gibi, ülkemizi de de prangası arasına olan corona virüs; insanlara verdiği korkularla birlikte, “yeniden” yapılaştırmak istediği “ekonomi” üzerinde oluşturduğu baskıdan dolayı; “en çok” sarsılan ülkeler arasına girmemize neden oldu!

İşyerleri kapatıldı, çalışanların işlerine son verildi, birçok sektör stoptakini satamadıklarından dolayı çalışanlarına “ücretsiz izin” verdi, “iktidar” otomobil/ beyaz eşya/ inşaat sektörünün “satılmayan/ elde şişmiş” ürünlerinin satışının önünü açmak için tüketiciye “ucuz kredi” vermenin yolunu açtı, “gelecek” konusunda hiçbir “güvencesi” olmayan insanlar/ corona virüsün kurallarından dolayı banka dışında kuyrukta bekleyerek borçlandırıldı…

Şunu söylüyorum; geçen yılın “aynı döneminde” kısıtlamalar nedeniyle “her şey” zaten durma noktasına getirilmişti! Fabrikalar çalışmıyordu, elde olanı eritmeye çalışıyordu, alıcı bulamıyordu!

Şunu da anımsatayım: dünya petrol ile doğalgaz üretimini durduramadığından dolayı, küresel firmalara “ücretsiz” göndermeyi bile yeğliyordu…

Özetlersem; Adana’da bir önceki yıl olan, geçtiğimiz yıl olmayan, bu yıl da “geçen yıldan” büyük olan bir dış satımdan söz ediliyor!

***

Sıkça “yeni muhalefet” dedim, ancak “muhalif” olmanın zorunluluğunu unutmadım!

Yaşanan, bilinen, gizlenmeye çalışan, olmayanla algı oluşturan kim “varsa”, bunu sorgulamanın zorunlu olduğuna “hep” inandım!

Şimdi tutar, “dış alımla sağlanan girdilerden yeni ürün elde ederek/ katma değer sağladım dışarı sattım” denirse, buna sevinilir!

Tutar, “dışarıya hammadde sattım” denirse, işlenmiş olarak ülkeye daha yüksek fiyattan gireceği için üzüntüye neden olur!

Tutar, kuraklık nedeniyle/ girdideki zamlar nedeniyle/ üreticinin sürüklendiği kıskaç nedeniyle, bu ülkenin en verimli topraklarında boyu bir karıştan yukarıya çıkmayan hububat için/ üreticinin küstürüldüğü için “dış satım yaptık” denirse de gülünç olur!

Adana’da Çukurova’nın kapladığı geniş ekim alanlarında kimi görmüşler, kim üretimi artırmış, kim büyümüş anlamak zor; bunun “iktidarı” doğrulamak için yapılması da acınası bir durum…

“Tarihin en yüksek aylık ihracat rakamı” öyle mi?

Haydi, geçen yıldan bu yana, çalışanı yüzde elli artan sektör gösterin!

Devamını Oku

“Büyümenin”, yaşamın da içinde yeri yok!

“Büyümenin”, yaşamın da içinde yeri yok!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kafamın almadığı, anlamadığım şeyler var!

Hem yurttaşlara “her şey yolunda” deyip, hem “ekonomimiz uçuyor” deyip, hem “yüz yüze eğitim için hazırlıklar yapıldı” deyip, hem “büyüyoruz” deyip…

Bir yandan ülkenin büyük çoğunluğunu açlık sınırı altında bırakacaksınız, hem zincirleme her şeyin fiyatını baştan/ sona etkileyecek doğal gaza zammı onaylayacaksınız, hem bugün başlayacak olan “uzun yılları çalınmış” eğitimi başlatırken kaygıları daha da artıracaksınız, hem de altı kişilik bir işe onbin kişinin başvuru yaptığına tanık olacaksınız…

İnsan aşkına, emek aşkına, gülücükleri yeşeren çocuklar aşkına, bugün aşkına ne yapmaktasınız?

***

Babam, “kazandığını tek başına yememelisin, paylaşmasını da bilmelisin” derdi!

Ama bunu dillendirmeden, abartmadan, yaygarasını yapmadan, gösteriş budalası olmadan, sevindrik delisi çılgınlığına yer vermeden, yaşananları yalanlamadan…

Bu insanların kaygıları her gün biraz daha artıyorsa, biraz daha kara bulutlar yayılıyorsa, biraz daha doymazlık çoğalıyorsa, biraz daha “makas aralığı” denen benzetme aralanıyorsa/ uçurumlar oluşuyorsa…

Bunun nedenini bir başak yerde aramanın, bir başka yerde oyalanmanın/ zaman yitirmenin anlamı yok!

Koca yirmi yıl geçmiş aradan, koca yüz yılın/ bir elin parmaklarından biri kadar zaman…

Az değil!

Mustafa Kemal’i her fırsatta “karalayanlar”, yok olmuş bir ulusun/ yaşamın “o denli” kısa sürede nasıl varlık savaşı verdiğini bir kez daha düşünsünler, bu günün var olan olanaklarıyla “bir kez” olsun karşılaştırma zorunluluğu duysunlar!

Bu gün, “iktidarın” her şey “benim olsun da” demekten başka çabası yok kanımca!

Hak etmediğini alarak, hak etmediği lüksü yaşayarak, milyonlarca emekçinin “açlıkta/ bir başına/ yetmeyerek/ doymayarak” yaşamasına neden oluyor!

Ayrıca, tüm bunlar “yokmuş” gibi/  biri kazanıyor, binlercesine baktırıyor!

***

Yaşamın içinde “her şeyin” zincir halkalarından biri olduğu söylenir; katılırım!

Bir “iktidar”, kendi yapılaşmasını/ sistemini oluştururken, ulusal istencin (milli irade) kaygılarını hangi yöne doğru çekeceğini de belirler!

Bölük/ pörçük bir araya gelmiş partilerden oluşan “hükümet” demiyorum; yirmi yıldır bu ülkenin yönetimini elinde bulundurma başarısını(!) elinde tutan “AKP’den” söz ediyorum!

Tutturdular bir “Eski Türkiye” söylemi; karşısına çıkıp da, “yeni Türkiye’nin neyi daha iyi” diye sormuyor; gerçi sorsa da yanıt veren yok ya!

Sanki ekonomi “eskisinden” daha iyi, sanki “kaygılar” daha az, sanki “eğitim” sorunu çözüldü, sanki “eve ekmek” götürmekte zorlanan kalmadı, sanki “yeni” iş alanları açıldı, sanki “işsiz” gençlerin sayısı azaldı, sanki “sokak” daha rahat, sanki “pazaryerleri” ulaşılmaz olmadı…

“Büyüdük” deniyor da; kim?

***

Covid 19 konusunda bile her şey karma/ karışık…

Daha işin başında, önce “gereksiz” olduğu söylenip, ardından “her yerde” takılması konusunda yaptırımlar getirilen/ cezalar yazılan “maske konusunda” bile “başarısızlığını” görmeyen kalmadı!

Hepsi, “üçer/ beşer” maskeydi, başvuru yapılmasını istediler, bir aileden dört kişi başvurmasına karşın ancak birine verebildiler! O da, birçok kişinin “günlük” kullanacağı sayıda maske! Neyden söz ediyorum ki?

Şu an içinde bulunulan “tüm” karmaşanın nedeni olarak “hep” covid 19 gösterildi!

Tamam, öyle olsun; ekonominin çökmesi, kimde olduğu bilinmeyen büyüme, işsizlik, eğitimdeki karabasan, pazarlardaki fiyat anarşizmi, doğalgaza gelen zam…

Saymakla bitmiyor ki!

Her şey covid 19’la bağlantılı olarak yaşanıyor da; peki, denilen sorunların bedelini kim ödüyor?

“Açlığa” sürüklediğiniz dar gelirli esnaf/ emekli/ işçi mi?

Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan bir katmandan söz ediyorum!

Covid 19’dan önce “iktidarın” gösterdiği beceriksizliği, covid 19 ile başlayan süreci kazanca dönüştürüp/ kendi bakanlığını zarara uğratanları, ülkede “huzur” bırakmışlar gibi “huzur hakkı” almayı kendilerinde ayrıcalık sayanları “bedelin” neresine koyacaksınız?

Koyamazsınız, çünkü “büyüme” köşesinde yer vermişsiniz!

***

Kafam almıyor/ anlamıyorum, diyorum ya…

Kış olur; dışarıda herkes üşür,

Yaz olur; kışın tersi yaşanır…

Bu doğanın da, yaşamın da, sistemlerin de kuralı bu olmalı!

Kanımca, sözü edilen bu “büyümenin”, doğanın da/ yaşamın da içinde yeri yok!

Devamını Oku

Eğitimde covid 19 korkusu; ya çocuklar /2

Eğitimde covid 19 korkusu; ya çocuklar /2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şu an üçüncü sınıfta olan bir yakınımın kızı, “ben arkadaşlarımı özledim, ben arkadaşlarımla okula gitmek istiyorum” dediğinde, neleri kaçırmış/ neleri görmemiş olduğunu düşündüm!

Örneğin, okulun bahçesinde Ata’yı anmamışlardır,

Örneğin, oyun içerisinde arkadaşını kovalarken çakılların içerisine düşmemiştir,

Örneğin, tüm okul öğrencilerinin/ aynı anda okuduğu andı okumamıştır,

Örneğin, bir ulusal gün için okul bahçesinde çalışma yapıldığına tanık olmamıştır…

Tüm bunlar “canlının” büyüme evresinde deneyimlenmesine katkı sağlayacak durumlardır!

Kundaktan emeklemeye geçmeden, yürümenin canlı organizmasına vereceği “yıkıntıyı” düşünmek gerek!

Şimdi, “iki yıldır eğitimde ne yapıldı” demenin zamanı olmalı…

***

Gerekçe covid 19 gibi gösterilmiş olsa da; asıl amacın algı gibi, iç siyaset gibi, sınıfsal makas ayrılığı gibi, açlığın büyümesi gibi, hak anlayışı gibi, adalet gibi, değerler ölçüsü gibi, inanç özgürlüğü gibi, savurganlık gibi, doğayı talan etmek gibi, termik kirliliğe ödün vermek gibi…

Eğitim de bunlardan ayrı, bunlardan başka bir şey değil!

Her yerde olması gerektiği ileri sürülen, ancak “iktidarın” bozabilmek için “ayrı” bir uğraş verdiği “liyakat” anlayışının en belirgin, en “kendilerince” işe yaradığı kurum; eğitim…

Toplumun “en küçük” bireylerini kiminle eğitirseniz, nasıl bir “anlayış” içinde olmasını isterseniz öyle yaparsınız!

Ta baştan bu yana; okul müdürlüklerine hiçbir yetkinlikleri olmayan, “talimat” dışında iş yapamayan, kulakları başka yerlerden gelecek sese göre konuşan özellikler taşıyınca…

Bu yurdun ulusal günlerinde yapılacak törenler bile birer birer sulandırılmakla başlandı aslında her şey…

23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde eğitim üzerinde oluşturulan “yıpranmayı” unutmayalım…

***

Özal döneminde, Japon pedagoglara eğitim konusunda yaptırılan bir araştırma var. Araştırma sonunda pedagoglar, gençliğin “ulusal bilincinin” olmadığını söyler!

Pedagoglara şu sorulur:

“Peki, siz Japon gençlere ulusal bilinci vermek için ne yapıyorsunuz?”

Japon eğitimciler daha çoğunu da anlatırlar, “okula başlayacak olan çocuklara, öncesinde uygulanan programı anlatırlar…

Çocuklara Hiroşima’da yaşananları anlatırlar anlayacakları sözcüklerle, makine yapan makineleri izletirler, en hızlı giden trenlerde gezdirirler, bunları Japonların nasıl yaptıklarını/ yerle bir olmuş kentlerin içerisinden nasıl yükseldiklerini en ince ayrıntısına değin yormadan/ üzmeden anlatırlar…

Okul yaşamlarının bu bilgi/ birikimle sürmesini sağlarlar…

Bizim bir yetkili “keşke bizim de bir Hiroşima’mız olsaymış” deyince, Japon yetkili “eğer siz, Çanakkale’de dedelerinizin yaşadıklarını çocuklarınıza tam anlamıyla anlatmış olsanız, sizin çocuklarınız da, ulusal bilinç içinde yetişmekten başka yol aramazlar” karşılığını verir!

Özal döneminde olup da, yirmiyıl öncesinde başlayan çabayla yıkılan “ulusal bilincin” bugün geldiği noktayı merak eden okulların “müfredatına”, eğitenlerin anlayışına, derslerin yoğunluğuna bakarak anlayabilir!

****

Bu ülke kimleri görmedi ki?

23 Nisan günü burnu aktığı için törene katılmayan yetkililere tanık olduk! Ata’nın 10 Kasım anmasında bulunmamak için, Arap şeyhi ile otel odasında buluşmasını gerekçe gösteren bu ülkenin yöneticisine tanık olduk! Eğitimin içinde yer alıp da, ulu öndere salyalı ağızla saldıran görevlilere tanık olduk…

En içler acısı yanı da, bunların yapanın “omuzlarda” taşınması için çabalar harcandığına tanık olduk!

“Covid 19 nedeniyle, eğitimde rahat bir soluk almamız için herkesin doz aşılarını olması, bu sorumluluğu herkesin taşıması gerekmektedir!”

Aşı olunca “her şey” bitecek!

“İktidarın”, yirmi yılda “yıkıntı” konusunda verdiği uğraşlar, yerlerinden oynayan taşlar, birbirinden ayrı anlayışla/ sitemle yedi ayrı biçimde yetişen kuşak üzerine oynanan kurguların hepsi “yalan”, hepsi “olmamış” gibi davranmak…

Aşı olunca “her şey” tamam!

Bunun güvencesini kim verecek?

***

“Görevden affını” istemesine değin, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk için “beklenti” içinde olanları, “umut” taşıyanları biliyorum…

“Eğitim, Selçuk’la içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulacak, üstelik eğitim sayısında yeterliliği sağlayacak” diyenleri de…

Daha bir hafta önce “6 Eylül tarihinde okulların açılması için, bakanlık olarak her şey yapıldı” demesinin ardından, “görevden af” isteyerek istifa dilekçesini vermesi “beklenti/ umut” içinde olanları yüz üstü bıraktı!

Avrupa’da birçok ülke “eğitimde kısıtlama” yoluna gitmedi, her tür gereken koşulları ayarlayarak; sınıftaki öğrenci sayısını azaltarak, ders sürelerini kısaltarak, öğrencilerin daha temiz ortamda eğitilmeleri için çaba harcayarak, sosyal aralıktan/ ulaşıma değin tüm akla gelebilecek konularda çalışmalar yaptı.

Eğitim/ eğitimdeki çocuklar bu ülke için “ekonomi, fabrika, elektrik santrali, avm, petrol yatakları, saray yerleri” değil; zorunluluktu çünkü!

Yenilerin, eskileri aratması öyle üzücü ki…

Devamını Oku

Covid 19 sürecinde ‘’yasak’’ koyulan yurttaş; ya sonra…

Covid 19 sürecinde ‘’yasak’’ koyulan yurttaş; ya sonra…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaz sıcağında Adana sokaklarında olmak, işsiz kalmak, covid 19 korkusuyla yaşatılmak, doymamak, kısır çekişmelere tanık olmak, park ağaçlarının esintisini alamamak, toplu yerlerden kaçınmak, sınırdan geçişler yaşamak, faiz lobisine tutsak olmak, ‘’iktidarın’’ kurguladığı algıyla yaşamak/ yaşatılmak…
Can acıtmıyor, diyeni bilmiyorum!
Can/ kan akıtıyor yaşamın içine, bugünlerde çokça duyduğumuz ‘’pıhtı’’ atmak neyse öyle…
‘’Pıhtı atmak’’ nedir biliyor musunuz? Onlarca zorluklara karşı sessizliğini korumuş, günü geldiğinde ‘’sessizliği’’ dellenmeye başlayınca ‘’dondurmadığı/ ele geçirmediği’’ yanını bırakmamış insanın!
‘’Zamansız öten horozun’’ başına geleni bilmeyen var mı?
Zamanında ‘’sessiz’’ kalmamak/ zamanında ‘’acıdan’’ kıvrandığını göstermek/ zamanında ‘’insan olduğunu’’ ortaya koymak gerekiyormuş meğer!
Susmamak gerekiyormuş!
***
Canınızı acıtmayan ne görüyorsunuz çevrenizde?
Su satan çocuk bile ‘’sistemin’’ azgınlığından payına düşeni aldığı gibi, ‘’sistemin’’ acımasız yanını ‘’bir liralık’’ suda göstermeye çalışıyor sanki!
Köşeleri tutanların, ekonominin ‘’her’’ can çekişmesinde ‘’büyüyenlerin’’, sistemin ‘’bozuk’’ sürecini kazanca çevirenin, tozlu yolu bilmeyenlerin ‘’sistemin’’ çığırtkanlığı yapmalarına alıştık artık!
Siz hiç, kapalı salon toplantılarında, cilalanmış ayakkabılarıyla halı üzerinde yürüyenlerin ‘’sistemin/ iktidarın’’ yanlışlarını dile getirdiklerini duydunuz mu?
Yurttaş sıkıntı içerisinde kıvranırken/ acılanırken/ gündüzleri kararırken ‘’iktidarın’’ aldığı her kararı sormadan/ sorgulamadan sevinçle/ kıvançla karşıladıklarına çok tanık oldum ben!
Sokaklar işsiz dolu, gençler ‘’umut’’ olgusundan uzaklaşmış, salon toplantılarında ‘’iktidara’’ alkış…
***
Ekonomik çıkmazlardan kurtulmanın yolunun ‘’üretimden’’ geçtiğini yinelemeyen ekonomist olmamasına karşın, bataklığa saplanmanın ‘’nedeni’’ olarak; üreticinin/ üretim alanlarının/ üretim girdilerinin/ üretimdeki yenileşmelerin gözden geçirilmesi gerektiği üzerinde durulmaması…
Üreticinin, ‘’üretmek’’ için kullandığı tarımsal girdilerden gübre/ ilaç/ tohumda salt geçtiğimiz yıldan bu yana olan ‘’büyüklüğü’’ anlatan/ anlatmasını bilen/ haklı gerekçe bulacak olan biri olmalı!
Bir yılda ikiye katlanmayan hiç bir girdi yokken, ürün üzerinde yapılan yüzde ‘’onluk/ onbeşlik’’ artışın anlamı ‘’ ekme, üretme’’ demekten başka ne anlama gelebilir!
Şunu içten biçimde söyleyelim; bu ülkenin ekonomisinin, umudunun, geleceğinin iyileşmesi isteniyor mu, istenmiyor mu?
‘İsteniyor denip;
‘’Yok edecek’’ kararlar alınırsa/ alınan kararların üreticiyi ‘’silecek’’ eylemler olduğu görülmesine karşın önlem alınmaması sürdürülecek olursa, bu toprakların varsıllığı olan ürünler dış alımla sağlanmaya daha da hız verilirse…
Üreticinin ayağına taş düşmekle kalmayacak, tüketicinin alım gücünün zayıfladığına/ fiyatların kabardığına/ ülke ekonomisinin çıkmaza girdiğine tanık olacağız; şaka değil!
***
Bu yurdun insanı ‘’tembel’’ değil; ‘’sistemin’’ doymazlığı/ kibri/ benim olsuncu anlayışı nedeniyle ‘’iş’’ yapamaz duruma getirildi!
Öyle ki, akıllara gelmeyecek yollarla artırılan ‘’vergiler’’ karşısında; avazı çıktığınca bağıran/ karşı koyan/ koyabilen kim var ki?
Yarım yüzyılı geride bırakanlar ‘’ şekere, yağa, akaryakıta’’ her zam geldiğinde sokakları zorlardı!
Milenyumla birlikte başlayan ‘’Özel Tüketim Vergisi’yle’’ yurttaşın alım gücü üzerine getirilen ‘’yük’’, yaşama/ ekonomiye ne kattı göremiyoruz!
Toplanan vergilerin ‘’nerelerde’’ kullanıldığı bile belirsizliklerle dolu, milenyumdan bu yana bakıldığında…
Bazı hesaplar da var…
Son yirmi yılda, ‘’iktidarın’’ inatla yinelediği işkembeden söylenen ‘’ şaha kalkıyoruz’’ yalanı şunu gösteriyor; bir trilyon dolardan fazla lobilere faiz ödemişiz!
Toplanan Özel Tüketim Vergileri, öderken ‘’sesi’’ çıkmayan yurttaş, ülkeyi ‘’lobilerin’’ eline bırakan ‘’iktidar’’…
Bunlar ‘’azımsanacak’’ olgular değil!
***
Salt Adana sokaklarında değil, yurdun dörtbir yanından gelen ‘’aynı’’ ölçekteki sesler kaygıların boyutunu gösteriyor!
Geçtiğimiz ay, orman yangınları öncesinde, Konya Ovası’nın verimli topraklarında ‘’bir karışı’’ aşmayan hasada gelmiş buğday başaklarını gördüğümde ‘’ doğa ancak bu denli bozulabilir’’ tümcesi geçmişti aklımdan!
Bu toprakları, bu iklimi, bu havayı seven bir halk yapımız olduğu unutuluyor zaman zaman…
Bu toprakları tanımayan, ülkelerini bu ülkenin yurttaşları kadar sevmeyen, eşlerini/ çocuklarını ülkelerinde bırakacak denli ödlek/ işbirlikçi ‘’sığınmacı kaçaklarına ‘’kol/ kanat’’ olmaya çalışan ‘’iktidarın’’;
Bu yurdun emekçilerini, işçilerini, yurttaşlarını, gençlerini, işsizlerini, üreticilerini ‘’görmesinin zamanı’’ demiyorum; bu yurdun insanının yaşadıklarını görmeli/ bilmeli…
Covid 19 sürecinde ‘’yasak’’ koyulan yurttaşın, başka alanlarda ne yaptığı da düşünülmeli…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.