DOLAR 9,30440.07%
EURO 10,84550.12%
ALTIN 530,160,31
BITCOIN 5941790,99%
Adana
24°

AÇIK

12:54

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Recep Çağlar

Recep Çağlar

21 Nisan 2013 Pazar

Yazarımız Recep Çağlar Vefat Etti. Arşiv yazılarını okuyabilirsiniz…

Yazarımız Recep Çağlar Vefat Etti. Arşiv yazılarını okuyabilirsiniz…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

KozanBilgi.Net’in değerli yazarı Sayın Recep Çağlar vefat etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, gözü yaşlı ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyoruz.

İlkokulu köyünde (1968), ortaokulu Kozan Ortaokulunda (1973), liseyi Mersin Tevfik Sırrı Gür Lisesinde(1977), eğitim enstitüsünü İçel’de bitiren Recep Çağlar usta, 10.01.1958 tarihinde Adana-Feke –Ormancık Köyü doğumluydu.

İmanlı ve heyecanlı, kararlı, ne yazdığını, ne yazacağını çok iyi bilen ve şiirlerinde halkımızın en samimi hislerini dillendiren şairimiz, öğretmenliğe 19.10.1979 tarihinde Çorum-Sungurlu-Beylice’de başlamıştı. Adana-Feke Ormancık Köyü (1980-198484), Adana- Saimbeyli-Ayvacık(Akgölek 1984),Tunceli Merkez Çalkıran-Galbusan (1984-1985),Tunceli Merkez Babaocağı (1985-1986), Adana-Saimbeyli-Yardibi-Ortaoba (1986-1991), Adana –Feke-Gaffaruşağı (1991-1993), Ormancık(1999-2010), 1999 Eylülünden 2004 ekime kadar müdür yardımcısı ve vekaleten müdür, 08 ekim 2004 tarihinden vefat tarihi olan 20.08.2010 tarihine kadar asaleten okul müdürü olarak önemli hizmetler gerçekleştirmişti.

Millî ve manevî değerlere yürekten bağlı, hecenin ustası, saza da söze de hâkim, dürüst ve mert bir kişilik olan bu kadirbilir eğitimci, köyünde Telefon santralı kurulmasını ve dolayısıyla otomatik telefon görüşmesi sağlanmasına vesile olmuştu. 1999 yılında 2 derslikli olan ilköğretim Okulunu 9 sınıflı iki katlı bir binaya, 2000–2001 yılında öğretime açılan okulu, gayretiyle okul kitaplığına kavuşturmuştu.

Vatana, millete ve bayrağa düşman olanlara düşman, dost olanlara dost, kiminin hocası, kiminin ağabeyi, kiminin de ustası sayılan saygıdeğer eğitimci, şiir ustası, ilçesi olan Feke’de okul öncesi sınıfını okuluna kazandırmış (2000-2001), YİBO ile birlikte Bilişim Teknoloji sınıfını kurmuş, köyünde cep telefonu için Türkcell ve Vodafonla görüşerek yansıtıcı kurdurmuş, köyün içme suyu için çok çaba gösterip köyünü 2009 yılında sağlıklı içme suyuna kavuşturmuştu. Erozyona maruz kalan köyünü çevreleyen dağların büyük bölümünü ağaçlandırarak erozyonun önlenmesi konusunda önemli hizmetler gerçekleştirmişti.

Merhum, eğitim ve kültür faaliyetleriyle etrafındakiler tarafından örnek bir şahsiyet olarak gösterilen, öğretmen olarak göreve başladığı ilk günde itibaren tarihini, töresini bilen öğrenciler yetiştiren, birçok sitede birbirinden güzel millî ve manevi değerleri anlatan şiirler yazan , gönlü şiir gülistanına benzeyen örnek insandı.

Recep Çağlar ustamız; sazıyla, sözüyle üstat bir şairdi. Yüreğinde kin, nefret barındırmaz, korku nedir bilmezdi.

O her zaman merdi tutar, yiğidi anar, helal sulardan içer, hakikatle donanırdı. Her zaman bir hedefi, gayesi vardı. Bilgili, azimli, ihlâslı, mert, dürüst, çalışkan ve vefalıydı.

Gizlisi, saklısı yoktu, samimiydi. Masumlara, mazlumlara şefkatli, merhametli, haksızlıklara karşı demirden setti.

Asildi, güzeldir huyluydu, her daim ve her şartta okur ve yazardı. Yazdıkları okunur, sözü ve söyledikleri dinlenirdi.

Devletine, milletine, mukaddesatına yürekten bağlıydı. Özü temiz, yüzü temiz, sözü temiz bir yürek kahramanıydı. Sözleriyle yarışır, kalemiyle, sazıyla konuşurdu.

20.08. 2010 tarihinde vefat eyleyen sazın, sözün ve şiirin ustası, gerçek bir alp erendi.

Allah rahmet eylesin, Allah mekânını cennet eylesin.

Âmin!

Devamını Oku

Korkmam Avrattan

Korkmam Avrattan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

KORKMAM AVRATTAN

Birileri bana kılıbık demiş,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan,

Uzun ibikliler, gül ibik demiş,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.

 

Sabah erken kalkar, çayı koyarım,

Yumurta, patates, soğan soyarım,

Afiyetle o yedikçe doyarım,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.

 

Zahmet olur canım kalkma yat derim,

Öğle yemeğini dışarıda yerim,

Ben gelince kalkmış ise severim,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.

 

Bazı çamaşırı elde yıkarım,

Güçlüyüm ya pres gibi sıkarım,

Sermek için sabah dama çıkarım,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.



Öyle severim ki; sarma sarmayı,

İçine koyarım pirinç, yarmayı,

Unutmam eşime hatır sormayı,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.

 

Düzenliyim, kurallara uyarım,

Eşime hizmetten onur duyarım,

O kızar, bağırır amma sayarım,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.

 

Sabahleyin çizmesini boyarım,

Karıştırmam aynı yere koyarım

Hafifçe seslense hemen duyarım,

Ömrü hayatımda korkmam avrattan.

Recep Çağlar

Devamını Oku

Dilimiz 5

Dilimiz 5
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dil, insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan en önemli araçtır. Milleti millet yapan unsurların başında gelir dil. Yani dil, bizim için “olmazsa olmaz” diyebileceğimiz nitelik taşımaktadır. İnsanoğlu için kendi diline sahip çıkmak, onu korumaya çalışmak, elinden geldiği ölçüde geliştirmek en temel görevlerdendir.

Dil konusu çok ciddî bir konudur hepimiz için. Hepimizin dil konusunda birtakım sorumlulukları vardır. Bağımsız bir dilin olmadığı yerde hür yaşayan milletten ve devletten söz edilemez. Sanırım, bunlar dilin ne kadar önemli olduğunu vurguluyordur.

Sizlere soruyorum: Dil olmazsa neler olabilir? Dili korumak ve geliştirmek ne anlama gelmektedir? Bu eylem nasıl hayata geçirilir? Hanginizin aklına bu tür sorular geldi? Eminim ki, birçoğumuz bu tür soruları düşünmemiştir. Hatta şimdi bana şunu bile diyorsunuzdur: “Bu ne diyor, kafa mı ütülüyor?”

Dünyada birçok millet, birçok da yaşayan dil vardır. Dillerin birbirleriyle etkileşim hâlinde oldukları bilinen bir gerçektir. Dillerin birbirlerinden sözcük alış-verişinde bulunması doğaldır; ancak bu aşırıya kaçarsa ileride çok büyük sıkıntıları beraberinde getirir.

Ana dilimizi yabancı dillerin saldırısından koruyabiliyorsak, dilimize sahip çıkabiliyoruz demektir. Bunu günümüz Türkiye’si için söylemek güç olsa gerek. Çünkü bu konuda insanlarımızda bir vurdumduymazlık görüyorum. Sokaklarda, iş yerlerinin tabelalarında, gazetelerde, televizyonlarda akıl almaz sayıda yabancı sözcük göze çarpıyor. Demek ki, dil bilincine daha varamamışız. Dili çok ciddîye almıyoruz. Yabancı dil hayranlığı başını almış gidiyor âdeta. Bunda da birilerine karşı kendimizi bilgili gösterme düşüncesi var gibi. Yabancı dildeki sözcükleri kullanırsak birilerinin gözünde bilgili görünürüz, insanlar bize çok farklı bakar, diye düşünüyoruz herhâlde.



Bazılarınızın aklına şu gelmiş olabilir: “Yabancı dil öğrenmek gereksiz midir?” Kesinlikle gereksiz değildir. Aksine bu durum bir gerekliliktir. Atalarımız bile bunu; “Bir dil bir insan, iki dil iki insandır.” şeklinde değerlendirmişlerdir. Yabancı dil öğreneceğiz diye, anamızın ak sütü tadındaki dilimizi unutmak ve Türkçe karşılıkları dururken yabancı dildeki sözcükleri kullanmak büyük bir düşmanlıktır kanımca. Yabancı kaynaklı sözcüklerle konuşmak, günümüze kadar getirdiğimiz kültürümüzü ve kişiliğimizi de yitirmemize neden olacaktır.

Günümüzde gelişmiş ülkelerin birçoğu, sömürgecilik sayesinde mevcut oldukları noktaya ulaşmışlardır. Bu da daha çok dil sömürgeciliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün Afrika’da birçok ülke İngilizce ve Fransızca konuşmaktadır. Bu durum bahsedilen yerlerde sömürgeciliğin çok etkili bir şekilde yansıtıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Batı ülkeleri güya oradaki insanları korumaktadır; ama oradaki insanlar açlıkla, sefalette karşı karşıya kalmıştır.

Bu üzücü olay, son yıllarda Türkçe üzerinde de oynanmaya çalışılmaktadır. Bu oyunlara gelmeyeceğimiz muhakkaktır. Dünyanın en köklü ve en zengin dili olan Türkçe, birileri tarafından katledilmeye çalışılıyor. Bu olaya değişik şekillerde alet ediliyoruz. Belki bunun farkında değiliz; fakat artık titreyip kendimize gelme vakti geldi. Özellikle okul çağındaki gençlerimiz ve aydın nitelikteki insanlarımız yabancı sözcükleri kullanmayı çağdaşlaşma olarak görüyor. Bu durum dilimize düşmanca davranmaktan başka bir şey değildir.

Size son olarak şunu söylemek istiyorum: Artık güzel dilimize ve geçmişten günümüze kadar getirdiğimiz eşsiz kültürümüze hep beraber sahip çıkalım.

Devamını Oku

Dilimiz 4

Dilimiz 4
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dil beş duyu organımızdan birisidir. Tat almamızı sağlar. Bu yönü hayatın akışı içerisinde işlevini hiç ara vermeden işlevini görür,durur.Konuşurken dil denen organımızı kullandığımız için kendi duygu ve düşüncelerimizi anlatmaya yarayan, sahip olduğumuz söz ve sözcük ifade etmemize,yani konuşmamıza da dil denir.Daha önceki yazılarımızda dilin ehemmiyeti,korunması,geliştirilmesi hususlarına dikkat çekmiştik.Dil de bozulma bir anda olacak bir olgu değildir.”Yel kayadan ne götürür” şeklinde Azeri Türk atasözümüz vardır.Bende diyorum ki;Suyun götürdüğü bir yerde birikir zamanla deltalar oluşturur,yok olmaz.Başka bir mevkiye taşınmış olur.Zaten bir sürü ovamız da bu şekilde oluşmuştur.Ama rüzgar yavaş,yavaş götürür hiç geri dönmez.Dildeki yozlaşmada böyle olur yavaş,yavaş olur ama geri dönüşü olmaz.yani “Yel kayadan çok şey götürür”

Dilimizi doğru kullanmaya önem verelim, anlamını kesin bilmediğimiz kelimeyi konuşma ve yazmada kullanmayalım. Kelimeleri yerli yerinde kullanalım. Konuşma dilinde ve gerekse yazı dilinde çok bariz yanlışlar yapılmakta.

Örnek verecek olursak: Hayvanlar yavru yaptı(doğum yaptı) şeklinde bir cümle kullanılmakta. Oysa hayvanların yavru isimlerine göre kullanılır. İnek buzağıladı, koyun kuzuladı,at kulunladı,arı oğul verdi,kuş civciv çıkardı,eşek kürüledi,it,kedi enikledi v.b.Görüldüğü gibi yavrusunun ismiyle adlandırılır doğum olayı.Tüm bu kelimelerin yerine yavruladı,yada doğurdu diyemeyiz.

Bir başka örnek: Ayrılan kişiler birbirine “hoşça kal ” ya da “Güle-,güle kal”diyorlar. Oysa giden kalana “hoşça kal”kalan gidene “güle, güle” demesi gerekir. Doğrusu böyle olmalı.

Bazen hoşça kal yerine ”by,by” denmektedir.tamamen yanlıştır.Tamam yerine ”okey”,msn konuşmalarında da artık hani dilden alınmışta okey kelimesi kısaltılarak ”ok ”denmekte kısaca.Oysa onun yerine yüzde yüz Türkçe olan tamam kelimeli kullanılmalıdır.

Biz eğitimciler eskiden ödev e yazılı kağıtlarını okurken yanlı olan cevabı(X9) işareti koyarak yanlı olduğunu belirtirdik.

Zamanla bu algı değişti.Yanlı olanın üzerinin çizilerek değil,yanına doğrusunun yazılmasının daha doğru olduğu gerçeğine varıldı.O yanlış ise doğrusu ne?Bizler de bu yanlışları tenkit ederek değil,doğrusunu göstererek yanlışı göstermemiz gerekmektedir.

Bundan 800 yıl önce Yunus Emre şiirlerini öz Türkçe ile yazmış ve günümüzde okuyan herkes tarafından anlaşılmaktadır.1277 ılında Karamanoğlu Mehmet bey tehlikeyi sezmiş,tedbir olarak ünlü fermanını yayınlamış.Femanında” Şimdiden girü hiç kimse ne kapuda ve divanda ve meclis ve seyranda Türkî dilinden gayri dil söylemeye.”demiştir.Şeyhe Edebalinin Osman Gaziye vasiyeti de Öz Türkçe olarak kaleme alınmıştır.

Bizim dilimizde yarıya yakın Arapça kelime varken ve de biz bunları istisnasız kullanıyorken,

1936 yılında Kahire’de toplanan Arap dil kurultayı, Türkçe kökenli 3600 kadar sözcüğü Arapça sözlükten çıkarmıştır. Çıkarılan bu sözcükler arasında ”sarık” sözcüğü de vardır.

İşte tüm bunları üst üste koyarak “Yel kayadan ne götürür “demeyelim.Dilimize sahip çıkalım.Unutmayalım ki;Dil=Kültür=Millet eşitliği hiçbir zaman bozulmaz.Bir fikir vermesi bakımından Şeyh Edebali’nin vasiyetini de sizlere sunuyorum



ŞEYH EDEBALİ’NİN
OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU ve
DAMADI OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ :
Ey oğul, artık Bey’sin!
Bundan sonra
öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoşgörmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana…
Ey oğul, sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma;
insanı yaşat ki devlet yaşasın.Ey oğul, işin ağır,
işin çetin, gücün kula bağlı.
Allah yardımcın olsun…
Güçlüsün, kuvvetlisin,
akıllısın, kelamlısın!
Ama; bunları nerede,
nasıl kullanacağını bilmezsen
sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın!
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi
değildir. Bütün bilinmeyenler,
feth edilmeyenler,
görünmeyenler, ancak sen faziletli ve
ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.Ey oğul ! Ananı , atanı say !
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen ,
yeşilken çöllere dönersin.
Açık sözlü ol ! Her sözü üstüne alma !
Gördüğünü görme ! Bildiğini bilme !
Sevildiğin yere sık gidip gelme !Ey oğul ! Üç kişiye acı :
Cahil arasındaki alime ,
zenginken fakir düşene,ve
hatırlı iken itibarını kaybedene.Ey oğul! unutma ki,
yüksekte yer tutanlar,
aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma !…
Devamını Oku

Kim Bu Hayırsever – George Soros 2

Kim Bu Hayırsever – George Soros 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okur, ülkemizin neden böyle çok sıkıntı çektiğini hep merak ettim durdum yıllarca.Çünkü ülkemiz 5-10 sene öncesine kadar dünyada kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri idi olarak gösterilir ve kabul görürdü.Bu yazımızda bu hale nasıl geldiğimiz yada getirildiğini anlatmaya çalışacağım.Yeni Çağ gazetesi yazarı Mustafa ASLAN beyin bir yazısından alıntı ile başlamak istiyorum.

“1923’te Lozan Görüşmeleri’nde İsmet İnönü’ye müşavirlik yapan Haham Haim Nahum, İngiltere Başbakanı Churchill’le ve Fransa Cumhurbaşkanı Clemenceao ile görüştüğünde; “Buraya Türkiye’nin üyesi olarak geldiysem de ben asıl İsrail’in Mürşitler Meclisi’nin temsilcisi olarak geldim; size onların kararını bildiriyorum. Bunu biz hahamlar meclisinde kullandık ve size tebliğ etmek için sonucu getiriyorum. Diyorum ki Türkiye varken biz rahat edemeyiz. Türkiye’yi ortadan kaldırmak harple mümkün değildir. Türkiye’yi harp ile İsrail’in emrine sokmamız mümkün değil. O halde 7 maddelik bir ilaç, bir reçete uygulayacağız:

– Türkleri aç bırakacağız bir;

– İşsiz bırakacağız iki;

– Borçlandıracağız üç;

– Dîninden uzaklaştıracağız dört;

– Böleceğiz beş;

– Böldüklerimizi birbiriyle çarpıştıracağız altı;

– Yumuşak lokma yapıp İsrail’e vilâyet yapacağız yedi..” dediği tarihin kayıtlarında ve biliyoruz” Mustafa ASLAN Beyin yazısı devam ediyor. Bakıyoruz bu haham İsrael Devleti kurulmadan İsrael devletinden bahsetmektedir.   Bu yedi maddelik planı hatasız yani sıfır hata ile uygulamışlardır. Ülkemizde ferdiyetçilik ön plana çıkarılmıştır.Yani milletin kimyasını bozmuşlardır.1000 yılık kardeşliğimizi bozmuşlardır.Figuranlar değişse de perde arkasındaki güç aynıdır.



Şimdi George SOROS bu işin takipçisi,destekçisi,planlayıcısı olmuştur.İslam coğrafasında kendine bağlı sadık uşaklar bularak renkli devrimler gerçekleştirmektedir.Ukrayan’da,Gürcistan’da,Polonyada,şimdilerde Libya,Suriye,ve ülkemizi bölüp parçalamaya çalışmaktadır.Ülkemiz aydınlarının bir çoğu bu konuda söylenenleri kula ardı etmektedirler.Ülkemizde SOROS’a bağlı Vakıf e dernekler harıl,harıl çalışmaktadır.Bunlardan birisi, en belirgin ve etkin olanı TESEV vakfıdır.Görünürde iyi hizmetler yapıyormuş gibi görünerek Türk milletini kimyasını bozmaya her gün biraz daha gayret etmektedir.Bize düşen görev ise her yerde,her mekanda,dost sohbetlerinde anlatılmalıdır,

Aksi halde Haham Haim Nahum’un öngörüsü gerçekleşmiş olacaktır. Bundan yaklaşık 2000 yıl önce Oğuz Kağan ”Ey Türk!Titre ve kendine dön” dememiş miydi.BU günde geçerlidir bu buyruk. Selam sevgi ve saygılarımla

EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.