DOLAR 16,1920 -0.96%
EURO 17,4658 -0.86%
ALTIN 964,40-0,79
BITCOIN 467578-1,78%
Adana
29°

AÇIK

13:06

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

SELMA ERDAL

SELMA ERDAL

25 Mayıs 2022 Çarşamba

    Siyaset Arenası ve Toplumsal Yaşam

    Siyaset Arenası ve Toplumsal Yaşam
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    SELMA ERDAL

    Adam asılmaya gidiyor, kadın terlik-pabuç derdinde derdi bizden öncekiler…
    İşte bugünlerde de…
    Halk açlıktan ölüyor; birileri umursamadan parsa kavgası yapıyor.
    Parsa diye tanımlanan değer de Türkiye adlı sınırları şehid kanlarıyla çevrili arsa…
    Daha açık bir deyişle…
    Siyasal Parti üst başlığı altında toplanan kurnazların; ülkenin GSMH değerleri için yaptığı rant kavgası…
    Ne saçı bitmedik yetim hakkı, ne de kamusal yarar ilkesi hiç birisinin değil kaygısı…
    Özetle iktidara diyor ki ALTILI GANYAN ÇETESİ:
    Yalnızca sen çok yedin, şimdi ben de yeme sırası…
    Biliniz ki kesinlikle umurlarında değil hiç birisinin; ne ülke, ne de ulus…
    Sergiledikleri yalnızca “köprüyü geçene kadar ayıya dayı” deme gösterisi…

    Oysa…

    90’larda AYDINLIK GÜNLER İÇİN mum yakmıştık, her şey nafile !…
    Mafia ve ortakları biçiminde örgütlenen bir kafile; kendi çıkarları için ülkeyi yıllardır yakmış-yakıyor-yakacak gibi de…
    Ne yazık ki kıpırdamıyor hiç kimseciklerin bir tek tüyü…

    Ve herkes “erken seçim” beklentisi içinde adaylığını açıklıyor.
    Ama… ve de kanımca…
    Eğer seçimlerde başkanlık için aday olsa; Reis Peker kazanır.
    Ne de olsa deneyimli; Mafia örgütünü yönetmekte…
    Beceriksizler de ayrılsın emekliye…
    Değil mi ki ülkede rahmet okunuyor Demokratik, Laik, Hukuk Devleti’ne..
    Diye düşündürtecekler bu gidişle millete…
    Çünkü halkı getirdiler ki öyle bir duruma; çoğunluk şaşkın ördek gibi kıçtan dalacak suya…
    Örneğin Didim pazarında başıma gelen bir olayı paylaşmak isterim değerli okurlarımla…
    Gerçi okurlarım olduğunu sanmıyorum da ne de olsa okumayan bir toplum olduk çoğunlukla…
    Azınlıkta varsa üçer beşer okur, yakında diyeceğiz ki buna da şükür !…

    Dönersek Didim pazarında yaşadığım olaya…
    Cumartesi günleri kurulan meyve-sebze pazarında…Aldıklarımı bir çırpıda toplayıp, ödemem gereken tutarı söyleyince…İki küçük kızıyla pazarcılık yapan genç kadın; “kafam karıştı, yanlış mı yaptınız hesabı?” dedi. Yok dedim; yanlış yapmam benim Matematik dersim Lisede hep 10’du.
    O kadar hızlı söylediniz ki yanlış olabileceğini düşündüm dedi. Düşünme dedim; bize iyi Matematik öğrettiler, ama sen bundan sonrasını, özellikle de kızlarını düşün. Eğer Matematik öğrenmezlerse; seninki gibi kafalarının karışması şöyle dursun, para alış-verişinde toplama ve çıkartma bile yapamayacaklar. Sen öncelikle onların geleceğini düşün. Matematik; yaşamın her anında, insanların hep karşısında…Yalnızca sen değil; bütün anneler iyi düşünsün çocuklarının geleceğini…
    Haklısın dedi, pazarcılık bile yapamayacaklar benim gibi; toplama, çıkartma öğrenemeyecekleri için, öyle değil mi?…
    Evet dedim. Yine gel haftaya, yine konuş bizimle olur mu dedi. Bol kazançlar, hayırlı işler dedim; yürüdüm, gittim.
    Sani Dünya yansa, hasırı yanmayacak birisi gibi, bir başka deyişle herkes gibi yürüdüm gittim.
    Çünkü bu tür tutum ve davranışlar; siyaset arenasından toplumsal yaşama yansıyan olumsuz dışsallıkların izdüşümüdür ne yazık ki…

    Devamını Oku

    Kavramlar

    Kavramlar
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Değişen dünya düzeninde ve de yükselen değerler bağlamında yaşananlar…

    *Bir Meslek
    Herkesin gıcık olduğu “sözde” mesleklerden biridir YAŞAM KOÇLUĞU…
    Kendi başını bağlayamaz, gelin başı bağlamaya kalkışır denilen türden bir takım adamlar ve de madamlar bu mesleği icra ediyorlar. Diyet yapacaksınız ama başaramıyorsunuz; onlar sizi motive edecekler bilmem kaç bin dolar karşılığında (Türk parasını da tanımazlar bu arada)… Yürüyüş yapıp, kilo vereceksiniz; sizinle birlikte yürürler ama sırayla değil, parayla…
    Eşiniz mi aldattı, sevgiliniz mi bıraktı?… Derdinize derman bulmak için yaşam koçları her yerde hazır ve nazır hemen yanınızda?…
    Bizim çocuklar doktor, mühendis olacağım diye onca emek verirken… Onlar kurnazlık kadrosundan; YAŞAM KOÇU unvanıyla toplumsal yaşamda ön sırada… Ve onlara kanıp, onlardan medet umup, para kaptıran enayiler mangası da peşlerinde…
    Bir başka anlatımla…
    Ekonomi Bilimi’nde; sektörler tarım-sanayi ve hizmetler sektörü olarak üç ana başlık altında toplanır da… Bir de marjinal sektör vardır; bunların yanında sosyal güvenceden yoksun kişilerin oluşturduğu topluluk… Ki bir lokma, bir hırka yasayan işportacıları, hamalları, bozacıları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.
    Günümüzde de bir baltaya sap olamamış kurnazlar için türetilmiş YAŞAM KOÇLUĞU olarak bilinen bu “sözde” işlere de “sosyetik marjinal sektör” desek nasıl olur acaba?…

    * Şarkılar
    Çocukluğumuzda şarkılar öğretirlerdi bize… İşte onlardan biri:
    Küçük asker küçük asker
    N’apıyorsun bana göster
    Tüfeğime bakıyorum, palaskamı takıyorum
    Kasketimi giyiyorum ben kışlama gidiyorum
    Bu şarkının kızlar için yazılmış sözleri de vardı:
    Küçük Ayşe küçük Ayşe
    N’apıyorsun bana söyle
    Bebeğime bakıyorum ona mama veriyorum
    Gülyüzünü öpüyorum ona ninni söylüyorum…
    Oysa günümüzde; küçük askerler “bedelli” parasını toparlayıp, askerden muaf olmanın derdinde…
    Küçük Ayşeler de gününü gün etmenin peşinde, nasılsa “tüp bebek” ve de “yumurta saklama” yöntemiyle menopozda bile çocuk doğurtuyorlar kadınlara…Ve onlar da diyor ki;
    -Vur patlasın, çal oynasın yaşamak varken; girilir mi hiç sıkıntıya?…

     

    *Özgürlük
    1968 yılı tüm dünyada gençlik eylemlerinin başladığı güzel günlerdi…Ve 70’li yıllar da özgürlüğün altın çağı diye anılır…
    İşte bir kez daha 70’li yıllarda yaşanan özgürlüğün altın çağı, yeniden gelmiş günümüze…Öyle diyorlar.
    Kimler ?…
    Yok canım siyasetçiler değil, elbette ki modacılar…
    Çünkü 70’li yılların giysileri, renkleri, deri paltoları, kocaman gözlükleri, yeniden moda olmuş.
    İnternet ortamında sanalda yaşamağa, mutlu ya da mutsuz olmağa alıştırıldık ya işte moda da özgürlük duygusunu bizlere yaşatmağa istekli, eğer tüketim toplumunun bir bireyi olarak düşersek onun tuzağına… Modacılar eliyle 70’li yılların özgürlük ortamını duyumsamak garanti !…
    Şeker yerine, mısır şurubu ile mutlu olan damaklar…
    Gerçek kadınlar yerine, silikonlu dilberlere tutulan ahmaklar…
    Özgürlük istiyorsanız da modaya sığınırsınız a canlarım; başka arayışlara ne gerek var?…

    Devamını Oku

    Güne Düşenler

    Güne Düşenler
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    SELMA ERDAL

    *Bir Meslek…

    Herkesin gıcık olduğu “sözde” mesleklerden biridir YAŞAM KOÇLUĞU…
    Kendi başını bağlayamaz, gelin başı bağlamaya kalkışır denilen türden bir takım adamlar ve de madamlar bu mesleği icra ediyorlar. Diyet yapacaksınız ama başaramıyorsunuz; onlar sizi motive edecekler bilmem kaç bin dolar karşılığında (Türk parasını da tanımazlar bu arada)… Yürüyüş yapıp, kilo vereceksiniz; sizinle birlikte yürürler ama sırayla değil, parayla…
    Eşiniz mi aldattı, sevgiliniz mi bıraktı?… Derdinize derman bulmak için yaşam koçları her yerde hazır ve nazır hemen yanınızda?…
    Bizim çocuklar doktor, mühendis olacağım diye onca emek verirken… Onlar kurnazlık kadrosundan; YAŞAM KOÇU unvanıyla toplumsal yaşamda ön sırada… Ve onlara kanıp, onlardan medet umup, para kaptıran enayiler mangası da peşlerinde…
    Bir başka anlatımla…
    Ekonomi Bilimi’nde; sektörler tarım-sanayi ve hizmetler sektörü olarak üç ana başlık altında toplanır da… Bir de marjinal sektör vardır; bunların yanında sosyal güvenceden yoksun kişilerin oluşturduğu topluluk… Ki bir lokma, bir hırka yasayan işportacıları, hamalları, bozacıları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.
    Günümüzde de bir baltaya sap olamamış kurnazlar için türetilmiş YAŞAM KOÇLUĞU olarak bilinen bu “sözde” işlere de “sosyetik marjinal sektör” desek nasıl olur acaba?…

    * Orman Yangınları…
    80’lerin sonunda Bursa’da başladı orman yangınları… Üstelik ülkede ilk önce talan edildi Bursa’nın 1. dereceden değerli tarım toprakları… Yıllarca yazdık, bağırdık, haykırdık, yasaya başvurduk, yasa bizden yana kararlar aldı…
    Ama bu kararlar hiç uygulanmadı. Sonunda YEŞİL BURSA diye bir kent kalmadı. Oysa Yunan Bursa’dan Mudanya’ya dökülürken her yeri yaka, yaka kaçıyordu Bursa’dan, ama yine de Bursa ayakta kalmıştı.
    Ne yazık ki son yıllarda Bursa Suriyeli işgali altında; İstanbul gibi kayıp kentler arasında ilk sırada…
    Marmara Bölgesi bitti, bitirildi.
    Ve şimdi yeni hedef olarak; Ege Bölgesi seçildi, Vandallar İzmir’de, Aydın’da, Muğla’da…
    Gazi Mustafa Kemal; ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR diyerek Yunan’ı denize dökerken, ne yazık ki düşmanların en onursuzunu, en kindarını, en hıyanetini bırakmış arkasında…
    Ve onlar da ormanları ateşe veren, altın için dağları deşen, para için doğru yoldan şaşan ülke ve ulus düşmanları olarak her an, her yerde karşımızda…

     

    *İlişkiler…
    Menderes döneminde artan ilişkiler, derken Morrison Süleyman’la sıklaşan sevişmeler… Tarım ülkesi Türkiye’ye “sanayileşme” olgusunu öneren ve öğreten Amerika; bugün tarımsal dışsatımda dünya birincisi… Onun öğütleriyle ve öğretileriyle tarıma elverişli topraklarını sanayileşme uğruna yok eden Türkiye ise avuç açıyor yabandaki buğdaya, arpaya, darıya… Ve bir avuçluk ülke toprağıyla (üstelik bir bölümünü denizden çalmış olmasına karşın) Amerika’nın ardından ikinci sırada geliyor Hollanda; tarımsal üretim dışsatım pazarında…
    Sen istediğin kadar; bir lokmacık ülke, nedir ki değeri nazarımda diye dur… Osmanlı’dan lale soğanlarını bile aşırıp, bin türlü renge aşılayıp, marka yaptı ülkesinin adıyla…
    Sen yalnızca kafanı yor; Fener’in transferlerine ya da hangi tarikatın müridi olursam “garanti” girerim Cennet’e diye…
    Dünya dönüyor, gelişmiş ülkeler koşuyor daha güzel bir geleceğe… Üstelik dönüp bakmıyorlar bile geride kim kalmış, yokluğa ve sefalete kim dalmış, bil ki hiç umursamıyorlar seni… Dolayısıyla yok sayıyorlar ülkenin başındakini … Ne yazık ki…

    Bu arada “yok saymak” bağlamında binlerce yıl öncesinde bilge Konçüçyüs demiş ki:
    Zayıf insanlar intikam alır,

    Güçlü insanlar affeder,
    Zeki insanlar karşısındakini yok sayar.

    Oysa günümüze bakarsak birisini “yok saymak”   ya da  birilerince “yok sayılmak”  için “yoksul olmak” en birincil ölçek… Uluslararası alanda ederimizi tartmak için ya da yerimizi anlamak için “ekonomik durum” koşulunun dışında var mı başka gerçek?… Ne yazık ki yok !…

    Devamını Oku

    Güne Düşen Sözler

    Güne Düşen Sözler
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    SELMA ERDAL
    Aydın
    16 Mayıs 2022

    *Yazar
    Kentdaşım, Bursalı ünlü yazar Pınar Kür… Demiş ki 1 Kasım 2007 günü televizyon yansılarına düşen sözlerinde:
    – Romancı ve şair yazmak için oturup, ilham bekler. Ama araştırmacı yazar; sürekli çalışır. Emek-yoğun çalışır. Var olan dünyayı eleştirir yazdıklarıyla…Elbette ki daha güzel, daha yaşanabilir olması için…
    Kuşkusuz Pınar Kür’e hak vermemek elde değil… Yazarlık ya da söz söyleme sanatı; özel bir yetenek kuşkusuz… Çünkü kimileri iyi konuşur da, konuştuklarını dökemez yazıya… Ve de bakmakla, görmek arasındaki uçurum da girince sıraya; yazarlık dediğin kolay iş değildir sıradan insanlara…
    Yetenekle, bir de bilgi birikimi birleşince… Kuşkusuz duygu yoğun yazılar, dizeler değil ama…Düşünce yazıları için durum böyle… Üstelik sorunu gören; çözümü de üretebiliyorsa, işte budur yorumculuk ya da köşe yazarlığı, ya da düşünce yazarlığı (eskilerin “fikir yazısı yazarları” dedikleri iş/uğraş)…
    Bildirelim istedik; “sahibini sesi kimlikli” gazetelerdeki köşe yastıklarına…

    *Anne
    Doğal seçim (natural selection) bağlamında güçsüz yavrusunun yuvadan atılmasına göz yuman kuş türleri bilinir de…
    Doğurduğu çocuğu balkondan atan kadın belki de ilk görüldü bu ülkede…
    Nereden, nereye geldik ?…
    1980 sonrasında nasıl da hızlı bir dönüşüm, değişim yaşadık ama ne yazık ki olumsuz yönde…
    Artık bu ülkede taciz, tecavüz, şiddet, dahası vahşet; sıradan vaka-i adliye olarak görülmeye başladı. İşte bu gidişin sonu gerçek bir bir ulusal felaket; farkında mısınız?…
    Ne yazık ki…
    VAHŞET, VAHŞETİ DOĞURUR
    VE İNSAN SOYU VAR OLDUKÇA BU VAHŞET SÜRER GİDER.
    BİR DE KENDİNİ İNSANDAN SAYIP DA KENDİNİ TÜM YAŞAYANLARIN ÜSTÜNDE GÖREN BU TÜR; NEDENSE ATASININ BİR ŞEMPANZE OLDUĞUNU SÜREKLİ İNKAR EDER.
    Özellikle de insanlık erdeminden uzak bu tür yaratıkların eylemleri karşısında; saygıyla bir selam çakıyorum Darwin Amcamıza !…

     

    *Ekmek…
    Eğer olmazsa tarlada buğday EK-MEK…
    Sofrada da olmaz ekmek !…

    İkinci Dünya Savaşı sırasında da erkekler silah altına alınınca, tarlayı sürecek kimse kalmadı. Ekmek kuyrukları bundan dolayı oluştu. Ama Tarih bilmezler “aç bıraktınız milletimi aç” diye yıllarca böğürdü. Şimdi de üzerine konutlar dikilince tarlaların; buğday da olmayacak, un da olmayacak, doğal olarak ekmek de olmayacak. Sonuç olarak halk ekmeksiz kalacak ama onlara yine de tek parti dönemindeki ekmek karneleri üzerinden yalanlar anlatılacak. Oysa 20 yıldır yine tek parti dönemi, yine ekmek yok olmak üzere… Belki de halk açlıktan girecek mezara ama gerçekler girmeyecek kafasına…

    Şöyle bir geçmişimize baktığımızda; yoklukla kazanılmış bir BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZ var. Üstüne, üstlük Osmanlı’nın yedi düveline olan borcunu bile ödemiş, ayağında çarığı kalmamış Türk Ulusu… Böylesine yokluktan bir ülke yaratan bu Türk halkı; bugün, gerçekten olması gereken yerde midir?…
    Ve sonraki yıllar, II. Dünya yılları; yaşayanlar bilirler… HITLER; tüm Balkanlar’ı ezip geçip de, Trakya’dan Kuzey’e neden yöneliyor ?… Çünkü Alman Büyükelçisi Von PAPEN Türkiye’yi ve Türkler’i çok iyi tanıyor. HITLER’e; “Türkler’i askeri gücünüzle korkutamayacağınız gibi, açlıktan da öldüremezsiniz. Çünkü en az 10 yıllık buğdayları silolarında” diyor. İlerleyen yıllarda bizler “Yerli malı, yurdun malı; her Türk onu kullanmalı” ilkesiyle yetişiyoruz. Daha sonra Kıbrıs Barış harekatı ya da Türklük onurunun ve gücünün dosta, düşmana bir kez daha anımsatılışı… Ardından gelen ekonomik ambargolar ve o dönemde kendi yağımızla kavruluşumuz… Bir benzerini Türk Ulusu’nun BAĞIMSIZLIK SAVAŞI’nı verirken 1920’lerde yaşadığı gibi… Ve bir başka benzerini II. Dünya Savaşı yıllarında, 1940’larda yaşadığı gibi… Ve bugün de, bu ekonomik açmazlarımızdan çıkmak için, bir kez daha yaşamamız gerektiği gibi; KENDİ YAĞIMIZLA KAVRULMAK…
    Umudumuzu yitirmeyelim diye; söylendi bu sözler… Bilginize sunulur !…

    Devamını Oku

    2022 Mayıs Gündeminden

    2022 Mayıs Gündeminden
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    SELMA ERDAL
    Aydın
    14 Mayıs 2022

    *Günlerden 1 Mayıs…
    1 Mayıs’da herkes DEVRİMCİ, herkesten “Devrimci Dostlara Selam” var. Ama ne yazık ki dünün pek çok devrimcisi; devirici oldu, dönek oldu, ikinci cumhuriyetçi oldu, Marx yerine Mark’a/Eura’ya/Dolar’a tutkun ve de tutsak oldu. En sonunda düzen hepten aksak oldu!…
    Üstelik…
    Hem egemenlere yalakalık yapıp; hem de işçinin, emekçinin bayramını kutlayanlara…
    Ne diyeceğimi bilemiyorum canlarım !…
    Bilindiği gibi…
    Geçmişin “1 Mayıs Alanı” olarak bilinen Taksim alanı; yıllardır işçilere kapalı. Hani öylesine ki sınırlarımızdan kaçakçılar girer, PKK’lılar girer, Suriyeli “düzensiz” göçmenler girer ama işçi “asla ve kat’a” 1 Mayıs kutlamaları için kapatılan Taksim Alanı’na giremez !…
    Çünkü yıllardır BASKIN SES diyor ki:
    Taksim, Maksim… Bir dönerse tersim… Ne işçisi, ne çişçisi giremez meydana !… Var mı lan; içinizde benden merdane ?…
    Sen daha çok yanarsın derdine !… Kapattırmayın bana bütün kapıların mandalını !… Otur evinde, bahçende yak mangalını !… Tersine döndürmeyin zamanı; yoksa kutlarsınız ancak BAHAR BAYRAMINI !…
    İşin “kara” mizahı bir yana… İşçi sınıfının bayramını kutlarken buruk bir yürekle… Diyorum ki…
    1 Mayıs’dan çok daha önemli; aydınlık, çağdaş yaşamların sürdürülebilirliği… Dolayısıyla diyorum ki işçinin, emekçinin; sınıf bilinci kavramına erişmesi gerçekten de her şeyden önemli !… Ama bu oluşumun olabilirliği hangi günde gerçekleşebilecek ki?…
    İşin gerçeği böyle bir olasılık görmüyorum ne yazık ki…

    *Günlerden 6 Mayıs…
    Eğer;
    BAĞIMSIZ ÜLKEM, EGEMEN HALKIM demeseydi…
    Bugün yaşıyor olabilirdi DENİZ GEZMİŞ…
    Oysa o ilkelerinden ödün vermediği için;
    Ölümün kollarında savrulmuş…
    Sol gösterip, sağ vuranlar; dehşetengiz bir dönüşümün ardından…
    MARX yerine; Mark-Euro-Dolar aşkıyla kavrulmuş…
    Her 6 Mayıs gününde;
    Onların her biri devrimci ve her biri yoldaş Deniz’e…
    Acaba????

    *Hemşireler Günü imiş 12 Mayıs…
    İdealist düşünüp, hamasi nutuklar atmak ne güzel. Bizim gibi hastane köşelerinde 6 ay geçirin de görün bakın nasıl da bakılamadığınızı… Eğer hastanızla siz ilgilenmiyorsanız o kutsal meslek erbabı hemşirelerin hastalarınızı hiç de umursamadığını yaşayarak öğrenin bizler gibi…
    Nasıl ki öğretmenler; 1980 öncesinin öğretmenleri değilse, ne yazık ki hemşireler de öncekiler gibi değil…
    Biliyorum bu sözlerim; rahatsız edecek pek çoklarını…
    Biliyorum doğrular acıtır insanların canını ama…
    Ama ve ne yazık ki ülkede neyin çivisi çıkmamış ki ?…
    Yine de birileri dile getirmeli gerçekleri…

    *Sigara zamları, ses çıkaranların sanki yok gibi başka gamları…
    Yine canhıraş sesler yükseliyor; sigara bedellerine gelen ve daha da gelecek olan zamlar nedeniyle…
    Ey sigara tutkunu yurttaş !…
    ABD’nin buyruğu ile Karaoğlan’ın ektirmeyince tütünü…
    Hiç çıkarmadın sesini ve de kıpırdatmadın (d)ötünü…
    Hemencecik vazgeçtin tarladan, sabandan…
    Bildiğin gibi yıllardır geliyor tütün yabandan…
    Durum böyle olunca da ederi büyüktür; cigaranın dumanını tüttürüp, keyfini sürmenin…
    Oysa bugün tarlanda yetiştiriyor olsaydın tütün…
    Sarma cigaran varken elinde, cebinde de kalırdı paracıkların bütün…
    Daha bunlar iyi günlerin; yakında ekmek ve su derdine düşeceğin günlerin de gelecek…
    O günler geldiğinde acaba sana kim yardım edecek?…
    Takkenin önüne koy da iyi düşün !…
    Ve bir de…
    Sigarasının dumanını efkarla üfleyerek “çocuğa bir kilo muz alamıyoruz” diyenler var bu memlekette…
    Yerli muzun kilosu 15 TL…
    Sigara fiyatları 25 ile 40 TL arasında…
    Iyi dumanlamalar babalar !…

     

    *Ekmek tartışmaları…
    Zam, Zam… Böyle mi kurulacak düzen, nizam ?… Yoksa birileri bizden zamlarla mı alıyor intikam?…
    Ve diyorlar ki ekmek fiyatları artacakmış. İnsanlar yiyecek ekmek bulamayacakmış.
    Geçmişte ekmek aslanın ağzında derlerdi. Bugünlerde yalnızca parası olanın sofrasında olacak gibi…
    Ve yine geçmişte ki 60’lı yıllarda…
    Erkekte güzellik aranmaz; yeter ki ekmeği güzel olsun denirdi.
    Günümüzde…
    Erkekler kadınlardan daha bakımlı ama, kadınların ellerine bakıyorlar eve ekmek getirebilecek koşulları var mı diye…
    Daha neler görecek gözlerimiz, değişen insanlık durumları bağlamında?…
    En iyisi alıştıralım kendimizi ekmeksiz yaşamaya…

    *En Güçlü Muhalifler; acaba kimler?…
    ERDOĞAN’a muhalefet edenler; sanılmasın ki yeni ALTILI GANYAN çetesi, ne de sanal medya ahalisi…
    Ona en çok muhalefet edenler, saldırıp, sözleriyle yıpratma girişimlerini sürdürenler; OKYANUS Ötesi topraklarda karargah kuran dünün media dünyasının FETÖCü taifesi…
    Hepsi kaçmış, Okyanus’u aşmış, Amerikan topraklarına postu sermiş; saldırıp duruyorlar Youtube ortamından…
    Cumhurbaşkanı’nın bazı eylemleri, söylemleri, tutum ve davranışları ola ki ülke çıkarlarınaysa (doğal olarak Amerikan çıkarlarına ters olacaktır bu eylem, söylem, tutum ve davranışlar); hemen hepsi “istemezük” diye feryad eden Osmanlı’daki yobazlar gibi saldırıyorlar RTE’ye…
    Biliniz ki onların saldırdığı konular; kesinlikle ülke ve ulusun yararınadır. Örneğin; RTE, bugünlerde Rusya ile aynı yönde tavır sergiliyor gibi davranıyor diye, yine feryad figan ediyorlar “sonu geldi, ölümünü hazırlıyor” naralarıyla ortalığı ayağa kaldırıyorlar.
    Onların kim olduğundan bi’haber olan kimi takipçileri de “RTE’ye muhalif sözleri nedeniyle, onları Atatürkçü sanıp” alkışlıyorlar.
    Kırk katırla, kırk satır arasında kaldık, gerçek Atatürkçü siyasetçileri ne yazık ki yitirdik diye kaygılanırken; bir de bu bilinçsiz, aymaz şakşakçıların vereceği oyların kim bilir kimlere yarayacağını düşündükçe…
    Vay ki vay bu ulusa, bu ülkeye!…

    *Ve son olarak Canan Kaftancıoğlu sorunsalı…
    Yazmadan duramayacağım. Hani şu gündemi sarsan Nagehan Alçı katılımlı Karadeniz gezisi var ya Ekrem İmamoğlu’nun…
    Konuyu yumuşatıp, CHP seçmenini elden kaçırmamak için bu katılımı “demokratik tavır” olarak kamusal alana pazarlamak isteyenler oldu bilindiği gibi…
    Ama bence…
    İmamınoğlu; Nagehan’la demokratik tavır sergilemedi, tersine onu destekleyenlere gönül borcunu ödedi ve kim bilir daha ne ödemeler var sırada?…
    İşte tam bu öfke dalgaları kesintisiz sürerken siyasal arenada, bir başka deyişle Nagehan Alçı nedeniyle; herkes eleştirirken İmanınoğlu’nu, ortaya atılınca CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yıllar önce attığı tweet konusu ve yargılanması sonucunda aldığı hapis cezası, ansızın gündemi değiştiriverdi Kılıçdaroğlu…
    Nasıl ki din bezirganlığına soyunmasını öğrendi, gündemi ansızın değiştirmesini de öğrendi rakibinden…
    Bu gidişle boynuz kulağı geçecek; Okyanus ötesi destekle ALTILI GANYAN Çetesi kesinlikle iktidara gelecek hiç kuşkunuz olmasın!…
    Sonrasında başka neler gelir bu ülkenin, bu ulusun başına ?… Belki de Sevr paçavrasını bile koyarlar önüne… Yarınları düşündükçe; endişelenmemek olanaksız.

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.