DOLAR 17,3336 0.03%
EURO 18,2622 0.37%
ALTIN 1.025,090,04
BITCOIN 3559506,72%
Adana
28°

PARÇALI AZ BULUTLU

17:11

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

SELMA ERDAL

SELMA ERDAL

24 Haziran 2022 Cuma

AMENNN

AMENNN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Selma ERDAL

Üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri’nin hangi bölümünde öğrenci olursanız olun; Maliye, İşletme, İktisat, Ekonometri, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler…Hangi bölümün öğrencisi olursanız olun; birinci sınıfta MİKRO İKTİSAT ve MAKRO İKTİSAT derslerini alırsınız.

Bencileyin de birinci sınıfta olduğumda, MİKRO İKTİSAT dersinin ilk gününde; Uludağ Üniversitesi’nin çok değerli İktisat Profesörleri’nden aldığım ilk bilgi neydi, öylesine iyi anımsıyorum ki…

Değerli öğretim üyemiz, derse girişte kurduğu ilk tümcesinde bize şöyle demişti:

-Sıradan insanın, sokaktaki adamın; MİKRO İktisat ya da MAKRO İktisat umurunda bile olmaz. O cebindeki parayla ve sofrasındaki ekmekle ilgilidir. Ekonomistler ne demiş?…Siyasetçiler ne söylemiş?…O bunlara hiç aldırmaz. O; yalnızca cebindeki para, evine ekmek götürmeğe yeter mi, işte ona bakar. Arz-talep eğrileri, Keynezyen kuramlar, Harold-Domar Modelleri onu hiç ırgalamaz. Onun yüzü evine ekmek götürdüğü sürece güler.

Ne zaman ki siyasetçiler; ekonomik girdiler, çıktılar, enflasyon, deflasyon, kriz ve nasılsa bu halk keriz… Özellikle de siyasetçiler rakamlarla, anlaşılmaz sözlerle halkın gözünü boyamaları, aklını karıştırmak için verdikleri söylevleri; insanın beyninin içine oya, oya yerleştirme girişimleri olduğunda… Hemen anılarımdan çıkar gelir; üniversitedeki ilk İktisat dersimiz…

Ve son yıllarda sıkça televizyon yansılarında paraya bakan hazretlerin konuşmalarını dinledikçe yine o değerli öğretim üyesini anımsıyorum

Belli ki ekonomiyi iyi bildiğini ileri süren egemenler; Türk Devlet Üniversiteleri’nde yetişmediklerinden, bizlere verilen bu yaşam dersini almamışlar onları yetiştiren öğretim üyelerinden…Halkın anlayacağı dilden uzaklar. Ve küresel güçlü ekonomiler tarafından ülkemiz ekonomisine kurulan sayısız tuzaklar olduğunu an-la-ya-ma-sın diye AKSEÇMENLER ve dolayısıyla “vazgeçmesin bizden” tavrıyla, süslü parlak sözlerle anlatıyorlar, anlatıyorlar pembe düşler…

Dinleyenlerin acaba yüzde kaçı; cebindeki parayla, evine ekmek götürebiliyor, işte onu hiç kimsecikler bilmiyor ne yazık ki…

Umalım ki anlatılanlar, gün gelir gerçek olur, bu ülkeden yokluklar, yoksulluklar yok olur.

İnönü’nün başbakanlığı döneminde, İkinci Dünya Savaşı günlerinde; yaşanan zorluklar nedeniyle “Aç bıraktınız, milletimi aç!” diye bağıranlar, asla bu milleti aç bırakmazlar… AMENNN !…

Ekonomi, para, ekmek bir yana; ille de yaşamak var ya… Ne güzel bir şey!…

Yaşamak, yaşıyor olmak, canlı olmak… Üstelik de yaşamakla, ömürle ilgili güzel ve umut verici açıklamalar da geldikçe bilim insanlarından, işte o zaman değmeyin keyfimize!…

Ozan Cahit Sıtkı Tarancı; “yaş 35 yolun yarısı” demiş, 40 yaşını görmeden gidivermiş bu dünyadan…

Biz çocukken de “yaş yetmiş, işi bitmiş” derdi insanlar…

Ne güzeldir ki o günler geçmişte kaldı; bilim insanları insan ömrünün 150 yıl olduğunu açıklıyorlar sürekli… Elbette ki bu süreyi tamamlamak, tamamlayabilmek birazcık da insanın kendi bilgi, beceri ve çabasına da bağlı… Örneğin; alkolsüz, nikotinsiz, stressiz, hırssız, kavgasız bir yaşam sürebilmek bağlamında… Gerisi de kalmış; Tanrı’ya, Doğa’ya ve genetik mirasınıza…

Gelirsek bilim insanlarının sözlerine ki onlardan birisi Prof. Dr. Servet Arıoğlu’nun verdiği bir bilgidir bu…
Şöyle ki…

18 yaş; zekada zirve… 25 yaş; kemik yapısında zirve, fiziksel güçte zirve… 35 yaş; osteoporoz başlangıcı (ki kemiklerde erime başlangıcı, bu nedenle spor, spor, spor gerekli)… 45 yaş; gözler bozulur ve kadınlarda menopoz başlangıcı, doğurganlık gücü azalıyor… 55 yaş; kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz…Ve eğer bedenin yanı sıra, beyni de tembel bırakırsa insan; zekası 12 yaş seviyesine düşüyor (öyleyse ne yapmalı?… İşleyen demir ışıldar. Hep okumalı, yeni bir şeyler öğrenmeli, yenilikleri izlemeli, anlamalı, beyni tembelleştirmemek için)…Eğer akıllıca yaşarsa insan; bu yaşla birlikte başlıyor altın yıllar… Çünkü bilim insanlarına göre 65 yaş; genç yaşlılık başlangıcı…

75 yaş; orta yaşlılık dönemi… 85 yaş ileri yaşlılık başlangıcı… 95 yaş; sizin kendinize ne kadar iyi baktığınızla ilgili bir süreç…105 yaş ve sonrası; Tanrı’nın, Doğa’nın size armağanı…

Yaşam sürecinizin çok uzun olmasını istiyorsanız eğer; sigara ve alkolden uzak durmanın yanı sıra, şu herkesin dile getirdiği üç beyaz zehir ki un-şeker-tuz üçlüsünden uzak durulacak… Özellikle de tuz; kemik erimesinin nedeni ve böbreklere de çok zarar verdiği gerçeği kesinlikle bilinmeli…

Öyleyse ne demeli?…

Yaşamı çok ama çok seven herkese Tanrı; çok ama çok uzun ömür vermeli… AMENNN

AMENNN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.