DOLAR 9,26200.91%
EURO 10,79210.69%
ALTIN 525,89-0,78
BITCOIN 5653512,20%
Adana
29°

AÇIK

18:30

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Zahide Uçar

Zahide Uçar

25 Eylül 2021 Cumartesi

ALIŞMAYIN!

ALIŞMAYIN!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ABD kuyruğunda Suriye’ye girip, Fırat’ın Doğusuna PKK’nın yerleşmesine neden olan AKP….

Gün yok ki bir şehit haberi gelmesin. Birkaç satır ve kuru başsağlığı dilekleri… Sonra unutuluyor. Sonra başka bir çocuğumuzun şehit haberini alıyoruz.

Ne uğruna?

Bu çocuklar gariban aile çocukları. Cami ve kışlada fakir-zengin ayrımı yoktu. VİP Camii(dırar mescidi-zenginler mescidi) yapıp camiyi böldüler.  Paralı askerlik çıkarıp vatan savunmasını garibanın üzerine yıktılar. Ülkemizde işsizlik ürkütücü boyuta geldi. Mühendislere asgari ücret altında ücret teklif eden iş yerleri var. Acı tarafı bu ücreti kabul etmek zorunda kalan mühendisler var. Böyle bir ortamda ücretli askerlik garibanın seçeneği oldu. Ölen gariban olunca, gündem olmuyor. Arkasını arayan olmuyor. Bu durum bana Yemen Türküsü’nü hatırlatıyor:

Yemen yolu çukurdandır
Karavana bakırdandır
Zenginimiz bedel verir
Askerimiz fakirdendir

Yemen’de çocuklarımızı kırdıranların torunları, çocuklarımızı bizim savaşımız olmayan bir cehenneme sürüyor. Kendi çocuklarına Lale Devri yaşatan, yandaşına 5-10 maaşlı iş yaratanlar, garibanın ekmek kavgasına ölüm seçeneğini sunuyor.

Vatanımız tehlikede değilse savaş cinayettir. Türk Askeri vatanımızı koruyacaksa, Ege’de Yunanistan’ın işgal ettiği adalarımızı korumalıdır.

Gazeteci İsmail Saymaz’ın ortaya çıkardığı bir haber içimizi isyanla doldurdu. Habere göre;

“Türk askerleri Sefter Taş ve Fethi Şahin’in Suriye’de yakılarak şehit edilmesinde fetva verdiği iddia edilen “IŞİD kadısı” Alwi’nin adli kontrolle serbest bırakıldığı, Gaziantep’te dükkân işlettiği ortaya çıktı.”

 

Böyle bir haber sonrasında, DEVLET DEVLETSE İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Adalet Bakanı derhal istifa eder. Hesap verir.

Askerinin katilini besleyen, işyeri açmasına göz yuman, adli kontrolle serbest bırakan bir devleti kimse ciddiye almaz.

ABD Türk askerinin başına çuval geçirdiğinde AKP Genel Başkanı “nota verecek misiniz” diye soranlara “müzik notası mı” diye cevap verdi. Bundan cesaret alanlar MİT personelimizi de derdest etti. Coni Türk askerinin başına çuval geçirirken resim çeken Neçirvan Barzani bu ülkede kırmızı halılarda karşılandı. Milli Görüşten gelen Ahmet Akgül “AKP UÇURUMA GİDİYOR” isimli bir kitap çıkardı. Kitapta Türk Askerine bir ders verilmesi için ABD ve AKP’nin anlaştığı iddiası var. Kitap sorgulanmadı. Hiçbir Genelkurmay Başkanı kitabı delil gösterip savcılıklara suç duyurusunda bulunmadı. Daha da rezili, askerinin başına çuval geçiren Amerikalı generalin elinden ödül alan Genelkurmay Başkanlarımız bile var.

Şehide kelle, bebek katile sayın diyenler, kahramanlık madalyası olan gazimiz Abdülkerim Kırcı’yı ölüme sürükledi.

Katillerin, sapıkların, vatan hainlerinin korunduğu, beslendiği, CESARETLENDİRİLDİĞİ BİR ÜLKEDE SABAH OL-MAZ!
Türk Milletinin bütün varlıklarını “batan geminin malları” gibi satan, çalan, ülkenin bütün değerlerini yağmalayan bir çete var.  Ülkeyi borç batağına sürükleyen, Atatürk’ün kalelerimiz dediği fabrikaları yabancıya satan, Türk Vatandaşlığını ayağa düşürüp işportacı ağzıyla, reklamla satan bir çete, ülkenin üzerine çöreklenmiştir.

***     ***

Sözcü yazarı Saygı Öztürk savaşçı 5 generalin istifa ettiğini yazdı.

Askerlerimiz bizim olmayan haksız bir savaş için Suriye’de. Suriye gerçeği yazılmıyor. Ne olduğunu bilmiyoruz.

AKP Genel Başkanı;

“Rusya hata yapmadı” diyor. O zaman 37(iddiaya göre daha fazla olduğu) askerimizi kim öldürdü? 37 askerimizin öldürülmesinde Rusya suçlu değil de suçlu kim? Rusya’nın iddia ettiği gibi Rusya’ya yanlış bilgi verildiği için mi askerlerimiz bombalandı?

Türkiye’nin menfaati Suriye’nin bölünmez bütünlüğündedir. Türkiye’nin Esat ile görüşüp geçici sığınmacılar sorununu çözmesi gerekir. Esat ile anlaşarak yeni göçlerin gelmesi engellenebilir. Türkiye’nin menfaati değil de, ABD’nin çıkarını öncelerseniz, Suriye’de Fırat’ın Doğusunu İsrail’e yurt yaparsınız. AKP sayesinde Fırat’ın doğusunda 100 bin kişilik bir PKK silahlı gücü oluşturuldu. ABD eğitip donattı. Sahi, AKP hükümeti ev ödevi olan eğit-donat projesi gereği PKK’nın hangi kolunu eğitmişti? Hatırlayan var mı?

Anlaşılan 5 general vebal altında kalmak istememiş. Bir suça ortak olmak istememiş. Hastanesi, okulu elinden alınan, özlük haklarına el konulan, psikolojik operasyon birimi bile kapatılan Türk Ordusu’nun içi boşaltılıyor. 2020 Askeri Şurada 624 Albayın emekli edilmesini de Saygı Öztürk yazmıştı.

Asker demek bağışıklık sistemi demektir. Bağışıklık sistemine virüs, yani düşman saldırır. 2004 yılından beri Türk Ordusu KENDİ ÜLKESİNDE saldırıya uğruyor. Ve bir millet bu saldırıyı kendi üzerine almadan seyrediyor.

Hava sahası kapalı, yaralı askerini Rusya olmadan taşıyamayan bir bölgede konuşlanan Türk Askeri sürekli kayıp veriyor. Orada bir suç işleniyor. Yaralı tahliyesi yapamadığın bir yerde inatla bulunmak suç değil mi? Çocuklarımız ne uğruna toprağa düşüyor?

Her gün bir çocuğumuzun şehit haberini alıyoruz. “Şehidimiz var. Ruhu şad olsun. Allah ailesine sabır versin.” Öyle mi? Vicdanlarınız rahatlıyor mu? O giden çocuğumuz ailesine ömür boyu gözyaşı bırakıp gidiyor. O ailenin artık hiçbir bayramı bayram olmuyor. İçlerinde sönmeyen bir kor ateş kalıyor. Çocukları varsa hep öksüz kalıyor. Okul karnesi aldığında, hasta olduğunda, bir bisiklet istediğinde, nişanlanırken, evlenirken babasızlığını en derinde hissediyor.

Bu haberlere alışmayın! ALIŞTIRMAYIN!

Hele ki;

Gazeteci İsmail Saymaz’ın ortaya çıkardığı habere göre;

“Türk askerleri Sefter Taş ve Fethi Şahin’in Suriye’de yakılarak şehit edilmesinde fetva verdiği iddia edilen “IŞİD kadısı” Alwi’nin adli kontrolle serbest bırakıldığı, Gaziantep’te dükkân işlettiği ortaya çıktı.”ise… Ve Gaziantep’ten başlayarak Türkiye’de kıyamet kopmadıysa… Hiçbir muhalefet partisi Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Gaziantep Adliyesi önüne bir siyah çelenk bile bırakamadıysa… Şehit Aileleri Dernekleri susuyorsa… O ülkede yaşayan gerçek insan yok demektir.

İçimde bir yerlerde aldığım hançer yarası kanıyor. Yakılan iki çocuğumuzun ruhu karşıma dikilmiş ebedi mahkumiyet kararımı veriyor. Ben kendime soruyorum:

BİZ İNSAN MIYIZ?  BEN İNSAN MIYIM?

Zahide UÇAR(25. 09. 2021)

Devamını Oku

AŞI VE BİLİM

AŞI VE BİLİM
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Corona-19 Virüsü ortaya çıkalı garip işler oluyor. Doktor değilim. Sağlıkçı değilim. Konu üzerinden bilgiçlik taslayıp, her konuyu bilen(!) ama hiçbir konunun uzmanı olmayan taklit aydınların durumuna düşmek istemedim ama birkaç kelam etmenin zamanı geldi.

Paraya hükmedenler ilaç sanayinin de gerçek sahipleridir. Paraya hükmedenler dünyanın bütün kıymetlerinin üzerine çöken ailelerdir. Savaşları organize ederler. Ülkeleri kontrol ederler. Silah sanayileri bunların tekelindedir. İlaç ile insanları tedavi eden(!) bu ailelerin silah üretip, en kanlı terör örgütlerini kurarak dünyayı kana bulamaları da çok insancadır(!)..

Bu aileler bilgiyi de tekelleştiren ailelerdir. İlaçlar belli yıllara kadar tedavi için üretildi. Baktılar ki ilaç çok kazandırıyor. Sağlıklı insanlara da ilaç kullandıracak yöntemler buldular. Tedavi yerine, ömür boyu ilaç kullandırmaya, yani;

“Tedavi etme, ilaca bağımlı kıl “ uygulamasına tedavi dediler. Ömür boyu ilaca mahkum olmaya tedavi denilebilir mi?

***   ***

Corona-19 virüsü psikolojik operasyonuyla birlikte geldi. Ya da piyasaya sürüldü. İnsanları eve hapseden, yalnızlaştıran, insanı ruhen iyileştiren dokunma, dokunarak iletişim yasak oldu. Her şey değişti. Sanki virüsten önce, virüsten sonra devri gibi bir sürece girdik. Evlere tıkılan belli yaş grubu, hareketsizlikten yeni hastalıklar edindi. Depresyona girdi. Uzaktan eğitim gibi sanal bir sürece girdik. Sanal alışverişe alıştık. Dokunmatik kartlar kullandık. İletişimlerimiz zayıfladı.

Yeni dünya düzeni önsözü yazılıyor..

***      ***

Birçok ülkede aşı karşıtları ortaya çıktı. Aşı yanlısı olan taraf bu kitleye acımasızca saldırıyor. Bilime karşı gibi gösteriyor. Yobaz diyor…

Aslında her kitlenin yobazı olduğunu göremiyorlar. Ülkemizde yobaz deyince sadece din bağlamındaki yobazlığı anlayan bir kitle var. Oysa başka düşünceye, fikre, araştırmaya kapalı olan kim olursa olsun kendi fikrinin, inancının YOBAZIDIR.

Diyorlar ki;

Bilime inanın(!)…

Başüstüne(!).. Emriniz olur hanımlar beyler…

O zaman biraz beyin jimnastiği yapalım mı?

Yıllarca insanlara zeytinyağı yemeyin, tereyağı yemeyin diyerek trans yağları yediren, kalp hatalarına mısırözü yağı tavsiye edenler doktor değil miydi? Mısır en fazla genetiği ile oynanmış bir üründür. İnsanlara kırmızı et yemeyin, beyaz et yiyin diyen doktorlar, o beyaz etin 30 günde yetişen hormonlu çöp gıda tavuklar olmadığı konusunda hangi hastayı uyardı? Beyaz et tamam da, o beyaz et doğal yetişen hayvanın etiyse sağlıklıdır.

***   ***

Meyvesi  ve sebzesi için tarım ilacı alan köylüye;

“Kendiniz için mi, ticari ürün için mi istiyorsunuz”  diye soran, kendisi içinse daha az zararlı ilaç verip, ticari ise daha yoğun kimyasal veren Ziraat mühendisleri de çok bilgili değil mi? Ticari olanı yiyecek olan insan değil mi? Bu nasıl bir insanlık? Alın size meslek ihaneti.

Ne bütün doktorlar aynı, ne bütün ziraat mühendisleri aynı. Her mesleğin tüccarı vardır. Bir de sorgulamayıp, kendine verilen her bilgiyi doğru kabul eden meslek sahipleri…

Amerika’da bazı laboratuarların sadece Amerikalılara açık, yabancılara kapalı olduğunu biliyor musunuz? Yabancı öğrenciden saklanan bilgiyi, kendi vatandaşına anlatıyor. Bu durum ABD’de eğitim alanları düşündürmüyor mu?

Bu ülkede önüne gelene antibiyotik verip, insanları antibiyotik manyağı yapanlar da doktorlardı. Bir hastaya antibiyotik yazmak için İngiltere’de doktorların toplanarak zarar fayda çıkarımı sonucuna göre antibiyotik yazdığını niçin görmezler? Çok kolay yazılan ilaçlar nedeniyle insanlarımız böbreklerini kaybediyor. Öldürmeyen hastalıklar için verilen ilaçlar böbrekleri yok ederek öldürüyor.

Bilime güven öyle mi? Bilim doğru ellerde ise tamam da, katillerin hakim olduğu bir sektörün ürettiği bilimsel deneylere sorgusuz bir şekilde inanmak cehalettir. Bilim YOBAZLIĞIDIR!

Ayrıca, yıllardır insanlarımızın kobay olarak kullanılmasına izin veren siyasetçilerin olduğu ülkemizde başkalarına koyun diyenlerin avcıya aşık ceylana dönüşmesi de ayrı bir ironi…

Sen, milli aşı üretmek yerine Hıfzıssıhha’yı kapatıp milleti yabancı aşıya muhtaç eden siyasetin sağlık politikalarını sakın sorgulama!

Tarım ilaçları ilk çıktığında 3. Dünya ülkeleri ve Türkiye’de uygulayan kimya tekellerine ve senin kobay olmana izin veren siyasilerin sağlık politikalarına inan ama “düşün” diyene saldırmaya devam et!

Sorgulamaya kapalı, farklı fikirlere DÜŞMAN OLMANIN adı yobazlıktır. Fikri KABIZLIKTIR..

***       ***

Biontech aşısı olan iki tanıdığımın yakını aşı sonrasında öldü. Bir akrabamız aşı sonrası menenjit oldu. Yoğun bakımda yattı.

Aşı sonrası birçok insan ölüyor. Kalp deniyor. Bu tür ölümler hepimizin çevresinde var. Televizyonlar bütün ölümleri “aşı olmadı” diye haber yapıyor. 3. Aşıyı olup ölen var. Her şey çok doğru ise, bu tür ölümler niye saklanıyor?

Aşı ile ilgili olumsuz yorum yapan görüşler facebook, twitter gibi sayfalardan neden siliniyor?

Tartışılmasına izin verilmeyen her uygulama içinde bir karanlık barındırır. Açık olmayan, gerçek verilerin saklandığı bir uygulamaya sadece “bilimsel” yakıştırmasıyla yaklaşmak, zeytinyağı yerine margarin yemekten çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Her uygulamayı, her dayatmayı ACABA diyerek sorgulamak kimseye zarar getirmez.

SORGULAYIN!   

Zahide UÇAR (19. 09. 2021)

Devamını Oku

DİNLER ARASI DİYALOGCU ALİ ERBAŞ

DİNLER ARASI DİYALOGCU ALİ ERBAŞ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ali Erbaş adeta Şeyhülislamlığa oynuyor. Kötü bir tiyatro oyuncusu gibi…

Vitrinde din satıyor gibi görünüyor değil mi? Aslında başka bir şey yapıyor:

“Tek dünya devleti” projesine hizmet ediyor. Erbaş Fetullah’ın Kültürlerarası Diyalog Platformu’nun yönetim kurulu üyeliğini yapmıştır. Fetö’nün Abant toplantılarının müdavimi dir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti her yönüyle operasyona uğruyor. Kültürü, inancı, dili, gelenekleri, milli değerleri, ulus bilinci, üretimi, eğitimi, ordusu…  Türk Milletini kimliksizleştirme çalışması her alanda yürütülüyor. Ülkemiz üzerinde emelleri olan emperyalist ülkelerin yıkım projesi yerli misyonerleri eli sürdürülüyor.

***     ***

AL Erbaş İslam’a hizmet etmiyor. İslamiyetin yasakladığı fitneye hizmet ediyor. Üstelik bunu anayasayı çiğneyerek yapıyor. Milli bayramlarımızda T.C. Devleti’nin kurucusu Atatürk ve silah arkadaşlarının adını dualarından çıkardı. Atatürk’e düşman, “keşke Yunan kazansaydı” diyen püsküllüyü resmi kıyafeti ile ziyaret ediyor. Atatürk’e lanet okuyor. Ülkeyi bölüyor. Düşmanlaştırıyor.

Lüks makam aracı kullanıyor. Üç katlı bir villada oturuyor. Millete ise fakirliği övüyor… 

“Diyanet Vakfı’ndan Toyota marka bir araç getirilip, Seher Hanım‘ın kullanımına veriliyor. Aracın piyasa değeri 140 bin lira civarında.” Batuhan Çolak

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/-404203h.htm

Ali Erbaş DİB’nı siyasete koltuk değneği yapmıştır. DİB itibar kaybetmiştir. Görmez ile başlayan süreçte siyaset kurumunun hizmetine girmiştir.

Ali Erbaş’ın anlattığı din cahiliye dönemi Mekkesi’nin dinidir. Kuran dini değildir.

Diyor ki; “Peygamber efendimiz yemeği sulu yaptırır, yanında ekmeği bol tutardı. Günde bir öğün makarna, eti de kurbandan kurbana yerdi. “ Bu sözü ederken hiç utanmıyor. Söylediği tarihlerde makarna yok. Çölde yemek kültürü farklıdır. Bari hurma deseydi de biraz akla yatsaydı.

Tanrı’nın yarattığı varlığın bilimsel tanımına aykırı olan her söz Yaradan’a iftiradır. Yalandır. Sağlıklı bir kafa ve beden için nelerin yenmesi gerektiği çok açıktır. Hamurla beslenmek sağlık için zararlıdır. Peygamberi böyle bir cehalete malzeme yapmak din adamlığı değildir. Bunun adı başka bir şeydir.

Adalet, ahlak ve birleştiricilik üzere olmayan hiçbir din gerçek değildir. Böyle bir dini anlatan kişi de din adamı değildir. Biz bunun benzerlerini Kurtuluş Savaşı döneminde çok gördük. Şimdi o benzerlerine sahip çıkmaları bu yüzdendir.

Erbaş dini kapitalizme hizmet veren bir dine dönüştürüyor. Şirketlere kiralanan insanları köleliğe mahkum eden sisteme hizmet ediyor. İşçi cinayetlerine sesini çıkarmayan Diyanet… Yağmaya, hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete ses çıkarmadığı gibi sorumlularına koltuk değneği olan Ali Erbaş…

Haksız zenginleşenlere, hırsızlara, yağmacılara, milletin midesinden, çocuğunun geleceğinden çalıp israf saltanatı yaşayanlara rahatlık sağlamak için fakirliği övenlere asla inanmayın.

KAMU MALI YEMEK: Kamu malından iki dirhemlik (bir kaç kuruşluk!) malını çalan Eşça’lı sahabinin cenaze namazı kılınmamıştır!

Ülkemizde kamu malı yağmalanıyor. Erbaş görmek bir yana, üzeri örtülsün diye milleti başka tarafa yönlendiriyor.

Zulüm ve haksızlık yapan idareciyi destekleyen, onun yalanını tasdik eden ve zulmüne yardım eden benden değildir. Hz. Muhammed.

İki tür zalim vardır, biri zulüm yapar, diğeri zulme rıza gösterir. Hz. Ali

***    ***

Erbaş kuran kurslarına bir tuğla koyana cennetten yer vaad etti. Bu vaad Hristiyanlıkta cennetten yer satmaktan farklı bir vaad değildir.

Yangınlara, sel felaketlerine “kader” diyerek Yaradan’a iftira etmiş, dini anlatıma göre şeytanın(karanlık enerjinin) yolunu yol seçmiştir.

Biz her insanın kaderini, kendi çabasına bağlı kıldık. (İsra:13)

HES’in insanların yerleşim yeri üzerine yapılarak yapılan teknik hata ve kapağı açıldığı için gelen felaketi… Tanrı’nın bilim sıfatını yok sayarak dere yatağına verilen yapılaşma iznini… Dere yatağını depo yapan Orman İşletmesi yetkililerini aklamak için Tanrı’ya iftira etmek din değildir!

Dini anlatıma göre Şeytan isyan edip kovulduğu zaman;

“Senin yarattığın kaderden ben mi sorumluyum?” Diyerek suçu Tanrı’ya yükledi. O nedenle de lanetlendi.

Bu bir temsili anlatımdır. Bu anlatımla, kendi suçunu Tanrı’ya yükleyip “kader” derseniz ŞEYTAN(karanlık enerji) olursunuz.

Bu durumda Erbaş hangi yolu izlemiş oluyor?

Mekke’de İslamiyet’ten önce para tek elde toplanıyordu. Kur’an bu durumu değiştirdi.

Şu anda ülkemizde para tek elde toplanıyor. Cahiliyye dönemine hoş geldiniz… Bu demektir ki, yeniden bir din gelse, şu anda din satan tüccarlar dine davet edilirdi.

DİB’nda Görmez ile başlayan süreç dini siyasetin kullanımına verme sürecidir. Bu süreçten sonra deist ve ateistlik artmıştır.  Camilerde yapılan siyaset nedeniyle insanlar Muaviye döneminde olduğu gibi camileri(mescidleri) terk etmeye başlamıştır.

Tek Dünya Devleti kurmayı planlayanlar tek dil yanında tek din de planlıyor. Sömürüye uyumlu tek din. Üç dinin karışımı yeni dünya düzeni dini.

Fetullah’ın “dinler arası diyalog” projesi tek dünya devletinin tek din çalışmasının bir parçasıdır.

Ali Erbaş’ın gayretine bakılırsa sormamak elde değil. Kendisi Tek Dünya Devleti projesinin çalışması olan “tek din” tuzağının neresindedir?

***      ***

Değerli okur, bu dönem herkesin iyot gibi ortaya çıktığı, maskelerinin düştüğü bir dönem. Yıllarca insanlara gizemlere bürünmüş bir dini pazarlayan şeyhlerin, şıhların, cemaatlerin bu soygun düzeninden pay almak için nasıl yarıştıklarını ibretle izliyoruz. Bu yağma düzenini nasıl ayakta tuttuklarını görüyoruz. Bu sahtekarların dergahlarını bırakmayan, eteklerinden ellerine çekmeyen müritler! Bu yağma düzeninin koruyucu ve çöpleneni olmaya daha ne kadar devam edeceksiniz?

Zahide UÇAR (08. 09. 2021)

Devamını Oku

BOŞ KAĞIDA İMZA ATTIRMAYA ÇALIŞAN AFAD NEYİN PEŞİNDE?

BOŞ KAĞIDA İMZA ATTIRMAYA ÇALIŞAN AFAD NEYİN PEŞİNDE?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okur, ciğerlerimiz yandı. Canlar yandı. Köyler yandı. Akdeniz den Ege bölgemize kadar yanan ormanlarımız ile ilgili bir sorumlu bulundu mu bilmiyoruz.

Köyü, evi, hayvanları yanan köylülerle görüşüyoruz. Çaresizlik içindeler. Geçim kaynağı olan hayvanı, ağılı, serası yanmış. Evi yanmış. Bu acılı ve büyük bir travma yaşamış insanların yanına giden AFAD yetkilileri köylülere ev yapmak için boş kağıt imzalatmaya kalkmış. 22 yıl devletin bir memuru olarak çalıştım. Böyle bir kepazelik görmedim. Bir devlet yetkilisi vatandaşa boş kağıt imzalatır mı? Üzerine ne dolduracaksınız? Siz devlet yetkilisi misiniz yoksa mafya tetikçisi mi? Öyle ya, bizim bildiğimiz, bir mala çökmek isteyen mafya malına çökeceği insana-insanlara boş kağıt imzalatır. Sizler nasıl bir devlet görevlisisiniz?

Anlaşılan şirazeden çıkmayan hiçbir kurum kalmamış.

Evini, ahırı ve hayvanlarını kaybetmiş, babası kanser hastası, küçük bir de bebeği olan Aynur Hanım ile konuştum. Diyordu ki;

“Biz hep kendimiz kazanıp kendimiz yedik. Yardım almak bile zoruma gidiyor. Evimiz, hayvanlarımız, bahçemiz, ekili alanlarımız, her şeyimiz yandı. 12 gün biz açıkta kaldık. Devlet kurumlarından kimse yanımıza gelmedi. Ekmek, domates yedik. Yıkanamadık, koktuk.”

Kızılay gelmedi mi diye sordum. “Hayır, gelmedi. En azından bir çadır kursalardı.” Dedi. Sadece bir yardım kolisi bırakmışlar. Hepsi bu dedi Aynur Hanım.

12 gün sonra bir konteynır verilmiş. Aynur Hanımlara ulaşan iyi insanlar oldu. Bir otelin ortaklarından olan A. Bey konteynırda kullanmaları için buzdolabı, çamaşır makinesi ve kanepe aldı. Bazı hayırseverler hayvanları yandığı için birkaç hayvan ve belli süre için yemini de almış. Şimdi o hayvanlar için ahır yapmaları gerekiyor.

Aynur Hanım diyor ki;

“Her şeyimiz yanmış, bu zor ve acılı günümüzde devletimiz bize BOŞ KAĞIDA İMZA ATTIRMAK için geldi. En çok da bu zoruma gitti. Ben neye güvenerek borçlanacağım? Benim geçim kaynağım kalmamış. Zaten kredi borcumuz var.”

Daha birçok yer yanarken TOKİ evi yanan veya yarım yanmış hasarlı evlerin tespiti için köylere gitti.  2 yıl ertelemeli kredi borcuyla ev yapacağını söyledi. Köylü şaşkın. Başka bir köyden Fatma Hanım da endişesini şöyle açıklıyordu;

“Biz o kredileri nasıl ödeyeceğiz? Ödeyemeyiz. O zaman evleri elimizden alacaklar. Bu evlere kimleri yerleştirecekler? Bizler köyümüzde bir aile gibiyiz. Bu yapı bozulur, aramıza yabancılar girerse biz bu köylerde oturamayız.”

Fatma Hanım’ı dinlerken beşli çete geldi aklıma:

Kalyon Holding’e 19 kez vergi muafiyeti,

Cengiz Holding’e 31 kez vergi muafiyeti,

 Makyol İnşaat’a 24 kez vergi muafiyeti,

Kolin İnşaat’a 36 kez vergi muafiyeti,

Limak İnşaat’a 19 kez vergi muafiyeti tanıyan hükümet, her şeyi yanan köylüye borçlanma teklifiyle gitti..

Bizlerin ulaşabildiği köylerin acil yazlık kıyafet ihtiyacı karşılandı. Konteynırlar verildi ama o konteynırlara eşya lazım. Buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın-ocak, hem oturup hem yatabilecekleri küçük ebatlı iki kanepeye ihtiyaç var.

Kaymakamlık evi yanan ailelere farklı miktarlarda para yardımı yapmış. Neye göre belirlendiğini bilmiyorum. Bir de tapu kaydı olmayıp da evi yananlar var. Onlar yardım alamıyor. Çünkü resmiyette bir ev görünmüyor. Resmi kaydı olmayan ev yandı diyemezsiniz. Çünkü yok hükmünde. Onlar tam mağdur.

Sevgili okurlar, bu insanlara maddi manevi destek olmalıyız. Bu insanlara destek olursak, köylerinde kalmak, hayata tutunmak için moral bulurlar. Bir aileyi kardeş aile kabul edebiliriz. Köylüler köylerini terk etmek zorunda kalmasın. Yaralarımızı birlikte sararsak, köyler yok olmaz. Yaşayan her köy hayat demektir. Üretim demektir. Önümüz kış. Onları küllerin içinde yalnız ve umutsuz bırakmayalım.

Zahide UÇAR  (04. 09. 2021)

Devamını Oku

SUSUZ YAZ

SUSUZ YAZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Susuz yaz filmini hatırlayan var mı? Metin Erksan’ın yönettiği, Erol taş ve Hülya Koçyiğit’in başrolde oynadığı, Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülünü kazanmış bir film. Ege’nin kurak topraklarından bir köyde su sıkıntısı çeken köy halkı, yaşayabilmek için suya muhtaçtır. Su kaynakları ise kötü adam Erol Taşve kardeşinin(Osman ve Hasan) toprakları içindedir.

Bu filmi neden hatırlattım? Susuz Yaz filmindeki kötü adam Erol Taş’ın 21. Yüz Yıl benzerleriyle hala karşılaşıyoruz da ondan. Emin olun şaka yapmıyorum. Ben emekli olunca Alanya’nın bir köyüne yerleştim. Evin bahçesi ve tabii ki meyve ağaçlarım var. Bahçeniz varsa sulama suyuna ihtiyacınız var. Evin sulama için kullanılan bir havuzu var. Bağlı olduğumuz köyün 6 hanelik bir parçasında oturuyorum. Komşum, minik Erol Taş versiyonu olan şahıs bir ramazan günü(ramazan dememin nedeni, bu kişi 5 vakit namaz kılıyor) sulama suyumu kesti. Ben yaptım diye de itiraf etti. İş resmiyete döküldü. Bir daha yapmama sözü verdi. Uzlaştık(!)..

Bu sefer de içme suyu sorunumuz oldu. Antalya Büyük Şehir olduğu için köyler mahalle oldu. Dolayısı ile içme suyumuzu ASAT temin ediyor. Arızaları ASAT gideriyor. İçme suyumuz Alara Çayından geliyor. Ne var ki, her gün arıza yapıyor. Sürekli borular patlıyor, ASAT tamir ediyor derken devreye gene Erol TAŞ VERSİYONLARININ DA GİRDİĞİNİ ÖĞRENİYORUZ. İçme suyunu Soğukpınar Mah. İle birlikte kullanıyoruz. Soğukpınar çıkışında bir vana varmış. Kimliği tespit edilemeyen bir Erol Taş versiyonu şahıs sürekli bu vanayı kapatıyor. Yani, insanların İÇME SUYUNU KAPATIYOR. ASAT YETKİLİLERİ ÖĞLEDEN SONRA GELİP AÇIYOR. Ya aynı gece, ya da ertesi gün su yeniden kesiliyor. Devlete ait bir su kesiliyor. Bu kişi veya kişiler hem suç işliyor, hem de vicdansız ve ahlaksızca insanların içme suyunu kesmeye devam ediyor. Toplumdaki çürüme alttan en üste, üstten en alta kadar yayılmış durumda. Kimse suç işlemekten korkmuyor. Bir haddini bilmez terbiyesiz yüzünden ASAT personeli sürekli meşgul ediliyor. Ayrıca sürekli masrafa giriyor. Neden? Cahil ve ahlak yoksunu bir şahıs yüzünden.

***    ***

Dünya “insan eliyle” kuraklığa gidiyor. Çünkü dünyanın canına okuyup dengesi ile oynadık. Su kaynakları tükeniyor. Ve ülkemizde bu durum için proje üretecek bir akıl bulunmuyor. Ehliyetsiz kişilerin elindeki çöken kurumlardan bir proje üretmesini beklemek zaten bir hayaldir.

Bulunduğum civarda sürekli devasa seralar yapılıyor. Seralara muz dikiliyor. Sera olmayan yerlere avakado bahçeleri yapılıyor. İnsanlar bu çok maliyetli seraları yapmak için teşvik kredisi alıyor.

Bir bakanlık düşünün ki, teşvik kredisi verince işi çözdüm sanıyor. Avakado ve Muz çok su isteyen tropikal meyve ağaçlarıdır. Avakado, muz diken kuyu açıyor. Her taraf kuyu doldu. Yer altı suları kuruyor. Bulunduğum bölgede Güney Mahallesi var. Birkaç yıl önce mahallenin çok güzel ve yeterli içme suyu varmış. Kuyulardan sonra içme suları kesilmiş. Depolarına tankerle içme suyu dolduruluyor.

Sahipsiz ülkemde el yordamıyla kara düzen yaşamaya çalışan insanlarımız. Onlar yaşama tutunmak için alternatif yollar arıyor.

Köy Hizmetleri diye bir kurumumuz vardı. Köylere hizmet götüren bir kurum. Kapatıldı. Hükümet edenler köylüyü ve çiftçiyi yaşatmak için değil, adeta yok etmek için çalışıyor.

Ülkemizde hükümet edenlerin dertleri T.C. Devleti ve Türk Milleti olsaydı şunları yapardı;

  1. Köylüyü köyde tutacak, çiftçiyi gerçek anlamda destekleyecek projeler hazırlayıp uygulardı.
  2. ÖTV’siz mazotu lüks yatlara değil, Türk çiftçisine vermesi gerekir. Gübre desteği vermesi gerekir. Gübre fabrikalarını özelleştiren hükümet çiftçiyi dolarla alınan kimyasal gübrelere mecbur etti. Bu yanlış politika acilen değiştirilmelidir.
  3. Bütün tarım alanları hakkında uzmanları tarafında araştırma yapılarak raporlaştırılmalıdır. İklim ve su rezervleri göz önüne alınarak ekim yapılacak ürünler her bölge için gerçekçi bir akılla belirlenmelidir.
  4. Su kaynakları verimli kullanılmalı, yer altı sularını yok edecek kuyuların açılmasına izin verilmemelidir. Damlama su sistemi kuran çiftçiye hem destek verilmeli, hem de teşvik edilmelidir.
  5. Su kaynaklarının giderek azaldığı bir gerçektir. Su rezervleri hesap edilmeden çok su isteyen ürünlerin ekilmesine izin verilmemelidir. Su sıkıntısı başladığında bu ürünler ya kuruyacak, ya da büyük su kavgaları başlayacaktır. Onca emek ve para ile yapılan yatırım hiç olacaktır.
  6. Yerli tohuma geri dönmeli, hastalanmış ve kirlenmiş topraklarımız tedavi edilmelidir.
  7. Tarım bölgelerine mutlaka Ziraat Mühendisi, hayvancılık yapılan yerlere Veteriner Hekim atanmalıdır.
  8. Küçük çiftçiyi koruyacak kooparifler kurulmalıdır.
  9. Ürünün tarladan tüketiciye aracısız ulaşabileceği bir sistem kurulmalıdır.

***      ***

  1. Yüz yılda “Susuz Yaz” filminin kötü kahramanları güncellenerek varlığını devam ettirebiliyorsa, gelecekte çıkacak su kavgalarını düşünmek bile istemiyorum.

“Saldım çayıra, mevlam kayıra” mantığı ile yönetilen ülkemde, KAFAMIZI TAŞA VURMADAN UYANACAK GİBİ GÖRÜNMÜYORUZ.

Zahide UÇAR (1. 09. 2021)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.