Ayıplı Mal Nedir Ve Özellikleri Nelerdir?

Ayıplı Mal Nedir Ve Özellikleri Nelerdir?

1. Ayıp Kavramı ve Çeşitleri
TKHM. 4. maddesinde, ayıplı malın veya hizmetin sunulması halinin tüketiciye ne gibi haklar sağlayacağı düzenlenmiştir. Başka bir deyişle tüketici satın aldığı bir mal veya hizmetin ayıplı çıkması halinde neler yapabilir, bu nedenle uğradığı zararları nasıl ve kime tazmin ettirebilir sorusunun cevabı esas olarak bu maddede verilmektedir.burada sadece ayıplı mal nedeniyle tüketicinin sahip olduğu haklar ve bunların kullanım koşulları üzerinde durulmaktadır .
TKHM. 4. maddesinin 1. fıkrasında ayıbın niteliklerinin ne olduğu belirtilmektedir. Buna göre “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımında değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilmektedir” .
Satılan ayıplı bir mal veya hizmetin belirtilen biçimde ayıplı olması halinde satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici, ithalatçı, tüketiciye karşı müştereken ve müteselsilin sorumludur .
Yürürlükteki B.K. hükümlerini (madde 194 ve devamı) göz önüne alarak ayıplı mal ve hizmet kavramlarını şöyle tanımlayabiliriz: “Satılan şeyde, satıcı tarafından açıklanan ve vaad edilen vasıfları bulundurmayan veya satılan şeyin değerini yahut ondan sözleşme gereği beklenen faydaları azaltan veya ortadan kaldıran noksanlıklar bulunan mal veya hizmetler ayıplı mal veya hizmetlerdir” .
B.K. 194. maddesinde ekonomik eksiklikler açıkça sayılmamıştır. Bununla birlikte doktrinde ekonomik eksikliklerin de ayıp teşkil edeceği kabul ediliyordu.(viyana sözleşmesinde malların satın akdinde öngörülen miktar, kalite ve yine satım akdinde öngörülen şeklinde ambalajlanmış veya tertiplenmiş olması aranmaktadır. Buna uyulmaması halinde “malların uygun” olmadığı sonucuna ulaşılacaktır.(m.35) )
Miktar eksiklikleri bakımından B.K. 194. maddesinde bir açıklık olmamakla birlikte doktrinde bunların bazı istisnalar dışında ayıp kabul edilmemesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Ancak T.K.HM. açıkça miktar eksikliklerini de ayıp olarak ele almaktadır .
Tasarıda ise tanım özde aynı olmakla birlikte “ilan ve reklamlarda belirtilen özelliklerin” bulunmaması da ayıp olarak düzenlenmiştir. Gerçekten de tüketicilerin tercihlerinin pek çoğu günümüzde reklamlarla belirlenmektedir. Reklamlarda belirtilen özelliklerin olmaması durumunda ise 4. maddeye göre hakların kullanılabilmesi son derece yerinde bir düzenlemedir. Bir diğer değişiklik de “satıcının vaad ettiği” niteliklerin bulunmaması ifadesi kaldırılarak “satıcının bildirdiği niteliklerin bulunmaması ifadesi getirilmektedir. Tasarıda sadece satıcı tarafından “bildirilen niteliklerde eksikliğin” ayıp kabulü, tüketicilerin mağdur olmamaları bakımında yerinde bir düzenlemedir .
Avrupa Topluluğu Komisyonu “Üye Ülkelerin Ayıplı Mamulden Dolayı İmalatçının Sorumluluğu ile ilgili yasa, tüzük ve idari düzenlemelerin uyumlaştırılması hakkında 25 Temmuz 1985 tarih ve 85/374 sayılı Konsey Direktifi’nde ayıplı imalat kavramına yer verilmiştir. Direktife göre bir mamul, tüketicinin tüm durumları göz önüne alarak o mamulden beklemeye mezun olduğu güvenliği sağlamıyorsa, o mamul ayıplı, bozuk mamul sayılır” .
2. SATICIYI MALDAKİ AYIPTAN SORUMLU TUTMANIN MADDİ KOŞULLARI
Ayıba karşı tekeffül: Satıcının, satılanın değerini veya sözleşme gereğince beklenen faydaları azaltan yahut tamamen kaldıran bir takım bozuklukların, eksikliklerin veya vasıf noksanlıklarının bulunmasından dolayı alıcıya karşı sorumlu sayılmasıdır. Bir başak tanıma göre ayıba karşı tekeffül: Satılan şeyin arızalı, sakat, olmasına karşı garanti, satılan şeyde eksiklik, ayıp, bozukluk olmadığına ve eğer varsa bunların ortadan kaldırılacağına ilişkin güvence. Şeyde satıcı tarafından belirtilen ve vaad olunan niteliklerin bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut sözleşme gereğince ondan beklenen yararları azaltan veya kaldıran eksikliklerin bulunmasından satıcının sorumlu tutulmasıdır .
Satıcının teslim ettiği malın ayıplı olması halinde tüketiciye bazı haklar tanınmıştır. Bu hakların kullanılabilmesi için mal veya hizmetin ayıplı olması gerekmektedir. Ayıp vaad edilenmiş vasıflardaki bir eksiklikten, malı standardında belirtilen vasıflıklardaki eksiklerden veya malın mahiyeti gereği sahip olması gereken lüzumlu vasıflarındaki eksiklikten kaynaklanmış olabilir. Maldaki ayıpların hangi anda malda bulunması gerektiğinin tespiti önemli bir sorundur. Öte yandan B.K. ayıbın önemli olmasını şart koştuğu halde T.K.H.M. ayıbın önemli olmasını aramamıştır. Ayıbın satış anında tüketici tarafından bilinmesi halinde veya bilmesi gerektiği hallerde uygulanacak hükümler farklıdır. Bu hususlar aşağıda ayrı ayrı incelenecektir .
Burada ele alınan maddi koşullar, kural olarak “lüzumlu vasıflardaki ayıplar” yönünden göz önünde tutulacaktır. Satıcı tarafından belirtilen ve üstlenen(zikir ve vaad edilen) ayıplar yönünden, satıcının, alıcıyı etkileyici biçimde, malda bulunduğunu ya da bulunmadığını belirttiği hususların aksinin çıkması ile maddi koşullar oluşmuş sayılır .
Lüzumlu vasıflardaki ayıbın maddi koşulları şöyle sıralanabilir;
2.1. Zikir ve Vaad Edilen Vasıfların Yokluğu
Satıcı, satılanda bazı vasıfların bulunduğunu veya bazı vasıfların bulunmadığını vaad ve zikir etmiş ise bunların yokluğundan sorumludur. Zikir ve vaad satıcı tarafından sözleşmenin yapılması sırasında sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği gibi, zımmen veya açıkça da yapılabilir ya da malın etiketinde, kullanma ve tanıtma kılavuzunda veya reklamlarında bazı özelliklerin gösterilmek suretiyle de yapılabilir. T.K.H.M. 4/1. maddesinde açıkça malın etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan vasıfların yokluğu ayıp olarak kabul edilmektedir. Bazı hallerde bir malın ismi bile zımmi zikir ve vaad teşkil edebilir. Örneğin böcek öldürme ilacının zımmen böcekleri öldürücü etkisi olduğu vaad edilmiş olmaktadır .
Satıcının zikir vaad ettiği vasıflardan doğan sorumluluğunun hukuki mahiyeti akdi sorumluluk, tek taraflı hukuki işlemden doğan sorumluluk ve kanundan doğan sorumluluk olmak üzere üç farklı görüş tarafından açıklanmaya çalışılmışsa da satıcının sorumluluğunun bir tasavvur açıklaması nedeniyle kanundan doğan bir sorumluluk olduğu kabul edilmektedir .
Eksikliğin farklı şekillerde (maddi, hukuki veya ekonomik eksiklik şeklinde) görünmesi mümkündür. Ayrıca standardına aykırı olarak satılma da satılan malda eksiklik olarak değerlendirilir. Burada söz konusu olan standart, ihtiyari olmayan (satıcı tarafından zikir ve vaad edilmeyen) mecburi Türk standartlarıdır. Satıcı bir malın ihtiyari standarda uygun olduğunu zikretmişse bu durumda da zikredilen vasıflara(standarda) aykırılık yine eksiklik olarak kabul edilmektedir. Fakat mecburi standartların ayrıca zikredilmesine gerek olmadan uygunluk, kendiliğinden aranacaktır ve standarda aykırılık halinde, bu durum lüzumlu vasıflarda eksiklik olarak değerlendirilecektir. Nitekim 132 sayılı Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu (RG. 22.1.1960, S. 10661) m. 1/II ve IV’e göre ; “Yalnız TSE tarafından kabul edilen standartları, Türk Standardı adını alır. Bu standartlar, ihtiyari olup: standardın ilgili olduğu Bakanlığın onayı ile mecburi kılınabilir. Bir standardın mecburi kılınabilmesi Türk Standardı olması şarttır. Mecburi kılınan standartlar, Resmi Gazetede yayınlanır”. Görüldüğü gibi yabancı standartlar(ISO 9000-9001) ancak ihtiyari standart düzeyinde kalabilir ve mecburi hale getirilemezler. Bunlar ancak zikredilmişse zikredilen vasıf olarak değerlendirilebilirler. Resmi Gazetede yayımlanan zorunlu standartlar ise, lüzumlu vasıflar kapsamına girmektedir. Nitekim Bakanlık, ayrıca hangi mallara zorunlu olarak “TSE Markası” aranacağına dair Tebliğ çıkartmıştır. Bu Tebliğ “Türk Standartlarına” Uygunluk Belgesi ve TSE Markası Hakkında Tebliğ’dir(RG. 04.02.2000, S:23954 ÖSG-2000/13-14) .
Vasıfların zikir ve vaadi ciddi, yani akdin yapılmasını etkileyici olmalıdır. Satıcının malı satmak için teamülen olan ve genel bir mahiyet taşıyan güzel gösterme çabaları vasıf vaadi olarak göz önünde tutulamaz. Hukuki işlem kuramı taraftarlarına göre yapılan beyanların hüküm ifade edebilmesi için, vasıfların bulunmaması halinde sorumluluğu üzerine alma niyeti yeter bir açıklıkta kendini göstermelidir. Hangi kuram kabul edilirse edilsin, sırf reklam mahiyetindeki beyanlar tekeffül borcunu doğurmaz. ( Örnek olarak; kronometre gibi makine, emin olduğu kadar süratli gibi kavramlar tekeffül niyeti oluşturmazlarken, birinci sınıf motor deyimi bir tekeffül niyetini gösterebilir) .
2.2. Maldaki Ayıp Önemli Olmalıdır
Ayıbın önemli olmasından anlaşılması gereken, maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp çeşitlerinden birisi olarak ortaya çıkan ve alıcı tarafından kullanılıp yararlanılması olanağının azaltan ya da ortadan kaldıran bir özrün bulunmasıdır. Bu nedenle önemsiz ayıplardan dolayı satıcının sorumluluğu yoluna başvurma olanağı genellikle yoktur. (Örneğin satılan bir kitabın sayfaların birkaçı kıvrılmış ve bu da sayfada iz bırakmış, fakat sayfanın basımında hiçbir hata bulunmuyor ve yazıları açık biçimde okunabiliyorsa, artık ayıp önemsidir). Ayıbın önemli olması gerektiğinden, malın ayıplı olup olmadığını belirleme, alıcının kişisel eğilim ve değerlendirmelerine değil objektif ölçü niteliğini taşıyan “malın tahsis (kullanma) amacı yönünden, mevcut eksikliğin, malın değerini ya da kullanmaya elverişliliğini ortadan kaldırıp kaldırmadığına “ bakılmalıdır. Aksi halde önemiz ayıplardan bile satıcıyı sorumlu tutmak gerekecektir .
T.K.H.M. 4. maddesi ise, ayıbın önemli olmasını aramamıştır. Gerçekten B.K.’nun uygulanması açısından hangi ayıpların önemli hangilerinin önemsiz sayılacağını tespiti büyük tartışmalara yol açıyordu. T.K.H.M. tüketicin korunması açısından bu tartışmalara son vermiştir. Malın değerini veya kullanımından umulan faydaları azaltan her türlü eksiklik ayı kapsamı içine alınmıştır. Böylece B.K.’nu ayıp kavramı tüketici lehine olarak genişletilmiştir .
Borçlar Kanunu’na göre “Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz. Önlenemeyecek küçük ölçüde kalite eksiklikleri(örneğin çok miktarda satılan doğal ürünlerde olduğu gibi) yahut kolaylıkla giderilebilen ayıplar( makinenin bazı vidalarının eksik olması) hakkında durum böyledir. Satıcı bunlardan tahsisen vaadde bunmadıkça veya hilesi bulunmadıkça sorumlu olmaz .

2.3. Ayıp, Malın “Nef’i ve Hasarı”nın (Yarar ve Zararının) Alıcıya Geçtiği anda Var Olmalıdır
Taşınır malların satımında, maldaki yarar ve zararın geçişi anı, B.K. ‘nun 183. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yarar ve zarar, kural olarak –mal henüz alıcıya teslim edilmemiş olsa da- sözleşmenin kurulduğu anda alıcıya geçer(B.K. 183/I) . Ancak B.K’nun bu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında, yarar ve zararın, sözleşmenin kurulduğu tarihten daha sonraki bir tarihte geçeceğini düzenleyen istisnai haller yer almaktadır. Ancak bu aykırılık durumlar bir yana bırakılırsa, genel kurula göre yarar ve zarar sözleşmenin kurulduğu sırada alıcıya geçeceğinden, incelenen koşul açısından, “ayıbın, kural olarak sözleşmenin kurulduğuanda varolması gerektiği”ni söylemek gerekir. Yargıtay’ın bu doğrultuda, yani “ayıbın sözleşmenin kurulduğu sırada varolması gerektiği” doğrultusunda kararlara rastlanmaktadır .
Şeydeki eksiklik (ayıp), hasarın geçmesinden önce mevcut olmalıdır. Hasarın intikalinden sonra ortaya çıkan ayıplar, evvelce mevcut sebeplerden ileri gelmedikçe, satıcıyı sorumlu kılmaz. Mesela hayvan daha önceden hasta ise ve bu hastalık sonucu sakat kalmışsa satıcı bundan sorumlu olur; buna karşılım, meyveler hasarın geçmesinden sonra normal olarak çürürse tekeffül söz konusu olmaz .
Ferden belli mallarda hasar kural olarak sözleşmenin yapılması anında alıcıya geçer. Bu durumda ayıbın sözleşme yapıldığı sırada mevcut olması gerekmektedir. Çeşidiyle belli mallarda hasar, malın ferden belli edilmesine kadar alıcıya geçmez. Mal ayrılma ya da başka bir yere gönderilecekse gönderilme anında ferden belli mal haline gelir( B.K. madde 183/2) taliki şarta bağlı satışlarda ise hasar şartın gerçekleştiği anda alıcıya geçer(B.K. madde 183/3). Ancak mal alıcıya şartın gerçekleşmesinden önce teslim edilirse, bu durumda satıcının ayıplardan sorumlu tutulabilmesi için, ayıbın teslim anında var olması gerekir .
Avrupa Konseyin 25 Temmuz 1985 tarihli Direktifinin 6. maddesinin (c) bendinde de, ayıbın, “malın , piyasaya sürüldüğü anda mevcut olması gerektiğini” düzenlemiştir. Ayıp daha önce mevcut olmadığı halde, yarar ve zararın alıcıya geçişinden sonra doğmuşsa, satıcı artık bundan sorumlu olmaz. Fakat bazen ayıp daha sonra ortaya çıksa da, aslında yarara ve zararın geçmesinden önceki bir nedenden kaynaklanabilir. Örneğin sipariş verilen bir malın yapımında çürük malzeme kullanılması, etkisini yarar ve zararın geçişinden sonra göstermeye başlayabilir. Ayıbın bu şekilde, daha önceki bir nedenden kaynaklandığının kanıtlanabildiği hallerde yine satıcının sorumlu tutulması olanak içindedir .
2.4 Tüketici Ayıbın Varlığını Bilmeden Malı Satın Almış Olmalıdır
Alıcı akdin kurulması anında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı sorumlu tutulmaz(B.K. madde 197 1.fıkrası). yalnız alıcının bu ayıbın ilerdeki sonuçlarını da yeterli derecede bilmesi lazımdır; mesela topal hayvanın niçin topalladığını, ilerde iyileşemeyeceğini bilmelidir .
T.K.H.M. ’da, ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mallarda bu yasa hükümlerinin, yani tüketicinin korunmasına ilişkin hükümlerin uygulanmayacağını belirtmiştir(madde 4/IV). Tüketici malı alırken ayıplı olduğunu görüyor ve biliyorsa bunu bile bile satın almışsa, arık ayıp yüzünden satıcının sorumluluğu yoluna başvurulamaz. Malın ayıplı olduğunu bile bile alan tüketici, satıcının sorumluluğu yoluna başvuramayacağından, kendisine Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrası ile tanınmış olan seçimlilik haklarından da yararlanamaz. Alıcının ayıbı bilmesi, maldaki eksiklikten (maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp hallerinden birinin bulunduğundan) haberdar olması demektir. Böyle bir ayıbın somut olarak bilinmemesi halinde bir takım varsayım ve kuşku uyandıran olgulardan yola çıkarak, alıcının ayıbı bildiği ileri sürülemez. Örneğin satış bedelinin düşük olması her zaman malın ayıplı olduğu ve alıcının bunu bildiği anlamını taşımaz .
B.K. madde 197/II’ye göre; “Alıcının satılana olağan (yeterli) dikkati sarf etmekle farkına varabileceği ayıplardan dolayı da satıcı kural olarak sorumlu tutulamaz, meğer ki bunların mevcut olmadığını temin etmiş olsun”. Bu hükmün uygulanması alıcının akitten önce şeyi muayene etmesi halinde söz konusu olur. Özel bir anlaşma veya adet olmadıkça alıcının satımdan önce usulüne uygun muayene yükümlülüğü yoktur.; fakat muayene etmiş olabilir veya şeyi sadece görmüş bulunabilir veya şeyi görmeden onun taşınmayacağını bilebilir. Dikkatin yeterlilik derecesi satım konusunun niteliğine(mesela , orijinal ambalajın içine bakılamaz) ve alıcının mesleğine, bu gibi işlere alışık olup olmadığına göre değişir; bir kumaş taciri kumaştaki veya tecrübeli bir makinist bir makinedeki ayıbı kolaylıkla bulup anlayabileceği halde meslekten olmayan bir kişi için bu ayıbı bulmak güç hatta imkansız olabilir. Alıcıdan yeterli dikkati göstermesinin beklenmesinin onun için ağır sonuçlar doğurması, satıcının ayıbı kasten g izlemiş olması halinde alıcının ihmalinin göz önüne alınmaması gerektiği yolundaki Federal Mahkeme kararıyla bir ölçüde önlenmiştir .
Doktrinde genellikle gizli ayıp- görünür(açık) ayıp ayrımı yapılarak satıcının ayıbın gizli olması halinde sorumlu tutulabileceği kabul edilmektedir. Gizli ayıplar, sözleşmenin oluşmasında, alıcının bilmediği ve satılan şey üzerindeki mutad dikkati sarf etse bile bilemeyeceği vasıf noktaları olarak; görünür ayıplar ise, gizli ayıp teşkil eden hallerin dışında kalan ve derin, etraflı bir muayene lüzum hissettirmeyen başka bir deyimle, ilk bakışta bilinebilen, görülebilen vasıf noksanları olarak tanımlanmaktadır. Fakat tüketicinin muayene yükümlülüğü yoktur. Aksine satıcıya bazı yükümlülükler yüklenmiştir. Tüketicinin malın ayıplı olduğunu biliyor sayması için satıcı veya imalatçı tarafından kullanılmış, tamir edilmiş veya ayıplı mal üzerine veya ambalajına, alıcının kolayca okuyabileceği şekilde “Özürlüdür” ibaresini içeren bir etiket konulması zorunludur. Bu durum, tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde gösterilir(madde 4/7). Bu hüküm karşısında B.K.‘nun 197. maddesinin tüketim sözleşmelerinde uygulama kabiliyeti yoktur. Tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği satıcı tarafından ve ancak 4/7. maddeye göre fatura, fiş gibi satış belgelerine açıkca yazmak suretiyle kanıtlanabilecektir .
2.5. Satıcının Ayıbın Varlığını Bilmesi Gerekmez
Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde, “Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz” denilmektedir. Borçlar Kanunda da benzeri(“satıcı, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür“ biçiminde) bir düzenleme yer almaktadır(B.K. 194/II). Hatta Yargıtay, bilmeme halini daha da genişleterek, “satıcının, ayıbın meydana gelmesinde kusuru bulunmasa bile bundan sorumlu olacağına” karar vermiştir .
Kısacası satıcı ayıbın varlığını bilse de, bilmese de sorumlu tutulur. Bilmesi hilesi bakımından önemlidir. Hile halinde sorumluluğunu kaldıran kayıtlar geçerler değildir, gecikmiş ihbara rağmen seçimlilik haklar kullanılabilir, zamanaşımı süresi uzundur, tazminat daha fazla olabilir .
2.6. Sözleşme İle Sorumluluğun Kaldırılması ya da Sınırlanması Geçerli Değildir
Borçlar Kanunun 196. maddesine göre, satıcı ayıbı alıcıdan hile ile gizlemediği sürece, sorumluluğu kaldıran ya da sınırlayan koşullar geçerli olur. Yani satıcı ile alıcı arasındaki sözleşmede, satıcının ayıptan sorumlu olmayacağı ya da belirli koşullar altında, belirli miktara kadar sorumlu olacağı kararlaştırılmışsa, satıcı ayıbı hile ile gizlemediği sürece, bu koşullar gereğince sorumlu olmaz .
Sınırlama, örneğin yalnızca belli ayıplar için tekeffülü kabul etmemek suretiyle olabilir. Tekeffülü açıkça kaldıran “mal, bulunduğu hal üzere satılmıştır”, “hasarlı mal” kayıtları kullanılabilir. Tekeffül zımmen de bertaraf edilebilir: çok düşük fiyatla satış, malın hurda olduğu belirtilerek satış gibi. Buna karşılık satılan mal geri alınmaz diye tek taraflı bir ilan yeterli değildir. Sözleşmede satıcı sınırları belirtilmiş bir garanti verse de, bu yalnız başına tekeffülü ortadan kaldırıldığını göstermez, böyle bir kaldırma açıkça ifade edilmelidir .
T.K.H.M da böyle bir düzenlemeye yer vermemiştir ve bu yasanın uygulanması açısından sorumluluğu kaldıran ve sınırlayan bu gibi şartlar geçerli değildir. Gerçi yasada bu doğrultuda açık bir hüküm yoktur. Fakat yasanın genel gerekçesinde, bu yasanın hazırlanmasında, Avrupa Birliği Konseyinin ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyinin program ve ilke kararlarının temel alındığı belirtilmiştir. Avrupa Birliği Konseyinin benimsediği 25 Temmuz 1985 tarihli direktifin 8. maddesinde malda bulunan ve üçüncü kişilerin eyleminden doğmuş olsa bile, ayıbın yol açtığı zararlardan sorumluluğu kaldıran ya da sınırlayan koşulların geçersiz olduğu düzenlenmiştir. Aynı düzenlemeye göre, ayıp, tüketicinin ya da eylemden sorumlu olduğu kişilerin kusurundan doğmuşsa, bu gibi ayıplardan sorumlu olunmayacağı hakkındaki koşullar geçerli olur(madde 8/I,II). Sonuç olarak, satıcının sorumluluğunu kaldıran ya da sınırlayan koşullar Borçlar Hukukunun uygulanması açısından geçerli olduğu halde, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun uygulanması, yani “tüketici sözleşmeleri” açısından geçerli değildir. Bu gibi koşullar öngörülmüş bulunsa da, tüketici yine de satıcının sorumluluğu yoluna başvurulabilecektir .

T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS : 1998/477
KARAR :1998/2521
KONU :Ayıplı mal

Taraflar arasındaki tüketiciyi koruma davasının yapılan yargılaması sonucunda ilamda yazılı nedenlerde dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Hasan Gürel ile davası asil Mustafa Aksakal’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan sözlü açılamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, davalı Zamanlar AŞ.nden 17.10.1996 tarihinde diğer davalı A.Ş. tarafından imal edilip piyasaya sürülen 1997 model araç satın aldığını, araçta sola çekme görüldüğünü, bu sorunun kabin montaj hatasından kaynaklandığını ileri sürerek, satın aldığı 1997 model Reno 19 Kaloriferli Tip binek otonun aynı tip ve markada başka bir araç ile vergiler, sigortası, taşıt pulu harcamaları da yapılarak davalılar tarafından aynen değiştirilmesine, bu mümkün olmadığı taktirde, otomobilin dava tarihindeki perakende satış değeri ile ödenmesine, şimdilik 2.100.000.000 TL. ile 100.000.000 TL. manevi tazminatın davalılardan dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte alınmasını istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davalılardan, Reno 19 DİE RN. kaloriferli 1997 model aracın aynen değiştirilmesine, plaka dahil davacının satın almadan itibaren yaptığı masrafların davalılardan alınmasına, aracın aynen değiştirilmesi ve masrafların verilmesi mümkün olmadığı taktirde 2.088.273.610TL.nın dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık satılan malın ayıplı olmasından dolayı 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna göre açılmış bir davadır. Anılan kanunun 4. maddesi hükmüne göre, satın alınan malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde, tüketici malı teslim aldığı tarihten itibaren 15 gün içersinde, bu malları satıcı firmaya geri vererek, değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirilmesini ya da ücretsiz olarak tamirini talep edebilir. Tüketici bu taleplerden herhangi birini tercihte serbesttir. Alıcı bu seçimlik haklardan ayıpsız çeşidiyle değiştirilmesini istemiştir. Davalı, davacının tercihini yerine getirmekle yükümlüdür, onu bir başka seçeneği tercih etmeye doğrudan ya da dolaylı olarak zorlayamaz. Davacı aracı dava süresince kullanmaya devam etmiştir. Davacının seçimlilik hak olarak talep ettiği, aracın değiştirilmesini talep edebilmesi için, ayıplı malı iade etmesi şarttır. Davacı, satılan aracın ayıbının sonradan ortaya çıktığını ve ayıbın gizli olduğunu ileri sürerek tespit yaptırmış olmasına rağmen, malın ayıplı olduğu anlaşıldıktan sonra iade etmediğinden veya davalı tarafın aracı geri almaktan imtina etme nedeni ileri sürülerek, davacı mahkemeden tevdii mahalli tayini talep ederek 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda kararlaştırılan iade borcundan kurtulmamıştır. Bu şart, davacı tarafından yerine getirilmediğine göre artık aracın ayıpsızı ile değiştirilmesi talebinde bulunamaz. Bu durumda, davacı daha önce onarım yönünde tercihini belirtmiş olduğundan ve onarımın da sonuç vermemesi halinde, ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirilmesini talep edebilir. Mahkemece, yasanın bu hükmü gözetilerek inceleme yapılması ve ona göre hükmün kurulması gerekirken, bu hükümler gözetilmeksizin genel hükümlere göre, davanın kabul edilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 23. maddesinin 3. fıkrasında tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davaların her türlü resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm tüketicilerin ve tüketici örgütlerinin kolaylıkla dava açmalarını sağlama amacına yönelik olup, dava açarken, kanunda adı geçenler harçtan muaf tutulmamışlardır. Dava sonunda davalı hüküm edildiği taktirde, davanın değerine göre davalının harçtan sorumlu tutulması gerekir. Davanın reddi halinde ise, davaca harçtan muaf olduğu için harç alınmaması gerekir. Mahkemece, bu yön gözetilmeden harç alınmasına gerek olmadığına karar verilmesi de bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, 6.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, istek halinde peşin harcın iadesine, 19.3.1998 gününde oy birliği ile karar verildi.
T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS :1998 2273
KARAR :1998/3034
KONU :Ayıplı mal

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, davalıdan satın aldığı fayanslar evinin müteaddit yerlerinde kullandığını, daha sonra bu fayanslarda çatlama ve ufalanmalar bulunduğunu, Hakem Heyetine başvurduğunu, Hakem Heyeti Kararında davalının sorumlu bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek 300.000.000 TL. tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, fayanslardaki çatlamanın binanın esnemesinden kaynaklandığını, ufalanmada ise fabrikasyon hatası olup, usta hatasının bulunmadığını gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, dilekçesine ekli olarak sunulan Erzurum Tüketici Sorunları İl Mahkeme Heyeti kararında da açıkça belirtildiği üzere fayansların çatlaması binanın esnemesi nedeniyle, ufalanması ise fabrika hatasına bağlanmaktadır. Binanın esnemesi sonucu oluşan zarardan davalı satıcıyı sorulu tutmaya olanak yoktur. Ancak, fabrika hatasından dolayı ufalanma mevcut ise bu satış, 4077 Sayılı Tüketiciyi Koruma Hakkındaki Kanunun 4. maddesi hükmüne göre ayıplı mal satışı niteliğinde olup bundan doğan zarardan tüketiciye karşı bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de, bilirkişi, zarar miktarını tespit etmekle yetinmiş, zararın ne miktarının çatlamadan, ne miktarının ufalanmadan meydana geldiğini açıklamamıştır. O halde bu raporun hükme esas alınmasına olanak yoktur. Bu durumda mahkemece, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılıp satışa konu fayanslarda ufalanmadan dolayı bir zararın mevcut olup olmadığını, zarar mevcut ise, miktarının saptanılması ve bunun ödetilmesine karar verilmesi gerekir. Mahkemece, bu yönün gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan davacı yararına BOZULMASINA , istek halinde peşin harcın iadesine, 13.4.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS :1998/974
KARAR :1998/1603
KONU :Ayıplı hizmet

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılanması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukat tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, oturmakta olduğu dairenin mutfak dolabının aniden çökmesi sonucu yaralandığını, bir kısım eşyalarının kırıldığı, mutfak dolabının ve kırılan eşyalarının yenilenmesi ve yaralanması dolayısıyla uğradığı, davalının müteahhit firma olarak mutfak dolabının montesine inşaat ihmali ve özensizliği sebebiyle zararından sorumlu olduğunu öne sürerek 1.000.000.000 TL. manevi 200.000.000 TL. maddi zararın fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı “Serakent” sitesindeki inşaatların kendisi tarafından yapıldığını, bu site içindeki davacının oturduğu dairenin 25.11.1994 tarihinde Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş ne satıldığını onun da Gülbahar Hamamcı adındaki kişiye temlik ettiğini davacının bu dairede hangi sıfatla oturmakta olduğunu bilemediğini, davacı ile aralarında herhangi bir hukuki işlem bulunmadığını çöktüğü bildirilen mutfak dolabının kendisi tarafından yapılıp monte edilen mutfak dolabı olmadığını, beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın 4077 sayılı tüketicinin korunmasıyla ilgili maddi ve manevi tazminata ilişkin olması gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 8.3.1995 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak 8.9.1995 tarihinde yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicini Korunması Hakkındaki Kanunun amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan hemen sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde bu kanunun 1. maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü hukuki işlemi kapsar hükmüne yer vermiş, 3. maddesiyle de tüketici mal ve hizmetin tanımı yapılmıştır. Hemen belirtelim ki, aksine bir hüküm bulunmadığı taktirde yasalar, ancak yürürlüğünden sonraki olaylara uygulanabilirler. 4077 sayılı yasaya da aksine bir hüküm bulunmadığına göre kapsamında olan ve yürürlük tarihinden sonra gerçekleşen hukuki işlemlere uygulanabilecektir. Değişik bir anlatımla 8.9.1995 tarihinden önceki hukuki işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklara bu kanun hükümlerinin uygulanmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Öte yandan bir hukuki işlemin, 4077 sayılı yasa kapsamına kapsamında kabul edilebilmesi için yasada tanımlanan mal ve hizmet olması zorunludur. Yasanın 3. maddesindeki tanımıyla mal “ticaret konusu taşır veya” hizmet ise bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan bedeni ve/veya fikri faaliyettir. Öyle ise taşınmaz mülkiyetin nakline ilişkin hukuki işlemlerin tüketicinin korunması hakkındaki kanun kapsamı dışında bırakıldığı açıktır. Kaldı ki bu bağlamda M.K. nun 619 ve 621 madde hükümleri de göz ardı edilmemektedir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında bulunmayan hukuki işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklara bakma görevinin Genel Mahkemelere ait olduğunda ise duraksamaya gerek yoktur. Somut olayda, davacının mutfak dolabının çöktüğü dairede malik ve ise taşınmazı hangi tarihte kimden satın aldığı, satın alırken mutfak dolabının dairede monteli olup olmadığı sonradan taşınmaz üzerinde bulunan binadan ve daireden tamamen ayrı ve bağımsız olarak yaptırılıp monte edilip edilmediği sonradan monte ettirilmiş ise kim kim tarafından kime hangi tarihte yaptırılmış montesi ile ilgisinin ne olduğu konularında dava dilekçesinde ve mahkeme kararı gerekçesinde bir bilgi bulunmamaktadır. Oysaki, bu bilgiler Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun gerek zaman gerekse kapsam itibariyle davada işlem uygulanabilirliği dolayısıyla mahkemenin görevini tespitte zorunludur. Hal böyle olunca mahkemece belirtilen konularla ilişkin olarak inceleme ve araştırma yapılmalı, ileri sürülüşe göre davadaki uyuşmazlığın 4077 Sayılı tüketicin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında bir uyuşmazlık olup olmadığı saptanmalı sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemenin hiçbir araştırma yapmadan ve hiçbir gerekçe göstermeden yazılı şekilde dava dilekçesinin görev yönünden reddinde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 23.2.1998 gününde oybirliği ile karar verilmelidir.

T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS :1996/5334
KARAR :1996/5952
KONU :Ayıplı mal

Taraflar arasındaki 4077 Sayılı tüketicin korunması yasasına aykırılık davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddinde yönelik olarak verilen hükmüm süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü.

KARAR
Davacı, 18.9.1995 tarihinde beden eğitimi derslerinde kullanmak üzere oğluna davalının Siperko marka 44 numaralı ayakkabı satın aldığını, hemen iki gün sonra 20.9.1995 tarihinde beden eğitimi dersinde ayakkabının altından açıldığını, davalıya götürüldüğünde, davalının yenisi ile değiştirmeyip altını yapıştırıp iade ettiğini, fakat yeniden söküldüğünü, davalıya yine müracaat etmesi üzerine bu defa altının dikişle tutturulduğunu buna rağmen yeniden sökülüp parçalandığını, yenisinin verilmesi veya bedelinin iadesi için davalıya başvurulduğunda kovulduğundu, Çankırı Sanayi ve Ticaret Müdürlüğüne 10.11.1995 tarihinde yaptığı girişim sonucunda Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından ayakkabının aynı marka ve kalitede yenisi ile değiştirilmesine karar verildiğini davalının bu karara da uymadığını öne sürerek ayakkabının aynı model ve kalitede yenisi ile değiştirilmesini istemiştir. Davalı, ayakkabıyı kendisinin davacıya sattığını iki defa tamir ettiğini savunmuş, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddinde karar verilmiştir, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-8.3.1995 tarihli resmi gazetede yayınlanan ve 8.9.1995 tarihinde yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un amaç başlıklı 1. maddesinde “bu kanunun amacı, ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, Zaralarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir” sözlerine yer verildikten hemen sonra “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde “bu kanun, 1. maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü hukuki işlemi kapsar” denilerek anılan yasanın kapsamı belirlenmiş, 3. maddesinde de “bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai olarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişiye tüketici “Kamu Kurum ve Kuruluşları da dahil olmak üzere tüketiciye mal ve hizmet sunan gerçek veya tüzel kişiye de satıcı” tanımlaması yapılmış “ayıplı mal ve hizmetler” başlıklı 4. maddesinde ise “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik veya niceliğe aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değeri veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak açıkça kabul edilmiştir. Yine satılan malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde; tüketici, malı teslim aldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde bu malları satıcı firmaya geri vererek değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirimi veya ücretsiz tamirini talep edebilir. Tüketici bu taleplerden herhangi birisini tercihte serbesttir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirtmekle yükümlüdür….” Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca “tüketici mahkemeleri” başlıklı 23. maddede “bu konunun uygulanması ile ilgili olarak çıkarılacak her türlü ihtilaflara Tüketici Mahkemesinde bakılır. Tüketici Mahkemelerinin Yargı Çevresi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Tüketici Mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Tüketici Mahkemelerinde görülecek davalar HUMK.nun yedinci babı, dördüncü faslı hükümlerine göre yürütülür” şeklinde görev belirlemesi de düzenlenmiştir. Aynı yasanın geçici 1. maddesi hükmü uyarınca Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu 22.6.1995 gün ve 437 sayılı kararı ile, Tüketici Mahkemeleri kuruluncaya kadar, Tüketici Mahkemelerinin görevine giren işlere bakacak Mahkemeleri tespit etmiş ve Adli Teşkilata duyurmuştur. Somut olay; değerlendirildiğinde az yukarda açıklanan yasa maddelerinin kapsamı içinde düşünülmesi gereken tüketici davacı ile davalı satıcı arasında ayıplı mal satımından kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunduğunun kabulü kaçınılmazdır. Taraflar arasındaki satış ilişkisinin yasanın yürürlüğe girmesinden sonra kurulmuş olması nedeniyle uyuşmazlığın Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Hükümleri çerçevesinde çözümleneceği çok açıktır. Hal böyle sözü edilen yasanın 23. maddesi uyarınca davanın Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerekir. Görev sorunu Mahkemece doğrudan gözetilmelidir. Çankırı ilinde henüz Tüketici Mahkemesi kurulmadığı için Tüketici Mahkemesi görevi de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca Çankırı Asliye Hukuk Mahkemesine tevdi edilmiştir. O nedenle Mahkemece bir ara kararı alınarak Tüketici Mahkemesi sıfatıyla davanın yürütülmesine karar verilmelidir.
2- Tüketici tarafından açılan bu dava her türlü harç ve resimden dolayısıyla Yargı harcından muaf olduğu halde harç alınması da isabetsizdir.
3- 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22/4 maddesinde “Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin vereceği kararlar Tüketici Mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilir” hükmüyle hakem heyetlerinin alacağı kararların taraflar yönünden kuvvetli bir delil oluşturacağının amaçlandığında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Davacının müracaat ettiği Çankırı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti taraflar arasındaki soruna ilişkin olarak “Ayakkabının 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4/2 maddesine göre değiştirilerek aynı marka ve kalitede yenisi ile değiştirilmesine” karar vermiştir. Davacı davasında bu karara delil olarak dayanmıştır. Oysa davalı davaya usulüne uygun olarak cevap vermediği gibi, davacının dayandığı bu delili hüküm ve kuvvetten düşürecek güçte başka bir delil sunmamış, dahası Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararı ve eki belgeler kendisine okunduğunda bir diyeceğinin olmadığını da açıkça beyan etmiştir. Bu durumda davacının davasını ispatladığı kabul edilmelidir. Mahkemece davada dayanılan maddi olgulara uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamakta ve delillerin taktirinde hataya düşülerek davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Öte yandan Tüketici Sorunları Hakem Heyet Kararının gerçek dayanağını teşkil eden raportör Ömer Erik tarafından 27.11.1995 tarihinde düzenlenen rapor ile Mahkemece görevlendirilen bilirkişi görüşleri arasında çok açık çelişki giderilmeksizin sonuca kavuşturulması kabul şekli bakımından bozma nedenidir. SOONUÇ: Yukarıda 1,2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle mahkeme kararının temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 11.6.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS :1996/8477
KARAR :1997/3196
KONU :Ayıplı mal

Tafralar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerde dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişi. Belli günde davacı vekili Av. Ahmet Kılıçoğlu ile davalı vekili Av. Zeki Beyter’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı vekili, taraflar arasında imzalana 31.1.1995 tarihli sözleşmeye göre davalının 586.000 kg Granola, 9000 kg İlana, 3250 kg Sandra türü tohumluk patatesi Mersin Limanında teslim etmeyi üstlendiğini, satış bedelinin akreditif açılmak suretiyle ödendiğini, davalı tarafından gönderilen patateslerin 13.3.1995 tarihinde Mersin Limanına geldiğini, Mersin Zirai Karantina Müdürlüğünce yapılan kontrolde 586 ton Granola patateslerinde PS bakteriyel hastalığı saptandığını, bu nedenle Türkiye’ye girişine izin verilmediğini, diğer patateslerde hastalığa rastlanmadığından teslim alındığını, davalının iade edilen patateslerde hastalık bulunmadığını, 259.76.20. DM. Bedelle başkalarına satıldığını bildirerek 249.660.90 DM. Gönderdiğini, müvekkiline 412.426 DM. Daha ödemesini gerektiğini ileri sürerek bu miktarın yasal faizle birlikte aynen, mümkün olmaması halinde fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası olarak ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevabında, sözleşmenin Ankara’da imzalandığını, müvekkilinin ticari ikametgahının Almanya’da Hamburg şehri olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, patateslerin C+F olarak satıldığını, Mersin Limanının teslim yeri değil, varma limanı olduğunu, bu satış şeklinde satıcının malı yükleme limanında gemiye yüklenmesinden sonra malın alıcıya teslim edildiğinin kabulü gerektiğini, bu andan sonra malda meydana gelecek her türlü hasar ve tüm rizikoların alıcı tarafa geçtiğini, tohumların daha sonra Almanya ve Fransa’da Devlet Enstitülerinde yapılan testlerde hastalık bulunmadığının saptandığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve toplanan deliller göre dava konusu patateslerin sözleşmenin 10. maddesi uyarınca T.C Tarım ve Köy İşleri Bankalığınca istenen tüm sıhhi şartları taşıyacağı, sözleşmede belirtilen hastalık ve mikroptan arındırılmış olması gerektiği, Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu gereğince yapılan kontrolde patateslerde Türkiye’ye ithalini engelleyen PS. Hastalığının tespit edildiği, sözleşmede ve 6968 Sayılı Kanunun 10. maddesine göre Türkiye’de yapılan incelemeye itibar edilmesi gerektiğini, ayıplı malların davalı tarafça geri alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki satış sözleşmesinde satışa konu olan malların fiyatı C+F Mersin Limanı olarak belirlenmiş, malların T.C. Ziraat ve Köy İşleri Bakanlığının Fito-Saniter şartlarına uygun olacağı belirtilmiştir. Gönderilen mallardan Granola tipi patates tohumlarının ayıplı olduğu Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü raporu ve İçel Karantina Müdürlüğünün 22.3.1995 tarihli yazısından anlaşılmaktadır. Bu nedenle iade edilen malların önceden ödenilen bedelinin davacıya iade edilmesi gerekmektedir. Davacı bu bedelin tahsilini talep ettiğine göre uyuşmazlık bir miktar para borcuna ilişkin bulunduğundan HUMK. nun 10 ve B.K.nun 73. maddesi uyarınca davacı alacaklının ikamet ettiği Ankara Mahkemeleri yetkilidir. Mahkemece yetki itirazının reddine, sözleşme uyarınca ayıplı malın iade edilmeyen bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesine bir isabetsizlik bulunmamaktadır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir olunan 9.000.000 TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 27.3.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS :1998/6654
KARAR :1998/8835
KONU :Ayıplı mal-garanti

Taraflar arsındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı ve vekili avukat Zeynep Çamcı gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, davalıdan satın aldığı otomobilin arızalarının giderilmemesi üzerine yenisi ile değiştirilmesini istediğini, davalının bu haklı talebini kabul etmediğini, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararına da uymadığını öne sürerek aracın yenisi ile değiştirilmesine ve fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla aracı kullanamamaktan doğan 250.000.000 TL. maddi zararının en yüksek reeskont faizi ile ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı,davacının onarım yönünde tercih hakkını kullandığını, artık yenisi ile değiştirilmesini isteyemeyeceğini, olayda aynı arızanın 2 den fazla veya farklı arızanın 4 den fazla ortaya çıkması ve aracı kullanamamasının süreklilik kazanması koşulunun da gerçekleşmediğini, ufak tefek arızaların bertaraf ederek yeni araç istemesinin hakkın kötüye kullanımı sayılacağını beyanla davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davaya konu otomobilin 6.2.1996 tarihinde davacıya teslim edildiği, satım ilişkisinin 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında bulunduğu, satım konusunun garanti belgeli bir mal olduğu, garanti süresi içerisinde arızalandığı, davacının onarım tercih hakkını kullanarak onarımın yapılması için davalının yetkili servisine başvurduğu iddia savunma ve toplanan delillerden anlaşılmıştır. Esasen yanlar arasında bu konulara ilişkin davada çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlık seçim hakkını onarı yönünde kullanan tüketicinin bundan dönerek yenisi ile değiştirme hakkını kullanıp kullanılamayacağını, kullanabilecek idiyse kullanabilme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konularında toplanmaktadır.
4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesinde ayıplı mal tanımı yapıldıktan sonra, malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde tüketicinin süresinde ayıbı ihbar etmek suretiyle satıcıdan malın yenisi ile değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelinden indirimini ya da ücretsiz tamirini isteyebileceği hükmüne bağlanmıştır. Tüketici bu haklardan istediği birini seçmekte hürdür. Satıcı tüketicinin bu konudaki talebini yerine getirmekle yükümlüdür. Kural olarak belirtilen seçimlilik haklarından birini kullanan tüketici sonradan bundan dönerek diğer seçimlilik haklarından birisini kullanamaz. Kural böyle olmakla birlikte anılan yasanın 13. maddesiyle “garanti belgeli mallar” yönünden tercih hakkını onarım yönünde kullanan tüketiciye malın yenisi ile değiştirilmesini isteme hakkı, belirli koşulların gerçekleşmesi durumunda ayrıca verilmiştir.
Yasanın 13. maddesi hükümleri ile yine yasanın verdiği yetkiye dayalı Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yayımlanan “Garanti Belgesi ile Tanıtma ve Kullanma Kılavuzunun Uygulama Esaslarına Dair Tebliğ(TRKGM-95/116-117) hükümlerine göre satıcı, malın garanti süresi içinde gerek malzeme ve işçilik, gerekse montaj hatalarından dolayı arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin, malın onarım için teslim edildiği tarihten itibaren 1 ay içerisinde tamir etmekle yükümlüdür. Satıcı, bu yükümlülüğünü süresi içinde gereği gibi yerine getirmez veya tamir süresini uzatır veyahut ta onarım yapılmakla birlikte aynı arızanın ikiden fazla veya farklı türden arızaların dörtten fazla ortaya çıkması ve malı kullanmamanın süreklilik kazanması ya da malın onarımının mümkün olmadığı tespit edilmesi hallerinde tüketici başlangıçta onarım hakkını kullanmış olsa bile yenisi ile değiştirilmesini isteme hakkı doğar.
Yeri gelmiş iken hemen belirtelim ki, tüketicinin genel tercih haklarından birini ya da 13. maddeden kaynaklanan yenisi ile değiştirilmesini isteme hakkını kullanabilmesi, satın aldığı malın iadesi ön koşuluna bağlanmamıştır. Yasadaki(…tüketici malı teslim aldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde firmaya geri vererek…) sözleri alıcının iade borcuna işaret eden, ayıp ihbarı için gerekli süreyi belirleyen bir düzenleme olarak değerlendirilmelidir. Aksine bir düşünce, Borçlar Kanunu hükümlerine tabi bir alıcı için öngörülmeyen bu nitelikteki ağır bir koşulun, amacı tüketiciyi korumak ve kollamak olan Tüketicin Korunması Hakkındaki Kanunla geliştirilmiş olduğu kabul etmek olur.bununda benimsenmesi mümkün değildir. Tüketicinin iade borcu Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, satıcının borcu ile aynı anda ve karşılıklı olarak yerine getirilecektir.
Somut olayda: Davacı tüketicinin satın aldığı motordan sesler geldiğini, vites değişikliğinde sarsıntı ve titremelerin olduğunu aracın kendisine teslimi tarihinden itibaren 15 gün içerisinde öğrendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı, 15 günlük süre içinde ayıbı tespit ile yetinip, ayıbı satıcı firmaya ihbar ederek aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilecekken aracın onarımına izin vermekle ve süresinde de ihbar yapmamakla garanti kapsamında tercih hakkını onarım yönünde kullanmış olduğunu kabulü gerekir. Öyle ise yasanın amacına uygun olarak davacının bu halde aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme hakkının doğup doğmadığını irdelemesi gerekir.
Davacı aracı sarsında ve ses şikayeti ile ilk defa davalı satıcı servisine 26.2.1996 tarihinde teslim etmiş serviste bir kısım parça değişikliği yapılmış parçalarla ilgili aynı tarihli bir fatura düzenlenmiştir. Ancak buna rağmen sarsıntı ve titremeler devam ettiği sonraki bir kısım fatura içerikleri ile Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararına mesnet bilirkişi raporu ile anlaşılmaktadır. Öyle ki, aynı arızanın mahkemece düşüncesine başvurulan bilirkişi kurulunun 27.3.1997 tarihli ön raporunda da devam etmekle olduğu, ancak bu bilirkişi kurulu tarafından yapılan öneri ve verilen talimat doğrultusunda mevcut arızanın davanın açılmasından dahi çok sonra 4.6.1997 tarihinde giderildiği görülmektedir.
Davalı satıcı, onarım servis istasyonları eliyle yapmaktadır. Davalının onarım yükümlüğü, salt servis istasyonları açmakla ortadan kalkmaz. Malın arızalanması durumunda süresi içinde maldaki arızayı tamamen giderip bu süre içinde arızasız ve ayıptan ari olarak malı tüketiciye iade etmesi gerekmektedir. Diğer taraftan davalı aynı zamanda servis istasyonlarında, satılan malın teknik özellikleri itibariyle arıza ve ayıbı doğru ve tam olarak teşhis edebilecek, mümkün olan en kısa sürede bu ayıp ve arızayı giderebilecek yeteneklere sahip eleman da bulundurmak zorundadır. 14.8.1997 tarihli ek bilirkişi kurulu raporunun 4. maddesinde işaret edildiği gibi deneme-yanılma yoluyla arıza belirlemeye ve parça değiştirmeye kalkışan ve bu şekliyle arızayı gideremeyen elemanların serviste bulundurulmasının sonuçları hiçbir zaman tüketiciye mal edilemez. Davalının titreşim ve sarsıntılı arızasını dava tarihinde bile gideremediği sabittir. Aracın servise girip, arıza giderilmeden çıkarılması onarımın süresinde yapıldığını göstermez. Öyle ise onarım için gerekli sürenin aşıldığı bu koşulun davacı tüketici lehine gerçekleştiği böylece davacının dava tarihi ve Tüketici Sorunları Hakem Heyeti başvuru tarihinde aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme hakkının doğmuş bulunduğunun kabulü gerekir. Onarımın davadan sonra mahkemece düşüncesine başvurulan bilirkişi kurulunun verdiği talimat doğrultusunda davalı servisince yapılmış olması davacının yasal olarak doğan hakkını ortadan kaldırmaz. Öte yandan arıza titreşim ve sarsıntı gereği gibi giderilmediği için aynı arızadan ikiden fazla veya farklı arızanın 4 kereden fazla tekrarlanması koşulu bu dava araştırmasına da gerek bulunmamaktadır.
Öyle ise mahkemece yapılacak iş, davacının aracının yenisi ile değiştirilmesini isteme hakkının doğmuş bulunduğunu kabul ile bu kabulün sonucuna uygun bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile mevcut delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna göre aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 6.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 9.11.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS :1997/9164
KARAR :1997/10305
KONU :Ayıplı mal

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda ilamda yazılı edenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı şirket ve Oteks Tekstil Sanayi avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi ve gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, davalı Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış AŞ. Hakkında açtığı davada; 5.2.1996 tarihli fatura ile Renault MAİS AŞ.’nden aracı firma Oteks AŞ. Firması marifeti ile Renault 19 1.8:RTI; HD/AC/AB (Airbag-hava yastığı)metalik kristal renkli otomobil satın aldığını, tarafına teslim edilen otomobilin fatura belirtilen özellikleri taşıması gerekirken daha düşük vasıflı hava yastığı (Airbag/AB) olmayan nitelikteki bir otomobil teslim edildiğini, ayıplı malın değiştirilmesi hususunda davalıya yaptığı müracaatların sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine İstanbul İli Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığına kendisine teslim edilen otomobilin, faturada belirtilen nitelikteki araçla değiştirilmesi talebi ile müracaat ettiğini, Hakem Heyeti Başkanlığı şikayet ve yapmış olduğu talebi doğrulusunda ayıplı malın değiştirilmesi hususunda karar verdiğini, ancak bu karara rağmen davalı tarafından aracın değiştirilmediğini öne sürerek kendisine teslim edilmiş bulunan ayıplı otonun geri alınarak faturada özellikleri belirtilen Renault 19 1.8: RTI; HD/AC: AB (Airbag- hava yastığı) metalik kristal renkli yeni (0 kilometre) otomobil ile değiştirilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, olayda ayıplı malın satışının söz konusu olmadığını, davacının aracı Orteks AŞ.’nden satın aldığını, kendilerine husumet düşmeyeceğini, davacının aracı halen kullandığını savunmuş, davanın reddini dilemiştir.
Davalı MAİS AŞ. 24.12.1996 tarihli dilekçesi ile satıcı şirket olan Orteks Tekstil San. AŞ. Ne davayı ihbar etmiştir.
Mahkemece; davanın aynen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı şirket ve dava kendisine ihbar olunana Orteks Tekstil Sanayi AŞ. Tarafından temyiz edilmiştir.
1- Kararı temyiz eden Orteks Tekstil Sanayi AŞ. Davada taraf değildir. Harcını vererek davaya asli müdahil olarak da katılmamıştır. Bu nedenle mahkemem kararı temyiz etmeye hakkı yoktur.
Temyiz dilekçesi istenmeksizin reddi gerekir.
2- Uyuşmazlık satılan malın ayıplı olmasından dolayı 4077 Sayılı Tüketicin Korunması Hakkındaki Kanuna göre açılmış bir davadır. Anılan Kanunun 4. maddesi 2. fıkrası gereğince ayıplı malın satışından dolayı tüketiciye karşı satıcı, bayii acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müştereken sorumludurlar. Davalı MAİS AŞ. İmalatçı üretici ile ithalatçı müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Davalı MAİS AŞ. İmalatçı-üretici firma olarak satıcı ile birlikte meteselsil sorumlu bulunduğundan husumet itirazı yerinde değildir.

4077 sayılı kanunun 4. maddesinin 1. fıkrası gereğince satıcı tarafından vaad edilen niteliğine aykırı şekilde mal satılmış olması Tüketicinin Hakem Heyetinin ve Mahkemenin de kabul ettiği gibi ayıplı mal olduğu kuşkusuzdur. Tüketici satılan malın ayıplı olduğunu anladığına göre malın teslim aldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde bu malları satıcı firmaya geri vererek değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirilmesini ya da ücretsiz olarak tamirini talep edebilir. Alıcı bu seçimlilik haklarından ayıpsız çeşidiyle değiştirilmesini istemiştir. Davalı davacının tercihini yerine getirmekle yükümlüdür. (TKHK 4/II) Onu bir başka seçeneği tercih etmeye doğrudan ya da dolaylı olarak zorlayamaz. Ancak davacının bu seçimlilik hakkını bildirip ayıplı malın 15 gün içinde davalı tarafa iade etmesi gerekirken iade etmemiştir, veya davalı tarafın aracı geri almaktan imtina etmesi nedeni ileri sürülerek davacı mahkemeden tevdi mahalli tayini talep ederek 4077 sayılı TKHK’ da kararlaştırılan iade borcundan kurtulmamıştır. Davacı aracı dava süresince kullanmaya devam etmiştir. Davacının seçimlilik hak olarak talep ettiği aracın değiştirilmesini talep edebilmesi için ayıplı malın iade edilmesi zorunludur. Bu şart davacı tarafından yerine getirilmediğine göre artık aracın ayıpsızı ile değiştirilmesi talebinde bulunamaz. Bu durumda davacı artık yalnızca ayıp oranında satış bedelinde indirim yapılmasını isteyebilir. Mahkemece bu yön gözetilmeden ayıplı malın kullanıldıktan sonra yenisi ile değiştirilmesine karar verilmiş olması yasaya aykırıdır. SONUÇ: 1. Bent gereğince dava kendisine ihbar edilen Oteks Tekstil Sanayi AŞ. Nın temyiz dilekçesinin reddine, temyiz olunan kararın 2. bentte açıklanan nedenle davalı MİS AŞ. Yararına BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın iadesine, 11.12.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın