KozanBilgi.Net 15 Yaşında... SİZLERLE BİRLİKTE NİCE 15 YILLARA...

Bağcılık -1

Bağcılık -1

BAĞCILIK

GİRİŞ
Yurdumuzun iklimi bağcılığa çok müsaittir. Hemen hemen her bölgede bağcılık yapılmakta ve üretilen üzümler sofralık, kurutmalık, şaraplık ve şıralık olarak çeşitli şekillerde değerlendirilmektedir. Halihazırda mevcut 625 bin hektar bağ sahasından yılda 3 milyon 300 bin ton yaş üzüm üretilmektedir. Bu miktar, üretilen tüm diğer meyve türlerinin toplamından fazladır.
Bağ sahaları ekilebilir tarım alanımızın %3,1’ini, bağ-bahçe alanının %16’sını teşkil etmektedir. Yıllık tarımsal milli gelirin %6-7 ‘si bağcılıktan sağlanmaktadır.
Görüldüğü gibi bağcılık Türkiye’nin en önemli tarımsal uğraşlarından birisidir. Hal böyle olmakla beraber bağların kurulması, terbiye edilmesi, budanması, bakılması ve üzümün değerlendirilmesi gibi konularda teknik bilgi noksanlığı nedeniyle, birim alandan elde edilen ürün miktarı oldukça düşüktür.
Bu ödev yeni bağ kuracaklara ve halen bağcılık yapanlara bağcılık hakkında pratik bilgiler vermek amacıyla hazırlanmıştır. Konuların sunuluşunda; bağ yerinin seçiminden başlayarak bağın dikimi, aşılanması, yetiştirilmesi ve bakımında ne gibi işlemler yapılacağı tamamen pratiğe dönük olarak anlatılmış, açıklamalarda mümkün olduğu ölçüde tablolar kullanılmıştır.

BAĞ YERİNİN SEÇİLMESİ

C’ yi bulduktan sonra gelişmeye başlar ve sonbaharlarda ısı ortalaması bu derecenin altına düşünceye kadar gelişmesini sürdürür. Bağ kurulacak bölgenin yıllık aktif sıcaklık toplamının en az 1600 gün-derece olması gerekir. Erkenci çeşitler 1600-2000 gün derecede gelişirken geççi çeşitler 3000 gün-dereceden fazla olan yerlerde yetişirler. Isı toplamı bakımından Doğu Anadolu’da Erzurum, Ağrı, Muş illerindeki bazı yerler ile yüksek yaylalar hariç yurdumuzun her yeri bağcılığa uygundur.°Asma, gelişme devresi oldukça uzun olan bir bitkidir. Günlük ısı ortalaması takriben 10
Yıllık yağış ortalaması 500 mm. civarında olan yerlerde sulamaya gerek duyulmadan bağcılık yapılır. İyi bir bağ bölgesinde kışlar ve ilkbahar yağışlı yazlar ve sonbahar başlangıcı ise yağışsız olmalıdır. Güneş ışığı üzümün iyi olgunlaşmasını ve renklenmesini sağladığı için bağlar bol güneş ışığı alan güney veya güneybatı yönlerine meyilli olan yerlerde kurulması gerekir.
C altına düştüğü yerlerde omcaların gövdeleri ve kolları bile soğuktan zarar görür. İlkbaharda omcalar uy°İlkbahar, sonbahar ve kış donları ile rüzgarlarda bağ kurulacak yerin seçimini etkileyen iklim faktörleridir. Kışın ısının uzun süre –15 veya -20 andC altına düşerse genç sürgünler kavrulur. Sonbahar donları da üzerinde ürün olan bağlarda zarar yaparlar.°ıktan sonra ısı –2
Toprak yapısına gelince; bağlar derin, iyi havalanan süzek, kolay ısınan, tınlı ve kumlu-tınlı topraklarda iyi yetişir. Toprağın derinliği en az 60-70 cm olmalı, taban arazilerde suyu geçirmeyen ve kök gelişmesini engelleyen sert bir tabaka varsa arazinin drenajı sağlanmalıdır.
Belirtilen yerlerde bağ kurarken bunlara karşı önlemler düşünülmelidir.

BAĞA DİKİLECEK ANACIN VE ÇEŞİDİN BELİRLENMESİ

Bağ dikilecek bölgede filoksera varsa buna dayanıklı olan Amerikan asma anacı kullanılmalıdır. Bağcılıkta kullanılan asma anaçlarının cinsi, arazini taban veya yamaçta olmasına yörenin iklimine, toprak yapısına ve yetiştirilecek üzüm çeşidi ile uyuşma durumuna göre değişiklik gösterdiğinden anaç seçerken bu hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Bilindiği gibi üzümler Sofralık, Şaraplık, Kurutmalık ve Şıralık olarak değerlendirilir. Sofralık çeşitlerin iri salkımlı, iri taneli, gösterişli ve yola dayanıklı olması istenir. Şaraplık-şıralık çeşitlerin bol şıralı, aromalı; kurutmalıkların ise yumuşak dokulu kurutmaya elverişli ve genellikle çekirdeksiz olması, istenir.
Bağ bölgelerinde kullanılacak anaçlar ile yetiştirilmesi gereken çeşitlerin tespiti konusunda araştırmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların ışığı altında üreticilere genel olarak önerilebilecek çeşitler ve anaçlar, bölgeler itibarı ile aşağıda gösterilmiştir.
NOT: Bölgeler için önerilen anaçlar arasından, kurulacak bağ yerinin tabanda veya yamaçta oluşu, toprağının yapısı ve çeşitle uyumuna göre en iyi olanının belirlenmesi için yöredeki bağcılık uzmanlarına danışılmalıdır.

BÖLGE ANAÇLAR YETİŞTİRİLMESİ ÖNERİLEN ÜZÜM ÇEŞİTLERİ
Marmara-Trakya Bölgesi 8B, 5BB, S04, 140 Ruggeri, 1103 Paulsen, 99R, 110R 41B,Rup du Lot. Çavuş, Amasya Beyazı, Hafız Ali, Müşküle, Razakı, Cardinal, Alphonse Lavallae, Kozak Siyahı, Kozak Beyazı, Hamburg Misketi, İtalya, Yapıncak, Papazkarası, Gamay, Adakarası, Beylerce, Karasakız.
Ege Bölgesi 5BB, 420 A, 99R, 110R, 140 Ruggeri, 1103Paulsen, 41B, Rup du Lot, Harmony,Dogridge, Salt Creek. Çekirdeksiz, Perlette, Razakı, Cardinal, Alphonse Lavallee, H. Misketi,İtalya, Gemre, Semillon, Çalkarası, Bornava Misketi, Granache, Carignone.
Orta Anadolu Bölgesi 5BB, 8B, 420 A, 140 Ruggeri, 99R, 110R, 1103Paulsen, Rupdu Lot. 41B. Hafızali, Çavuş, İtalya, Alphons Lavalle, Razakı, Parmak, Gül üzümü, Sungurlu, Narince, Emir, Hasandede, Kalecik Karası, Papazkarası, Dimrit.
Akdeniz Bölgesi 5BB, 140 Ruggeri, 1103 Paulsen, 99R, 110R, 41B, Rup du Lot. Cardinal, Perlette, Tarsus Beyazı, Muscat Reindes Vigne, İtalya, Razakı, Alphonse Lavallee, Gemre.
Güney Doğu Anadolu Bölgesi 140Ruggeri, 110R, 99R, 1103Paulsen, 41B, Rup du Lot. Muhammediye, Pafı, Dımışkı, Ağbesni, Hönüsü, Razakı, Hatun Parmağı, Tahannebi, Cardinal, Öküzgözü, Boğazkere, Dökülgen, Kabarcık, Horoz Karası.
Doğu Anadolu Bölgesi 140 Ruggeri, 110R, 41B, 420 A, 99R. Kara Erik, Besni, Şilfoni, Muhammediye, Tahannebi, Narince, Öküzgözü, Boğazkere, Mikeri, Kureş.

ŞEKİL 1: Bölgelere göre önerilen anaç ve çeşitler.
BAĞ YERİNİN HAZIRLANMASI, DİKİM VE AŞILAMA

Dikim sırasında asma fidanının 35-40 cm.lik kısmı toprak altında kaldığından ve dip kökleri bu seviyenin altında gelişeceğinden bağ toprağının dikimden önce en az 50-60 cm derinlikte işlenmesi gerekmektedir. Sürüm esnasında çizi tabanına saf madde olarak dekara 20-30 kg. fosfor ve 40-50 kg. potasyum taban gübresi şeklinde verilmelidir. Dikim sonbahardan ilkbahara kadar yapılabilir. Kışı sert geçmeyen ve fazla su tutmayan yerde sonbahar dikimi daha iyidir. Dikimden hemen önce toprak tırmık ile düzeltilir ve fidanların geleceği yerlerin işaretlenmesine geçilir. Sıra arasının asgari 2-3 m sıra üzerinin de 1,5-2 m veya 2,5 m. olması önerilebilir. İyi bir güneşlenme için sıraların istikameti doğu-batı veya kuzey-güney gibi ana yönler doğrultusunda seçilmelidir. Eğer arazi meyilli ise toprak erozyonuna mani olmak için sıralar mehile dik yapılmalıdır.
Arazinin uygun bir köşesinden bağ dikilecek alanın boyuna ve enine paralel, tel veya ip gerilerek iki ana hat oluşturulur. Fidanların dikileceği yere 30 cm. genişlikte 40-50 cm. derinlikte çukur açılır. Her çukurdan çıkan toprak çukurun bir kenarına yığılır ve bu topraklara bir miktar yanmış ahır gübresi ilave edilir. Dikilecek fidanların kökleri dikimden bir gün önce su içine konmalı ve dikime kadar orada muhafaza edilmelidir. Dikime başlamadan önce fidanların yan kökleri dipten, dip kökleri 4-8 cm. uzunlukta kesilir. Sürgünlerinin birisi hariç diğerleri dibinden, kalan sürgünden 1-2 göz üzerinden budanır. Dikilecek fidan aşısızsa ilerde aşıyı toprak seviyesinin üstünden yapabilmek için 8-10 cm’lik kısmı; fidan aşılı ise aşı noktası toprak seviyesinin üstünde kalacak şekilde çukurun üstüne tutulur ve dibine gübreli toprak atılır. Fidan bu toprağın üzerine oturtularak çukur yarıya kadar doldurulur ve ayakla çiğnenerek sıkıştırılır. Sonra toprak seviyesine kadar doldurmaya devam edilir, tekrar çiğnenir. Böylece fidanın aşısızsa 8-10 cm si aşılıysa aşı noktası toprağın üzerinde olacak şekilde dikimi gerçekleştirilir. Dibine bir miktar can suyu verilir toprak üzerinde kalan kısım hava şartlarından zarar görmesin diye 3-5 cm toprakla örtülecek kadar üzerine gevşek toprak yığılarak kümbet yapılır.

BAĞLARDA YERİNDE AŞILAMA

A)Yarma aşı: Yarma aşının yapılma zamanı mart nisan aylarıdır. Önce anacın çevresindeki topraklar çapayla çekilerek boğazı açılır. Anaç toprak seviyesinin hemen üzerinden kesilir. Aşı bıçağı ile üst yüzeyi perdahlanır. Aşı baltası ile tam ortasından 3-4 cm kadar yarılır. Aşılanacak çeşidin iki gözlü kalemi gözün 1 cm. altından göz dışarı gelecek şekilde iki tarafı aşağı doğru incelen bir kama gibi açılır. Kamanın bir tarafında öz diğer kısmında odun kısmı görülmeli ve uzunluğu anaçtaki yarık kadar olmalıdır. Kalemin kabuğu anacın kabuğu ile aynı hizaya gelecek ve boşluk kalmayacak şekilde anaçta açılan yarığa sokulur. Ve balta çıkarılır. Altta önceden bağlanmış olan rafya sıkıca bağlanarak aşının hemen altından düğümlenir.
B)Kakma aşı: Anaç kesildikten sonra bir kenarına karşılıklı olarak içe doğru daralan V şeklide yuva açılır. Bu yuva aşağı doğru daralarak 3-4 cm devam eder. Kalem anaçta açılan yere tam oturacak şekilde hazırlanır. Anaçtaki yerine boşluk kalmadan sıkıca oturtulur. Aşı tamamlandıktan sonra rafya ile bağlanır üstü yavaşça tavlı toprakla kapatılır. Ve yanına bir herek dikilir.

BAĞLARDA TERBİYE ŞEKİLLERİ

1)GOBLE ŞEKLİ:
En yaygın terbiye şeklidir. Omca değişik yükseklikteki gövde üzerinde taçlandırılır. Gövdede 3-5 kol her kolun ucunda da 2-4 göz bulunacak şekilde budama yapılır.
2)SERPENE ŞEKLİ:
Gövde toprak seviyesinden dallanır. Kollar toprağa uzanmış vaziyettedir. 2-3 adet yıllık sürgün bırakılır. Ve her sürgünün üzerinde 15-20 göz bulunacak şekilde budama yapılır.
3)TELLİ TERBİYE SİSTEMLERİ:
a)Kordon Sistemi: Kordon şekli belirli yükseklikteki gövde üzerinde tele yatırılmış bir veya iki yöne doğru uzanan yaşlı kollardan ve bunların üzerinde 20-25 cm aralıklarla teşkil edilmiş, mahsule budanan başlardan ibaret bir sistemdir.
b)Guyot terbiye şekli: Sürgünler uzun olarak budanır. Birisi sağa diğeri sola bükülerek uçlarından alt tele bağlanır. Böylece omcalara çift kollu guyot şekli verilmiş olur.
c) Telli Goble: Yerden takriben 1,20 m yükseklikten ve birbirinden 60 cm. aralıkta geçen iki çubuk yatırma teli, bunların 45-50 cm. üst ortasından geçen bir sürgün bağlama teli olan bir terbiye şeklidir.
d)Çift t sistemi: Yerden 1,20 m yükseklikte 0,60 m. aralıklı iki çubuk bağlama teli ve bunların 45-50 cm üzerinde 1,20 m. aralıklı iki sürgün bağlama teli olan terbiye şeklidir.

BAĞLARDA BUDAMA

KIŞ BUDAMASI

Sonbaharda yaprak dökümünden ertesi ilkbaharda gözler uyanıncaya kadar bağların uyku devresi denen periyotta yapılır. Bağlar belirtilen süre içinde diğer işlerin durumuna göre herhangi bir zamanda budanabilir. Kışı mutedil geçen yörelerde budama erken yapılırsa bağlar daha çabuk uyanacağından mahsulünü bir miktar erken olgunlaştırır. Bu nedenle Akdeniz Bölgesi gibi ilk turfanda üzüm yetiştirilen ve pazara birkaç gün önce götürülmesinin önemli olduğu yerlerde budamanın yapraklar dökülür dökülmez yapılması yerinde olur. Buna karşılık orta anadoluda özellikle şubat ayındaki soğuk ve donlu havalar geçtikten sonra budamanın yapılması tavsiye olunur. Bağlardan elde edilecek mahsulün ve gelişmenin iyi olması için omca üzerinde yaprak sathının biran önce ve mümkün olduğunca çok oluşturulması lazımdır. Bağlarda dengeli bir budama yapmak için gelişmeyi geriletmeyecek fakat iyi ve kaliteli ürün alabilecek ölçüde dengeli budama yapılmalıdır. Omcalarda gelişme gerilemişse daha az göz; sürgünler aşırı uzamış kalınlaşmışsa ve gövdeden oburlar çıkmışsa daha fazla göz bırakılmalıdır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Gürer: “Çiftçi borçları 2026 yılına kadar ertelensin”

YEŞİL BUDAMA

Asmaların yapraklı dönemlerinde yapılan budamalar yeşil budama ve yaz budaması olarak adlandırılır. Filiz alma koltuk alma, uç alma, salkım seyreltmesi ve yaprak alma şeklinde yapılır.
1) Filiz alma:
2) Koltuk alma:
3) Uç alma:
4) Salkım seyreltmesi:
5) Yaprak alma:

BAĞLARDA TOPRAK İŞLEME, GÜBRELEME VE SULAMA

TOPRAK İŞLEME: Bağlarda yabancı otların tok edilmesi, toprak suyunun muhafazası ve su tutma kapasitesinin arttırılması, verilen gübrelerin istenilen derinliğe gömülmesi, mücadele, hasat gibi işlemlerin kolaylaştırılması gibi nedenlerle toprak işleme yapılır.
Bağlarda genel olarak yabancı ot için ilkbahar ve yaz aylarında 2-4 çapa yeterli olmaktadır. Hep aynı derinlikte işlenen toprak bağlarda zamanla, geçirgen olmayan pulluk tabanı oluşturur. Bu mani olmak için toprak, değişik derinliklerde işlenmeli veya pulluk tabanı oluşmuşsa derin işleyen aletlerle kırılmalıdır.
Bağlara gübre verilecekse çiftlik gübresi ile fosforlu ve potasyumlu gübreler sonbahar toprak işlemesi sırasında çizi tabanına, azotlu gübreler de ilkbaharda ilk toprak işlemesinden hemen önce verilmelidir.

BAĞLARIN GÜBRELENMESİ

Bağlarda en fazla ihtiyaç duyulan maddeler: Azot, fosfor ve potasyumdur. Bunlardan ayrı olarak kalsiyum, magnezyum , demir, bor, çinko gibi az kullanılan fakat toprakta yokluklarında gelişmeyi ve ürünü zarara uğratan elementlerinde zaman zaman toprağa ilavesi gerekli olmaktadır.
AZOT: en uygun atım zamanı ilkbahar yağışlarından hemen önceki devredir ki buda şubat-mart ayı olmaktadır. İkinci atım zamanı ise nisan-mayıs aylarındadır. Ahır gübresi kullanılacaksa buda sonbaharda yapılmalıdır.
FOSFOR: Bitki gelişmesinde regülatördür. Bu gübrelerin atım zamanı sonbahardır ve atıldıktan hemen sonra toprağa karıştırılması gerekir.
POTASYUM: Potasyum noksanlığı halinde yaz başlangıcında asma sürgünlerinin orta kısımlarındaki yaprakların kenarları önce sararır sonra kurur ve kahverengi görünüm alır. Bağlarda görülen potasyum noksanlığı ahır gübresi verilerek giderilebilir. Yada potasyum sülfat, potasyum klorür gibi kimyasal gübrelerle giderilebilir. Bu gübreler sonbahar ve kışın uygulanır. Toprağın derinlerine karıştırılması gerekir.

BAĞLARA VERİLECEK GÜBRE MİKTARI

Gübre miktarının tespiti için bazı analizler gerekir :
1) Bağ toprağının kimyasal analizi,
2) Asmanın gelişme ve mahsuldarlık durumunun incelenmesi,
3) Mukayeseli tarla denemeleri,
4)Yaprak analizleri,
5)Asmanın her yıl topraktan kaldırdığı besin maddelerinin miktarı ve toprağın bu maddelerce zenginliği,
Gibi unsurların incelenmesi,bunların sonuçlarına göre hareket edilmesi zaruridir. Bölgelere göre tavsiye edilen azot,fosfor ve potasyum miktarları:
Eğer bağlarda gıda ihtiyacı çiftlik gübresi kullanılarak giderilecekse ki çiftlik gübresi toprağı organik maddece de zenginleştirir. Bu halde 3 yılda bir dekara 3-5 ton yanmış gübre sonbaharda verilmeli ve hemen toprağa karıştırılmalıdır.
BÖLGE BAĞ TÜRÜ TAVSİYE EDİLEN GÜBRE MİKTARI SAF MADDE (kg/Dekar)
N P2O5 K2O*
TRAKYA
MARMARA BAĞ KURU
BAĞ SULU 5-7
8-10 4-6
5-7 4-5
5-7
KARADENİZ BAĞ KURU
BAĞ SULU 5-6
6-8 4-5
4-6 4-5
5-7
ORTA
ANADOLU BAĞ KURU
BAĞ SULU 5-7
8-10 4-6
5-7 –

GÜNEYDOĞU
ANADOLU BAĞ KURU
BAĞ SULU 5-7
6-8 4-6
5-7 –

DOĞU
ANADOLU BAĞ KURU
BAĞ SULU 5-7
6-8 4-6
5-7 –

EGE BAĞ KURU
BAĞ SULU 6-8
10-12 5-6
6-8 –
5-7
GÖLLER
BÖLGESİ BAĞ KURU
BAĞ SULU 6-8
8-10 5-6
5-7 –

AKDENİZ BAĞ KURU
BAĞ SULU 5-7
8-10 4-6
5-7 4-5
5-7

Şekil: 2, Bölgelere göre tavsiye edilen gübre miktarları
(*)Sadece potasyum eksikliği çıkan topraklar için kullanılır.

DİĞER ELEMENTLERİN EKSİKLİĞİ

Magnezyum: Yapraklara yeşil rengi veren klorofil bünyesinde mevcuttur. Noksanlığında yapraklarda ana damar aralarında renk değişmesi başlar ve beyaz çeşitlerde sarı, siyah çeşitlerde kırmızı renk oluşur. Noksanlık görülen yerlerde yapraklara Haziran ayından itibaren %1’lik magnezyum oksit veya %2’lik magnezyum sülfat püskürtülmelidir.
Kalsiyum: Hücre zarı yapısında, hücre protoplazmasında görev alır. Fosfor ve potasyumun tersine yaşlı yapraklarda daha çoktur. Noksanlığı ülkemiz bağlarında pek görülmemiştir.

BAĞLARIN SULANMASI

Bağlarda hızlı gelişme devresi olan Mayıs Haziran ayları ile salkımlara ben düşme zamanında (Temmuzda) kök bölgesinde yeterli su bulunmadığı hallerde omcaların gelişmesi yavaşlar, yapraklar pörsür, renkleri solar. Bağlarda toprağın üsten 60-70 cm.’lik kısmı suya doymalıdır. Normal yapıdaki bir dekar bağın toprağının 60 cm. derinlikte sulanması için 100 ton suya ihtiyaç vardır. Bağa verilecek su miktarı iklime, toprağa, ve çeşite göre değişiklik gösterir.

BAĞLARDA GÖRÜLEN HASTALIKLAR
Bağ Mildiyösü (Plasmopara viticola “ B.et.C” Berlese et de Toni)
Tanımı, Yaşayışı ve Hastalık Belirtileri
Etmen obligat bir parazittir, ancak canlı bir dokuda beslenir ve üreyebilir. Bölmesiz hifleri 8-10 mikron çapındadır. Konukçu dokusu içinde hücreler arasında yayılır ve 4-10 mikron çapındaki küresel emeçlerini hücre içine göndererek beslenir.
Etmenin eşeysiz üremesi, elipsoid, renksiz 11×14 mikron çapındaki sporangiumlar ile gerçekleşir. Sporangiumlar, dik açı yaparak dallanan, uçları çatallı 140-250 mikron uzunluğunda sporangiofor denilen taşıyıcılar üzerinde bulunurlar ve stomalardan dışarı çıkarak fungal örtüyü oluştururlar. Sporangiumlar çimlenme özelliklerinden dolayı bir “konidium” gibi davrandıklarından bunlara konidium adı da verilebilir. Her sporangium 1-10 adet çift kamçılı 6-8 x 4-5 mikron çapında zoospor oluşturur. Zoosporlar sporangiumu sporangiofora bağlayan noktanın karşısına denk gelen papilladan veya sporangium çeperini her hangi bir yerden delip dışarı çıkarlar. Zoosporlar genellikle tek çekirdeklidir.
Eşeyli üreme, yaz başlarında hif uçlarının uzamasıyla oluşmuş antheridium ve oogoniumların birleşmesiyle gerçekleşir. Oogoniumun döllenmesi sonucu 20-120 mikron çapında bir oospor meydana gelir. Oosporlar yaprakta veya herhangi bir dokuda oluşabilirler. Kış koşullarına dayanıklıdırlar. Yaprağın her mm2’sinde 200 kadar oospor bulunabilir. İlkbaharda oosporlar serbest su ortamı ve diğer koşulları bulduklarında 2-3 mikron kalınlığında çim borusu oluşturarak çimlenirler. Çim borusunun ucunda armut biçiminde bir sporangium, onun içinde ise 30-60 kadar zoospor oluşur. P.viticola kışı yere düşmüş yapraklarda oospor formunda geçirir. Oosporların çimlenmesi toprak sıcaklığı 10oC erişir erişmez ve toprak nemli ise gerçekleşir. Sulu ortamda zoosporlar meydana gelir, yağmur damlaları vasıtasıyla çevreye yayılır. Henüz sürgünler 20-25 cm iken buralara ulaşırlar. Yaprak yüzeyi ıslak ise bu sporangiumların içinde 30-60 kadar zoospor oluşur, bunlar sporangiumu terk ederek kamçıları sayesinde suda yüzmeye başlar. Bir süre sonra kamçılarını atarak çimlenmeye başlar ve çim borusu oluştururlar. Çim borusu stomaya rastladığında stomadan yaprak dokusu içine girer. Böylece ilk enfeksiyon başlar (primer enfeksiyon) ,çim borusunun yaprak dokusu içinde oluşturduğu hifler hücreler arası boşlukta yayılıp hücre içine emeçler göndererek beslenirler (yağ lekelerinin oluşumu). Koşulların uygun olması halinde (yüksek nem, yağış) lekelerin altında fungal örtü meydana gelir. Bu örtü içinde yer alan sporangiumlar rüzgar ve yağmur aracılığıyla başka yaprakların üzerine taşınır. Yapraklar ıslak olduğunda sporangiumlar zoospor oluştururlar, bunlarda yapraklarda yeni enfeksiyonlar yaratırlar (sekonder enfeksiyon). Koşullar uygun olduğu sürece bu durum yaz boyunca devam eder, mevsim sonuna doğru sporangium oluşumu yavaşlar, bunların yerine kışlık sporların üretimi başlar. Yaprak yüzeyine ulaşan sporangiumların çimlenmesi de sıcaklığa bağlıdır. Çimlenme 20-27oC arasında 1 saattir. Yaprağın alt yüzeyi enfeksiyon için daha uygundur. Çünkü daha çok stoma bulunur, ayrıca su damlaları buralarda daha iyi tutunurlar ve kurumadan daha uzun süre kalırlar.
Etmenin inkübasyon süresi yaprak yaşı, çeşit, hava nemi gibi faktörler yanında çevre sıcaklığı ile direkt ilişkilidir. Genel olarak belirli bir seviyeye kadar sıcaklık arttıkça inkubasyon süresi kısalır. Bu süre 15oC’de 8-9 gün, 20oC’de 5 gün, 25oC’de 4 gündür. Hava sıcaklığı 30oC’yi aştığında fungus ölür. 6oC’ın altında ise yaşam fonksiyonlarını durdurur. Optimal koşullarda çimlenme ile penetrasyon arasındaki süre 90 dakikadan azdır. Sporangiumlar genellikle gece oluştuklarından enfeksiyonlar sabah erken saatlerde meydana gelir. Epidemilerin oluşumunda tayin edici faktör yağmurdur. Sıcaklık yalnızca hastalığın oluşumunu hızlandırır veya geciktirir.
Mildiyö hastalığı, sürgünler henüz 25 cm iken görülmeye başlar. Yaprağın üst kısımlarında hafif yağ lekeleri meydana gelir(Şekil 18 ve 19). Bu yağ lekeleri sarımtırak renklidir, altında beyaz renkli bir fungal örtü oluşur (Şekil 18), lekeler büyüdükçe ortaları kızarır ve dökülür. Enfekteli yapraklar tane enfeksiyonları açısından önemli inokulum kaynağıdır. Sürgünler üzerinde eliptik lekeler meydana gelir. Hastalık şiddetli ise sürgün kurur. Çiçek salkımlarında da görülebilir. Çiçekler adeta fungusla örtülür, kısa zamanda kahverengiye dönüşüp kuruyup dökülür. Taneler küçük iken çok duyarlıdır, olgunlaştıkça duyarlılık azalır. Enfekteli taneler beyaz çeşitlerde mat grimsi yeşil, siyah çeşitlerde pembemsi kırmızıya döner(Şekil 20). Mildiyö hastalığı asmanın tüm yeşil kısımlarını ve doğrudan ürünü etkilediği için ekonomik önemi büyüktür.
Kültürel Önlemler
Bağın altı temiz tutulmalı, yere düşen enfekteli yapraklar toprak işlemesi yapılarak derine gömülmelidir. Bağ gereğinden fazla sulanmamalıdır.
Birinci ilaçlama, kışlık sporlarla tahmini bulaşmadan sonra ve yazlık sporların ortaya çıkmasından önce (ilk yağ lekeleri görülmeden) yapılır.
İkinci ve diğer ilaçlamalar, kullanılan preparatın etki süresi aşıldıkça, duyarlı organlar üzerinde en az iki saati bulan ıslaklıktan itibaren “Aktif Sıcaklıklar Toplamı” dikkate alınarak yapılmalıdır.

Bağ küllemesi (Uncinula necator “ Sch” Burr.)
Küllemeye neden olan fungus asma üzerinde obligat bir parazittir ve sadece Vitaceae familyası üyelerinde görülür. Yüzeysel hifleri bölmeli ve 4-5 mikron çapındadır. Penetrasyon çivisi yardımıyla kutikula ve epidermis hücre çeperini deler ve epidermis hücresi içinde bir elin parmaklarına benzer emeçler oluşturur, bunlar yardımıyla yüzeyde oluşturduğu miselyum ve konidiumlarını besler. Çok bölmeli konidioforlar 10-400 mikron uzunluğunda, zincir şeklinde dizilmiş renksiz ve silindirik-oval şekilli konidiumları taşır. Konidiumlar 27-47 x 14-21 mikron boyutundadır. Doğada bu konidi zinciri 3 veya 5 konididen oluşur. Fungusun eşeysizformuna Oidium tuckeri Berk adı verilmektedir.
Fungus, kışı genel olarak tomurcuk pulları arasında, kabuk altında miselyum halinde geçirir. Tomurcuklar (gözler) vejetasyon döneminde oluşmaları sırasında enfekte olurlar. Fungus hifleriyle tomurcuğa yerleşir ve yeni mevsime kadar iç tomurcuk pulları üzerinde dormant durumunda kalır. Asmalara su yürüyüp tomurcukların patlamasından kısa bir süre sonra aktivite kazanır. Gelişmekte olan sürgün ve yaprakları beyaz bir miselyum ile kaplar (Şekil 14). Bu organlar üzerinde bol miktarda konidium oluşur ve bunlar rüzgar aracılığı ile diğer asmalara taşınır. Bu belirtiler sürgünler 20-25 cm üzerinde olunca dikkati çeker.
Asmanın üzerinde eşeyli üreme organı olan kleistotesyum da oluşturur. Ülkemizde eşeysel formun primer enfeksiyonlar da önemli rolü yoktur. Kleistotesyumlar 84-105 mikron çapında küresel yapıda, koyu kahverengiden beyazımsı yeşile kadar değişen renktedir. Üzerinde, uçları spiral biçimde 10-30 kadar tutunucu ile içinde 20-40 x 50-60 mikron olan 4-6 adet askus bulunur. Askuslar içinde şeffaf 10-14 x 15-25 mikron boyutunda 4-7 adet askospor vardır.
Sıcaklık hastalık gelişimi üzerinde en önemli etki yapan çevre faktörüdür. Optimum gelişme sıcaklık isteği 20-27ºC arasındadır. Bununla birlikte 6-32ºC arasında fungal gelişme olabilir, 35ºC üzerinde konidium çimlenmesi engellenir. 36ºC’ta 10 saatte, 39ºC’ta ise 6 saatte ölürler. Konidiumlar 25ºC’ta yaklaşık 5 saat içinde çimlenirler, inkubasyon süresi 7-14 gündür. Ancak 23-30ºC arasında bu süre 5-6 güne iner. Buna karşın 7ºC’ta bu süre 32 günden fazla olur.
Çimlenmede rol oynayan diğer faktör nemdir. Genellikle gündüzleri sıcak, akşam serin havalarda hastalık artışı görülür. Akşam saatlerinde nispeten nemli ve güneş ışığından korunmuş salkımlar üzerinde sporlanan fungus gündüz saatlerinde bu sporlarını (konidiumlarını) doğaya salar. Akşam saatlerinde bu konidiumlar çimlenme fırsatını bulurlar. Yağmur konidiumları yıkar veya miselyumu tahrip ederek hastalık gelişimini engeller. Genelde %40-100 orantılı nem konidiumların çimlenmesi için yeterlidir. Nemin sporulasyon üzerine olan etkisi çimlenmeden daha önemli görülmektedir. Örneğin 24 saat içinde %30-40 orantılı nemde 2, %60-70 orantılı nemde 3, %90-100 orantılı nemde 4-5 konidiumun oluştuğu saptanmıştır. Güneş ışığının az olduğu bulutlu günler hastalık gelişimini teşvik edicidir. Güneş ışığı altında yalnızca %16 oranında çimlenme görülürken, gölgeli ışık altında bu oran %47 olarak belirlenmiştir.
Külleme hastalığı, asmanın tüm yeşil organlarında(yaprak, sap, sürgün, salkım) görülür. Yaprakların her iki yüzeyi de enfeksiyonlara duyarlıdır. Konukçu dokusu üzerindeki miselyumlar, konidioforlar ve konidiler grimsi beyaz tozlu veya pudramsı bir görünümdedir. İlk gelişme döneminde genç yapraklarda hastalık güç fark edilir. Bazen enfekteli yaprakların üst yüzeyinde yağ lekesine benzeyen klorotik veya parlak lekeler görülür. Yaprak yaşlandıkça parlaklığını kaybeder, kalınlaşır, gevrekleşir ve kenardan içe doğru kıvrılır. Sürgünler yeşilken enfekteli kısımlar siyaha yakın koyu kahverenginde, kışın bu lekeler kırmızımsı kahverengine dönüşmektedir. Salkımda, hastalığa erken yakalanan taneler küçük kalır. İrileşebilmiş veya olgunlaşmadan hemen önce yakalanmış tanelerin sapı doğrultusunda çatladığı görülür. Tanelere ben düşme devresine kadar salkımlar enfeksiyonlara duyarlıdır. Hastalık Türkiye’nin tüm bağ bölgelerinde yaygın olarak görülmektedir.
Kültürel Önlemler
Külleme ile enfekteli çubuklar kış budamasında kesilerek, çubuk ve tomurcuklarda kışlayan misel potansiyeli düşürülmelidir. Vejetasyon devresinde, asmanın iç kısımlarına kadar iyi bir hava sirkülasyonu ve güneşlenme sağlanmalıdır.
Kimyasal Mücadele
Birinci ilaçlama, çiçekten önce sürgünler 25-30 cm boya ulaşınca (G devresi); ikinci ilaçlama, çiçek taç yaprakları döküldüğü ve korukların saçma tanesi iriliğinde olduğu (J devresi ) zamanda uygulanır. Üçüncü ve diğer ilaçlamalar, ikinci ilaçlamadan sonra kullanılan ilacın etki süresi dikkate alınarak yapılır ve tanelere ben düştüğünde (L-M devresi) ilaçlamalara son verilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Gürer: “Binlerce ton patates çürümeden kurtarılsın”

Bağda Kurşuni Küf (Botrytis cinerea Pers.)
Tanımı, Yaşayışı ve Hastalık Belirtileri :
Eşeyli formu Botryotinia fuckeliana(de Bary)Whetsel, eşeysiz formu Botrytis cinerea Pers dir. Bağlarda etmenin yalnızca eşeysiz formu görünmektedir. Miselleri kalın, kahverengi ve bölmelidir. Çapları ortalama 11-23 mikrondur. Konidiumlar renksiz veya kül renkli, limon şeklinde veya yuvarlaktır. Tek hücrelidir. Boyutları 10-12×8-10 mikrondur. Üzüm salkımı gibi konidiforlara bağlı olarak bulunurlar. Konidioforlar uzun ve dik bir şekilde dallanmış-lardır. Koyu renkli olup uçlara doğru renkleri açılmaktadır. Ortalama boyları 1.3 mm dir.
Uygun olmayan koşullarda etmen fungus sklerotlar oluşturur(2-4×1-3 mm). Bu sklerotlar 3-27ºC’ler arasında konidium oluşturarak çimlenirler. B.cinerea mikrokonidium da oluşturabilir. Bunlar 2-3 mikron çapında, renksiz, tek hücreli hifler üzerinde zincirler halinde oluşur. Bunların tek görevi apotesyum oluşumunda spermatizasyonu sağlamaktır. Sklerotlarda apotesyum oluşturmak üzere çimlenebilirler. Ancak apotesyumlara bağlarda ender rastlanmıştır.
Etmen fungus çubuklar ve mumyalaşmış taneler üzerinde oluşan sklerotların veya kabuk altında ve tomurcuklar içinde oluşan miselyumu ile kışı geçirir. İlkbaharda gelişmesi Mart ayı sonlarında olmaktadır. Hastalıklı bitki artıklarında gelişen fungus, fazla bir sıcaklığa ihtiyaç duymamaktadır. Gelişmesine ilkbahar ve yaz mevsiminde devam eden fungus, taneler normal olgunluk devresine gelince sklerotlar ve miselyumlardan oluşan konidiumlarla ilk enfeksiyonu yapmaktadır. Enfeksiyon için mutlak su damlasına veya %90 orantılı neme ihtiyaç vardır ve optimal sıcaklık 15-20oC’dır. İnkubasyon müddeti 3-5 gün arasında değişmektedir . Marmara bölgesinde ilk enfeksiyonlara Eylül ayı başlarında rastlanmaktadır. Bilhassa sonbaharda iyi gelişen fungus kışa doğru hastalıklı bitki dokuları üzerinde tipik sklerotları oluşturur. Sklerotlar özellikle meyve kabuğunda meydana gelirler. Önce açık renkli ve yumuşak olan bu organlar kış aylarında koyu renkli bir görünüş alır ve fungusun kışlık formunu oluşturur.
Hastalık, elverişli koşullarda bitkinin tüm yeşil kısımlarında görülebilirse de daha sık olarak salkım ve tanelerde zarar yapar. Taneler önce 3-5 mm çapında, yuvarlak, pembemsi, kızıla yakın lekeler halinde görülür. Leke tane üzerinde homojen bir şekilde büyür, büyüdükçe rengi de koyulaşır. Parmakla bastırıldığında hastalıklı kabuk, etli kısmından kolayca ayrılır. Hastalık ilerledikçe salkım ve taneler gri renkte bir küf tabakasıyla kaplanır. Taneler çatlar, çok ileri devrede buruşur ve meşinleşmiş gibi bir hal alırlar. Beyaz çeşitlerde taneler kahverengi, koyu renkli çeşitlerde ise kırmızımsı renkte olurlar. Olgunlaşmış salkımlarda doğrudan ürün kaybına neden olmaktadır. Hava şartlarının fungusun gelişmesine uygun gittiği yıllarda bu kayıp daha fazla olmaktadır. Hastalık, özellikle geç hasat edilen üzüm çeşitlerinde yaygınlık göstermektedir.
Kültürel Önlemler :
Bağlarda aşırı azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır.
Asmalarda güneşlenme ve havalanmayı temin etmek için iyi bir yaz budaması yapılmalıdır.
Asmalar üzümlerin olgunluk devresinde fazla sulanmamalıdır.
Salkımlarda yara yeri açan hastalık ve zararlılara karşı koruyucu önlemler yerine getirilmeli, özellikle salkım güvesine karşı çok iyi bir mücadele yapılmalıdır.
Kimyasal Mücadele :
İlk ilaçlama tanelerin olgunlaşma başlangıcında (ben düşme) yapılmalıdır(L-M devresi). Diğer ilaçlamalara ilacın etki süresi dikkate alınarak devam edilmelidir. İlaçlamalara son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süre dikkate alınarak son verilmelidir.

Bağda Ölükol (Phomopsis viticola Sacc.)
Tanımı, Yaşayışı ve Hastalık Belirtileri :
P.viticola sürgünler üzerinde 0.2-0.4 mm çapında siyah yuvarlak sert organlar olan piknitleri meydana getirir. Epidermise yarı yarıya gömülmüş durumdadırlar. Piknitler içerisindeki sporlar, bir sıvı içerisinde kümeler halinde ve helezon şeklinde dışarı çıkar ve yayılırlar. İki tip piknidiospor’u vardır. Alfa sporları eliptik tek hücreli ve renksizdir. Boyutları 7-10×2-4 mikron kadar olabilmektedir. Diğer tip Beta sporları da renksiz, uzunca ve tek hücrelidir ve 18-30×0.5-1 mikron boyutundadır. Eşeyli üreme formuna Cryptosporella viticola Shear. ismi verilmektedir. Hastalığın meydana gelmesinde önemli rolü yoktur.
Fungus kışı beyazlaşan sürgünler üzerinde siyah renkli piknitler halinde ve sürgünün enfekte olmuş dip gözleri içinde misel halinde geçirir. Doku içerisindeki misel sonbahar ve kış aylarında aktif haldedir. Dallar üzerinde görülen piknitler içerisindeki sporlar ilkbaharda teşekkül ederler. İlkbaharda yağışlar, fazla rutubet, yoğun sis, çiğ ve kırağı ile ıslanan olgun piknitlerden krem-bal renkli ipliksi uzantılar biçiminde sporlar dışarı çıkar. Bu olayın gerçekleşmesi için optimum sıcaklık 12-15ºC olmalıdır. Buna karşılık 0-22oC arasında da spor çıkışı görülebilir. Bir piknit de 1 milyon kadar sporun bulunduğu saptanmıştır. Bunlar yağmurla yeni oluşan taze dokulara taşınır, yeterli su varsa çimlenirler. Alfa sporları 1-37ºC arasında çimlenirler. Optimum sıcaklık 23ºC tır. %100 orantılı nemde birkaç saat içinde enfeksiyon yapabilir, stomalardan ve yara yerlerinden girebilirler. Enfeksiyondan 21-23 gün sonra hastalık belirtileri görülür. Sürgünler 3-10 cm uzunluktaki devrelerinde enfeksiyonlara çok duyarlıdır. Fungus genellikle kurak ve sıcak yaz aylarında inaktif haldedir. Fakat sonbaharda havalar serinleyince yeniden aktif hale geçebilir.
Başta sürgünler olmak üzere , yapraklar, yaprak sapları, salkım ve salkım sapları, taneler hastalığa yakalanabilir. Türkiye’de hastalık daha ziyade sürgünlerde kendini göstermektedir. Sürgünün dipten itibaren üçüncü veya beşinci gözüne kadar olan kısımda, lekeler ve çatlamalar görülür. Önce ortaları koyu siyah lekeler meydana gelir. Daha sonra bu lekeler birleşir, gayri muntazam siyah çatlak ve yaraları oluştururlar. Yaralar çok derin olup odun dokusunu dahi çatlatabilir, ve sürgün kurur. Hastalık “sürgün kuruması” adıyla da bilinmektedir. Enfekte olmuş yapraklar sararır, buruşur, kenarları yırtılır ve küçük kalır. Hastalanmış salkım ve tane saplarında lekeler oluşabilir. Çatlayan, uzunluğuna yarılan sürgünler, sonbaharda beyazlaşarak hastalığın tipik şeklini alırlar. Ölükol hastalığı sonuçta asmanın kendisini kuruttuğu için ekonomik önemi fazladır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın