Bahçeli Baykal’a Neden Çatıyor?

Bahçeli Baykal’a Neden Çatıyor?

Bu yazı 2008 yılında yazıldı. Bugün yazılmış gibi… Sadece CHP Kılıçdaroğlu ile Y-CHP’ye dönüştü o kadar. AKP-YCHP koalisyonundan bahsedildiği bu günlerde, günün anlam ve önemine binaen(!) yazıyı yeniden ilginize sunuyorum:

Bahçeli Baykal’a Neden Çatıyor? 23.12.2008

Bahçeli Baykal’a çatıyor, neden? Zannedersiniz ki ülkeyi 500 milyar dolar borca Baykal soktu. Zannedersiniz ki, orduyu küçültme operasyonlarını Baykal yaptı… Alt üst kimlik diye diye milletin bütünlüğünü de zaten Baykal dinamitlemişti(!) MHP için “bunların eli bile sıkılmaz” diyen de sanki Erdoğan değil Baykal’dı. Say say bitmez…

O zaman Bahçeli’nin Baykal’a saldırma nedeni ne olabilir? Bir muhalefet partisinin iktidar partisini bırakıp başka bir muhalefet partisini hedef tahtasına koymasının ardında ne olabilir? Kaldı ki O Bahçeli PKK’nın siyasi uzantısı görünümünde olan parti vekillerinin bile elini sıkmıştı.

Gelin biraz beyin jimnastiği yapalım:

Gözüne tavukkarası inmiş gariban ve de mide ve ceplerinden bağlı karanlık aydınlar dışında herkes biliyor ki, mevcut iktidar gücünü ülke sınırları dışından alıyor. İktidarın başı bu bağı öylesine deşifre etti ki, kullanmak için bile bir denge gerekli olabilir.

Dünyayı yönetme iddiasında olan güçler, yönetmek istedikleri ülke yöneticilerini o ülkede esen rüzgara göre seçerler.  O güçler bilirler ki, bir ülkeyi ne satın aldıkları kiralık siyasi, aydın, akademisyen, bürokrat; ne de sadece karnını doyurma derdinde olan avam üzerinden yönetebilirler. Yönetseler de bu süre kısa olur ve bütün olumsuzlukların faturası sadece kukla yöneticilere kesilmez, arka yüzde ki devletlere de kesilir.

İşte bu noktaya gelindiğinde Türkiye’de bir şeyler değişti. Sanki bir yerlerden bir düğmeye basıldı, rüzgar farklı yönlerden esmeye başladı. AKP’ye kapatma davası açıldı, sonra irticanın odağı bulunup kapatmama kararı alındı(!). .

Siirt seçimlerini iptal edip uyduruk bir seçim yapılmasına yargı ve muhalefet bazında onay vereceksiniz. ABD Baş Konsolosunun seçim kurulu dahil, siyasi partiler ile görüşüp uzlaşma sağlamaya çalışmasını görmeyeceksiniz… Bütün sivil kuruluşlar ve üniversiteler, hukukçular, sanki “sus işareti” yapan hemşire resmi altında poz verir gibi sükut edecek… PKK’nın Kandil’i Ankara’ya taşıması ve Türk Polisinin de kapıda güvenliklerini sağlamasını görmezken gelecek… Cumhuriyetin bütün kurumlarının dumura uğratılmasına ve kadrolaşmalara karşı “TIP-sus” oyunu oynanacak… Ülkenin önemli kuruluşları etik olmayan ilişkiler ağı ile bağlantılı bir şekilde değerinin çok altında satılırken kimsenin sesi çıkmayacak…

Maden yasası, GDO’lu tohum yasası, vakıflar yasası gibi ülkenin sadece bugününü değil, yarınlarını da ipotek altına alıp köleleştiren yasalar çıkartılırken kıyamet neden kopmadı?

Anlaşılan o ki, AKP’ye artık bir ortak aranıyor. Henüz bir alternatif çıkmadı ama Tayyip Bey’in imajı da çok yıprandı. Dilini tutamaması, gizli görüşmelerin çok çabuk deşifre edilmesi, İran konusunda güven vermemesi… Şimdi bir de Pakistan için operasyon hesapları ortaya çıktı. Bütün bu hesaplar güven kaybına uğramış AKP ve Tayyip Bey üzerinden götürülemez ama AKP gibi bir müttefik bulmak da zor. AKP’nin AB-D sermayesi dışında Arap sermayesini de ülkeye sokması eksi bir puan olarak notlara geçmiştir. İsviçre bankaları yerine Kuveyt, Dubai gibi ülkelere yatırılan paralar da cabası…

22 Temmuz elektronik seçim şaibesi ve usulsüzlükleri bile basının zorlaması ile sorup geçiştiren muhalefet birdenbire niye aslan kesildi acaba? Yolsuzluk söylentileri bugün çıkmadı. Almanya’da ortaya çıkan Deniz Feneri yolsuzluklarını internetajans bir yıl önce haber yaptı. Hem de “oğul Erdoğan kurye mi” diye sorarak… O zaman kimse umursamadı. Ortada muhalefet falan da yoktu. Kenar köşede kalan milli basın bir konuyu ancak 4-5 defa yazdıktan sonra lütfedip önerge veriyorlardı. Muhalefet ve devletin görevli kurumlarının suskunluğu karşısında biz bile zaman zaman “acaba her şey normal de, biz mi paranoyak olduk” diye kendimize sormadan edemedik(!)…

Şimdi herkes aslan kesildi. Kusura bakmayın ama ben bu dolmuşa binmeyeceğim. Kimse sakın “seçim” de demesin. 22 Temmuz seçim değil miydi? O zaman CHP ve MHP neden doğru düzgün bir miting yapmadılar, sandık başlarına bile yeteri kadar partili görevlendirmediler.

“O zaman ne” diyeceksiniz? Söyleyeceklerime komplo teorisi de diyebilirsiniz ama ülkeye yeni bir senaryo giydiriliyor. Bahçeli’de bu senaryoyu görmüş olmalı ki Baykal’a saldırıyor.

AKP’nin artık tek başına iktidar olması istenmiyor. Ortak olarak Baykal seçilmiş olmalı ki, üzerine ölü toprağı ekilen CHP adeta dirildi, şövalyeler ortaya çıkarmaya başladı. Merak ettiğim bu şövalyeler bu güne kadar güzellik uykusundaydı da, uyanmak için bir küresel prensin öpücüğüne mi ihtiyaç duydular?

CHP’nin AKP’ye koalisyon ortağı olmasının getirisi ne olabilir?

1-AKP’nin irticanın odağı haline gelmiş olması mahkeme tutanakları ile sabit mi? Sabit… Peki siz böyle bir partinin yanına CHP gibi sol söylemli, laikliğin savunucusu, Atatürkçü söylemi olan bir partiyi koyarsanız, AKP’nin icraatlarına halk nezdinde güven getirmiş olmaz mısınız?

2-İran ve Pakistan gibi ülkelere uygulanması düşünülen operasyonlara CHP’nin de var olduğu bir iktidar ile girerseniz, Türk Halkı üzerinde geniş bir yelpazede kamuoyu oluşturmak daha kolay olmaz mı?

3-Ilımlı İslam projeleri de CHP’nin ortak olduğu bir iktidarda gözden kaçırılarak daha rahat sürdürülebilir. Bahçeli’nin CHP’ye ılımlı İslam suçlaması buradan geliyor olabilir mi?

4-CHP iktidar ortağı olarak maraza çıkarırsa siyasi bir mefta durumuna düşebilir. Baykal’a yapışan geçimsiz ve kavgacı yakıştırması CHP’ye baskı olarak kullanılabilir. Susmak da, kavga etmek de aslında CHP’nin sonu olabilir. AKP erken seçime giderek CHP ile olan kavgayı yüksek oranda oya tahvil eder.

5- Sol sayılmasa bile, ana muhalefet olarak bir sol partinin bitmesi ılımlı İslam yolunu çok daha kolay açacaktır.

6-Uzun vadede üzerinin çizildiğini anlayan Erdoğan’da giderek daha da hırçınlaşıp daha çok hata yapacaktır. Gül köşkte sessizce bu süreci bekliyor. Sezer ile Başbakan’ın görüşmelerini sansasyonel bir şekilde haber yapanlar, Gül ve Başbakan’ın haftalık olağan görüşmelerini yapmadıklarını neden görmemezliğe geliyor? Demek ki Başbakan ve Gül, Sezer ve Başbakan kadar bile uyumlu değiller(!)…

Peki  MHP tercih edilse ne olurdu?

Tutmazdı. Gül’ü Çankaya’ya çıkaran, DTP ile tokalaşan, Türk-İslam sentezini savunan MHP AKP’ye imaj yeniletemez, kurulan koalisyon ulusalcı laik kesim nezdinde güven sağlayamazdı.

Laik ve Atatürkçü kesimin dikkatini ancak CHP gibi bir partiyi ortak yaparak dağıtabilirsiniz. Duyarlı kesim böylece biraz rahatlayacak, çıkan yasa ve karardan daha az şüphe duyacaktır.

Baykal bu olası senaryoyu görüyor mu? Bunu bilemem ama görmüyorsa da birileri acilen görmesini sağlamalı.

Bu hesap tutar mı?

Tutup tutmayacağını hep beraber göreceğiz. Bizim işimiz yazmak ve uyarmak. Alan alır, almayan almaz. Ferasetlerine kalmış.

*****                            *****                        *****                         *****                        *****

Bu güne geldiğimizde:

Baykal ikna edilememiş olmalı ki, kaset operasyonu ile bertaraf edildi. CHP 1 Mart teskeresine de hayır oyu vermiştir.  Bu süreçte Kılıçdaroğlu parlatıldı. Baykal’ın yerine geçirildi. Baykal’ın ekibi tasfiye edildi. Soroscular, Kürtçüler partiye monte edildi. 6 Okun okları kırıldı. Atatürkçü söylemlerden vaz geçildi. Kılıçdaroğlu devletle sorunlu olan bir isimdir. Tıpkı AKP ve Şeyh Saitlerin artıkları gibi… TESEV, yani Soros’un desteklediği-beslediği  bir vakfın üyesidir. Enteresan olan ise TESEV’in AKP ve Erdoğan’ı en fazla destekleyen bir vakıf olmasıdır. TESEV’in başkanı Can Paker Erdoğan ile özel görüşmeler yapmış, açılım-saçılımlarını desteklemiş, akiller arasına bile katılmıştır. İşte o Can Paker Kılıçdaroğlu’nun da başkanıdır. Kılıçdaroğlu’nun TESEV üyesi olduğu ortaya çıkınca üyeliğini savunmuş, TESEV üyeliğinden istifa etmeyeceğini açıklamıştır. TESEV, SİVİL ÖRÜMCEK AĞLARINDAN BİRİSİDİR. Bu durumda Kılıçdaroğlu’da örümcek ağlarından biri olmuyor mu? İşte o ağ Atatürkçüleri yakalayıp eritmek için kullanılacak.

Kılıçdaroğlu Dersim çıkışı ile bu durumu açık etmiştir. Suay Karaman dostumuzun güzel yakıştırması ile;

“-Dersimli Kemal haritada Dersim’i aradı, bulamayınca da İzmir’den aday oldu(!)…”

Yılların değişmeyen Tunceli vekili Kamer Genç tek başına bir ordu iken Kılıçdaroğlu’nun ağına yakalanmış, sonra da aday gösterilmeyerek bertaraf edilmiştir. Böylece Tunceli BDP’ye altın tabak içinde sunulmuştur.

Tıpkı Bahçeli’nin Sinan Oğan’ı devre dışı bırakarak Iğdır’ı BDP’ye teslim ettiği gibi…

Kılıçdaroğlı küresel sermayenin temsilcisi olan Sabatayist Kemal Derviş’i yeniden ülke gündemine soktu. Derviş planlanan koalisyonun Ekonomi Bakanı olacak. Türk Telekom’u satabilmek için bir sözüyle borsayı hoplatıp, döviz yükselten Derviş.. Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ü Telekom’un peşkeş çekilmesine direttiği için ABD’ye şikayet ede ede istifaya zorlayan Derviş… DSP’yi parçalayan, 57. Hükümeti yıkan, bir günde bilmem kaç yasa çıkararak milletin çanına ot tıkayan Derviş… YCHP ile  Duyun-u Umumiye reisi olarak iş başı yapacak. Amerika’da açıklama yapan  “hakara-makara, bir ayet salla” diyen rüşvet ve yolsuzluk çetesinin “onur(suzluk) üyesi” şahıs ne buyurmuştu?

Biz Osmanlı’nın 1860 misyonunu taşıyoruz” demişti değil mi? Peki 1860 misyonu nedir? Duyun-u Umumiye’yi Osmanlı’nın başına getiren sürecin başlangıcıdır.

Kemal Derviş YCHP-AKP koalisyonu için 5 maddelik programı açıkladı. Şimdi o beş maddeye bakalım:

  • Yeni Anayasa yapılması. (Yani ABD’nin olmazsa olmaz talebi.)
  • Çözüm sürecine meclisin dahil edilmesi. (Şimdi anlaşıldı mı BDP pompalamasının gerçek sebebi? BDP sosyal ve siyasi sonuçları hesaplanarak parlatıldı. Tatlı su solcularına pazarlandı. SECSİZ seçim sistemiyle de meşruiyet kazandırıldı. PKK’nın silahlarının ucundaki sandıklardan çıkan seçim sonuçlarına da demokrasi dediler(!)… Yemek isteyen hemen yemiş gibi yaptı.. )
  • Güçlü bir ekonomi yönetimi kurulsun. (Bulgur, makarna, ihale kıyağı, makam-mevki, kredi gibi rüşvetlerin bir kesim için ülke bekasından öncelikli olduğunu anlayan küresel elit, gırtlağından yakalananların ekonomik veriler üzerinden ülkeyi satmasının kolay olacağını hesaplıyor.)
  • Kutuplaşmanın önlenmesi. ( Önce kutuplaşma üzerinden işleri götürdüler. Sonuca gitmek için toplumsal mutabakat gerekiyor. Ülkeyi toplumsal mutabakat sağlayarak parçalama süreci başlatılsın deniyor…)
  • Türkiye-AB ilişkilerinin canlandırılması… ( Türk Milletinin ağzına yalancı meme tıkılacak. Millet yalancı meme ile oyalanırken, köleliğe giden yasaların geride kalanı da boynuna dolanacaktır.)
  1. Y.Y.’ın Duyun-u Umumiye Başkanı Derviş yeniden Türkübatırya Devletine giden yol haritasını çizmek için baş rollerde…

1889 yılında Fransa Maliye Bakanlığı Müşaviri ve Avrupa Devletlerinin İstanbul’daki Duyun-u Umumiye-Dış Borçlar Hesap Komisyonu Başkanı olan Daniel Ducaste şöyle diyordu:

 

“-Şimdi Türkler, hızla borçlanmaktadırlar. Ancak 25 yıl sonra Osmanlı toplumunda, borçlanmaya karşı sert muhalif unsurlar çıkacaktır. İşte o zaman, gerek alacaklarımız ve gerekse faizleri tehlikeye düşecektir. Bu nedenle; Türkiye Devletinin maliyesi, ekonomisi, hazinesi ve tüm servetleri üzerindeki bizim hayati çıkarlarımızı koruyacak Türk Yöneticilere ihtiyacımız olacaktır. Ben, bu yerli misyonerlerin; davamıza bizden ve bizim yapacağımız siyasi baskılardan çok daha faydalı olacakları inancındayım. Bunlar; TÜRK Milletine karşı kendi dillerinde ikna yöntemleriyle yaklaşacaklardır. Bu,”YERLİ MİSYONERLERİMİZ”; alacaklarımızın ve hayati menfaatlerimizin, tüm Anadolu ve Ortadoğu topraklarında bir ya da bir kaç yüzyıl, teminatlarımızın en önemli koruyucuları olacaklardır. (Gülsev E. İrhan)”

 

Kılıçdaroğlu’nun bu günler için hazırlanmış bir figür olduğu açıktır. Yerli misyonerlerden biridir. 2011 Yılında “Abdullah GÜL’den sonra Kemâl KILIÇDAROĞLU da dünya hakimiyetini hedefleyen, Arap ayaklanmalarında parmağı olan Chatham House örgütüyle bir araya geldi(!)” 

Yeni CHP Açılımı:  Nisan 2011

  1. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı’na konulan çekinceleri kaldıracak, yerel yönetimler reformu yapacağız.
  2. Dersim arşivlerini açacağız.
  3. Talep eden herkese anadilde öğretim sağlanacaktır.

Bir başka vahim olay şudur: CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun, Meclis’te “Hakikat Komisyonu kurulması” yönündeki önerisidir(Nisan 2011).

CHP zaten faili meçhuller araştırılsın diye mecliste birçok defa önerge verdi, AKP reddetti. Hakikat Komisyonu Kurulması önerisi devlete kurulan bir tuzaktır. Bu komisyon kurulursa Atatürk’e kadar giden bir yargılama süreci başlar. Bastırılan isyanlar ‘Dersim gibi’ yargılanır. Güneydoğu’da görev yapan komutanlar yargılanır ve bu yargılama Uluslararası mahkemeye taşınır. Zaten Güneydoğulu avukatlar ceza mahkemesine Türkiye aleyhine dava açacaklarını söyledi” dedi.

 

Kısacası;

Derviş’li YCHP-AKP koalisyonu Türk Milletine kurulan BOP tuzağının ileri aşaması olan bir tuzaktır. AKP ile koalisyon kuran YCHP AKP’yi parti olarak meşrulaştırırken kendisi meşruiyetini kaybedecektir. YCHP umurumuzda değil de, YCHP sahte Atatürkçü olsa bile, YCHP’nin bitişi, kullandığı simge ve değerlerin de bitirilmesi için kullanılacaktır. AKP-YCHP KOALİSYONU bir taşla çok kuş vurmak demektir. YCHP ABD şahitliğinde AKP ile nikah kıydıktan sonra mızıkçılık ederse, ekonomik çöküş üzerine kalacak, AKP mağdur rolü ile erken seçime gidecektir.

Öyle bir erken seçimin sonucu herkesçe malum olmalı.

 

zahide@zahideucar.com

www.zahideucar.com

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN