DOLAR 18,5561 0.25%
EURO 18,1602 -0.02%
ALTIN 995,230,76
BITCOIN 3625700,62%
Adana
27°

AÇIK

16:18

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

1

BEĞENDİM

ABONE OL

DUAYEN HOCANIN KALEMİNDEN

ÖNCER ÜNLÜ

Kadersiz Topraklar yazı dizisinin son durağı, Sırbistan Cumhuriyeti izlenimlerimle bölgeye ait gözlemlerimi bitireceğim.

Hırvat ve Sloven anne ve babadan doğan, Yugoslavya Devlet Başkanı Joseph Tito zamanında Yugoslavya’yı oluşturan federasyonlardan biri olan Sırbistan, Tito’nun ölmesi ve S.S.C.B. nin dağılmasından sonra ülke Sırbistan Cumhuriyet’i olarak Karadağ ile bir federasyon oluşturdu. İki yıl içinde de birbirlerinden ayrılarak tek ülke haline geldiler.

1389 yılındaki Kosova Savaşı’ndan sonra Türklere ters duruş sergileyen ve 400 yıl boyunca tüm toprakları Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğinde kalan Sırbistan, Balkanların ortasında, denize kıyısı olmayan, etnik çeşitlilik ve çok zengin kültürel yapısıyla dikkat çeken bir Avrupa ülkesidir.

Saraybosna’dan ayrıldıktan sonra tam altı buçuk saat süren bir yolculuktan sonra ülkenin başkenti Belgrad’a, Sava Nehri’nin üzerinden girdik. Saraybosna’dan ayrıldıktan sonra uzun bir süre boyunca yolda Drina Nehri bize eşlik etti. Gerçekten çok uzun ve turkuaz renginde bir nehir. Nehrin Bosna tarafında Özerk Sırp Cumhuriyeti’nin irili ufaklı bir çok yerleşim bölgesinden geçiyorsunuz, geçerken de bol miktarda Sırbistan Devleti’nin bayrağını görüyorsunuz. Geçen yazımda da belirttiğim gibi Bosna Hersek gerçekten çok değişik bir bölge. Drina Nehri’nin karşısındaki Sırp köylerini de yol boyunca görüyorsunuz onlar da bayraklarını asmışlar her yere.

Sırbistan’da 1990 lı yıllarda iş başına gelen faşişt Sırp milliyetçisi Slobodan Miloseviç’in  büyük Sırbistan hayali sonucu, Bosna- Hersek ve Kosova’da büyük trajediler yaşandı. Bosna’daki Sırp liderler, Ratko Mladiç ve Radovan Karadziç’le beraber önce Bosna Hersek’te, sonra da Kosova’da katliamlara imza attılar.  Bu nedenle bölgede yaşayan tüm etnik grupların kalplerine nefret tohumunu attılar. Kendi ülkeleri de dahil. Bugün gidip bölgedeki tüm ülkeleri gezdiğiniz zaman, bu nefret tohumlarının yok olmadığını, kökleştiğini gözlemliyorsunuz. Bosna kasapları olarak anılan bu üçlüden Miloseviç, La Hey’de cezaevinde öldü. Diğer ikisi de halen ömür boyu müebbet cezalarını cezaevinde çekiyorlar. Miloseviç, 1999 yılında NATO’nun Sırbistan’ı bir ay boyunca bombalaması  sonucunda ülkesinde devrildi ve savaş suçlusu ilan edildi.

Başkent Belgrad, Tuna ve Sava Nehirlerinin birleştiği bölgede yeşillikler içinde kurulmuş tipik bir Avrupa şehri. Eski ve yeni yapılar gezdiğiniz her yerde karşınıza çıkıyor. Bilindiği gibi Sırplar Slav ırkından ve Ortadoks Hristiyan. Sırbistan’da, Macarlar, Hırvatlar, Boşnaklar, Arnavutlar da etnik gruplar olarak yaşıyorlar. Ülkenin resmi dili Sırpça. Ayrıca büyük bir çoğunluk Rusça ve Macarca konuşuyorlar. Her yerde olduğu gibi yabancıysanız anlaşabileceğiz dil tabi ki İngilizce.

Başyazarımız Öncer ÜNLÜ Tuna ve Sava nehirlerinin kesiştiği yerde…

Belgrad’da caddelerde, otellerde, alış veriş merkezlerinde dünyanın her yerinden gelmiş turistlerle sık sık karşılaşıyorsunuz. Sizin Türk olmanız kimsenin umurunda değil. Rehberimizin dediği gibi savaşı gözü dönmüş, hayal dünyasında gezen politikacılar ve büyük çıkar grupları çıkartıyor. Olan da halka oluyor. Oturduğumuz her cafede ya da restaurantta  kimse Türkçe konuşuyoruz diye mobing de uygulamadı rahatsız da etmedi. Herkes ülkeye gelen her turistin bırakacağı dövizi düşünüyor. yerli halk saat 17.00 den sonra dışarıya çıkmaya başlıyor. Sabah kadar hemen hemen her yaştan insan mekanlarda eğleniyorlar. Her yerde geceleri canlı müzik var.

Belgrad’da ilk olarak Belgrad Kalesi’ne gittik. Bizanslılar tarafından yapılmış ve Osmanlılar tarafından da büyütülmüş bir kale. Tuna ve Sava’nın tam birleştiği yerde ve tüm ovaya hakim bir görüntü içinde. Kalenin surlarından nehirde giden ro-ro taşımacılığı yapan gemileri izlemek harika. Bizdeki nehirlerin aksine Avrupa’da neredeyse her nehirde  yük taşımacılığı yapılıyor. Nehrin kenarındaki parklarda ve cafelerde oturup bir şeyler içebilirsiniz.

Belgrad Kalesi

Caddelerde, bir zamanlar İstanbul’da da çalışan elektrikli tramvayları da görmek çok hoşuma gitti. Şehirde Osmanlılardan bu güne kadar kalan tek camii ” Bayraklı Camisi “. Ezan okunurken mikrofon kullanılmıyor sadece müezzinin sesiyle okunmaya çalışılıyor. Nedeni malum. Mahalle baskısı, her yerde karşımıza değişik çıkıyor.

En önemli gezilecek yerlerden birisi de Nikola Tesla Müzesi. Alternatif akımın mucidi Sırp asıllı Tesla’nın  adına kurulan bu müzede her türlü teknolojik gelişmelerle ilgili objeleri görmek mümkün. Müze yarım saatte geziliyor.  Tesla, Sırp asıllıydı ama Avusturya vatandaşıydı bu küçük notu da yazımıza ekleyelim.

Belgrad Caddelerinde Tramvaylar

Şehirdeki en ünlü cadde Knez Mihailova Caddesi. İstiklal Caddesi gibi. Gerçi bizim İstiklal Caddesi’nin son hali de ortada ama. En lüks giyim mağazaları, pastaneler, cafeler, dondurmacılar, ne ararsanız burada. Aynı zamanda cadde trafiğe kapalı. Cadde de birden çok genç sokak çalgıcısını da dinlemek ayrı bir zevk.

Yine Belgrad’da ki Skadarlija Caddesi de İstanbul’da ki Kumkapı’ya benziyor. Lokantaların neredeyse bütün masaları karşılıklı cadde de sıralanmış. Her birinde keman, akardiyon, darbuka, gitar çalan müzisyenler, masa masa gezerek müzik yapıyorlar.  Her dilde şarkıyı dinlemek mümkün.

Belgrad Cumhuriyet Meydanı, Taş Meydan, Aziz Sava Katedrali yine eğer giderseniz gezilip görülebilecek yerlerden bir kaçı.

Uzun yıllar Osmanlı egemenliğinde kaldıkları için yemek konusunda bir çok tanıdık yemeğe rast gelebilirsiniz. Yem ve içmede sıkıntı yok. Porsiyonları bol, fiyatlar uygun.

Belgrad – İstanbul THY uçağı  havalandıktan sonra pencereden şöyle bir baktım. Tüm Balkan şehirleri gözümün önünden geçti sırayla. Aslında hepsi birbirine benziyor, her bölgede, her yerde her etnik grup, Boşnağı, Arnavutu, Sırpı, Makedonu, Karadağlısı, Hırvatı, Kosovalısı, aynı şarkılarla oynuyor, aynı yemekleri yiyor, aynı espriyi yapıyor.  Bir sokağın başında camii, sokağın sonunda kilise.Hepsi etle tırnak gibiler. Peki öyleyse paylaşamadıkları  ne ?

Paylaşamadıkları, aç gözlülük; her şey her yer benim olsun, kim güçlüyse diğerine yaşama hakkı tanımak istemiyor. Başta gözü dönmüş yerel  politikacılar, hepsi dar zihniyetli, populist ve faşist düşünce yapısına sahip. Tüm bunların yanı sıra batının ağır abilerinin ortalığı karıştırması.

Oysa o kadar güzel yerler ki; doğa örtüsüyle, nehirleriyle, şehirlerinin küçük ve sevimli olmasıyla, tarihi eserleriyle, medeniyetin geçtiği yerler olmasıyla…

Umarım orada yaşayan halklar bir daha böyle acılar, trajediler, kan ve göz yaşı yaşamaz. Tüm bunları görüp, duyunca, tek cümle söylüyorum:

” Savaşla beslenen tüm politikacılara lanet olsun “.

Mustafa Kemal Atatürk boşa dememiş. ” Yurtta Barış, Dünyada Barış “


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.